![]() |
| with IFCA President Şakir Eczacıbaşı |
![]() |
| with IFCA President Şakir Eczacıbaşı |
![]() |
| with IFCA President Mr. Şakir Eczacıbaşı |
![]() |
| with Yelda Kodallı (soprano) |
![]() |
| with IFCA President Şakir Eczacıbaşı and Ayla Erduran (violin) |
Onları bir arada görünce...
Ayla
Erduran, Ayşegül Sarıca, Bülent Evcil, Efe Baltacıgil, Ferhan ve Ferzan Önder,
Gülsin Onay, Hüseyin Sermet, Muhiddin Demiriz, Suna Kan, Şefika Kutluer, Yelda
Kodallı ...
![]() |
| with Franca Cella |
![]() |
| with Licia Albenese, Fedora Barbieri, Anna Moffo |
![]() |
| with Charles Handelman |
![]() |
| with a fan |
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Leyla Gencer'e "Puccini Onur Ödülü"...
Opera
dünyasının en önemli ödüllerinden biri olan Licia Albanese "Puccini Onur
Ödülü" Leyla Gencer'e verilecek. 2 Kasım’da New York'daki ünlü Lincoln
Center 'da yapılacak törende sanatçı ödülünü alacak.
Teşekkürler
Leyla Gencer.
Ocurrió el sábado pasado en Nueva York, a primera hora de la tarde. Un concierto benéfico para anunciar los ganadores de cierta competición internacional para nuevas voces líricas, que resultó más atractivo por las ilustres presencias prometidas en el cartel colocado frente al teatro, en la vereda del Lincoln Center, que por la posibilidad de escuchar a los triunfadores o asistir luego a la comida y baile de gala antes de que se ponga el sol.
Figuras fundamentales en el mundo de la ópera de medio siglo atrás que pocos hubieran imaginado todavía capaces, no ya de seguir siendo fascinantes aún sentadas en una butaca, sino de permanecer en el mundo de los vivos y atreverse a salir de sus refugios en un otoño muy frío. El recital estuvo dedicado al centenario de Jan Kiepura, que no está más desde 1966, aunque sí su legendaria viuda y compañera en tantas operetas, Martha Eggerth (90), una de los invitados especiales, junto a héroes de memorables noches en el Met como Licia Albanese (89), Robert Merrill (83) o Lucine Amara (75).
Inevitablemente, Anna Moffo (alguien, algún día, revelará la edad de esta Joan Collins del bel canto) anduvo por ahí, pero sin desplazar a la presentadora oficial, la querida Patrice Munsel (88), que condujo la entrega de unos trofeos a la trayectoria de artistas cuya sola mención inspira respeto y cierta nostalgia por una sinceridad para atarse a ciertos roles que parece perdida: Fedora Barbieri (88), Leyla Gencer (78), Cornell MacNeil (80) y la mucho más joven pero también eterna Teresa Berganza, entre otros.
Opera News - Licia Albanese, 105, Italian Soprano Who
Brought ...
CUMHURİYET
DAILY NEWSPAPER
Leyla Gencer'in geniş bir yelpazeye yayılan sesi, Milano'dan İstanbul'a telefondan ulaşan sesi, biraz telaşlı, biraz endişeli, çokça da heyecanlıydı... Her zamanki buyurgan tonlamadan çok, sorgulayan bir tonlaması vardı: "Ne yani... Şimdi elden ele paralarda mı dolaşacak resmim..." diyordu... Ben de açıklamaya çalışıyordum.
Şu son günlerde öğrendiklerimi, öğrendikçe önümde yeni sayfalar açılan bir alanı, koleksiyoncuların herhalde çok yakından izledikleri, ancak benim bugüne dek bilmediklerimi ona anlatıyordum.
Darphane "Bin Yılın Türkleri" başlıklı hatıra paraları çıkarıyordu. Bu serinin ilk beşi geçen yıl çıkmıştı. Şimdi serinin ikinci beşlisi çıkacaktı. Ve bunlardan biri Leyla Gencer'di.
Sevgili Leyla Gencer'e önce bunun her gün kullandığımız ve hızla eriyen metal paralarla değil, çok özel hatıra paralarla ilgili olduğunu anlatmakla işe başladım.
Sıra geldi hatıra paraya basılacak fotoğrafın seçimine...
Ama ona geçmeden önce, bu alanın benim gibi yabancısı olanlara biraz bilgi...
"Bin Yılın Türkleri" hatıra paralarından ilk çıkanlar, Atatürk, Mevlâna, Mimar Sinan, Koca Yusuf ve Cahit Arf paralarıydı. Şimdi çıkacak ve iki ay içinde tamamlanacak olanlar ise Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, İsmet İnönü, (şimdi sıkı durun) Nazım Hikmet ve Leyla Gencer'di.
Seçimi kim mi yapmıştı?
Darphane Genel Müdürü Tuğrul Bilen Ünal... Onunla konuştukça, içimden "bu adam müthiş, dilerim başına bir iş gelmez" demekten kendimi alamıyordum. Yalnız isabetli seçim için değil, görevde olduğu üç buçuk yılda gerçekleştirdikleri için de...
Örneğin daha önce gerçekleştirdiği özel hatıra paraları arasında "Cumhuriyet- Kadın ilkleri" serisi var Sabiha Gökçer le başlayan Süreyya Ağaoğlu ve Süreyya Ayhan'la sürecek olan... 1935’teki eski paraların gümüş kalıplı tıpkı basımları...İlk meclisteki 18 kadın milletvekilli hatıra paraları... 1935 setine özellikle yurtdışından büyük ilgi varmış. Bu hatıra paralarına eşlik eden tanıtım kitapçıkları var. O yıllarda olup bitenleri tanıtan açıklayan... Örneğin nüfus 16 milyon ve mecliste 18 kadın milletvekili var... (Tüm kadın kuruluşları, feministler, Darphane'nin bu faaliyetlerinden haberdar değil sanırım, ilgilenmekte yarar var...)
Bunların yanı sıra para formunda olmayan çeşitli ürünler de sundu şu son üç yılda Darphane. Kalemler, kutular, kâğıt ağırlıkları, hatıra paralı köstekli saatler, kol saatleri vb... Tümünü Darphane'nin satış mağazasında ya da web sitesinde görebilirsiniz. www.darphane.gov.tr daha birçok konuda insanı bilgilendiriyor.) Bunlarla hem yurt dışında hem yurt içinde çeşitli para fuarlarına ve sergilere, mücevher, takı, saat fuarlarına katılıyoruz.
"Bin yılın Türkleri" serisindeki hatıra paralar 999 ayar gümüş,38.61 mm. Çapında, bir ons (31,47 gram) ağırlığında ... Atatürk portreli olanın formu ve malzemesi ötekilerden farklı. Bronz üzerine beyaz altın işlemeli ...
Tarihçilere göre Osmanlı İmparatorluğunun ilk üç devlet iktisadi kuruluşundan biri, hazine için gerekli paraları basan Darphane. Öteki ikisi savaş topları döken Tophane ve savaş gemileri yapan Tersane.
Türk Darphanesinin kuruluş tarihi olarak, Fatih Sultan Mehmet'in kendi adına bastırdığı ilk Türk altınının basılış tarihi olan 1467 kabul ediliyor. O tarihten sonra Bursa, Edirne, Amasya, Erzurum, Konya vb. gibi birçok şehirde, Sofya, Şam, Bağdat, Mısır, Tunus, Cezayir gibi birçok yörede Osmanlı parası basılıyor.
1843’ten sonra ise para basımı yalnızca İstanbul'da, öteki darphanelerin faaliyetlerine son veriliyor... 1923’te Darphane, Topkapı Sarayı'nın yanındaki yerine taşınıyor. 1967'den bu yana ise İstanbul'da Yıldız- Beşiktaş'taki mekanına yerleşiyor.
15. Yüzyıldan günümüze uzayan zincirin halkalarından birinde, Leyla Gencer'in dramatik soprano sesi, acaba hangi fotoğrafı seçsek diye soruyordu. Onu mu, bunu mu? O çok eski, bu çok yeni, o profilden, bu cepheden diye biz konuşup dururken, Tuğrul Bilen Ünal, yine en isabetli seçimi çoktan yapmıştı. Heykeltıraşlar hem Leyla Gencer hem Nazım Hikmet portreleri üzerinde çalışıyorlardı bile. Önümüzdeki bir iki ay içinde "Bin Yılın Türkleri" serisinin ikinci beşlisi de ortaya çıkacaktı.
Bu haberi aldım alalı hem içimde hem dışımda havalar çok güzeldi!
Leyla Gencer is one of the greatest artists of our times. The uncommon beauty of her voice and her rendition of a vast and diverse repertoire indisputably puts her to very front, as the prima donna of the opera world.
I am very happy to have had the opportunity of working with her in the production of many operas from Verdi’s to Spontini’s, the musical and dramatic structure of which continue to survive in memories.
I say a heart- felt “congratulations” to Leyla Gencer whom I have had the privilege to pursue a close contact during her illustrious career. (Riccardo Muti, 2005)
![]() |
| Villa Caruso - Bellosguardo |
CUMHURİYET
DAILY NEWSPAPER
Floransa’ya hareket etmeden önce Milano’da Leyla Gencer’i aradım. (İtalya topraklarına ondan habersiz ayak basmama çok kızar.) Floransa’ya gideceğimi söyleyince, “Çok sevindim ama, keşke zahmet etmeseydin cicim,” deyiverdi…
Durdum … Yanlış anlaşma var… Yeniden başladım:
“Milano’ya değil, Floransa’ya… Fazıl Say konseri için…” diye anlatmaya çalışırken ben; o cümlesini tamamladı: “Zaten böyle ödülleri bana hep veriyorlar…”
???
Sonunda telefonda aynı anda değil, karşılıklı, sırayla konuşmayı başardık! Bu kez heyecandan yerinde duramayan bendim.
Olay şu: 2007 Enrico Caruso Ödülü Leyla Gencer’e verildi! (Dünyanın her yerinde birinci sayfa haberi olacak bu olaydan bizde kimsenin haberi yok!) Ödül töreni Floransa’da Enrico Caruso’nun yaşadığı malikanenin bahçesinde 30 Haziran’da. Fazıl Say konseriyle ayni günde!
(Heyyyyyy! Politikacılar uyanın! Türkiye, sanatçılarıyla çoktan AB’nin doruklarında, siz daha birbirinizi yemeye bakın!)
Gelmiş geçmiş en büyük tenorlardan Enrico Caruso (1873-1921) adına konan ödülü almak üzere Leyla Gencer de Floransa’da.
Kentin en baba yerlerindeki afişlerden duyuruluyor olay. “Premio Caruso 2007”nin “Bel Canto’nun dünyadaki eşsiz sefiresi, büyük soprano Leyla Gencer”e verildiği açıklanıyor…
Bundan aylar önce Fazıl Say’ın “Maggio Musicale Fiorentino” festivalinde konser vereceğini öğrendiğimde, aklıma gelen ilk isim Leyla Gencer olmuştu.
Onun meslek yaşamında Floransa’nın ve bu festivalin önemli bir yeri vardı.
Leyla Gencer’in İtalya’ya adım atmasından kısa bir süre sonra, Maggio Müzik Festivali’nin kurucusu ünlü orkestra şefi Vittorio Gui ona Verdi’nin “La Battaglia di Legnano” operasında baş rol teklif ediyordu. Çok geçmeden başka şefler, başka roller…
“Maggio Musicale Fiorentino” festivalinde Leyla Gencer’in başrollerini oynadığı / söylediği operaların bir bölümü şunlar: Verdi’nin “La Battaglia di Legnano”, “Macbeth” ve “Atilla”; Donizetti’nin “Maria Stuarda” ve “Lucrezia Borgia”; Gluck’un “Alceste”; Spontini’nin “Agnes di Hohenstaufen” … Ayrıca birçok resitalle de katıldı festivale. Festivalin odağı olan Teatro Comunale onun neredeyse ikinci evi oldu.
Özellikle 1959- 79 yılları arasında Leyla Gencer, “Maggio Musicale Fiorentino” festivalinin gözbebeğidir, bugünkü deyişle “Star”ıdır… Nedenine gelince, festival özellikle klasiklerin yeni yorumlarına ve unutulmuş, yok sayılmış eserlere açıktır ya, işte “Donizetti Rönesansı”na imza atmış Leyla Gencer, onlar için bulunmaz bir değerdir.
Ünlü Şef Riccardo Muti’yle konuştuğumda şöyle demişti: “Çok gençken, henüz orkestra şefi olacağımı bilmiyordum. Bir kez Leyla’yı televizyonda izledim ve her gece rüyalarıma girmeye başladı. Orkestra şefliğimin ilk yıllarında hep onunla çalışmayı düşledim. Sonunda düşüm gerçekleşti. İlk kez 70’te ‘Attila’ operasında, sonra Agnese ve Macbeth’de onunla çalıştım. Onunla çalışmak kolay değildi. Ne istediğini çok iyi bilir ve şefe de ecel terleri döktürür. Ama onunla çalışmayı hiçbir şeye değişmem…”
Sözünü ettiği üç opera da “Maggio Musicale Fiorentino” festivalinde yer aldı.
Yine Leyla Gencer’in şef Pradelli’yle büyük kavgası (kavga iki sözcüğün nasıl söyleneceğinden çıkmıştı) ve provada, “Öyleyse ben oynamıyorum, kendinize başka bir Maria Stuarda bulun” deyip, tiyatroyu terk etmesi de bu festivaldeydi.
Onun deyişiyle, “ha deyince, kapı arkasında bir Maria Stuarda bulamazlar ki…
Her gün oynanan repertuar operası değil bu, bir asırdır oynanmamış, çaresiz yine bana geldiler...” … Ve kendi istediği gibi söylemek koşuluyla, geri dönmüştü.
“Maggio Musicale Fiorentino” … Floransa, hiç bitmeyen baharı, tükenmeyen müziği yaşıyor… Leyla Gencer’den Fazıl Say’a bayrak yarışı sürüyor…
SABAH DAILY NEWSPAPER
Dünyanın "La Diva Turca'' diye alkışladığı, geçen yıl hayatını kaybeden 20'nci yüzyılın en büyük opera sanatçılarından biri olarak kabul edilen Leyla Gencer'in heykeli yapılacak. Beşiktaş Belediyesi'nin başlattığı heykelin yapımı için düzenlenen tasarım yarışması, tüm heykeltıraşlara açık olacak. Yarışmanın jürisinde Marmara Üniversitesi ve Mimar Sinan Üniversitesi'nden akademisyenler yer alacak.
Beşiktaş Belediyesi, "La Diva Turca" olarak anılan ve geçen yıl ölen opera sanatçımız Leyla Gencer anısına dikilecek heykel için tasarım yarışması açtı.
Beşiktaş Belediyesi, dünyanın ''La Diva Turca'' olarak alkışladığı ve geçen yıl ölen Leyla Gencer anısına dikilecek heykel için tasarım yarışması açtı.
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Leyla Gencer anısına hazırlanacak heykeli Fulya Süleyman Seba Tesisleri önündeki yeşil alana dikmeyi planladıklarını belirtti.
Yarışma jürisinde bulunan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Rahmi Aksungur da sanatın toplum için önemli olduğuna işaret ederek, bir toplumun kültür ve sanatla ilerleyeceğini söyledi.
Yarışma
Leyla Gencer anısı dikilecek heykel için düzenlenen tasarım yarışmasının jürisinde Prof. Aksungur'un yanı sıra Prof. Dr. Vedat Somay, Prof. Nilay Büyükişleyen, Prof. Dr. Ferit Özşen, ve Prof. Dr. Zekai Görgülü yer alıyor.
SUMMER B PLUS MAGAZINE
SABAH DAILY NEWSPAPER
Opera tarihinin en büyük isimlerinden biri sayılan ve dünyada ''La diva Turca'' olarak tanınan soprano Leyla Gencer'in Karabük'ün Safranbolu ilçesindeki büstü, düzenlenen törenle Yörük köyüne taşındı.
Safranbolu Kaymakamı Gökhan Azcan, Yörük köyündeki törende yaptığı konuşmada, Leyla Gencer'i Anma ve Sanat Günleri kapsamında düzenledikleri etkinlikler kapsamında daha önce Gül Evi'nde açtıkları sanatçının büstünü şimdi köyüne taşıdıklarını söyledi.
Dünya opera tarihinin en büyük sopranolarından Gencer'in, Safranbolu'dan çıkmış olmasından gurur duyduklarını anlatan Azcan, şöyle dedi:
SABAH DAILY NEWSPAPER
Leyla Gencer turizmi
20. yüzyılın önemli sopranolarından Leyla Gencer’in baba ocağı Karabük’ün Safranbolu ilçesindeki Yörük Köyü, turizmde önemli bir destinasyon haline gelecek
Presented by Académie du Disque Lyrique
| Pervin Çakar, soprano |
La soirée aurait pu être laborieuse sans les interludes musicaux et la présence charismatique de Jordi Savall à la fin de la cérémonie. Le maître de la musique baroque a témoigné de ses quarante-sept années passées avec sa muse Montserrat Figueras, cantatrice à l’humanisme éclairé, touchée par la grâce, délicate et inspirée, disparue en 2011. Montserrat Figueras, le timbre le plus pur du répertoire de musique ancienne et, de toute évidence, la voix de l’émotion… Rosa Ferreira Opéra Bastille, 14 mai 2012.
CUMHURİYET
DAILY NEWSPAPER
Soruyu tekrarlatmadım, Paris'e vardım!
Ama önce kısa bir geriye dönüş:
"Academie du Disque Lyrique" Fransa'nın köklü müzik kuruluşlarından biri. Yıllardır opera ve şan dünyasındaki plakları, kayıtları, başarılı çıkışları çok geniş bir yelpazeye yayılan "Altın Orfe Ödülü"yle ödüllendiriyor.
Altın Orfe Ödülleri, gelmiş geçmiş büyük sanatçıların adlarını taşıyor. (Toscanini Ödülü, Karajan Ödülü, Charles Münch Ödülü vs.) Geçen yıl akademi, aldığı bir kararla, bundan böyle her yıl, bir de "Leyla Gencer Büyük Ödülü" (Le Grand Orphée d'Or Leyla Gencer) vereceğini açıkladı. Bu kararda iki insanın önemli rolü var: Pierre Bergé ve Stephane Blet.
Pierre Bergé sanat tutkunu iş adamı, mesen, Opera Bastille ve Paris Ulusal Operası'nın başkanlığını yapmış, François Mitterand'ın yakın dostu, Sosyalist Parti destekçisi, kendini toplumsal sorumluluğa adamış, ortağı, arkadaşı ile Yves Saint Laurent'la adlarını taşıyan müze ve vakfın kurucusu... Halen bunların ve nice sanat kuruluşunun ve de akademinin onursal başkanı... Ayrıca Leyla Gencer hayranı...
Stephane Blet, ünlü bir piyanist ve besteci. Onu Türkiye'de İdil Biret'le verdiği konserlerden tanıyabilirsiniz. Tam bir Türkiye hayranı, "Türk Rapsodileri" besteliyor ve bunları dünyanın her yerinde verdiği konserlerde çalıyor. (24 Mayıs'ta İstanbul'da Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde konseri var, meraklılar kaçırmasın!)
Stephane Blet, "Ödül Program" dergisine yazdığı yazıda, "20. yüzyılın en büyüleyici, efsanevi sanatçısının anısına adil davranmak için bu ödülü sürekli kıldıklarını" açıklıyor; aynı zamanda "Türkiye gibi büyük bir ülkeye bir çeşit kültürel dayanışma" selamı verdiklerini vurguluyordu.
Sahnede övgü seli
Paris'te Bastille Meydanı. Birkaç gün önce Hollande'ın zaferiyle, yani daha adil, daha eşitlikçi, daha özgür, daha ilkeli bir dünya umudunun sevinciyle dolup taşmıştı bu meydan. Şimdi ortalıkta o sevinç ve umuda denk düşen bir aydınlık vardı. Tören akşamüstü 17.30'da başlayacaktı. Opera Bastille'in 3 bin kişilik büyük salonunda değil, 300 kişilik Olivier Messiaen Salonu'ndaydı.
Altın Orfe Ödülleri'nin jürisi, çoğu Fransız, uluslararası 23 müzik uzmandan oluşuyordu. Kayıtları dinleyerek, seyrederek seçim yapmışlardı.
Ödül töreni başladığında, benim gözlerim dolu salonda hâlâ Pervin Çakar'ı arıyor ve bir türlü bulamıyordu! (Eyvah ya gelmediyse?!)
Farklı alanlarda tam 30 ödül verilecekti. Burada tüm bu ödülleri sıralamaya olanağım ve yerim yok. Ödüller arasında birkaç mini konser vardı...
Leyla Gencer Büyük Ödülü, 13. sıradaydı. Pierre Bergé ve Stephane Blet birlikte kürsüye geldiler. Pervin Çakar'ı, UNESCO Daimî Temsilcimiz Büyükelçi Gürcan Türkoğlu'nu ve beni sahneye çağırdılar.
Önce Pierre Bergé, Leyla Gencer'e hayranlığını en şairane biçimde dile getirdi. (Törenin en uzun konuşmasıydı!) Ardından Stephane Blet, Gencer'in gençleri destekleme misyonunu, Pervin Çakar'ın yaptığı başarılı çıkışını anlattı. İki konuşmacı da "yakında Fransa'da Fransızca okunabilecek" Leyla Gencer kitabım için (burada tekrarlamaktan utanacağım) güzel şeyler söylediler.
Pervin Çakır'ın heyecanı
Pervin Çakır'a ödülü verip onu kucaklarken, heyecandan tir tir titrediğini hissedebiliyordum. Aynı heyecanla akademiye İngilizce teşekkür ederken, ilk iş Fransızca öğreneceğine söz vererek, büyük sempati topladı! Ben akademiye ödülün adı ve sürekliliği için teşekkür ederken, sevgili divamızın mutlak bizi izlediğini ve belki de "abartmayın, ben bir şey yapmadım ki" dediğini duyar gibi olduğumu vurguladım!
Tören ve töreni izleyen davet boyunca Pervin Çakar'ın yükselişini düşündüm: Mardin'in bir köyünde doğup (1981) Diyarbakır Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'ne, oradan Ankara'ya ve İtalya'nın Ancona şehrine uzanan bir serüven... Garsonluktan, Leyla Gencer Ödülü'ne muhteşem bir öykü... (Bu öyküyü daha önce anlattığımdan tekrarlamıyorum. Bakınız: 29 Ağustos 2010, Cumhuriyet)
Bu yaz, Pervin İrlanda'da Lismore Festivali'nde "Sevil Berberi" (Rosina rolü) ve İtalya'da Macerata Festivali'nde "Carmen"de (Frasquita rolünde) oynayacak. Sonra da 6 Eylül'de Modena'da Pavarotti Vakfı'nın düzenlediği Pavarotti yıldönümü konserinde sahneye çıkacak...
Yolun açık olsun Pervin Çakar! Nice nice başarılara!
2014.06.02
Bu sabah sanki farklı bir dünyaya gözlerimi açtım. Hani şair “Bugün pazar/ Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar” der ya… İşte biraz öyle bir duygu içindeyim. “Bu anda ne düşmek dalgalara, / Bu anda ne kavga ne hürriyet ne karım. / Toprak, güneş ve ben / Bahtiyarım.”
Bu sabah (sizlere göre dün sabah) bu yazıyı yazarken ne cumhurbaşkanı seçimleri ne adaylar ne adaylar üzerinden sürdürülen kavgalar ne de Türkiye’nin bin bir sorunu… Şu anda sadece ve sadece Leyla Gencer’in o muhteşem sesi ve ben, bahtiyarız…
Bahtiyarlığıma katkıda bulunan birkaç şey daha var: Gözlerimin önünde uzanan Paris görüntüsü, pencereden baktığımda gördüğüm Eyfel Kulesi, insanı baştan çıkaran bir Paris güneşi ve hafif bir yaz rüzgârı… Paris’te bir arkadaşımın evindeyim. Evi o müthiş dramatik ses dolduruyor ve Verdi aryalarıyla pencereden dışarı, rüzgâra takılıp kente yayılıyor. O sesle birlikte, Leyla Gencer’le yaşadığım binlerce an ve anı gelip içime yerleşiyor… Arada gözlerimi yazıdan koparıp masanın üzerinde duran kadife kutu içindeki ödüle bakıyorum…
Ödül o sese
Dün akşam verdiler bu ödülü bana. Ama bence bana değil, o sese, Leyla Gencer’in sesine verdiler. (Zaten onun için bu yazıyı bu kadar rahat yazıyorum.) Sarı pirinç plaketin üzerinde Orfeus antik çalgı lirini çalıyor. Üzerinde “Orphé” d’Or” (Altın Orfe)- “Académie du Disque Lyrique” (Lirik Plak Akademisi) yazıyor.
Fransa’nın ünlü meseni Pierre Bergé’nin başında bulunduğu bu kuruluş her yıl opera sanatının her alanına ödüller veriyor. Bu yıl “Ses kaydı içeren kitaplar” diye bir kategori açtılar ve özel bir ödülü benim Fransa’da geçen ay piyasaya çıkan, içinde bir de CD kaydı bulunan “Leyla Gencer” kitabıma ve Leyla Gencer kaydına verdiler (Bleu Nuit Yayınevi).
Gertrude Durusoy’un Türkçeden Fransızcaya çevirdiği kitabı 20 yıl önce yazmıştım. Kendi ülkemde çeşitli yayınevlerinden sonra (halen Cumhuriyet Kitap sürdürüyor yayınlamayı) İngilizce ve İtalyanca baskılarda da içine CD koymayı isteyen ve düşünen çok olmuştu ama bunu kimse başaramamıştı.
Bunu ilk kez Fransa’daki yayınevi başardı. Gencer’in sahneden çekilmiş 50-60 yıl önceki kayıtlarını bulup, bunları titizlikle temizleyip, sadece Verdi aryalarından (hem de en ünlülerinden oluşan) yeni bir plak, bir CD gerçekleştirip kitaba koydu. Kitabımı 20 yıl sonra da olsa Leyla Gencer’in sesi eşliğinde okumak inanın çok farklı. Sevgili okurlar başlıkta “Leyla Gencer fethetmeyi sürdürüyor hâlâ...” demem boşuna değil. Bu bir gerçek…
Leyla Gencer’in sesine, varlığına adadığım ödülü kutusuna koyup, çantama atmalı ve Türkiye uçağına yetişmek üzere yola çıkmalıyım. Ödül töreninin ayrıntılarını yarına bırakıyorum.


























































