2018 IFCA [Exhibition]

LEYLA GENCER: Primadonna and Solitude

11 September - 10 October 2018
Borusan Music House
Curated by Yekta Kara

The exhibition is curated by Yekta Kara, who has served consecutively as a soloist, intendant, artistic director, and director-in-chief in the Istanbul State Opera and Ballet for 35 years and currently a professor in the Mimar Sinan Fine Arts University State Conservatory Opera Department. She also has had the opportunity to work with Leyla Gencer in person. In this exhibition, she highlights Leyla Gencer’s dedication to her art throughout her stellar career spanning the world’s leading opera houses and her 25 years as the glorious primadonna of Teatro alla Scala. The Leyla Gencer: Primadonna and Solitude exhibition, organised in collaboration with Borusan Sanat, will be at Borusan Music House between 11 September and 10 October.
 

ARTTV

2018 September
AYÇA GÜNEY

Leyla Gencer: Primadonna ve Yalnızlık
 
Yazı ve Fotoğraflar: Ayca Güney
 
Leyla Gencer Türk opera sanatçısıdır. 20. yüzyılın en önemli sopranolarından birisi olarak görülür. Batı ülkelerinde "La Diva Turca", "La Gencer", "La Regina" olarak ün yapan; Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago"da sanatını dinleten; Lucia"nın, Norma"nın, Lady Macbeth"in, Queen Elizabeth"in, Filoria Tosca"nın, Lucrezia"nın, Madam Butterfly"ın, Alceste"nin, Aida"nın, Violetta"nın, Leonora"nın "Leyla la Turca"sı soprano Leyla Gencer, hem seçkin opera sahnelerinde hem resitallerinde hayranlık uyandırmış sanatçılardandır. Opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamıştır.
 

Leyla Gencer 1928'de Polonezköy'de doğdu. Babası Safranbolulu köklü Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska'dır. Ailesi sonradan Çeyrekgil soyadını aldı. Annesi, İbrahim beyle evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını aldı. Gencer ileriki yıllarda bir röportajında "Müslüman ve oryantal bir altyapıdan geliyorum" demiştir.


Babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapıyordu; ayrıca Lale Sineması’nın işletmesini üstlenmişti ve Karaköy’de hanları bulunuyordu. Leyla, babasını genç yaşta kaybetti. 1946'da varlıklı bir bankacı olan İbrahim Gencer ile evlendi ve Gencer soyadını aldı.
 

Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi'ni bitirdi ve bir süre İstanbul Devlet Konservatuarı’nda şan eğitimi aldı. Konservatuarda, Fransa'nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey'in öğrencisi oldu. Ankara Devlet Konservatuarı'nda ders vermek üzere Türkiye'ye gelen ünlü İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ile tanıştıktan sonra İstanbul'daki konservatuar eğitimini yarıda bırakarak çalışmalarını Ankara'da onun özel öğrencisi olarak sürdürdü. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun (opera da tiyatroya bağlı idi) korosuna girdi. Hocası Arangi Lombardi, bir yıl sonra kızını ziyaret için gittiği İtalya'da hastalanarak hayatını yitirince çalışmalarını İtalyan bariton Apollo Granforte ile sürdürdü.
 

Primadonna kime denir? Opera sahnelerinde başrol oynayan kadın sanatçılara mı? Bu yanıt kısmen doğru; çünkü her başrol oyuncusu, primadonna olamaz. Kişilik, karizma, geniş bir izleyici kitlesini etkileme ve peşinden sürükleme gücü, dünyanın en büyük, en seçkin tiyatrolarında sahneye çıkabilme, az sayıda konser ve temsille sınırlı kalmayıp zirvede geçirilen uzun yıllar, kendisinden sonra gelen nesillerin bile aşamadığı üstün başarılar bu unvanı kazanmada tayin edicidir.
 

Peki, nasıl primadonna olunur? Ses ve yetenek yeterli mi? Elbette hayır… Sayıları oldukça az gerçek primadonnaların ‘olmazsa olmaz’ bu özelliklerinin yanı sıra sın derece zeki ve duygu yüklü olduklarını, kişisel yaşamlarında her şeyi bir kenara itip büyük özverilerde bulunduklarını, kendilerini salt işlerine, sanata adadıklarını biliyoruz.


Leyla Gencer evrensel boyutta kariyer yapmış, La Scala’da yani opera dünyasının tartışmasız en önemli kurumunda-elli yıl baş tacı edilmiş, hala önünde saygıyla eğildiğimiz ve her zaman eğileceğimiz, ülkemizin yetiştirdiği efsanevi bir sanatçı. Kendine özgü yorumlarıyla, üstün oyunculuğuyla, hayat verdiği karakterlere kattığı farklı boyutlarla seyircide hep hayranlık uyandırdı, opera sanatçılığının sadece ses ve teknikten ibaret olmadığını kanıtladı.


Araştırmacı kişiliğiyle arşivlerde, kütüphanelerin tozlu raflarında sıkışıp kalmış birçok operayı buldu, yeniden yorumlayarak tiyatroların repertuvarlarına kazandırdı. Gençlere ışık tuttu, akademi kurdu. Kendini onların eğitimine adadı. Yarışmalarla yollarını açtı, yeni yıldızların doğmasını sağladı.


Peki bunları yaparken bedel ödemedi mi hiç? Ödedi elbet; hem de çok… Her gerçek primadonna gibi o parıltılı dünyanın gerisinde, fevkalade yoğun bir çalışmaya, sahnede durmaksızın verilen sınavlara karşı dayanıklı olma çabasına, evde ya da otel odalarında, hep araştırarak, öğrenerek geçirilen yalnız günlere, gecelere dayalı bir yaşam sürdü. Vatanından, ailesinden, dostlarından, eşinden uzaktaydı. Leyla Gencer’in hayatında her şeyden önce sanatı vardı. Kendini ona adamıştı.


İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği Leyla Gencer: Primadonna ve yalnızlık sergisi, ölümünün onuncu yıldönümünde büyük Soprano Leyla Gencer’in yaşamına samimi bir bakış açısı sunarken sanatçının incelikli, duygu dolu kişiliğine saygı duruşunda bulunuyor. Prof. Yekta Kara’nın, Leyla Gencer’in kişisel eşyalarından hazırlandığı özel bir seçkiyi, büyük sopranonun yaşamının farklı kesitlerinden kayıtlarla bir araya getirdiği sergi, Borusan Müzik Evi’nde 10 Ekim’e kadar ziyaret edilebilir.
 
İKSV’nin basın bülteninden yararlanılmıştır.

https://www.arttv.com.tr/yazi/leyla-gencer-primadonna-ve-yalnzlk-yazan-ayca-guney

NATURA
2018 September - October

EVRENSEL DAILY NEWSPAPER
2018.09.11
ÖZLEM ERTAN

Leyla Gencer'in odasında

İstiklal Caddesi üzerindeki Borusan Müzik Evi'ne uğradığınızda, yıllar öncesinden gelen bir soprano sessi sizi karşılayacak. Kapıda şöyle bir durup sese kulak kabartacaksınız. Sonra da o koyu ve duygulu sesin peşinden içeri gireceksiniz. Borusan Müzik Evi'nin alt katına yerleştirilmiş bir odada, Leyla Gencer’in odasında saygıyla yürüyeceksiniz.

Türkiye'de doğup büyüyen, eğitim alan ve sonrasında gittiği İtalya'da, opera alanında unutulmaz başarılar kazanan Soprano Leyla Gencer’in oturduğu koltuğa, okuduğu kitaplara, dokunduğu sehpaya, giydiği kıyafetlere, çaldığı piyanoya bakarken geçmişin loş tünelinde gezineceksiniz. Bu sırada Leyla Gencer, İtalyan Besteci Giuseppe Verdi’nin “Aida” operasından Aida’nın aryasını seslendirecek. Sesi, sergi salonuna yerleştirilmiş hoparlörlerden çıkıp içinize ferahlık verecek.
On yıl önce, 2008’in mayıs ayında kaybettiğimiz Leyla Gencer’in eşyalarının yerleştirildiği sergi salonunda yürürken, gerçekten onun odasında olduğunuzu hissedeceksiniz. Elinin değdiği onlara nesnenin arandaysanız, sesi kulaklarınıza dokunuyordur monte edilmiş ekranlarda onun görüntüleri varsa böyle hissetmeniz normal değil mi?


20’nci yüzyılın en büyük sopranolarından Leyla Gencer’in eşyalarından oluşan “Primadonna ve Yalnızlık” sergisi açıldı. Gencer 10’uncu ölüm yıldönümünde, adını taşıyan şan yarışması ve belgeselle de anılacak.



BİR PRIMADONNANIN HAYATI

20′inci yüzyılın en büyük sopranolarından, primadonnalarından Leyla Gencer’i daha yakından tanımak, onun opera ve müzikle dolu yaşamına nüfuz edebilmek için “Leyla Gencer: Primadonna ve Yalnızlık” sergisini ziyaret etmelisiniz. 10 Ekim’e kadar, Pazar hariç her gün 10.00- 18.00 arasında dolaşabilir, yaşam öyküsünü fotoğrafları eşliğinde ekranda okuyabilir, onunla yapılmış röportajlara göz atabilirsiniz.
Küratörlüğünü Opera Rejisörü Prof. Yekta Kara’nın yaptığı, İKSV tarafından Borusan Sanat’ın katkılarıyla hazırlanan serginin 10 Eylül’deki açılışında, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile Prof. Yekta Kara, Leyla Gencer’in duvara yerleştirilmiş fotoğrafının altında konuştular. Diğer misafirleri bilmem, ama ben konuşmaları dinlerken büyük sopranonun koyu kahverengi gözlerine dalıp gittim.  
Yekta Kara, Leyla Gencer’in ne kadar çalışkan, işine aşık ve araştırmacı bir sanatçı olduğundan bahsetti. Tabii ki öyleydi. Öyle olmasa Maria Callas, Joan Sutherland gibi sopranoların sahnede olduğu bir dönemde onların arasından sıyrılıp dünya çapında bir isim olabilir miydi?

BEKTAŞİ BABA, POLONYALI ANNE

1923 yılında İstanbul'da, Bektaşi bir babayla Polonyalı bir annenin kızı olarak doğan Gencer’i dünyanın en önemli opera sahnelerine taşıyan, yeteneği, mesleğine duyduğu aşk ve durmak bilmeyen çalışması olmuştur.
1950'li yılların başında, Ankara Operasında Pietro Mascagni’nin "Cavalleria Rusticana” ve Giaccomo Puccini’nin “Tosca” operalarında başrol oynayan sanatçının 1953 yılında, İtalya ile Türkiye arasındaki kültür anlaşmasına dayanarak RAI radyosunda verdiği konser, İtalya’daki sanatseverlerin onunla ilk karşılaşmasıydı.
Sonrası, kentler hatta ülkeler aşan bir nehrin, karşısına dikilen en güç engelleri aşarak yatağında alması gibiydi. Leyla Gencer 1950’li, 60’lı yılların Avrupa’sında üstelik de karşısında Maria Callas, Joan Sutherland gibi rakipler varken, La Scala, La Fenice gibi sahnelerde başrol oynadı ve 20'nci yüzyılın en önemli primadonnalarından biri olarak hafızalara kazındı.
Leyla Gencer’in opera sanatına en önemli katkılarından biri de bestelendikleri dönemde oynanan, ancak sonra unutulan operaları, tozlu raflardan çekip alarak repertuara kazandırması olmuştu.
Gaetano Donizetti'nin “Roberto Devereux”, Giuseppe Verdi'nin “Jerusalem”, ve “La Battaglia di Legnano”, Gioacchino Rossini'nin “Elisabetta Regina d'Inghil tradara” adlı eserleri yüzlerce yıl süren bir unutuluş döneminin ardından Leyla Gencer yorumlarıyla yeniden doğdu.
Oynadığı karakterlere sadece sesiyle değil, yorumu ve oyun gücüyle de hayat veren Leyla Gencer, yemişten fazla operada başrol oynadı.

ADANMIŞLIK VE YALNIZLIK

Bu başarıları bir bedeli olacaktı elbette. Leyla Gencer de bedeller ödedi, fedakarlıkta bulundu. Uzun süreler çok sevdiği eşinden ayrı kaldı, onu müzikten uzaklaştırır düşüncesiyle çocuk sahibi olmadı. Sürekli araştırdı, okudu, çalıştı, söyledi. Solistlik kariyerini sonlandıktan sonra genç opera sanatçılarını eğitti, onlara bilgilerini, tecrübelerini aktardı.
Onunki operaya, sanata adanmış bir ömürdü. Leyla Gencer'in onuncu ölüm yıl dönümü için hazırlanan sergi, onunla İlgili tek etkinlik değil. Leyla Gencer Şan Yarışmasının dokuzuncusu 23-28 Eylül arasında İstanbul'da düzenlenecek. Sene sonunda ise senaryosunu Zaynep Oral'in yazdığı Leyla Gencer belgeselini izleyeceğiz.

SABAH DAILY NEWS PAPER
2018.09.12 

Leyla Gencer sergisi açıldı

20. yüzyılın en önemli opera sanatçılarından Leyla Gencer vefatının 10. yılında kişisel eşyalarından hazırlanan sergiyle anılıyor. 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer'i vefatının onuncu yıldönümünde özel bir sergiyle anıyor. Küratörlüğünü Prof. Yekta Kara'nın üstlendiği "Leyla Gencer: Primadonna ve Yalnızlık" başlıklı sergi, Gencer'in kişisel eşyalarından özel bir seçkiyi, yaşamının farklı kesitlerinden kayıtlarla bir arada izleyiciye sunuyor.

Sergi önceki akşam küratörü Prof. Yekta Kara, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Borusan Holding Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Hamedi, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, İKSV Genel Müdür Yardımcısı Yeşim Gürer Oymak ve Borusan Sanat Genel Müdür Ahmet Erenli'nin katılımıyla açıldı. Sergi, 10 Ekim'e dek Borusan Müzik Evi'nde ziyaret edilebilecek.

İKSV ayrıca, Borusan Sanat ve La Scala Tiyatrosu Akademisi iş birliğinde, Leyla Gencer Şan Yarışması'nın dokuzuncusunu 23-28 Eylül tarihleri arasında İstanbul'da düzenleyecek. 9. Leyla Gencer Şan Yarışması final serisinde 15 ülkeden, aralarında Türkiye'den de 14 sanatçının bulunduğu 44 şancı yarışacak.


CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2018.09.12 

HÜRRİYET KİTAP
2018.09.14                                                                                                 

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER

2018.09.20

HÜRRİYET KİTAP
2018.09.23

TRT WORLD SHOWCASE
2018 September