Kerem’den
Önce ve Kerem
Yazan:
Halil Bedi Yönetken
← Fotoğraf: Ahmed Adnan Saygun
"Kerem'den
önce" sözleriyle, Ahmed Adnan Saygun'un "Kerem" operasından
evvel bizde Türk bestecileri tarafından bestelenmiş, oynanmış veya oynanmamış
operalar kastedilmiş olduğundan bunların neler olduğunu tarih sırasıyla
incelemeye çalışalım.
Bizde
acaba hangi Türk bestecisi, ne zaman ilk defa opera bestelemiştir? Bu sual ayni
manada şu şekilde de sorulabilir: Bizde opera besteleyebilecek iktidarda ilk
Türk bestecisi ne zaman yetişmiştir? Kimdir? Operasını ne zaman yazmıştır?
Diğer besteciler kimlerdir ve operaları hangileridir?
Batı
müzik tekniğini layıkıyla tanıyıp kullanan, besteci sıfatına hakkiyle sahip ilk
Türk bestecisi, bizde, bilindiği gibi Cemal Reşit Rey'dir. Modern Türk bestecilerinin
en kıdemlisi olan Cemal Reşit Rey'in doğum tarihi 1904, eser vermeye başladığı
tarihler de 1919-20 olduğuna göre bizde bu tarihlerden evvelki zamanlarda,
gerçek bir Türk bestecisi ve binaenaleyh gerçek bir Türk operası aramak beyhude
bir hareket olur. Diğer modern Türk bestecilerinin eser verme tarihleri de Cumhuriyetten
sonradır, şu hâlde bizde Türk operası ancak Meşrutiyet sonu ile Cumhuriyet
devrinde aranabilecek demektir. Bu, gerçekte de böyle olmuştur. Cemal Reşit
Rey, yazdığı birçok eserler arasında bazı operalar da bestelemiştir ki
başlıcaları şunlardır: "Yann Marek" 3 perde, güfte: Xavier Fromentin
(1922); "Sultan Cem" 5 perde, 12 tablo, güfte: Ekrem Reşit (19223);
"L'Enchantement", 2 perde, güfte E. Reşit (Madame Roussel Despier'nin
senaryosu üzerine) (1924); "Zeybek" 3 perde, güfte: E. Reşit (1926).
Cemal
Reşit Rey, bunlardan ve daha diğerlerinden başka son zamanlarda bir de
"Müezzin Çelebi" isimli, konusunu Osmanlı tarih ve hayatından almış
bir opera bestelemiştir. Fakat çoğu Fransızca olan bu operaların hiçbiri hiçbir
yerde henüz oynanmamıştır. Reşit Galip merhumun Maarif Vekilliği zamanında, o
vakit Prag'da tahsilde bulunan Necil Kâzım Akses'in "Mete" adında bir
opera yazmakla meşgul olduğunu hatırlıyorum; bunlardan başka hiçbir Türk
bestecisinin, oynanmamış olarak kalmış bir opera bestelediğini bilmiyorum.
Yalnız
son zamanlarda Ahmed Adnan Saygun'dan öğrendiğime göre, İsmail Zühtü Merhum,
1899’da Abdülhak Hamid'in Tezer adlı piyesini opera olarak yazmaya başlamış ve
kısmen bestelemiştir.
Oynanmış
olanlara gelince:
"Kerem'den
önce" oynanmış 4 eser tanıyoruz ki bunların üçü (Öz Soy, Bayönder, Taş
Bebek) 1934’te, bizde (operaya doğru ilk hareket) i temsil ederler. Dördüncü
temsil, Devlet Opera ve Tiyatrosunun açılma töreninde, 1948 senesinde, Ahmed
Adnan Saygun'un idaresinde oynanmış olan, gene Ahmed Adnan Saygun'un
"Kerem" adlı lirik dramının birinci perdesinin birinci sahnesi
olmuştur. Bu sahne, ondan evvelki temsillere nazaran daha ileri bir hareket
telâkki olunabilir.
Bunlardan
"Öz Soy", İran Şahı Rıza Pehlevi'nin 1934 senesinde memleketimizi
ziyareti münasebetiyle hazırlanıp oynanmış, livre Türk-İran yakınlığı konusu
üzerine Münir Hayri tarafından yazılmış ve piyes 2 perde halinde, çok kısa bir
zamanda, sıkı şartlar altında Ahmed Adnan tarafından bestelenmiş, 19 Haziran 1934
tarihinde Ankara Halkevi sahnesinde, Atatürk ve İran Şahı huzurunda, mebuslar,
kor diplomatik ve seçkin bir seyirci kitlesi önünde A. Adnan idaresinde temsil
olunmuştur. Orkestra, İstanbul Konservatuvarı yaylı sazlar orkestrasıyla,
Riyaseti Cumhur Bandosu nefesli sazlarından teşkil edilmiş bulunuyordu. Koro,
Ankara Kız Lisesi ve Kız Orta Okulu öğrencileriyle Gazi Terbiye Enstitüsü Beden
Terbiyesi Bölümü öğrencilerinden kurulmuş, bu koroyu yetiştirme vazifesi Halil Bedii’ye
verilmişti. Piyeste Hatun rolünü İstanbul Konservatuvarı şan öğretmenlerinden
Nimet Vahit, Feridun ve Ahriman rollerini rahmetli Nurullah Şevket, Ayşim
rolünü Semiha (Berksoy), Ozan rolünü Hamdi Selçuk, Mehmed rolünü H. Bedi oynamışlar,
dansları Selma ve Azade kardeşler hazırlamışlardı. "Öz Soy" destanı
ilk gala gecesinden sonra müteaddit kereler halka tekrar edildi. 2 perdelik
"Öz Soy" un birinci perdesi ikinciye nazaran daha çok opera üslubu
taşır, ikinci perde müzikli oyun halindedir. "Öz Soy", bizde operaya
doğru atılmış ilk adım, ilk deneme, operaya doğru yapılmış ilk hareket vasıf ve
değerini taşır.
İkinci,
üçüncü temsiller, Bayönder’le "Taş Bebek’tir ki ikisi de Atatürk'ün
Ankara'ya ayak basışının yıl dönümü münasebetiyle 1934 yılı 27 Aralık tarihinde
gene Ankara Halkevi sahnesinde ve gene Ahmed Adnan idaresinde oynandılar. Her
iki piyesin livresi Münir Hayri tarafından yazılmış, "Bayönder" Necil
Kâzım "Taş Bebek" Ahmed Adnan tarafından bestelenmiştir.
"Bayönder" için, o zaman, Türk destanı; "Taş Bebek" için de
Lirik fantazi vasfı kullanılmıştı. Bayönder'den yalnız üç tablo, Taş Bebek'in
tamamı bir perde halinde bestelenip oynanmıştı. Her iki eserde Bayönder ve
Varişli rollerini rahmetli Nurullah Şevket, İzgen rolünü Celile Daniş, Taş
Bebek rolünü Celile Enis, Ozan rolünü Mehmed Münir, Usta rolünü Avni
oynamışlardır. Orkestra, Riyaseti cumhur orkestrası ve bandosundan teşkil
edilmiş, koro (Musiki Muallim Mektebi korosu) Halil Bedi; bale, Laurette Hardinova
tarafından hazırlanmıştır. Bu iki temsil Öz Soy'a nazaran daha rahat bir
şekilde yazılıp sahneye konulmuş, müteaddit kereler halka tekrarlanmıştır.
Bunlardan Taş Bebek, operaya doğru atılmış daha ileri bir adımı temsil eder.
Türkiye’de
gerek eser ve gerek icra bakımlarından, operaya doğru gerçek hareket dördüncü
temsille yani "Kerem" in ilk perdesinin birinci sahnesiyle tahakkuk
etmiştir. Livresi Selahaddin Batu tarafından yazılmış ve Ahmed Adnan Saygun
tarafından, o zaman henüz natamam olarak bestelenmiş olan "Kerem"in
ilk sahnesi Devlet Tiyatrosunun açılma töreni münasebetiyle yeni opera
sahnemizde, bestecisi Ahmed Adnan Saygun idaresinde temsil edilmiştir. Aydın
Gün tarafından sahneye konulan eserde, Aslı rolünü Ayhan Alnar, Kerem rolünü
Aydın Gün oynamışlardır. Koroyu, G. Markoviç tarafından hazırlanan Devlet
Konservatuvarı korosu temsil etmiş; dekor ve kostümler, Turgut Zaim tarafından
çizilmiş ve Devlet Konservatuvarı tatbikat sahnesi atölyelerinde
hazırlanmıştır. Gerek müziği gerek icrası, solistleri, koro ve balesiyle çok
beğenilmiş olan "Kerem"den ilk sahne, Türk operası tarihinde doğrudan
doğruya gerçek bir opera hareketi olarak ciddi bir olaydır. Fakat bu hareket,
operanın bütününün oynanmaması yüzünden tamam olmamış, tam ve gerçek, dört başı
mamur bir Türk operası temsili, Türk müzik tarihinde ancak "Kerem" in
tamamının temsili ile mümkün olabilmiştir.
"Kerem"
"Kerem"
Türk müzik tarihinde, bir Türk bestecisi tarafından bestelenmiş ilk gerçek
milli Türk operasıdır. Livresi, "Kerem ile Aslı" halk masalından mülhem
olarak S. Batu ile Adnan Saygun'un sıkı bir iş birliği ile konusu ve plânı
tesbit edildikten sonra Selâhaddin Batu tarafından yazılmıştır. Yalnız
Anadolu'da değil, bütün Türk dünyasında halk arasında çok yayılmış olan
"Kerem ile Aslı" masalının çeşitli yersiyoları vardır; el yazma nüshasıyla
basma nüshalar birçok bakımdan birbirinden farklıdırlar.
Yazma
nüshaya göre (..Şiraz şehrinde Süruri Şah adlı bir padişah, onun Yahud adında
bir eğlencesi mü- sahibi vardır.), Basma nüshaya göre (..İsfahan şehrinde bir
şahla onun hazinedarı bir keşiş vardı.)
Yazmada
Kerem'in, kerem mahlasını almadan önce asıl adı Şah Gülşen, Aslı'nın da
Meryem'dir. Basma nüshada Kerem'in adı Ahmed Mirza, Aslı'nın Kara Sultan'dır.
Her iki versiyonda Kerem'in dolaştığı gurbet illeri arasında, hatta aksiyonda,
hikâyenin kahramanlarında da farklar vardır. Bunlara rağmen, müşterek noktalar
da çoktur ki bunların en mühimleri: Keşiş'in, din ayrılığı yüzünden kızını
Kerem'e vermeğe razı olmayışı, kızıyla beraber diyar diyar kaçması; gerdek
gecesi kızına sihirli fistan giydirmesi ve hikâye sonunda, Kerem ile Aslı'nın
yanıp kül olmaları, küllerinin birbirine karışmasıdır.
← Fotoğraf: Prof. Selahaddin Batu
Kerem,
çeşitli versiyonlarda, elinde sazı, yanında arkadaşı Sofu, diyar diyar dolaşır;
Keşişle Aslı'nın peşinde bin bir macera geçirir, her yerde Keşişle kızını arar,
sazını çalarak taşkın ırmaklara yol verdirir; fırtınaları, tufanları durdurur;
Hızır Aleyhisselâmın yardımını görür; lânet ettiği yerler yanar kül olur; ceylanlar,
turnalar, kuru kafa, viran şehirler, kayalar, ağaçlar ırmaklarla konuşur;
birçok saz şairleriyle müşaverede bulunur, muammalar çözer, hepsinin sazlarını
ellerinden alır, onları mat eder; bin bir cefadan sonra Aslı'ya kavuşur; Keşiş
nihayet kızını kurtaramayacağını anlayınca kızına sihirli bir gelin fistanı
hazırlar; gerdek gecesi fistanın düğmelerini Kerem'e çözdürmesini kızına tembihler.
O gece, Kerem, düğmeleri çözemez, çözdükçe düğmeler kendiliğinden tekrar
iliklenir. Sabaha karşı, derin ahlar çeker, ağzından alevler çıkar; nihayet
cayır cayır yanıp kül olur. Aslı da bir zaman bekledikten sonra Kerem'in
dağılmak üzere olan küllerini, saçlarını süpürge yaparak toplamaya çalışırken
saçları ateş alır; o da yanıp kül olur, külleri Kerem'in küllerine karışır.
Adnan
Saygun'un "Kerem" operasına livrelik eden eserde Kerem ile Aslı
masalından ilham alınmakla beraber değişiklikler yapılmış, ayrı orijinal bir
"Kerem ile Aslı" versiyonu yaratılmış, diğer ifade ile, "Kerem
ile Aslı" halk hikâyesinden orijinal mistik bir dram meydana
getirilmiştir.