ÖZLEM ERTAN
Leyla
Gencer'in odasında
İstiklal
Caddesi üzerindeki Borusan Müzik Evi'ne uğradığınızda, yıllar öncesinden gelen
bir soprano sessi sizi karşılayacak. Kapıda şöyle bir durup sese kulak
kabartacaksınız. Sonra da o koyu ve duygulu sesin peşinden içeri gireceksiniz.
Borusan Müzik Evi'nin alt katına yerleştirilmiş bir odada, Leyla Gencer’in odasında
saygıyla yürüyeceksiniz.
Türkiye'de
doğup büyüyen, eğitim alan ve sonrasında gittiği İtalya'da, opera alanında
unutulmaz başarılar kazanan Soprano Leyla Gencer’in oturduğu koltuğa, okuduğu
kitaplara, dokunduğu sehpaya, giydiği kıyafetlere, çaldığı piyanoya bakarken
geçmişin loş tünelinde gezineceksiniz. Bu sırada Leyla Gencer, İtalyan Besteci
Giuseppe Verdi’nin “Aida” operasından Aida’nın aryasını seslendirecek. Sesi,
sergi salonuna yerleştirilmiş hoparlörlerden çıkıp içinize ferahlık verecek.
On
yıl önce, 2008’in mayıs ayında kaybettiğimiz Leyla Gencer’in eşyalarının yerleştirildiği
sergi salonunda yürürken, gerçekten onun odasında olduğunuzu hissedeceksiniz.
Elinin değdiği onlara nesnenin arandaysanız, sesi kulaklarınıza dokunuyordur
monte edilmiş ekranlarda onun görüntüleri varsa böyle hissetmeniz normal değil
mi?
20’nci yüzyılın en büyük sopranolarından
Leyla Gencer’in eşyalarından oluşan “Primadonna ve Yalnızlık” sergisi açıldı.
Gencer 10’uncu ölüm yıldönümünde, adını taşıyan şan yarışması ve belgeselle de
anılacak.
BİR
PRIMADONNANIN HAYATI
20′inci
yüzyılın en büyük sopranolarından, primadonnalarından Leyla Gencer’i daha
yakından tanımak, onun opera ve müzikle dolu yaşamına nüfuz edebilmek için “Leyla
Gencer: Primadonna ve Yalnızlık” sergisini ziyaret etmelisiniz. 10 Ekim’e kadar,
Pazar hariç her gün 10.00- 18.00 arasında dolaşabilir, yaşam öyküsünü
fotoğrafları eşliğinde ekranda okuyabilir, onunla yapılmış röportajlara göz
atabilirsiniz.
Küratörlüğünü
Opera Rejisörü Prof. Yekta Kara’nın yaptığı, İKSV tarafından Borusan Sanat’ın
katkılarıyla hazırlanan serginin 10 Eylül’deki açılışında, İKSV Yönetim Kurulu
Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile Prof. Yekta Kara, Leyla Gencer’in duvara
yerleştirilmiş fotoğrafının altında konuştular. Diğer misafirleri bilmem, ama
ben konuşmaları dinlerken büyük sopranonun koyu kahverengi gözlerine dalıp
gittim.
Yekta
Kara, Leyla Gencer’in ne kadar çalışkan, işine aşık ve araştırmacı bir sanatçı
olduğundan bahsetti. Tabii ki öyleydi. Öyle olmasa Maria Callas, Joan
Sutherland gibi sopranoların sahnede olduğu bir dönemde onların arasından
sıyrılıp dünya çapında bir isim olabilir miydi?
BEKTAŞİ
BABA, POLONYALI ANNE
1923
yılında İstanbul'da, Bektaşi bir babayla Polonyalı bir annenin kızı olarak
doğan Gencer’i dünyanın en önemli opera sahnelerine taşıyan, yeteneği,
mesleğine duyduğu aşk ve durmak bilmeyen çalışması olmuştur.
1950'li
yılların başında, Ankara Operasında Pietro Mascagni’nin "Cavalleria Rusticana”
ve Giaccomo Puccini’nin “Tosca” operalarında başrol oynayan sanatçının 1953
yılında, İtalya ile Türkiye arasındaki kültür anlaşmasına dayanarak RAI
radyosunda verdiği konser, İtalya’daki sanatseverlerin onunla ilk karşılaşmasıydı.
Sonrası,
kentler hatta ülkeler aşan bir nehrin, karşısına dikilen en güç engelleri
aşarak yatağında alması gibiydi. Leyla Gencer 1950’li, 60’lı yılların Avrupa’sında
üstelik de karşısında Maria Callas, Joan Sutherland gibi rakipler varken, La
Scala, La Fenice gibi sahnelerde başrol oynadı ve 20'nci yüzyılın en önemli primadonnalarından
biri olarak hafızalara kazındı.
Leyla
Gencer’in opera sanatına en önemli katkılarından biri de bestelendikleri
dönemde oynanan, ancak sonra unutulan operaları, tozlu raflardan çekip alarak
repertuara kazandırması olmuştu.
Gaetano
Donizetti'nin “Roberto Devereux”, Giuseppe Verdi'nin “Jerusalem”, ve “La
Battaglia di Legnano”, Gioacchino Rossini'nin “Elisabetta Regina d'Inghil
tradara” adlı eserleri yüzlerce yıl süren bir unutuluş döneminin ardından Leyla
Gencer yorumlarıyla yeniden doğdu.
Oynadığı
karakterlere sadece sesiyle değil, yorumu ve oyun gücüyle de hayat veren Leyla
Gencer, yemişten fazla operada başrol oynadı.
ADANMIŞLIK
VE YALNIZLIK
Bu
başarıları bir bedeli olacaktı elbette. Leyla Gencer de bedeller ödedi, fedakarlıkta
bulundu. Uzun süreler çok sevdiği eşinden ayrı kaldı, onu müzikten uzaklaştırır
düşüncesiyle çocuk sahibi olmadı. Sürekli araştırdı, okudu, çalıştı, söyledi. Solistlik
kariyerini sonlandıktan sonra genç opera sanatçılarını eğitti, onlara
bilgilerini, tecrübelerini aktardı.
Onunki
operaya, sanata adanmış bir ömürdü. Leyla Gencer'in onuncu ölüm yıl dönümü için
hazırlanan sergi, onunla İlgili tek etkinlik değil. Leyla Gencer Şan Yarışmasının
dokuzuncusu 23-28 Eylül arasında İstanbul'da düzenlenecek. Sene sonunda ise senaryosunu
Zaynep Oral'in yazdığı Leyla Gencer belgeselini izleyeceğiz.