
| with Ramon Vargas (tenor) and Graziella Sciutti (soprano) |
Following names received Premio "Città di Varese"
1981 Renata Tebaldi
1982 Giulietta Simionato
1983 Magda Olivero
1984 Gina Cigna
1986 Gianna Galli
1987 Margherita Guglielmi
1989 Corale Giuseppe Verdi di Parma
1990 Rita Orlandi Malaspina
1992 Fedora Barbieri
1993 Leyla Gencer
1994 Denia Mazzola Gavazzeni
1997 Maria Luisa Cioni
1998 Fiorenza Cossotto
1999 Francesca Patané
2000 Luciana Serra
2001 Paola Romanò
2002 Maria Chiara
2004 Lella Cuberli
2006 Barbara Frittoli
2007 Anna Maria Chiuri
2009 Daniela Dessì
2012 Mariella Devia
2014 Dimitra Theodossiou
2016 Eva Mei
2018 Sonia Ganassi
2023 Carmela Remigio
2024 Raina Kabaivanska
![]() |
| Villa Ponti |
Leyla Gencer’e Türkiye’de ilk kez “Saygı Gecesi”:
Ülkem beni hatırladı
DÜNYA
opera tarihine çoktan geçti... Pek çok ülkeden sayısız ödüller, nişanlar aldı.
Birçok kent, birçok sanat kurumu kendisine "Altın Anahtar" teslim
etti... Yeryüzünün bir u cundan ötekine belli başlı tüm sahnelerde
alkışlandı... Kimi ülkeler, her se ferinde geri çevireceği vatandaşlık
teklifinde bulundu... Kendi ülkesi, Türkiye, ilk kez, "La Diva
Turca", yani Leyla Gencer için bir "Saygı Gecesi" düzenledi.
Bu
gecikmiş görevi yerine getiren, İstanbul Devlet Opera ve Balesi.
İstanbul
Devlet Opera ve Balesi'nin yarın akşam (18 Ekim) Atatürk Kültür Merkezi'nin
büyük salonunda gerçekleştireceği Leyla Gencer'e Saygı Gecesi’ni beklerken biz
onunla Nişantaşı'ndaki evinde sohbet ediyoruz.
"Bu
saygı gecesini yalnız kendime yönelik görmüyorum: Bu, operayı, sanatı,
sanatçıyı onurlandırmak... Bu geceyi nasıl heyecanla hazırladıklarını
izliyorum, elbet seviniyorum... Türkiye'de ilk kez oluyor... Ama Türkiye hep
böyle değildi. Hatırlıyorum; 1950'lerde bütün meslektaşlarımla birlikte eller
üzerin de tutulur, müthiş itibar görürdük. Türkiye'yi ziyaret eden devlet
başkanlarına, devlet adamlarına biz takdim edilir, biz baş köşelere
oturtulurduk..."
Acaba
o zamanlar, gepegenç bir kadınken de böyle kraliçe edası var mıydı? Hiç kuşkum
yok, mutlak vardı... Dinliyorum:
"Rahmetli
Celal Bayar, Ben, sizi sefir yapacağım, sizi kültür bakanı yapacağım' der
dururdu. Yani öylesine kıymet verilirdi sanatçıya... 60’tan sonra ben İtalya’daydım
ama her Türkiye'ye gelişimde gördüm ki gerçek sanatçılar tam üvey evlat durumun
da... Değerlendirmeler çok değişti. Birkaç yıl önce Ankara'da Devlet Başkanı ve
Başbakan'ın sanatçılara verdiği bir suareye gitmiştim, beni kimse tanımadı, bir
kenarda kalıverdim (Evren ve Özal'ın davetinden)
[……….]
Şu
günlerde "devlet adamları" yine şaşırtıverdi Leyla Gencer'i. Ama bu
kez olumlu yönde...
"İstanbul
Operası'nda seminer vermek için buraya geldiğimin ertesi günü telefon:
Başbakanlık'tan arıyorlar. Tansu Çiller Amerika seyahatine beni davet ediyor.
Önce şaşırdım, sonra sevindim. Bu ne değişiklik! Ama maalesef kabul edemedim.
Hem seminer var hem de bu saygı gecesi. Bir yıl önceden kararlaştırılmış. Ben
söz verdim mi tutarım... Üzülerek bu daveti kabul edemedim. Ama başka bir fırsatta
seve seve, gururla vazifemi yaparım".
"Tansu
Çiller Başbakan olunca çok sevindim. İtalya’da bütün entelektüeller çok
etkilendi, Müslüman ülkede kadın başbakan diye. Bilirsin ben ilericiyim, ama
öyle koyu feminist değilim. Yine de çok sevindim. Bir telgraf çekip kutlamayı
düşündüm. Ama, nasılsa beni tanımaz diye vazgeçtim. Meğer tanıyormuş..."
"Bu
sefer, birçok ilkler yaşıyorum. Başka ülkelerde olmuştu ama Türkiye'de ilk defa
saygı gecesi, ilk defa Başbakan beni davet ediyor, ilk defa Cemal Reşit Rey
Salonu'nda Aydın Gün bütün şan resitallerini be nim adıma sunuyor... Ne çok ilk
defa... Ülkem beni hatırladı... Ne dersin ölecek miyim... Sonum geldi
galiba..."
Bunları
söylerken, her zamanki kraliçe, tanrıça ya da diva değil de yaramaz çocuk
havasında: İçinden gülüp eğleniyor gibi. Yoksa intikam mı alıyor?.. Hani tam
zirvede olduğu sırada "kontratınız feshedilmiştir" telgrafıyla Ankara
Operası'ndan atıldığı günün intikamını... (1958’deydi) ... Ona "Devlet
Sanatçısı" unvanını versek mi, vermesek mi diye tam 17 yıl süren
tartışmanın intikamını...Artık opera temsillerine çıkmadığına, konser, resital
vermediğine göre özlemiyor mu bütün o şaşaayı, alkışları, sahneye yağan
çiçekleri?
"Hayır
hiç özlemiyorum, aramıyorum."
Çok
kesin, net geldi yanıt:
"Benim
inişe tahammülüm yok. Her zaman mükemmeliyetçi oldum. Mükemmel olmayacaksam
sahneye çıkmam dedim... Hem her şeyin bir zamanı var. Perde açılıncaya kadar
çektiğim o korkuyu, o stresi, o işken… [……….]
Cemiyete
faydalı olmayı sürdürüyorum. Seminerler, konferanslar, jüri toplantıları,
uluslararası yarışmalar, ileriye bakıyorum, gençlerle ilgileniyorum, onları
yetiştiriyorum. Ben zaten hep ileriye dönük bir insandım... Aldığım mektupların
çoğu gençlerden. Beni arayıp bulan onlar, sokakta yolumu kesen onlar... Beni
hayatlarında sahnede görmemişler, ama ortalıkta dolaşan 60 kadar plaktan,
CD'lerden beni tanıyorlar."
"Hayır,
ben İtalya’da da öyle her gelene özel ders vermem. Ancak meslek yapmış ünlü
sanatçılara ders veririm. Diyelim, şu ya da bu operada başrol almış, role
hazırlanmış ama “perfection” için bana gelmiş... Dünyanın her yerinden
gelirler. Öyle saat başına değil, opera başına para alırım. Çalışmamız ne kadar
sürerse sürsün, fark etmez."
Ya
"öteki" gençler?
"Doğrusu
Madonna ya da Michael Jackson'in müziği, pek benim sevebileceğim müzik değil
ama anlamaya çalışıyorum. Anladığıma göre müziklerinden çok showları var. Ben
ona show değil, göz boyamacılığı derim. Paris'te Lido ya da Folies Bergeres
showları da çok güzeldi ama modası geçti. Bunların da geçer."
"Yalnız
anlamadığım bir şey var: Günlerce bütün gazeteler Madonna yazdı. Konserde 50
bin kişi varmış. Aynı günlerde Ankara'da Hipodrom'da Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrası Carmina Burana'yı seslendirdi, orada da 50 bin kişi vardı ve
gazeteler bundan tek satır söz etmedi. Ben bundan bir şey anlamadım. Yani
Madonna mı çok iyi, gazeteler mi çok kötü, anlayamadım."
Konuyu
değiştirelim. İstanbul’daki çalışmalar nasıl gidiyor?
"İstanbul
Devlet Operası'nda bu yıl ikinci seminerim. Rossini'nin İtalya'da Bir Türk'
operasını hazırlıyoruz. Gençlerden çok memnunum, canla başla
çalışıyorlar..."
Seminerler
çok iyi de seminerden eve dönüş felaket!
"Ne
olmuş bu İstanbul’a böyle! Operadan, yani Taksim'den eve, Nişantaşı'na dönmek
tam bir saat sürüyor. Trafik korkunç. Yürümek ise imkânsız. Bütün yollar delik
deşik. Böyle sokaklar Afrika'da bile yok! Gaz kokusundan, pislikten, çöpten,
mikroptan geçilmiyor. Yok mu bu şehrin Valisi, Belediye Başkanı, trafik uzmanı!
Üzülerek söylüyorum çöle dönmüş İstanbul çöle! Cahil ve görmemişlerin elinde
kalmış güzelim şehir!"
Şimdi
de karşımda bir volkan! …. [……….]
Tıklım
tıklım dolu. İleri bir adım ve bu büyük ilgi çok sevindirici... Operamızda
üzücü taraf, konservatuvarı bitiren operaya giriyor ve ölünceye kadar ya da
emekli oluncaya kadar operada kalıyor. Tıpkı memur gibi. Önce bu memur
zihniyeti ortadan kalkmalı. Dünyanın hiçbir yerinde bu yok. Kim değerliyse o
kalır. Solistler için de koro için de böyle olmalı. Opera rekabet ortamında
gelişir. Bir yarıştır. İyi olmayan gider başka işe girer ya da evinde yemek
pişirir. Bir kez operaya girdi diye ilelebet kalamaz. Bu yüzden opera
bütçesinin yüzde 90'1 kadronun maaşlarına gidiyor, başka şeylere, kültürler
arası değiş to kuşa para kalmıyor."
Leyla
Gencer yaşamını hem Milano’da hem İstanbul’da sürdürüyor. Ama sanki bundan
sonra onu daha İstanbul’da görecekmişiz gibi geliyor bana, yanılıyor muyum?
Sessizlik...
Hüzün...
"İbo'cum,
burada olduğu için, sık sık geliyorum... O öyle istemişti: İstanbul’da gömülmek
istemişti..." "İbo'cum", yani Leyla Gencer'in geçen yıl
yitirdiği biricik, sevgili eşi İbrahim Gencer.
"Asıl
en çok neye üzülüyorum biliyor musun, yarın akşam onun olmayışına. En çok o
sevinecekti, en çok o gurur duyacaktı..."
Sessizliği,
hüznü dağıtmayalım: Ne dersiniz, Türkiye'den başka bir Leyla Gencer çıkar mı,
çıkacak mı?
"Çıkacak.
İnanıyorum, çıkacak! Ama ismini söyleyemem! Nazar değer, engellemeye
kalkarlar... İnanıyorum, biliyorum ki çıkacak!"
Biraz
önce hüzün egemenken, "ama ben her zaman çok sevilmeye muhtacım" der
gibiydi gözleri. Ama … [……….]
![]() |
| with President of Republic, Süleyman Demirel |
![]() |
with Fikri Sağlar (Minister of Culture), Cüneyt Gökçer (former State Theater Director) and his wife Ayten Gökçer (actor) |
SCA FOUNDATION MUSICAL EVENTS
Vakfımızın
yetkili kurulları, "1994 yılı Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası’nın sayın
Leyla Gencer'e verilmesini kararlaştırdı. Böylece onur ödülü ilk kez bir
yorumcu müzikçimize, bir seslendiricimize tevcih edilmiş oluyor. Bu
yorumcumuzun Leyla Gencer oluşu bir rastlantı değil.
![]() |
| Leyla Gencer (President), Mehmet Şuhubi (Vice President), Asuman Bayram (IFCA Accountant) |
![]() |
| with Şakir Eczacıbaşı, President of Istanbul Foundation for Culture and Arts (IFCA) |
![]() |
| with Mehmet Şuhubi, Melih Fereli OBE (General Manager of IFCA) and Şakir Eczacıbaşı, President of Istanbul Foundation for Culture and Arts (IFCA) |
![]() |
| IFCA Headquarter |
![]() |
| with Yekta Kara and E.Nilgün Mirze (Head of Corporate Functions of IFCA) at the reception |
Statues of Historic Figures
Bronze statue of formally dressed life size Leyla Gencer is located in front of Ankara Opera House (Atatürk Blv./Ave., Ankara). It is placed on stone pedestal with marble plaque with Turkish inscription.
![]() |
| with Zeynep Oral (writer), Süleyman Demirel (President of the Republic), Fikri Sağlar (Minister of Culture) |
She received a commemoration medal.
1998
![]() |
| Gencer during the ceremony, Barcelona Photo © ANTONI BOFILL, Barcelona |













































































