Il Canto e la Passione
Zeynep Oral 2011 (Italian)
Published by Mursia Edizioni
Italian
version of Tutkunun Romanı written by Zeynep Oral in 1996
CUMHURİYET DAILY
NEWSPAPER
2011.05.05
ZEYNEP ORAL
La Diva Turca'nın Yolculuğu...
Bulutların
üzerindeyim birkaç gündür... Mayıs kokulu, leylak salkımlı güler yüzlü bulutlar
önce Floransa'nın, sonra Milano'nun tepesindeydi...
İki kentte de düzenlenen kitap tanıtım toplantılarından söz ediyorum. "Leyla Gencer – Il Canto e La Passione" (Mursia Editore) kitabımdan...
(Biliyorum, gazete sayfalarında kendinden söz etmek hiç yakışık almaz. Ama bu kez Leyla Gencer'in bu farklı yolculuğunu sizlerle paylaşmadan edemedim.)
Floransa'da
Floransa'da düzenlenen toplantın hiçbir resmi sıfatı, örgütlenmesi yoktu. Ne yayınevinin ne de Maggio Musicale Festivali'nin herhangi bir girişimi olmuştu. Sadece "Biz Leyla Gencer'in Floransalı çocuklarıyız" diyen bir avuç Leyla Gencer hayranı ve tutkununun işgüzarlığıydı. Organizasyonu "Floransa Müzik Dostları" üstlenmişti
Bir zamanlar manastır olan, bugün ülkenin en büyük Halk Kütüphanesi (Biblioteca degli Oblata) -birkaç yüzyıllık görkemli yapıya girdiğimde itiraf edeyim heyecandan ve korkudan bacaklarım titriyordu. Ya kimse gelmezse? Aradan çok yıllar geçmiş, "Floransalı çocuklar" yaşlı dedeler, nineler olmuştu... Ya doğru dürüst konuşamazsam?
Her yanı tavanlara dek kitaplarla dolu o salon ne zaman nasıl doldu anlamadım. Arkamdaki perdeye yansıyan Leyla Gencer'in dev fotoğrafları bana gülümsüyordu. En ön sırada Ferzan Özpetek'in ilgiyle dinliyor olması bana güven veriyordu.
İtalya'da millet âşık Ferzan'a. "Ozpetek" diye sayıklıyorlar. Salona girince alkış kopuyor! Birden toplantının boyut atladığını hissediyorum. O akşam Mayıs Festivali'nin Sinema Bölümü onun filmiyle açılıyordu. O nedenle Floransa'ya geri gelmişti. Kendi film gösteriminden önce Leyla Gencer toplantısına gelmesi büyük incelikti.
Konuşmamda geçen bir anekdot üzerine, toplantı sonrasında bana, özellikle İtalya'daki ilk yıllarında kendisi için "Leyla Gencer adının bile ne büyük ne müthiş bir güvence" olduğunu anlatacaktı.
Soru yanıt bölümünde, Maggio Musicale'nin en eski yöneticileri, Leyla Gencer'le çalışmış olanlar söz aldığında, duygu fırtınaları yaşanacaktı.
Oradan sanki ailemden ayrılıyormuşum gibi, karşılıklı ağlaşarak, kitap imzalatanlarla tek tek kucaklaşarak ayrıldım.
Milano'da
Çok daha resmi, şık bir davetiyesi olan, Mursia Yayınevi Scala Akademisi'nin düzenlediği bir toplantıydı Milano'daki. Herkese değil, sadece davetli olanlara açıktı. Scala Akademisi'nin Leyla Gencer adını taşıyan, "Burası onun mekânı, onun imparatorluğuydu, son günlere dek burada çalıştı" dediği salondaydı.
Akademi Müdürü Luisa Vinci takdimleri yaptı... Eleştirmen, müzikolog Lorenzo Arruga, asıl konuşmacıydı. Kitaptan pasajlar da okuyarak Leyla Gencer analizi yaptı. Gencer'in arkadaşı Soprano Luciana Serra, Diva'nın günlük yaşamından, herkesi kahkahalara boğan örnekler verdi. Kısacık kapanış konuşması bendendi...
Her iki kentte de konuşmamı Leyla Gencer'e teşekkür ve minnetimle bitiriyordum. "Leyla Gencer – Tutkunun Romanı" (Cumhuriyet Kitap) kitabımın son satırlarıyla...
Çok önceleri
Bu iki toplantı boyunca da çoook gerilerde kalmış bir anı peşimi bırakmadı:
17 yaşındayım. Paris'te öğrenciyim. Tiyatro delisiyim. Operayı ancak plaktan dinlerim. Asla gidip izlemem. Çünkü isyankâr ruhum "Opera, kötü tiyatrodur" diye belletmiş. Bundan beni belki Maria Callas vazgeçirebilir diye bir düşüncem var.
Callas Paris Operası'nda "Tosca" söyleyecek. Biletler tükenmiş. Sabahın beşinde kuyruğa girmişim cennette (en tepede ayaktaki sıra) yer bulmak için... Soğuk. Yalnızım. Kendimi çirkin, aptal, salak gibi hissediyorum!
Kuyruktaki bir genç "Sen nerelisin" diye sordu. "Türkiye'den" dememle çevrem bir anda gençlerle ve "Leyla Gencer'in ülkesinden!" sözleriyle sarıldı. Yalnızlık mı? Hadi ordan! Bir anda o kuyruktaki en ilginç, en güzel, en akıllı insan ben oluvermiştim!
Teşekkürler sevgili Leyla Gencer... Yolunuz her daim açık olsun!
İki kentte de düzenlenen kitap tanıtım toplantılarından söz ediyorum. "Leyla Gencer – Il Canto e La Passione" (Mursia Editore) kitabımdan...
(Biliyorum, gazete sayfalarında kendinden söz etmek hiç yakışık almaz. Ama bu kez Leyla Gencer'in bu farklı yolculuğunu sizlerle paylaşmadan edemedim.)
Floransa'da
Floransa'da düzenlenen toplantın hiçbir resmi sıfatı, örgütlenmesi yoktu. Ne yayınevinin ne de Maggio Musicale Festivali'nin herhangi bir girişimi olmuştu. Sadece "Biz Leyla Gencer'in Floransalı çocuklarıyız" diyen bir avuç Leyla Gencer hayranı ve tutkununun işgüzarlığıydı. Organizasyonu "Floransa Müzik Dostları" üstlenmişti
Bir zamanlar manastır olan, bugün ülkenin en büyük Halk Kütüphanesi (Biblioteca degli Oblata) -birkaç yüzyıllık görkemli yapıya girdiğimde itiraf edeyim heyecandan ve korkudan bacaklarım titriyordu. Ya kimse gelmezse? Aradan çok yıllar geçmiş, "Floransalı çocuklar" yaşlı dedeler, nineler olmuştu... Ya doğru dürüst konuşamazsam?
Her yanı tavanlara dek kitaplarla dolu o salon ne zaman nasıl doldu anlamadım. Arkamdaki perdeye yansıyan Leyla Gencer'in dev fotoğrafları bana gülümsüyordu. En ön sırada Ferzan Özpetek'in ilgiyle dinliyor olması bana güven veriyordu.
İtalya'da millet âşık Ferzan'a. "Ozpetek" diye sayıklıyorlar. Salona girince alkış kopuyor! Birden toplantının boyut atladığını hissediyorum. O akşam Mayıs Festivali'nin Sinema Bölümü onun filmiyle açılıyordu. O nedenle Floransa'ya geri gelmişti. Kendi film gösteriminden önce Leyla Gencer toplantısına gelmesi büyük incelikti.
Konuşmamda geçen bir anekdot üzerine, toplantı sonrasında bana, özellikle İtalya'daki ilk yıllarında kendisi için "Leyla Gencer adının bile ne büyük ne müthiş bir güvence" olduğunu anlatacaktı.
Soru yanıt bölümünde, Maggio Musicale'nin en eski yöneticileri, Leyla Gencer'le çalışmış olanlar söz aldığında, duygu fırtınaları yaşanacaktı.
Oradan sanki ailemden ayrılıyormuşum gibi, karşılıklı ağlaşarak, kitap imzalatanlarla tek tek kucaklaşarak ayrıldım.
Milano'da
Çok daha resmi, şık bir davetiyesi olan, Mursia Yayınevi Scala Akademisi'nin düzenlediği bir toplantıydı Milano'daki. Herkese değil, sadece davetli olanlara açıktı. Scala Akademisi'nin Leyla Gencer adını taşıyan, "Burası onun mekânı, onun imparatorluğuydu, son günlere dek burada çalıştı" dediği salondaydı.
Akademi Müdürü Luisa Vinci takdimleri yaptı... Eleştirmen, müzikolog Lorenzo Arruga, asıl konuşmacıydı. Kitaptan pasajlar da okuyarak Leyla Gencer analizi yaptı. Gencer'in arkadaşı Soprano Luciana Serra, Diva'nın günlük yaşamından, herkesi kahkahalara boğan örnekler verdi. Kısacık kapanış konuşması bendendi...
Her iki kentte de konuşmamı Leyla Gencer'e teşekkür ve minnetimle bitiriyordum. "Leyla Gencer – Tutkunun Romanı" (Cumhuriyet Kitap) kitabımın son satırlarıyla...
Çok önceleri
Bu iki toplantı boyunca da çoook gerilerde kalmış bir anı peşimi bırakmadı:
17 yaşındayım. Paris'te öğrenciyim. Tiyatro delisiyim. Operayı ancak plaktan dinlerim. Asla gidip izlemem. Çünkü isyankâr ruhum "Opera, kötü tiyatrodur" diye belletmiş. Bundan beni belki Maria Callas vazgeçirebilir diye bir düşüncem var.
Callas Paris Operası'nda "Tosca" söyleyecek. Biletler tükenmiş. Sabahın beşinde kuyruğa girmişim cennette (en tepede ayaktaki sıra) yer bulmak için... Soğuk. Yalnızım. Kendimi çirkin, aptal, salak gibi hissediyorum!
Kuyruktaki bir genç "Sen nerelisin" diye sordu. "Türkiye'den" dememle çevrem bir anda gençlerle ve "Leyla Gencer'in ülkesinden!" sözleriyle sarıldı. Yalnızlık mı? Hadi ordan! Bir anda o kuyruktaki en ilginç, en güzel, en akıllı insan ben oluvermiştim!
Teşekkürler sevgili Leyla Gencer... Yolunuz her daim açık olsun!
IL DIAPASON
2011

LEYLA GENCER “Il canto e la passione” di Zeynep Oral - cm.21x27 - IN ITALIANO - 320 pagine - Ugo Mursia Editore - Milano, 2008 - Prima edizione italiana di un bellissimo libro originariamente pubblicato in lingua turca nel 1992 - Prefazione di Lorenzo Arruga - Storia di una vera Regina - Molto corposo volume biografico e documentario sul grande soprano turco, ma milanese d’adozione,
Leyla Gencer (1928-2008), regina sulle scene e nella vita, considerata fra le dive più amate della lirica, voce fra le più interessanti del suo tempo - Molto applaudita protagonista di ben quindici stagioni scaligere, la Gencer legò il suo nome alle più famose “Regine” del melodramma e con la sua predilezione per il repertorio belcantistico fu al centro della Donizetti-Renaissance: un campo dove non conobbe rivali - Stranamente tenuta lontana dalle case discografiche fu quindi anche regina incontrastata dei cosiddetti “dischi-pirata” che contribuirono a diffondere la sua arte inconfondibile presso un vastissimo pubblico di appassionati - Donna dotata d’intrigante carisma, davvero regale nell’aspetto e nei modi, di notevoli charme e cultura, la Gencer ha lasciato un segno profondo nella storia di almeno due decenni del nostro teatro lirico e chi scrive questa nota la ricorda come affascinante compagna di serate e d’indimenticabili conversazioni - Con decine e decine di splendide fotografie, repertorio, cronologia, discografia - Edizione d’arte. Un vero Unicum - Euro 169,00
LA REPUBBLICA
2011.11.27
Leyla Gencer
Alle 18 al Circolo dei Lettori in via Bogino 9, si presenta il libro “Leyla Gencer. Il canto e la passione” (Mursia) con il critico musicale Giorgio Gualerzi; una biografia appassionata della cantante lirica turca che dai 50 agli 80 ha calcato i palcoscenici di tutto il mondo.
CUMHURİYET DAILY
NEWSPAPER
2011.12.01
ZEYNEP ORAL
İtalya'da Leyla
Gencer'le...
İtalya'nın kuzeybatısında Piemonte bölgesinin merkezi Torino'dayım. Adı üzerinde Alp Dağları'nın eteklerinde (İtalyanlara göre "ayakucunda") görkemli mi görkemli bir kent. Bir zamanlar Savoya Krallığı'nın başkenti... 1500'lerden beri bozulmamış mimarisi... Barok zenginliği ve şaşaası... "Art Nouveau" cilveleri... Muhteşem meydanlar, geniş caddeler, mermer kaplı "portiko"lar, revaklar, galeriler... Dev bir açık hava müzesi... En amansız yağmurda bile bir damla su yemeden tüm kenti dolaşabilirsiniz bir galeriden ötekine...
Sonra, tepeden tırnağa bir sanayi kenti. Fiat ve Mitsubishi krallığı... 2006 Kış Olimpiyatları nedeniyle müthiş onarılan, geçmişine sadık ve en özgün biçimde yenilenen, İtalya'nın belki de en zengin kenti... Gelin görün ki yalnızca sanayi aracılığıyla zenginleşmeyi ne kendilerine ne de güzelim kentin onuruna yedirebilmiş Torinolular. Kültürel kalkınma olmadan gelişme olmayacağının bilinciyle, kentlerini sanata ve kültüre boğmuşlar.
Durup dururken ne işim var Torino'da? Durup dururken değil. Mursia Yayınevi'nin "Canto e la Passion" (Şarkı/Şan ve Tutku) adıyla İtalyanca yayımladığı Leyla Gencer kitabım aldı başını gidiyor...
Önceki gün Torino'da "Il Circolo dei Lettori" (Okurlar Merkezi) adlı bir kurumda kitabımın tanıtımı vardı. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmeden elimdeki adrese vardığımda gözlerime inanamadım. Karşımda bir saray yavrusu. 18. yüzyıldan kalma, barok tarzın tüm ihtişamını sırtlayıvermiş... Bir mücevher... Varlıklı bir ailenin özel mülküymüş bir zamanlar; şimdi kente ait bir sanat ve kültür merkezi.
Dev mermer avlulardan, "Fransız bahçelerden" geçip, yukarı kıvrılan kraliyet merdivenlerinden çıkınca müthiş bir kalabalıkla karşılaşıyorum. İnanılacak gibi değil, bütün bu kalabalık kitle benim kitap için gelmiş olamaz, derken gerçeği kavrıyorum. Saat tam altıya beş kala o kalabalık beş ayrı salona ayrılıyor. Her biri birbirinden daha görkemli olan bu salonlar 60-70 kişilik. Hafta içi sıradan bir gün ve tüm salonlar dolu. Her birinde bir başka kitap tanıtılıyor...
Benim toplantıyı, bu merkezin direktörü Guido Vaglio açtı. Beni ve toplantının iki konuşmacısını dinleyicilere tanıtıyor. Biri Milano Üniversitesi'nden İtalyan edebiyatı profesörü Francesco Spera, öteki çok uzun yıllardan beri "Stampa" gazetesinin müzik eleştirmenliğini yapan ve Leyla Gencer'i de tanımış olan Giorgio Gualerzi.
Sevgili okurlar, bundan sonrasını anlatmam zor. Keşke hepinizi oraya götürüp size dinletebilseydim... Hele Profesör Spera'nın vurgulamaları "yazarlık ve tanıklık" işlevleri; kitabın kurgu ve dramaturji analizleri, benim için çok çarpıcıydı... Bir de Batı ve Doğu gözlemciliği; ikisinin harmanlanışı üzerine söyledikleri... Türkiye'de 1994'te yayımlanmış o gün bugün yayımlanan "Gencer, Tutkunun Romanı" (Cumhuriyet Kitapları) hakkında kendi ülkemde hiç duymadıklarımı orada duymak beni doğrusu şaşkına çevirdi. Müzik eleştirmeni Gualerzi ise konuşmasını, kitapla anılar arasında gidip gelerek kurgulamıştı. Leyla Gencer'in plaklarından seçtikleri örneklerle sürdürdü. Müzik dünyasına Leyla Gencer'in armağan ettiği "Gencerate" terimini açıklarken dinlettiği "Beatrice di Tenda"dan bir arya ve "Alceste"nin veda aryaları hepimizin yüreğini bir kez daha hoplattı... Zaten Sevgili Leyla Gencer, sesine gözyaşlarını ve hıçkırığı ama aynı zamanda kahkahaları katmayı öyle iyi bilirdi ki...
Torino'daki kitap tanıtım ve imza günü böyle geçti. Birkaç gün sonra sıra Milano'da Mursia Kitabevi'nde (2 Aralık) ve sonra Roma'da Odradek Kitabevi'nde (3 Aralık) Roma'da konuşmacılardan biri de Ferzan Özpetek! Gel de şimdi heyecanlanma!..
İtalya'nın kuzeybatısında Piemonte bölgesinin merkezi Torino'dayım. Adı üzerinde Alp Dağları'nın eteklerinde (İtalyanlara göre "ayakucunda") görkemli mi görkemli bir kent. Bir zamanlar Savoya Krallığı'nın başkenti... 1500'lerden beri bozulmamış mimarisi... Barok zenginliği ve şaşaası... "Art Nouveau" cilveleri... Muhteşem meydanlar, geniş caddeler, mermer kaplı "portiko"lar, revaklar, galeriler... Dev bir açık hava müzesi... En amansız yağmurda bile bir damla su yemeden tüm kenti dolaşabilirsiniz bir galeriden ötekine...
Sonra, tepeden tırnağa bir sanayi kenti. Fiat ve Mitsubishi krallığı... 2006 Kış Olimpiyatları nedeniyle müthiş onarılan, geçmişine sadık ve en özgün biçimde yenilenen, İtalya'nın belki de en zengin kenti... Gelin görün ki yalnızca sanayi aracılığıyla zenginleşmeyi ne kendilerine ne de güzelim kentin onuruna yedirebilmiş Torinolular. Kültürel kalkınma olmadan gelişme olmayacağının bilinciyle, kentlerini sanata ve kültüre boğmuşlar.
Durup dururken ne işim var Torino'da? Durup dururken değil. Mursia Yayınevi'nin "Canto e la Passion" (Şarkı/Şan ve Tutku) adıyla İtalyanca yayımladığı Leyla Gencer kitabım aldı başını gidiyor...
Önceki gün Torino'da "Il Circolo dei Lettori" (Okurlar Merkezi) adlı bir kurumda kitabımın tanıtımı vardı. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmeden elimdeki adrese vardığımda gözlerime inanamadım. Karşımda bir saray yavrusu. 18. yüzyıldan kalma, barok tarzın tüm ihtişamını sırtlayıvermiş... Bir mücevher... Varlıklı bir ailenin özel mülküymüş bir zamanlar; şimdi kente ait bir sanat ve kültür merkezi.
Dev mermer avlulardan, "Fransız bahçelerden" geçip, yukarı kıvrılan kraliyet merdivenlerinden çıkınca müthiş bir kalabalıkla karşılaşıyorum. İnanılacak gibi değil, bütün bu kalabalık kitle benim kitap için gelmiş olamaz, derken gerçeği kavrıyorum. Saat tam altıya beş kala o kalabalık beş ayrı salona ayrılıyor. Her biri birbirinden daha görkemli olan bu salonlar 60-70 kişilik. Hafta içi sıradan bir gün ve tüm salonlar dolu. Her birinde bir başka kitap tanıtılıyor...
Benim toplantıyı, bu merkezin direktörü Guido Vaglio açtı. Beni ve toplantının iki konuşmacısını dinleyicilere tanıtıyor. Biri Milano Üniversitesi'nden İtalyan edebiyatı profesörü Francesco Spera, öteki çok uzun yıllardan beri "Stampa" gazetesinin müzik eleştirmenliğini yapan ve Leyla Gencer'i de tanımış olan Giorgio Gualerzi.
Sevgili okurlar, bundan sonrasını anlatmam zor. Keşke hepinizi oraya götürüp size dinletebilseydim... Hele Profesör Spera'nın vurgulamaları "yazarlık ve tanıklık" işlevleri; kitabın kurgu ve dramaturji analizleri, benim için çok çarpıcıydı... Bir de Batı ve Doğu gözlemciliği; ikisinin harmanlanışı üzerine söyledikleri... Türkiye'de 1994'te yayımlanmış o gün bugün yayımlanan "Gencer, Tutkunun Romanı" (Cumhuriyet Kitapları) hakkında kendi ülkemde hiç duymadıklarımı orada duymak beni doğrusu şaşkına çevirdi. Müzik eleştirmeni Gualerzi ise konuşmasını, kitapla anılar arasında gidip gelerek kurgulamıştı. Leyla Gencer'in plaklarından seçtikleri örneklerle sürdürdü. Müzik dünyasına Leyla Gencer'in armağan ettiği "Gencerate" terimini açıklarken dinlettiği "Beatrice di Tenda"dan bir arya ve "Alceste"nin veda aryaları hepimizin yüreğini bir kez daha hoplattı... Zaten Sevgili Leyla Gencer, sesine gözyaşlarını ve hıçkırığı ama aynı zamanda kahkahaları katmayı öyle iyi bilirdi ki...
Torino'daki kitap tanıtım ve imza günü böyle geçti. Birkaç gün sonra sıra Milano'da Mursia Kitabevi'nde (2 Aralık) ve sonra Roma'da Odradek Kitabevi'nde (3 Aralık) Roma'da konuşmacılardan biri de Ferzan Özpetek! Gel de şimdi heyecanlanma!..
CORRIERE DELLA SERA

LA PROVINCIA
2011.12.02
Domani a Roma presentato libro
su grande soprano Leyla Gencer
Domani a Roma presentato libro su grande soprano Leyla Gencer Alla presenza dell'ambasciatore turco
Roma, 2 dic. (TMNews)- Presentazione domani a Roma per un libro sulla
figura di Leyla Gencer, la grande soprano turca morta nel 2008. Il libro di
Zeynep Oral, "Il canto e la passione", editore Mursia, sarà
presentato con la collaborazione dell'ambasciata di Turchia in Italia presso la
Libreria Odradek - via dei Banchi Vecchi, 57 - alle ore 18 di sabato 3
dicembre. Parteciperanno Zeynep Oral, giornalista e autrice del libro; Hakkı Akıl,
ambasciatore di Turchia in Italia e il regista Ferzan Özpetek.
https://www.laprovinciadicomo.it/stories/apcom/251893_domani_a_roma_presentato_libro_su_grande_soprano_leyla_gencer/
MİLLİYET DAILY NEWSPAPER
2011.12.04

Milano'da hayatını kaybeden soprano Leyla Gencer'le ilgili İtalyancaya çevrilen kitabının tanıtımını Roma'da yapan Yazar Zeynep Oral, "Gencer'in geride bıraktığı değerli arşivini araştırmak gerekiyor. Gün yüzüne çıkmamış notaları var" diyerek araştırmacılara bir mesaj verdi.
![]() |
Gazeteci-Yazar Zeynep Oral, 1992 yılında kaleme aldığı ve mayıs ayında İngilizceden İtalyancaya çevrilen 'Tutkunun Romanı' adlı kitabının tanıtımını, Roma'daki Odradek Kitabevi'nde yaptı. Leyla Gencer- Il Canto e la Passione (Leyla Gencer- Şan ve Tutku) adıyla raflardaki yerini alan kitabın tanıtımında, Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Hakkı Akil ve İtalya'da yaşayan Yönetmen Ferzan Özpetek de birer konuşma yaptı. Özpetek, bir şarkıcı, bir kadını anlatan çok çarpıcı bir kitap olduğunu söylerken Büyükelçi Akil, böyle bir kitabı hazırladıkları için Zeynep Oral'a ve yayınevine teşekkür etti. 20'nci Yüzyıl'ın en önemli sopranolarından kabul edilen Leyla Gencer'le çocukluk arkadaşı olan Yazar Oral ise, "Bir fenomen olduğu, sahnedeki duruşuna hayran kaldığım ve müzikalitesinin güzelliğinden dolayı Gencer'i herkes tanımalı" düşüncesiyle bu kitabı kaleme aldığını anlattı.
Zeynep Oral, Avrupa ülkelerinde La Diva Turca olarak ünlenen ve 80 yaşındayken 2008 yılında Milano'da yaşamını yitiren Gencer'i DHA'ya anlattı. 'Klasik müziğin mabedi' sayılan Milano'daki La Scala Tiyatrosu'nda 25 yıl boyunca primadonna olarak opera söyleyen Gencer'in dünya çapında bir sanatçı olduğunun altını çizen Zeynep Oral Gencer için şöyle dedi: "Müzik ve operayı bir misyon edindi, onları daha güzel bir dünya yaratmak için kullandı. Araştırmacılığı, olağanüstü tekniği, kaybolmaya yüz tutmuş eserleri bulup çıkarması, dünyanın en önemli şefleri ve yönetmenleriyle çalışmış olması ve belki de sesinin, dramatik gücünün en mükemmel olduğu dönemde 'Ben artık bundan sonra opera sahnelerine çıkmak istemiyorum, gençleri eğitmek istiyorum' dediği için."
![]() |
Zeynep Oral, askeri darbenin ardından 1960 yılında İstanbul'dan Milano'ya taşınan Gencer'in Türkiye'de değerinin bilinip bilinmediğine ilişkin ise, "1950'lerde onun değerini bildik. 1960'tan sonra bilemedik. Çünkü Ankara Devlet Operası'nda anlaşmasını feshettik. Buna kovulmak da denebilir. Sonra 90'lı yıllarda tekrar değerini anladık. Daha sık seminerler verdi, devlet sanatçısı oldu. Tabii bunun daha önce olması lazımdı, biraz geç kaldık ama zararı yok. Adına bir yarışma yapıldı. Son yolculuğuna da çok sevdiği boğaz da uğurlandı" dedi.
![]() |
"Ülkem beni hatırladı" derdi
Kitabında daha çok Leyla Gencer'in insan, kadın yanını vurguladığını söyleyen Oral, "Opera geleneği olmayan bir ülkeden çıkıp, bu işin en köklü geleneğine sahip İtalya'da kendini tanıtmak, en mükemmeli hedefleyip, bu işin mabedine, La Scala'ya ulaşmak ve dünya sahnelerini zapt etmeye çalışmak önemli bir azim. O birçok genç için örnek, umut oluşturuyor" diye konuştu.
Yazdığı kitabın Türkiye'de 1992'de yayınlanması ardından gençlerin Gencer'i daha iyi tanıdığını belirten Oral, "Madalyalar verildi, heykelleri dikildi, fahri doktoralar verildi, adına para basıldı. İlgi odağı olmaya başladı. Çok akıllı ve ironikti. Sitem etmiyordu ama ironik bir şekilde, 'Ülkem beni hatırladı' demeye başlamıştı" dedi.
Kendisinin yaptığı gibi başka yazarları da değerli sanatçı Leyla Gencer'le ilgili kitaplar yazmaya davet eden Oral, "Benim eksik bıraktıklarımı onlar tamamlasa keşke. Örneğin Gencer şaşılacak derecede düzenli bir arşivciymiş. Ancak bunların çoğunu ne benimle ne de O'nun biyografisini yazan Franca Cella'yla paylaşmadı. Yani Leyla Gencer'le ilgili araştırma yapmak isteyenler onunla ilgili yeni çok şey çıkarabilir. Keşke böyle olsa. Gün yüzüne çıkmamış notaları var. Konferans notları da" diyerek, Gencer'in bilinmeyen yönlerinin araştırılması gerektiğini anlattı.
CUMHURİYET DAILY
NEWSPAPER
2012.12.06
ZEYNEP ORAL
'Napolili Türk'
Çok
genç bir kadın... Roma'dan Napoli'ye giden trende tek başına. Heyecanı,
korkusu, umudu ve düşleriyle tek başına... Birkaç gün öncesine dek, Türkiye'den
ayrılmışlığı hiç yoktu... Bu tren yolculuğunun tüm yaşamını değiştireceğini
henüz bilmiyor.
Napoli. San Carlo Alanı. Üç yüz yıllık geçmişiyle San Carlo Operası. Genç kadın içeri girdi, gözleri kamaştı: Kat kat yükselen balkonlar, localar, altın ve kırmızı kadife koltuklar, freskler, üç bin kişilik bir mücevher.
Tiyatro salonu boştu, loştu. Tek tük birkaç kişi... Sahneyi gösterdiler. Genç kadın titreyen bacaklarla sahneye çıktı.
Bu bir sınavdı. Bunun bir sınav olduğunu o da onu dinleyecek olan birkaç kişi de biliyordu.
Sahneden, salon daha da görkemli görünüyordu. Genç kadın bütün bu görkemi içine çekti...
Piyanodan ilk notaların gelmesini beklerken aklından şunu geçirdi:
Burası harika bir yer. Nasıl olsa burada bana opera söyletmezler. Bu sahnede ilk ve son söyleyişim olacak... Onun için bunun tadını son damlasına kadar çıkarmalıyım. Yalnız kendim için söyleyeceğim.
Öyle yaptı. "La Traviata"dan ve "La Forza del Destino"dan birer aryayı salt kendi için, şarkı söylemenin sonsuz tadı için söyledi. Şarkısı sona erdiğinde, birinin ona doğru koştuğunu gördü. Operanın sanat müdürü. "Signora, bizimle çalışmaya ne zaman başlayabilirsiniz?" diye soruyordu.
Genç kadın anında yanıtladı: "Hemen!"
1953 Temmuz'uydu. O genç kadın, yani Leyla Gencer, beş gün sonra Napoli'deki Yaz Festivali'nde, Arena'da 10 bin kişinin önünde "Cavalleria Rusticana" temsilinde başrol oynuyordu. Birkaç ay sonra ise ünlü müzik ustası Tulio Sarafin'in yönettiği "Madama Butterfly" ile o görkemli San Carlo tiyatrosunun sahnesindeydi. 3 temsil için anlaşma yapmıştı; dinmeyen talep üzerine tam 23 temsil yaptı.
Bu rol Leyla Gencer'i bir anda Napolililerin sevgilisi kıldı. "Sokaktaki adam" bile ona "La Turco Napolitana" der oldu. Adı "Napolili Türk"e çıktı.
Ne çok duydum: 1964 yılını Napolililer iki şeyle kutsamışlar, o ikisini dillerinden düşürmemişler: Leyla Gencer'in "Robert Devereux" operasındaki Kraliçe Elizabeth rolü ve Beajolais Şarabı!..
1953-89 yılları arasında Leyla Gencer, San Carlo Operası'nda 23 farklı operada başrol oynadı. Sesi soluğu o görkemli mabedin her yanına sindi.
Neden mi anlatıyorum bunları? Çünkü, Avrupa'nın sürekliliği olan en eski opera yapısı olan bu kurum, bugün yine bir Türk'ü ağırlıyor. 2012-13 mevsimini San Carlo Operası Ferzan Özpetek'in sahnelediği "La Traviata" ile açıyor.
Floransa Operası'nda sahnelediği "Aida’daki başarısını izledikten sonra; Ferzan Özpetek'in Verdi'nin bu ünlü eserine de mutlak kendine özgü bir yorum ve de bizim kültürümüzden çizgiler katacağına inanıyorum.
Napoli'de on gündür "Şahane Varlık: Ferzan Özpetek" başlığı altında (Son filmi "Şahane Misafirlere” atıf) sanatçının tüm filmleri gösteriliyor...
Siz bu yazıyı okuduğunuzda Michele Mariotti'nin yönettiği, Dante Ferretti'nin sahne tasarımını gerçekleştirdiği gala temsilini izlemiş olacağım. Tüm ayrıntılar yarınki yazıda...
Yarın olmadan: Bugün San Carlo Operası'nın müzesinde bir de toplantımız var: San Carlo Operası Genel Sanat Yönetmeni Vincenzo de Vivo, Ferzan Özpetek, İtalyan eleştirmenlerin katılımıyla "Leyla Gencer" kitabım üzerine bir buluşma ve imza günü. Yolu Napoli'ye düşenleri beklerim...
Napoli. San Carlo Alanı. Üç yüz yıllık geçmişiyle San Carlo Operası. Genç kadın içeri girdi, gözleri kamaştı: Kat kat yükselen balkonlar, localar, altın ve kırmızı kadife koltuklar, freskler, üç bin kişilik bir mücevher.
Tiyatro salonu boştu, loştu. Tek tük birkaç kişi... Sahneyi gösterdiler. Genç kadın titreyen bacaklarla sahneye çıktı.
Bu bir sınavdı. Bunun bir sınav olduğunu o da onu dinleyecek olan birkaç kişi de biliyordu.
Sahneden, salon daha da görkemli görünüyordu. Genç kadın bütün bu görkemi içine çekti...
Piyanodan ilk notaların gelmesini beklerken aklından şunu geçirdi:
Burası harika bir yer. Nasıl olsa burada bana opera söyletmezler. Bu sahnede ilk ve son söyleyişim olacak... Onun için bunun tadını son damlasına kadar çıkarmalıyım. Yalnız kendim için söyleyeceğim.
Öyle yaptı. "La Traviata"dan ve "La Forza del Destino"dan birer aryayı salt kendi için, şarkı söylemenin sonsuz tadı için söyledi. Şarkısı sona erdiğinde, birinin ona doğru koştuğunu gördü. Operanın sanat müdürü. "Signora, bizimle çalışmaya ne zaman başlayabilirsiniz?" diye soruyordu.
Genç kadın anında yanıtladı: "Hemen!"
1953 Temmuz'uydu. O genç kadın, yani Leyla Gencer, beş gün sonra Napoli'deki Yaz Festivali'nde, Arena'da 10 bin kişinin önünde "Cavalleria Rusticana" temsilinde başrol oynuyordu. Birkaç ay sonra ise ünlü müzik ustası Tulio Sarafin'in yönettiği "Madama Butterfly" ile o görkemli San Carlo tiyatrosunun sahnesindeydi. 3 temsil için anlaşma yapmıştı; dinmeyen talep üzerine tam 23 temsil yaptı.
Bu rol Leyla Gencer'i bir anda Napolililerin sevgilisi kıldı. "Sokaktaki adam" bile ona "La Turco Napolitana" der oldu. Adı "Napolili Türk"e çıktı.
Ne çok duydum: 1964 yılını Napolililer iki şeyle kutsamışlar, o ikisini dillerinden düşürmemişler: Leyla Gencer'in "Robert Devereux" operasındaki Kraliçe Elizabeth rolü ve Beajolais Şarabı!..
1953-89 yılları arasında Leyla Gencer, San Carlo Operası'nda 23 farklı operada başrol oynadı. Sesi soluğu o görkemli mabedin her yanına sindi.
Neden mi anlatıyorum bunları? Çünkü, Avrupa'nın sürekliliği olan en eski opera yapısı olan bu kurum, bugün yine bir Türk'ü ağırlıyor. 2012-13 mevsimini San Carlo Operası Ferzan Özpetek'in sahnelediği "La Traviata" ile açıyor.
Floransa Operası'nda sahnelediği "Aida’daki başarısını izledikten sonra; Ferzan Özpetek'in Verdi'nin bu ünlü eserine de mutlak kendine özgü bir yorum ve de bizim kültürümüzden çizgiler katacağına inanıyorum.
Napoli'de on gündür "Şahane Varlık: Ferzan Özpetek" başlığı altında (Son filmi "Şahane Misafirlere” atıf) sanatçının tüm filmleri gösteriliyor...
Siz bu yazıyı okuduğunuzda Michele Mariotti'nin yönettiği, Dante Ferretti'nin sahne tasarımını gerçekleştirdiği gala temsilini izlemiş olacağım. Tüm ayrıntılar yarınki yazıda...
Yarın olmadan: Bugün San Carlo Operası'nın müzesinde bir de toplantımız var: San Carlo Operası Genel Sanat Yönetmeni Vincenzo de Vivo, Ferzan Özpetek, İtalyan eleştirmenlerin katılımıyla "Leyla Gencer" kitabım üzerine bir buluşma ve imza günü. Yolu Napoli'ye düşenleri beklerim...






