Press [1950 - 1956] [Turkish]


1 9 5 0

YENİ İSTANBUL DAILY NEWSPAPER                                              
1950.06.17                                                                                 

1 9 5 1

EV-İŞ MAGAZINE

1951 Special Issue

STATE THEATER MAGAZINE                                             
1951 October   

Giannina Arangi

 L O M B A R D I

Bu yılın temmuz ayında, yaz tatilini geçirmek üzere gittiği memleketinde hayata gözlerini kapamış olan Giannina Arangi-Lombardi ile yalnız Devlet Tiyatrosu değil, İtalyan sanat âlemi de değerli bir uzvunu kaybetmiş oluyor.
 
İnsan Madam Lombardi'yi ilk gördüğü zaman, onun büyük bir opera sanatkârı olabileceğine ihtimal veremezdi. Çoğu sanatkârlarda görülen mübalağalı hareketlerden, mübalağalı ifadelerden onda eser yoktu; giyinişine varıncaya kadar her şeysi sade ve mütevazıdır. Onu, ders vermek için sınıfa girdiği zaman yahut evinde misafirlerini kabul ederken görenler, sahnedeki muganniye ile hayattaki kadının birbirine benzemediklerini derhal fark ederlerdi.
Madam Lombardi sahne hayatına bir "küçük trajedi" ile başlamıştır, yani ses karakteri bakımından pek vuzuh istemeyen bir eserle. Çünkü meslek hayatının başlangıcında, kendisini çalıştırmış olan bütün hocalar Madam Lombardi'nin tam bir soprano mu, yoksa bir mezzosoprano mu olduğunu bir türlü kestirememişlerdir. Madam Lombardi sahneye ilk defa Teatro Roma'da, eski Costanzi, şimdiki dell'Opera'da Köylü Namusu (Cavalleria Rusticana) operasyla açıkmış ve derhal çok büyük bir muvaffakiyet kazanmıştır. Fakat kendisini şöhretin zirvesine çıkaran operalar Gioconda ile Aïda olmuştur (1925). O sırada İtalya'da Claudia Muzia, Gilda Dalla Riza, Giuseppina Cobelli, Bianca Scacciati ilâh gibi çok büyük dramatik sopranolar vardı. Madam Lombardi bir hamlede o büyük şöhretlerin yanında yer almıştır.
Madam Lombardi Norma, Trovatore, Guiglielmo Tell, Maskeli Balo, Kaderin Kudreti gibi operaları oynadığı zaman şan üslubunun ancak devrin en meşhur muganniyesi olan Ponselle ile mukayese edilebileceği herkes tarafından teslim edilmiştir. Madam Lombardi'nin ilk notlara başlarken çıkardığı seslerin temizliği, birçok notları süratle çıkarmakta gösterdiği kolaylık, geniş nefes kabiliyeti, tiz seslere yükselirken muhafaza edebildiği yumuşaklık, tiz ve pes sesler arasında inip çıkmakta gösterdiği rahatlık gerçekten hayran olunacak meziyetleriydi.
Madam Lombardi oynadığı çeşitli eserler arasında, bilhassa Verdi'nin eserlerine hayrandı ve asıl şöhretini onlarla yapmıştı. Sahnede ve hayatta hiçbir zaman elden bırakmadığı tevazuu, itidali, çekingenliği olmasaydı şüphesiz çok daha büyük bir şöhrete, sahip olurdu. Fakat bu hali, bilhassa kendi kendisinden hiçbir zaman asla tamimiyle memnun olmayışı, onu yakından tanımayanlara bazen kibirli, bazen de kendi kendisinden emin olamayan bir sanatkâr gibi göstermiş, yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur.
Sonsuz bir çalışma gücü ve derin bir sanat aşkı içinde geçen ve bunların meyvesi olarak hakkedilmiş şeref ve muvaffakiyetlerle dolup taşan bu sanat hayatının muhasebesi nedir? Madam Lombardi İtalya’da meşhur Soprano Muzio'nun yerini almış ve sanatında ancak Giannina Russ ile mukayese edilebilecek bir merhaleye varmıştı. Devrinin bütün meşhur dramatik sopranoları Cavalleria'yı Tosca'yı oynarken, sahnede bazen çılgınlar gibi bağırarak teganni etmeği bir âdet haline getirdikleri zaman, o aslâ itidali elden bırakmamış ve daima bu rolleri klasik ölçüler içinde teganni etmeği ve oynamayı tercih etmiştir. Bunun içindir ki Madam Lombardi'nin oynadığı Norma ile Aïda bugün opera tarihine geçmiş iki büyük interprétation örneği olarak kalmaktadır.

Madam Lombardi, 1938 de, 47 yaşında iken sahneden çekilmiştir. Bunu isteyerek mi, yoksa üzülerek mi yapmış olduğu merak edilecek bir noktadır. Fakat kendi ifadesine göre bu çekiliş arzusuyla olmuştur zira Madam Lombardi her temsilin kendisi için bir azap, bir ıstırap vesilesi olduğunu daima söylerdi. Bu büyük kadın hiçbir temsilde, hiçbir rolde kendisini tamimiyle kemale ermiş bir halde bulamaz gerek ses gerek oyun bakımından daima bir eksiği kaldığını zanneder ve ancak büyük sanatkarlara yaraşan bir tevazu ile, kendi kendisinden bir türlü memnun olamazdı.
Sahneden ayrıldıktan sonra Madam Lombardi'yi Konservatuvar bekliyordu. Nitekim sahne hayatına kendi arzusuyla nihayet verir vermez, 1939’da, Milano Konservatuvarında şan hocası olarak vazife aldı ve derhal bu sahada büyük bir otorite olarak şöhret kazandı. Meslek hayatının bu devresinde İtalya'nın en büyük opera sanatkârları daima ona müracaat ederek müşküllerini gidermişler, fikir ve öğütlerinden daima faydalanmışlardır. İkinci Dünya harbinden sonra Madam Lombardi'nin evi âdeta beynelmilel bir şan mektebi halini almıştı. Bu mektepte birçok İngiliz, Fransız, Amerikalı, Polonyalı talebeler, hatta iki tane de Cenubi Afrikalı zenci talebe yetiştirmiştir.
1947 de bir gün Madam Lombardi birdenbire memleketini terk etti ve Türkiye'ye, Ankara Devlet Konservatuvarına şan hocası olarak gitti. O zaman bu çapta bir hocadan mahrum kaldığımıza üzülmüş, fakat Türklerin bu büyük sanatkârı keşfedip elimizden almakta gösterdikleri zekâ ve anlayışa da hayran olmuştuk.
Madam Lombardi 5 yıldan beri Devlet Konservatuvarının ve Devlet Operasının genç istidatlarına hocalık, rehberlik etmiş, bugün iftihar ettiğimiz birçok sanatkârların yetişmelerinde çok emeği geçmiştir. Bu yıl Opera sahnemizin ilk eseri olarak seyredeceğiniz Tosca'da göreceğiniz sanatkârların hemen hepsi onun talebeleriydi. Ne yazık ki Tosca temsillerimizi göremeden aramızdan ayrıldı. Fakat çok sevdiği, e çok benimsediği operamızdan eksik olmayacağına inandığım ruhu talebelerine kuvvet ve cesaret vermeğe devam edecektir. [Adolfo Camozzo / Çeviren: L.A.]

1 9 5 2

STATE THEATER MAGAZINE No.04                                                
1952.05.26                                                                                

INTERVIEW BY NİZAM PAYZIN  

Translation by © Ayşen Zülfikar

AMONG US


“I’m so scared of giving concerts.”

Leyla Gencer was extremely excited before her upcoming concert. It was evident that the performance scheduled in two days at the Grand Theatre Stage, consumed her thoughts entirely. She repeatedly expressed her apprehension about performing concerts.
Those who witnessed her performance for Ankara's distinguished audience two days later, would undoubtedly concur with her sentiments. However, she managed to impart her excitement onto us, yet this feeling lasted very briefly. As the initial impact waned, we found ourselves immersed in the world of diverse musical pieces brought to life by her voice. Applause... applause... and numerous encores followed. It was a resounding success, an impeccable night of music. With this triumph, the excitement of the preceding days came to an end.
‘I was raised as a concert performer.” she remarked on the day we met…
“With encouragement from my husband, I auditioned for The Istanbul Conservatory and received education was as a concert performer. My invaluable teacher Madam Ren Gelenbevi consistently urged me to study opera.
Upon moving to Ankara, I continued my voice lessons with M. Giannina Arangi Lombardi. One day she said, “You must certainly be singing at the opera theatre.” And she convinced me. I auditioned for the opera choir, and I was successfully admitted.
At a very unexpected time, I was given a prominent role in the upcoming staging of Cavalleria Rusticana opera. Despite lacking knowledge about stage acting and with preparations swiftly underway, the day of the first rehearsal arrived. I felt extremely shy, and my colleagues were curious about my performance. All eyes seemed to be on me, or at least, that's how I perceived it.
A I entered the stage, I prayed to God, saying; “Oh, help me God!”. Surprisingly, I began to feel calmer as soon as I set foot on the stage. My entire focus was on embodying Santuzza. My sense of time had vanished, and it was only after the applause from my colleagues that I managed to come to my senses. To my surprise, I had been extremely successful. They were applauding and congratulating me!
Santuzza, the fiancée of Turiddu, suffers and cries from time to time. When I portrayed Santuzza for the first time, I found myself consistently shedding tears while on stage. However, I'm not like that anymore."
Our esteemed artist Leyla Gencer emphasizes that she remains true to herself offstage. Additionally, she reflects, “Santuzza holds a bitter memory for me as well.”
“It was an exceptionally cold winter in Ankara that year. I caught a cold on my way to the Opera, and I performed that night in immense pain. I endured until the end of the performance. By the time I arrived home, I was so exhausted that I barely knew how I managed. I had to stay in bed for weeks afterwards. That night marked my final performance as Santuzza. It's a memory I could never forget."
It can indeed be quite challenging to make someone choose among things they love…
When you ask an artist which roles they'd like to perform or which are their favourite ones, it's similar to asking a child to choose between their mother and father…
Leyla Gencer has hard time making this choice. "I can't choose a particular opera. I love all of them," she expressed. When I insisted on receiving an answer, she said, "I would like to perform Verdi's operas, Richard Strauss' Salome, and Wagner's Elsa." But I can't choose any of them above one another; they are all operas which I love," she said, and uttered the names of the renowned operas one after another without making a particular choice.
“I saw Richard Strauss' Der Rosenkavalier in England, and I greatly appreciated both the cast and the audience. The sound, ballet, and production were sublime.
Comparing our opera to theirs is a bit challenging. Yet, when we consider their centuries-old tradition alongside our mere 15 years of history, it's clear that our opera holds its own. I must say, no one can underestimate the importance of our opera.
There are valuable Turkish singers with voices of international quality. However, it occurs to me that we must acknowledge our lack of technique. In 15 years, we have successfully achieved all we could. What we should do from now on is to keep working diligently. Our artists should broaden their artistic horizons by delving deeply into literature and the history of music. It is imperative that we remain attuned to all artistic movements and events. We must strive to enhance our music culture and technique each day.
If an artist is content with daily fame, it could harm our theatre. We must strive for ongoing improvement, never settling for today's success but always aiming to do better tomorrow…
There are significant differences between the standards of when we first embarked on our artistic journey and those of today. We were the pioneers who paved the way and laid the foundation of their culture. We achieved everything without having any examples to follow before us. At least the next generation of artists will be able to continue following in our footsteps. And if Turkish schools give more importance to music culture and education, they will contribute to the improvement of Turkish opera.”
“In classical opera style, the voice holds the most significant importance, whereas in modern opera, voice and acting skills are equally crucial. However, this characteristic of modern opera can be exhausting for artists, leading to the voice losing its prominence. If this style is preferred, the director must meticulously prepare the scenery and ensure that our singers do not overexert themselves to the point of risking their voices.
In our opera, the second style; unity of voice and acting is quite prominent. Therefore, we surpass many foreign opera ensembles. This also highlights the high capacity of our acting talents, I might add.
In order to make opera more approachable to Turkish people and to bridge the gap between opera and theatre, we must establish our own voice school.
In countries such as Italy, France, England, and Germany, characteristic voice schools were established based on the language. Words that didn't sound musical and contradicted Western music technique were excluded, thus achieving a musical flow in the language. Since we currently lack a national voice school tradition based on our language, the audience criticizes some words and phrases that don't perfectly match the music. Regardless of how beautiful the singer's voice is, the audience may not fully appreciate the performance because the Western quality in the opera is obscured by this use of words. If a new voice school based on the Turkish language is established, the opera genre will be able to reach a wider audience. By eliminating jarring words, the singer's voice will not tire or lose its colour, resulting in a more perfect effect on the listeners. It's essential to me that a Turkish voice school be established.”

Photo 1 Leyla Gencer

Photo 2 Leyla Gencer as Martha in Tiefland
Photo 3 Leyla Gencer as Tosca
Photo 4 Leyla Gencer with the Turkish President Celal Bayer after her concert at the Grand Theatre.

ÇİÇEK MAGAZINE                                          
1952.05.29              

INTERVIEW BY İSMET AKYOL 

Translation by © Ayşen Zülfikar

Every Week Two Interviews from Ankara
 
“Leyla Gencer; the esteemed opera artist was personally warmly congratulated by our President.”
 
Leyla Gencer
 
After Leyla Gencer returned from her concert, we visited her at her home. She had performed a recital two day prior at the State Opera, which drew close attention of our president. The recital, concluding with a shower of applause, brought delightful moments to the audience in Ankara. The recital by Leyla Gencer, which attracted Ankara's popular circles, ministers, intellectuals, and music lovers.
The distinguished opera singer Leyla Gencer opened up as she spoke. It was our first time interacting with her. She appeared as an artist capable of combining honesty, dignity, and artistry. Despite our initial apprehension about how our visit would be received, she had such a positive impact on us that we are still captivated by her as we write about our experience. During our last visit to Ankara, we only had the opportunity to meet opera artists. I regretted that it took us so long to see them up close, meet them, and get to know them. We cannot praise our opera artists enough who are truly at a European level. Each of them possesses a precious uniqueness of their own. I have to admit that Leyla Gencer has the unique ability to command respect and careful attention from those in her presence.
It's evident that an artist possesses numerous talents that cannot all be described, written, or praised adequately. We regret that we can only write about a small portion of their talents here.
 
Photo: Leyla Gencer posing for the ÇİÇEK magazine
 
I suppose as journalists, we sometimes struggle to keep our promises. For some reason, we can't shake off this image as long as we remain in this position. For example, even though we had requested an audience with Leyla Gencer before printing our article, unfortunately, we haven't been able to fulfil this promise. So, the typographer is beside me, waiting for the final version of the article and saying:
“The typewriter is waiting over there. Please write as soon as possible.”
However, I was supposed to prepare this article and send it to Ankara to have it paraphrased and then print it! Unfortunately, I couldn’t do it!
We were at Leyla Gencer’s tiny apartment, and the estimable artist said:
“Interest in opera has been on the rise in Ankara for the past two years. While only a few people used to attend the opera two years ago, nowadays, there's a struggle to find tickets, and many are forced to return home.”
"You're absolutely right," I replied. "The State Opera has truly enriched Ankara with opera culture. It would be wonderful if the same could happen in Istanbul too. Your recital in Ankara garnered so much attention, and I must add that your performance in Istanbul was equally praised."
Leyla Gencer laughed and then became quiet.
“Could you share some of your memories related to your connection with art?”
"I've been married for 8 years.” At that moment, she was looking at her husband, İbrahim Gencer, “However, I was only able to start attending the conservatory one year after getting married.”
“Oh! How come?”
She laughed and continued:
“Like most families, mine didn't allow me either. And I had to wait until I got married; only after that could I start.” And then she continued:
I entered the Istanbul Conservatory 7 years ago and studied under Madam Ren Gelenbevi, with Muhittin Sadak as another one of my teachers, I simultaneously served as both a student and a soloist singer. During my time as a soloist in the city choir, I completed my studies at the Istanbul Conservatory. Additionally, I performed in numerous concerts throughout Istanbul.”
 
Photo: On the left; we see Leyla Gencer with her husband and our colleague.
 
“When did you move to Ankara?”
“It's been almost two years since we moved here, but I go to Istanbul every summer.”
“Which languages do you speak?”
“I speak French, Italian and English.”
“Have you ever been to Europe?”
“Yes. And last August, I also gave concerts at radio halls in Paris and London.”
“Are you considering going back again?”
“I have received offers from Paris and Italy for the next season, and I'm planning on going if all goes well.”
“Could you share with us some of the operas that you've sung?”
“I sang the role of Santuzza I Cavalleria Rusticana, Martha in Eugène d’Albert’s Tiefland and Tosca…”
“And what about the upcoming season?”
“I’ll be singing Verdi’s La Traviata and Mozart’s Cosi Fan Tutte in the next season.”
We had arrived at 6 p.m. for our interview. We talked a lot, even going past dinner time. To avoid overstaying our welcome, we politely asked for permission to leave. 

1 9 5 3
 
HAYAT MAGAZINE                                          
1953 June            

INTERVIEW
Translation by © Ayşen Zülfikar
 
Our opera artist, who shines on stage without having taken any acting classes.
 
Leyla Gencer
 
I wish that the people who listened to Leyla Gencer on stage would also have the chance to sit and chat with he as well because they would have admired her even more. Our estimable artist has a very charming way of speaking; it’s as if she travels within each word, completely immersing herself in what she's talking about and captivating the listener, taking them from one place to another.
I guess that she’s tired of talking to journalists:
“I have narrated everything so many times that I suppose there's nothing else left for the readers. My life is not that interesting” she said. But when I insisted, she inclined her head and began to speak.
“Ever since I was a child, I have always been attracted to fine arts. I used to draw, read poems, and I was also interested in literature. I rather dreamed of becoming a tragedian. I was a student at the Italian High School, and I wanted to become Eleanore Duse. But since my family was conservative, I could never voice this desire of mine. I have always had a nice and clear voice since I was nine years old. At that time, I wanted to become a ballerina. I used to dance facing the mirrors in our house by the Bosphorus wrapped up in tulles.”
Leyla Gencer lives so deeply in what she's narrating that it's as if I literally went to that house by the Bosphorus. I watched that little girl dancing in front of mirrors. She had a sweet, dreamy semblance, as if she were gazing into the mirror on those days.
“When did you enter the conservatory?”
“I entered the conservatory after getting married. Until then, I had never been involved in music. I only used to listen to good quality music and attended all concerts. Once I graduated from Istanbul Conservatory, I came to Ankara and auditioned for Ankara State Opera. “
“In which opera did you have your first performance?”
“I played the role of Santuzza in Cavalleria Rusticana. I unexpectedly found myself on stage without having taken acting lessons or undergone long rehearsals. This is my best memory. The director Merdo made me watch the rehearsals, and suddenly asked me the question: “Are you ready?” I was certainly very excited. There's a prayer scene in Rusticana where the performer kneels and prays. The prayer that I said was actually real. At that moment, I felt an awkward calmness inside me. I have always been drawn to mysticism, although I've had some doubts. But when I got on stage, I understood that art in itself is a religion. During that prayer scene, I felt as if I were elevated above the people, as if my soul were cleansed, I were ascending and I brought something to the audience. To me, my art is above anything else. I find everything in my art.”
Once again, she drifted into thoughts, it was as if she were searching for words with her hands and eyes.
“Searching for beauty always and in everything is my life's purpose. In Plato's little book, which I had acquired during my education, and which described the pursuit of beauty as a religion, consequently, became a habit of mine. I learned to love the real beauty. This purpose gave a direction to my life. I always want the best in my art.”
 
Photo 1: Leyla Gencer putting on make-up before going on stage.
Photo 2: She said to our friend: 'Searching for beauty in everything has always been my life's purpose.
 
Leyla Gencer, who is constantly searching for beauty, in everything, such a beautiful house. She is married to the 2nd Director of the Yapı Kredi Bank's Anafartalar Branch and lives in the penthouse of a building on Atatürk Avenue. She has furnished this apartment beautifully and made it so pleasant… Meeting this elegant woman in her beautiful home is a great pleasure. She complements her home as much as she complements the stage. Especially, her hospitality is also very warm. I think I saw Leyla Gencer both at her home, on stage, and within her art on that day. While she was speaking about one of her sentiments or telling a story, I saw her as an artist, and I couldn't get enough of observing her excitement. However, on occasion, her hospitality spontaneously emerged, which made me admire her gentleness and grace. It felt as though I were witnessing two captivating films of which the scenes entwined.
“I fell ill during 'The Consul' and was only able to perform in the 20th performance.
The paper aria in this opera is its highlight. When I sing that aria, it's like having a seizure. At the end of it, I say 'that day will come' three times. The first time, I said it to the Secretary, whose eyes filled with tears, and there were also people in the audience crying. After a two-month break, it was exciting to deeply move the audience again. I cried out loudly, and even though it wasn't planned, a colleague helped me sit down."
It was as if Leyla Gencer, the gracious host, had left, and Magda Sorel arrived before me. It felt as though she was singing the paper aria.
Remembering the baby cradle in the opera, I asked:
“Don’t you have children?”
“No, I can’t have both. I would want to be a perfect mother to my child but it’s rather difficult for an artist to do both things at the same time.”
Isn’t it a major sacrifice for the sake of art?
“Which role was your favorite?”
“I love them all. An artist needs to understand and feel the role. When you can feel it, it’s easy to embody it. Before starting to learn a new role, I often experience a feeling of inferiority and I suppose that I won’t be able to portray that role. But once I start working on it, I begin to love and create a connection with the role. At the last performance I become sentimental and feel sad as if I’m leaving someone I love.
“What do you think about the future of the opera?”
She laughed sweetly:
“You should decide when you see the performance of ‘Kerem’. Just as its composer described, Kerem is a lyrical and mystical drama. You'll truly enjoy it and feel proud. I genuinely hope that all our composers will write numerous operas, allowing us to present a new Turkish opera every season. "I am confident that in the near future, both Turkish opera and polyphonic music will become recognized on the international music scene and be embraced.”
She said those last phrases, emphasizing each word with a hopeful tone.
“How do you perceive the opera preferences of Turkish people?"
“I will respond to this question by narrating a recent memory that holds a significant importance. As you know, an orchestral concert is held at the Faculty of Language and History every two weeks. Recently, I was also asked to perform a concert on a Saturday. I cannot adequately describe how crowded the hall was that day. Every seat, corridor, and the space surrounding the stage was filled with people. It felt as though I was conversing with the entire youth population. They listened attentively, and I was deeply touched by their attention. Their applause was unlike anything I had ever heard before. To me, I was acknowledging that they were my true audience, representing the new generation. I felt immensely excited. It's truly wonderful to be able to establish such a connection with the people.”
Leyla Gencer is an artist who has truly savored the essence of this beautiful phenomenon. The joy of contributing to society continues to grow within her, driving her to strive for even greater impact. Consequently, she ascends another rung of her fame ladder with each role and concert.
 
Photo 3:  A shoot where we can see how well she gets along with her husband, İbrahim Gencer.
Photo 4: Leyla Gencer at Tosca


RESİMLİ 20.ASIR MAGAZINE                                          
1953.06.25            

INTERVIEW BY VURAL R.S. KAKMACI
Translation by © Ayşen Zülfikar
 
We are presenting the artists of the State Theatre and Opera

Leyla Gencer
 
Leyla Gencer, who gained attention for her roles as Santuzza in 'Cavalleria Rusticana,' Martha in 'Tiefland,' Tosca in 'Tosca,' and finally as Aslıhan in our first national opera 'Kerem,' shares insights into her education and her artistic philosophy in this interview.
The audience of Ankara first came to know and love Leyla Gencer as Santuzza in Cavalleria Rusticana. During these days when our first national opera, Kerem, is being performed at the State Theater, I had the privilege of speaking with the artist who portrays the role of Aslı in this opera.
Following her portrayal of Santuzza, Leyla Gencer went on to perform as Martha in Tiefland, Tosca in Tosca, and Magda Sorel in The Consul, all with significant success. Through these performances, as well as numerous concerts, Leyla Gencer has firmly established herself in the world of art.
The artist, who is originally from Istanbul, developed a love for dance, literature, and music by the age of 13. Leyla Gencer stated that she decided to become a tragedian when she began reading French literature and classics:
“My family was from Anatolia. None of them were interested in the arts, so I had to struggle a lot when I wanted to pursue art. Nevertheless, I was only able to enter the conservatory after getting married. When I first stepped onto the stage, my family and relatives were against it. Furthermore, they didn't speak to me for a long time. However, I would like to add that throughout my career in the arts, I have received significant support and encouragement from my husband. Thanks to him, I was able to withstand many unpleasant experiences that troubled me.”
I suppose that after witnessing her successes, everyone in her family is now content. They are so content that all the children growing up in the family are entering the conservatory, one by one.
I congratulate Leyla Gencer for her pioneering efforts within her family in the name of art. And I remember a saying that continues to echo throughout our country, spreading from mouth to mouth:
“How would you combat the use of the term 'Actors Herd” I asked.
“I have never heard a term like 'Actors Herd' nor have I ever been accused with such terminology. On the contrary, I have always received respect from people throughout my artistic journey. If there are individuals who use such words, I would say they are 'ignorant' and 'unaware of the seriousness of the art form’.
Leyla Gencer is exceptionally skilled at captivating the audience and immersing them into the world of her characters, to the extent that one wouldn’t want to believe that she is anyone other than the role she embodies. She is also conscious of her ability to deeply affect the audience.  what about her daily life? I wonder…
“In my daily life, I find myself consumed by the new role I am portraying, especially during rehearsals. When I return home after a rehearsal, I often find myself silent. When I was preparing for the role of Magda, it felt as though I were psychologically unwell; the role continued to intrigue me even in my sleep. However, once I perform the role, I experience a sense of childlike purity and spiritual cleansing. For example, during my first performance as Santuzza in Cavalleria Rusticana, there's a scene where I was supposed to kneel and pray to God. At that precise moment, when I knelt, I didn't act; I genuinely prayed. Despite all the prior excitement and fear, I felt a profound sense of peace. I wasn't Leyla at that moment. I wasn't an ordinary person. 'That's what religion is!' I said to myself, and I learned what religion is through art. Afterwards, I felt this spiritual ascent while portraying every role. What is so profound about this experience is that I also notice the audience joins me when I reach that state.”
“Is there an art school that you admire and prefer?”
“Actually, I'm a bit conservative. That's why I've maintained my love for the paintings and statues of the Renaissance Period. I don't understand much about contemporary paintings, but I'm willing to try. I believe there's a decadence in art nowadays. Today's artists are constantly searching for something new, something they may never truly find.”
Leyla Gencer who always strives to give her best while practicing her art adds:
“I can't recall any performance or concert of mine that I liked. Never. I could never say: 'That's what I’d aimed for.' However, I think I give better performances during rehearsals. It's evident that one's potential is diminished by 50% during a performance.”
“Do you fully immerse yourself in a role while on stage, or are you influenced by events occurring outside of the stage?”
“I wonder what I could have achieved if I were as focused in real life as I am on stage. For example, I can't forget this: during a performance of The Consul, after I finished singing the paper aria, wherever I turned, I saw people who were crying. I was crying as well, and I strongly felt that moment was a crescendo.”
 
Photo 1: Leyla Gencer, who doesn't dwell on death but focuses on living on the stage, portrays the role of Aslı in the opera Kerem.
Photo 2: Leyla Gencer, who used to leave home with her right foot on opera days and have a glass of water poured after each concert performance, says she's given up these habits; portrays the role of Aslı in the opera Kerem.
 
“If you read a negative or positive critique about yourself in a newspaper before going on stage, does it have a positive or negative effect on your performance?”
“I had read a major negative critique about me before a performance of The Consul, which deeply upset me. However, three days later, I didn't remember it while I was performing The Consul. If an artist has confidence, criticism doesn't affect her creativity. Once I set foot on stage, I become the woman I'm portraying. If criticism is constructive, I try to learn from it. Attacks towards a person, rather than the art, are the ones that upset me. Until today, I've felt a strong connection with the audience. Many times, I've felt that I'm captivating them with me, and this feeling has been my greatest strength, upon which I've relied.”
Leyla Gencer, who leaves home with her right foot on opera days and has a glass of water poured when he leaves home for concerts and opera performances, also pays attention to entering the theater with her right foot.
“While playing Tosca, I used to ask my colleague Fikret to pray for me as well. But this year, I gave up this habit."
"Is there a particular role that you consider ideal, either one you've already performed or one you'd like to perform?”
“Once you work on them, all roles become ideal. However, our repertoires are unique. I love all the roles assigned to me. When the performances of an opera come to an end, I feel a sadness similar to leaving a child behind.”
As my last question for the esteemed artist:
“At the last step of the staircase you've been climbing, how do you feel?”
“There isn't a last step in the staircase that we climb” she answered.
“When you arrive at the last step of your life, what would you like to leave behind?”
“Honestly, I've never thought about death. That's why I've never had insurance. Above all, I'm focused on living on stage rather than contemplating death.”
Soprano Leyla Gencer, who says she's always wanted to become like Sarah Bernhardt or Leonore and who has always had a talent for choosing the best and most beautiful things, has had a passion for rhythmic dance since childhood. I suppose she owes the rhythmic quality of her recent portrayal of Aslı to that.
The artist who used to coerce her childhood friends into playing mute games, such as 'Le Bourgeois Gentilhomme', has been consistently reading Plato's books and wanted everyone around her to read them as well. 

VATAN DAILY MAGAZINE

1953.08.03

INTERVIEW RAI ROMA, ITALY

 
Leyla Gencer Roma Radyosunda Konuşma yaptı
 
İtalyan Radyosunun davetiyle Roma, Torino ve Napoli'de kon- serler vermek üzere İtalya’ya giden Ankara Devlet Operasının sopranosu Leylâ Gençer R. A. I. (İtalyan Radyosu) da 1 Ağustos Cumartesi akşamı bir konuşma yapmıştır. Radyo ile yapılan bu konuşmayı aşağıya naklediyoruz:
 
Sual: İtalya hakkındaki intibalarınız nedir?
Cevap: İtalya’ya ilk defa 1951 senesinde gelmiştim. Bu ikinci ziyaretim, bu güzel memleketi daha iyi tanımama vesile oldu. On beş günden beri Roma’dayım. Her köşesi bir sanat abidesi olan ve muhtelif devirleri, yani Roma İmparatorluğu devri ile Rönesansı ve modern devri harikulâde bir ahenkle mezcetmiş olan bu şehir, Terme di Caracalla’da seyrettiğim opera temsilleri, Massenzio harabelerinde dinlediğim konserler üzerinde derin intibalar, unutulmaz hâtıralar bıraktı.
Sual: İtalya’da bazı konserler ve temsiller vereceğinizi öğrendik, bu hususta bize malûmat verebilir misiniz?
Cevap: Roma’da Teatro Dell Operada Maestro Vincenzo Belletza ile Mo Sanpaoli beni dinlemek lütfunda bulundular. Gelecek mevsim için Opera programlarında yer almam ihtimali vardır. Ayrıca R. A. I. de orkestra ile iki konser teklifi aldım. Şimdi Ankara Devlet Tiyatrosunu, Türkiye’deki kıymetli dinleyicilerimi ve dostlarımı ve büyüklerimi memnun edecek bir haber veriyorum. Bu ağustosun sonunda Cavalleria Rusticana Operasında Santuzza rolünü temsil etmek üzere angaje edildim. San Carlo tiyatrosunun genç ve çok kıymetli umum müdürü Comm. di Castanzo ile bu vesile ile tanışmak şerefine nail oldum. İtalya’daki bu ilk temsilim dolayısıyla Venedik seyahatimden vazgeçmek zorunda kaldım. Eylülde Ankara’ya döneceğim. Bütün akraba, dostlarıma ve meslektaşlarıma selâm ve saygılarımı yollarım.

VATAN DAILY MAGAZINE

1953.08.29

1 9 5 4

MİLLİYET DAILY NEWSPAPER                                        
1954.02.10            

İKDAM DAILY NEWSPAPER                                        
1954.02.12

Opera San'atkârı Leylâ
Gencerle Bir Konuşma

OPERANIN BUGÜNKÜ DURUMU- MEMLEKETİNİZDE OPERANIN TANINMASI İÇİN NE YAPMAK LAZIM? - OPERA SEVENLERİN SAATİ- OPERANIN İSTİKBALİ- KEREM İLE ASLI...

Yazan: GÜLTEKİN OVACIK
 
1923 de İstanbul’da doğan Leyla Gencer İtalyan lisesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Konservatuarı Batı müziği koluna devam etmiş ve 1949 senesin. de buradan diploma almıştır.
1950 senesinde Ankara Devlet Operası imtihanlarında muvaffak olarak, oraya intisap etmiş, üç seneden beri de bu müessesede başarı ile vazifesine devam etmektedir.
Değerli sanatkârımıza ilk olarak Operanın bugünkü durumu hakkındaki fikrini sordum, biraz düşündükten sonra, ahenkli sesi ile söze başladı.
 
Bizde operanın bugünkü durumu ne merkezdedir, halkı operaya karşı alakasını nasıl buluyorsunuz?
Bilindiği gibi memleketimizde opera tradisyonu yani geleneği yoktur. Buna rağmen kısa bir zamanda operamızın parlak muvaffakiyetler elde ettiği müşahede edilmiştir, Hatta Avrupa ile dahi mukayese edilebilir. Kanaatimce operamızın durumu gayet iyidir. Yalnız bizden sonra, bizi takviye edecek sanatkârların yetişmesidir.
Halkımızın opera anlayışına gelince: Ankara’da âdeta bir opera tradisyonu kurulmuştur. Oradaki seyirci büyük bir alaka göstermektedir.
 
Billûr gibi bir sese sahip olan Leyla Gencer, bu sesi sayesinde memleketimizde olduğu kadar, hudutlarımız dışında da sevgi ve takdir kazanmıştır. Fakat bu rağmen, Leyla Gencer tevazudan ayrılmamış, onu kendine şiar edinmiştir.
 
Bizde operamın tanınması ve yayılması için ne yapmak lazımdır, Radyo programları kifayet eder mi?
Bunun için İstanbul’da opera binasının süratle tamamlanması lâzımdır. Memleket içinde ve dışında da turneler yapılması şarttır. Radyo programlarının bu mevzuda kifayet etmeyeceği kanaatindeyim,
 
Radyo programlarının «Opera sevenlerin saati seanslarından biz de halkımızın bir fayda görmediğine eminiz. Mamafih radyo idaresinin bu hareketini takdir etmiyor değiliz. Yalnız sayın Valimiz ve Belediyecilerimizin de bildiği gibi opera yalnız kulağa değil göze de hitap eder. Bu bakımdan şehrimizin mutena bir yerinde ve büyük bir ihtiyaç karşısında Opera binasının iskeletinin çirkin manzarasını, orayı bir an evvel imar ederek, hem halkın bir ihtiyacı karşılanmış ve hem de şehre güzel ve ihtihar edilebilecek bir bina kazandırılmış olarak, Belediye Reisi ve Belediyecilerimizin hakiki hemşeriliklerini ifa etmiş olacakları fikrindeyiz.
 
Operanın istikbalini bugünkü şartlar altında nasıl tasavvur ediyorsunuz?
Statik olmadığı takdirde operanın istikbalinden ümit varım. Bilhassa yenilerden.

Aslı ile Kerem nasıl buldunuz?
Aslı ile Kerem operasını hem beğendim hem de seve seve oynadım. Bugün bir opera parçasını veya operayı dinlediğimiz de nasıl, bu İtalyan meselâ Puccini'nin, bu Alman meselâ Mozart'ın, bu Rus meselâ Tschaikowsky'nin diyebiliyorsak, Aslı ile Kerem’i de dinlediğimizde iftiharla bu Türk operasıdır, diye biliyoruz.

HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER                                        
1954.04.02      

UNKNOWN NEWSPAPER                                   
1954.04.02

VATAN DAILY NEWSPAPER                                        
1954.04.02          

Leyla Gençer İtalya'dan döndü
 
Bir müddetten beri İtalya’da San Carlo Operasında baş artist olarak çalışan soprano Leyla Gençer, dün saat 17.15 te Samsun vapuru ile İstanbul’a avdet etmiştir.
Kıymetli sanatkarımız, seyahati hakkındaki ihtisaslarını söyle anlatmıştır:
İki buçuk aydan beri İtalya’da San Carlo Operasında çalışmaktaydım. Bu müddet esnasında Tosca ve Eugene Oneguine'i oynadım ve dünyanın en kıymetli orkestra şefi ile en büyük sanatkarlarını tanımak, onlarla beraber çalışmak fırsatını buldum.
Bilhassa beynelmilel sanat aleminde çalışmalarına Tullio Serafin ve Gabriele Santini gibi şeflerle çalışarak başlamak benim için büyük şans eseridir.
Bu akşam Ankara’ya hareket ederek Devlet Operasında Traviata'nın temsilinde rol alacağım.19 nisanda Yugoslavya’ya Tosca ve Aida, 4 mayısta İsviçre’ye, gene Tosca'da oynamaya gideceğim. Haziran ayında Venedik'te de Verdi'nin bir eserini oynayacağım.
Floransa festivalinin açılışına da davet ettilerse de Lozan seyahatimle ay ve tarih tesadüf ettiği için kabul edemedim. İtalya’da, İtalya ve haricinde senede kırk temsil vermek üzere iki senelik bir kontrat imzaladım.
Ayrıca gelecek sene için, San Carlo ve Kanada Teatro dell operayla angajmanlar yapmış bulunuyorum.

VATAN DAILY NEWSPAPER                                        
1954.04.07             

Değerli sopranomuz

Leyla Gençer
Yurda döndü
 
Sanatkârın İtalya’da kazandığı başarıları övmekte, gazeteler birbirleriyle yarış ediyorlar
 
İki buçuk aydan beri İtalya’da bulunan Devlet Operamızın değerli primadonnası Soprano Leyla Gençer, perşembe günü Samsun vapuru ile yurda dönmüş bulunmaktadır.
 
İtalya’ya, Puccini'nin Madama Butterfly, operasının ilk temelinin ellinci yıldönümü münasebetiyle Napoli'deki San Carlo tiyatrosunda oynamak üzere hususi surette davet edilen kıymetli sanatkâr, bu meşhur sahnede Madama Butterfly’dan sonra Tosca ve Eugen Onegine operalarında da baş rol oynayarak; bütün İtalya an haklı takdir ve sevgisini kazanmıştır.
Halen Ankara’da Devlet Operasında temsil olunan Traviata’da baş rolü yaratan Leyla Gençer. 19 Nisan’da Yugoslavya'da Tosca ve Aida. 4 Mayıs’ta İsviçre’de Tosca Operasında, Haziran’da ise Venedik’te gene Verdi'nin bir eserin de oynayacaktır.
Diğer taraftan, sanatkâr İtalya'da İtalya ve haricinde yılda 40 temsil vermek üzere bir kontrat imzalamıştır. Gelecek yılda gene San Carlo operasında ve Kanada'da oynamak üzere anlaşmalar yapmış bulunmaktadır
Kıymetli sanatkârın bu başarılarından duyduğumuz sevinç ve övüncü burada bir daha belirtirken: kendisini tekrar tekrar tebrik ederiz.
 
Bu vesileyle sanatkarın İtalya'da oynadı Eugen Onegin operasındaki rolü hakkında İtalyan basınında çıkan tenkitleri okuyucularımıza iftiharla sunuyoruz.
 
18 Mart 1954 tarihli Il Mattino gazetesinde Alfredo Farente şöyle diyar:
Leyla Gençer’i ilk defa bu Tatyana rolünde dinledim. Kendi partisyonunda gayet güzel ve nüfuz edici bir zekâ eseri gösterdi. Aynı zamanda bükülmeyen bir ruh zenginliği içinde, arzu ile dolu olarak oynadı ve söyledi. Sesinin geniş bir hazari, kuvvetli tonalitesi var. Harekelerinde emniyet ve serbesti seziliyor Sahneyi dolduran bir oyun tarzına malik Gençer'e en samimi tebrikler.
 
Corriere di Napoli gazetesinin 18 Mart 1954 tarih sayısında Tito Ceccherini del şunları yazıyor:
Tiyatronun meftunu olan her çeşit halk için görülmesi gereken bir manzara. Seyirciler orada, değişik ve kudretli bir rol takdimi bulacaklar ki; bu da ancak Gençer gibi mühim rollere alışmış büyük bir ses zenginliğine malik ve hassas sanatkârlar tarafından oynanabilir.
 
Il Giornale gazetesinin 18.Mart.1954 tarihli nüshasında) ise Antonine Procida imzasıyla çıkan yazıda deniliyor ki:
Tatyana rolünde olan Gençer, müzik sahasının bu en güç ve mühim rolünü oynamak için bütün sanatını ortaya döktü. En tesirli ve ürpertici bir ses ahengiyle söyledi. Opera sahasında bütün sahnelerin kendisine açık bulunduğu Gençer'e büyük muvaffakıyetler...
 
Il Mattino gazetesinin 23 Mart 1964 tarihli sayısında Joe denilmektedir ki
Dün akşam Tchaikowsky'nin Eungen Onegin operasının son temsilinde, Tullio Serafin idaresindeki büyük artistler topluluğu yeni bir muvaffakiyet daha kazandılar.
... Leyla Gencer: sadece bir şantöz olarak değil fakat aynı zamanda mukayese edilemeyecek derecede bir his tercüman olarak ve bütün meziyetlerini ortaya koyarak herkesin takdirine mazhar oldu.
 
Leyla Gençer'in 28 Şubat 1954 tarihinde Gazeteciler Cemiyetinde verdiği konser hakkında ise İtalyan basınında şunlar yazılmıştır;
 
Dün akşam kazanılan başarı basın çevresinde büyük takdir yarattı. Bu başarının kahramanları Leyla Gençer P. Clabassi ve Juan Oncina idi. Program her sanatkarın sanatını gösterebileceği şekilde tespit edilmişti.
Bütün salonu dolduran halkın coşkunluk derecesine varan takdir ve tebrikleri ise doğrudan doğruya sanatkara karşıydı.
Traviata'da, Faust'ta ve Forza del Destino'da; Madame Battarly’ın n emsalsiz baş artisti Gençer, fevkalade temiz tekniği ile muazzam bir müzikalite yarattı. [Altan Ilkın]

VATAN DAILY NEWSPAPER                                        
1954.04.08          

Yıldızlar arasında bir vapur yolculuğu


Sıra Leyla Gencer’e gelmişti. Billur sesi perde perde yükselince herkesi adeta büyüledi.
 
YAZAN: Yılmaz ÇETİNER
 
Akdeniz’in mavi dalgalarında beyaz köpükler bırakarak ilerleyen Samsun vapuru, tam üç gün üç gece sanki bir neşe kaynağı idi. İtalya’da büyük muvaffakiyetler kazanan kıymetli sanatkârımız Leyla Gençer, Gazeteciler Cemiyetinin davetlisi olarak gelen İtalya’nın dört meşhur artisti ve nihayet Samsun vapurunun süvarisi Adnan Ülgezen bu müstesna üç günün başlıca unsurlarıydılar. Zaman zaman Samsun vapurunu bir fındık kabuğu gibi fırlatan azgın dalgalar bile bu neşe fırtınasına set çekemiyor, hiçbir gece toplantısı tehire uğramıyordu. Bu arada gemideki intizamı temin eden servisleri en ufak bir şekilde bile olsa aksatmayan personelin çalışmalarını da unutmamak lazım.
Tesadüf neticesi olarak bu neşe kaynağına katılmış bir gazeteciye de elbette yazacak mevzular çıkacaktı. Ben de size alabildiğim notları kısaca bildiriyorum.
Napoli rıhtımına yanaşmış olan koskoca Amerikan ve İtalyan transatlantiklerinin yanında Samsunumuz da gene bir gelin gibi duruyordu. Evet, bütün meraklı gözlerde her şey den ziyade onun üzerine, beyaz Samsunsa çevrilmişti. Üzerinde yürüyen dört kıvrak artisttin etrafını gazeteciler sarmıştı.
Gazeteci her yerde aynıdır. İtalyan foto muhabirleri de resim çekmeye bir türlü doyamıyorlar. Esasen alışkın olan artistlerine çeşit çeşit pozlar verdiriyorlardı. Bu arada Süvari Adnan Ülgezeri de bırakmadılar.
Samsun vapurunun o güzel rahat salonlarında her milletten insan samimi bir şekil de konuşuyor, hoş vakit geçirmeğe çalışıyordu. Akşam oldu mu. hafifçe söndürülen ışıklar, değme İstanbul kabarelerinde bulunmayan küçük, neşeli, eski Ankara vapurunun orkestrası ve dans, havayı büsbütün samimileştiriyordu. Her millet ten insan, bu arada ne marifeti varsa ortaya döktü.
Sıra bize gelmişti. Onların anlayabileceği onların teshir olacağı bizim iftihar edeceğimiz neyimiz vardı. Aynı şeyi, aynı anda düşünen bütün başlar kıymetli sanatkârımız Leyla Gençer'e çevrildi. Ondan bir şeyler bekliyorduk. Yorgun olmasına rağmen kıymetli sopranomuz ricamızı reddetmeyerek billur sesini perde perde yükseltti ve salonda bulunanları adeta büyüledi. Santa Lucia ve ve söylediği bir iki arya Leyla Gençer'in sesiyle beraber eminim ki dinleyenlerin senelerce hafızasından silinmeyecek.
Samsun'un nefis yemeklerinden sonra vapurun salonunda oturuyoruz. Sempatik kaptanımız yolcuların hatırını soruyor. Herkes ile ayrı ayrı meşgul oluyordu. Kızıl saçları dalga dalga, kendinden emin adımlarla şöhretli yıldız Yvonne Sanson içeriye girdi. Her haliyle hakikaten gözleri üzerine çekiyordu. Bizim köşeye doğru yaklaşan yıldız, kaptan Adnan Ülgezer'e teşekkür ile size başlayıp dedi ki: Benim annem de Türkiye’de doğmuş. Türklere karşı sempatim vardır. Fakat vapurunuzda bu bir kat daha arttı. Gösterdiğiniz alaka personelinizin nezaketi unutulamaz. Misafirimizin memnuniyeti pek tabii ki bizi ziyadesiyle memnun etti.
Türk sularından içeriye girdiğimiz zaman vatana hasret çekenlerin gözleri büsbütün parlamaya başlamıştı. Orkestra hepimizi büsbütün tahrik eden «Kâtibim» çalarak kendisine iştirak ettiriyordu. Vapurdaki bütün eğlencelerin organizatörü John Caovki bir dakika boş durmuyor herkese dakikalarını zevk ve neşe içinde geçirmeleri için çalışıyordu.
Bu sıralarda şiddetini arttıran fırtına salonun epeyce tenhalaşmasına sebep oldu. İtalyan artistlerinden yalnız Lia Di Leo ve Irene Genna'yı deniz tutmadı. Dalgaların en fazla tesir ettiği artist Yvonne Sanson'du. Meraklı gözler, vapur sallandığı müddetçe kızıl saçlı Sanson'u göremediler. Ancak yolculuğun son gününde vapurun en üst güvertesinde şezlonga uzanmış yatan Yvonne Sanson vapurdaki hayranlarına kendini gösterebildi.
Saatlerce süren bir mücadeleden sonra, denize karşı zafer elde eden Samsun vapuru Boğazdan içeriye girdikten sonra sükûnete kavuşmuştu. İçindeki bizler de, karşımızda gördüğümüz İstanbul'un güzel silüetiyle huzura kavuşmuştuk.

YELPAZE MONTHLY MAGAZINE                                     
1954.04.21    

VATAN DAILY NEWSPAPER                                        
1954.05.14        

Sanat Aleminde

ÖVÜNÜYORUZ!


Adnan SAYGUN – İdil BİRET – Leyla GENCER – Suna KAN – Ayla ERDURAN – Gülseren SADAK – Ayşegül SARICA
 
Fikri Çiçekoğlu
 
Adnan SAYGUN C.D.M.İ. Milletlerarası Musiki Dokümantasyon Merkezi Komitesi 21-26 Ekim 1954 arası Paris’te yer alacak olan bir musiki festivali için yeni eser seçmek amacıyla Paris'te toplanmıştır. Pierre Capdevielle, Londralı Peter Racine Fricker, Sydney'li Alphonse Silbermann, Viyanalı Alexandre Spitzmüller ve Berlin'li H, H. Stuckenschmidt'ten kurulmuş olan tanınmış müzisyenler heyeti, gönderilmiş olan 180 eser arasında 10 beste seçmiştir: Orkestra ve koro eserlerinden Alman K. A. Hartmann'ın Altıncı Senfonisini, Avusturyalı Hans Jelinek'in «Prometheus»unu, Fransız Jean Cartan'ın «Pater» adlı kantatını, Yunanlı Nikos Skalkottas'ın yaylı sazlar orkestrası için Süit'ini, Meksikalı Rodolfo Halffter'in keman konçertosunu ve Polonyalı A. Panufnik'in orkestra için «Nocturne»ünü... Oda musikisi eserlerinden Belçikalı Marcel Quinet'in keman piyano sonatını, Çekoslovak Karel Husa'nın ikinci yaylı sazlar kuatüorunu, Türk Adnan Saygun'un yaylı sazlar kuatüorunu ve Birleşik Amerika'dan Ned Rorem'in Barış İçin Şiirler adlı bestesini... Bu orkestra, koro ve oda musikisi eserleri bir defa da çalınıp plâğa alındıktan sonra Milletlerarası Komite tarafından son ve kat'i bir elemeden geçirilecek ve böylece 21-26 Ekim 1954 arası Paris'te verilecek olan Musiki Festivalinin yeni eserleri belli olacaktır. Dünyanın dört köşesinden gönderilen 180 eser arasında değerli bestecimiz Adnan Saygun'un Yaylı Sazlar Kuatüorunun seçilmesini Türk musikisi için övünülecek bir musiki olayı olarak kaydediyoruz. Seslendirildikten sonra da bu mühim bestenin kazanacağını umuyoruz.
İdil BIRET – Küçük İdil bu yıl başından beri Paris Konservatuarının «Accompagnement au piano» sınıfına pek başarılı bir imtihanla kabul edilmiş bulunuyor. Konservatuar muhitinde bu sınıfın adı Bilginler Sınıfıdır. İdil, en gençleri 20- 21 yaşındaki öğrenciler arasında derslerini takip ediyor. İdil yaşında bir öğrencinin bu sınıfa kabulü Paris'te ilk defa görülen bir olaydır. Paris'te «Union İnteralliée» de 23 Şubat 1954 günü bir kon ser düzenlendi. Bu konserde on bir genç bestecinin eseri dinlendi. Bu gençlerin en yaşlısı otuz iki yaşındaydı; en genci de 13 yaşındaki İdil Biret. İdil'in yaşına en yakın olan 18 yaşındaki bir gençten sonrakiler hep 20 ile 32 yaş arası. İdil 1952 yılında yazdığı Allegro ve Ninnisiyle bu konsere katıldı. Keman piyano için bestelediği bu küçük eseri şöhretli Pasquier Triosu'nun viyolonisti Jean Pasquier çaldı, Piyano partisini de İdil... Beste çok beğenildi.
Amerika'nın Boston şehrindeki Lili Boulanger Memorial Fund adlı kurumun İdil Biret'e 500 dolar tutarında bir para mükâfatı verdiğini gazete haberleri arasında sevinçle okuduk, Maddi bakımdan büyük bir şey olmayan bu mükâfatın mânevi değeri büyüktür. Mükâfatı İdil'e uygun jüride, başta İgor Strawinsky olmak üzere Walter Piston, Aaron Copland, Nadia Boulanger ve Alexis Haief gibi dünyaca tanınmış şöhretlerin bulunduğu göz önünde tutulursa bu mükâfatın önemi kendiliğin den anlaşılır.
Bu konser mevsimi memleketimizdeki önemli musiki olaylarının başında Alman piyanisti Wilhelm Kempff'in Ankara, İstanbul ve İzmir'de verdiği konserler geliyor. Ankara' da kendisiyle görüşen Zafer gazetesi yazarlarından bir zata, W. Kempff, İdil hakkında şöyle demiş: «İdil'in bir harika çocuk olmamasını temenni ederim ve değildir de. Harika çocukların mukadderatı ekseriyetle fena çizilmiştir. Bir an gelir, kuyruklu yıldızlar gibi, ortadan kayboluverirler. İdil'deyse fevkalâde bir teknik var; daima ilerleyen bir teknik. Şimdi iyi bir müzisyendir; istikbalde ise büyük bir sanatkâr olacak. Geçen yıl İdil'le beraber konser vermeden önce bana, «Sen deli misin? Hem çift piyano hem de bu küçük çocukla nasıl cesaret edersin?» dediler. Konserden sonra mahcup olan gene kendileri oldu. Konser, Paris'in o yılki en büyük sanat hareketlerinden biri olarak karşılandı.» Küçük İdil Biret'in başarılarıyla göğsümüz kabarsa yeridir.
Leylâ GENCER – İstanbul Şehir Korosundan ayrıldıktan sonra pek kısa bir zaman içinde operamızın en değerli sanatkârlarından birisi olarak yetişen soprano Leylâ Gencer, yurt dışında da başarılar kazandı ve kazanmakta devam ediyor. İtalya'da Napoli'nin San Carlo operasındaki başarılar ile övündük. Ses sanatkârımız yurda dönüp az bir müddeti kaldıktan sonra Belgrad'a gitti. Belgrad operasındaki başarısını İsviçre'deki takip ediyor. Dünyanın bütün opera sahneleri bir yana, operanın beşiği olan İtalya gibi bir memleketin opera sahnelerinde Leylâ Gencer değerinde bir ses sanatkârıyla biz musiki kabiliyetimizi teslim ettiriyoruz. Bu, hiç de küçümsenecek bir olay değil.
Viyolonist Suna KAN geçen yıl Paris Konservatuarının birinci mükâfatını kazandıktan sonra şimdi gene Paris'te çalışmalarına devam ediyor. Viyolonist Ayla ERDURAN Paris Konservatuarını bitirdikten sonra şimdi iki yıldır Amerika'da daha da gelişmek yolunda. İstanbul Konservatuarından mezun olan ve iki yıldır Paris'te büyük Piyanist Marguerite Long'un yanında piyanoda çalışan Gülseren SADAK, öğretmeninin en çok sevdiği ve övdüğü öğrenciler arasında., Bu seneki çalışmalarına başlarken öğretmeni, Gülseren'e şöyle demiş: «Seninle bir, iki eser hazırlayalım.» Genç öğrenci aklına gelen tanınmış birkaç konçertoyu saymağa başlamış: Schumann, Chopin, Liszt vs. Marguerite Long «Hayır» diye itiraz etmiş, «bunları nasıl olsa çalarsın. Asıl benim seninle çalışmak istediğim ve bir sanat borcu gibi sana ödemek istediğim Ravel ve Fauré gibi üstatların musikisidir. Ben onları tanıdım, onlarla beraber yaşadım. Ölmeden önce bu emaneti sana teslim etmek isterim.»
Genç piyanist Ayşegül SARICA hakkında da iyi haberler alıyoruz; Paris'te çalışmalarına başarıyla devam ediyor. Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey Avrupa sanat merkezlerinde, sanat mahfillerinde, kon ser salonlarında ve radyolarda eserleriyle musikimizi, Türk musikisini temsil ediyorlar. Bu sanatkârlarımıza ve eserlerine karşı yabancı memleketlerde günden güne daha genişleyen ve gelişen bir ilgi kökleşiyor. Bir yandan da genç istidatlarımız Paris gibi Avrupa'nın büyük bir sanat merkezinde başarılar kazanıyorlar, tahsillerine başarıyla devam ediyorlar ve akranları arasında dikkati çekiyorlar. Bir tek kelimeyle ÖVÜNÜYORUZ.

VATAN DAILY NEWSPAPER                                        
1954.05.27        

INTERVIEW

Translation by © Ayşen Zülfikar
 
Photo: In the Tosca Opera: Leyla Gencer recently performed the role of Tosca in Switzerland with major success. She had first performed it two years ago at the Ankara State Opera. This photo is from a scene of that production.
 
In the World of Art

Leyla Gencer is narrating...
 
Our esteemed opera artist shares her impressions upon returning from Europe& Summaries of critiques written about her in the foreign press.
Leyla Gencer, the respected soprano of the State Opera, who has returned from a successful tour to Yugoslavia and Switzerland, has shared the following information with our colleague who interviewed her.
“My impressions of the Yugoslavian and Swiss theatres are rather positive. I was received very graciously. The Belgrade Opera has old traditions. The conductors are respectable, the artists are experienced and have beautiful voices, their staging techniques are sublime, and their orchestra is also very good.
Of all the performances I witnessed, the one that stood out the most was Prokofiev's ballet, 'Romeo and Juliet'. Their ballet ensemble is truly exquisite. There's discussion about them touring Turkey. Furthermore, they've expressed a keen interest in hosting our artists more frequently in their country. They are eagerly anticipating the first Yugoslavian-Turkish-Greek festival and are hopeful that it will garner international attention in the near future.
Marshal Tito and his wife, ministers, members of the diplomatic corps, and Turkish embassy officials were present at the first performance of 'Madam Butterfly' (April 26th). At the end of the performance, I had to return to the stage 14 times due to the enthusiastic applause from the audience. At a cocktail reception hosted by the Minister of Education, I had the opportunity to meet nearly all Yugoslavian artists and prominent government officials.
I departed from Belgrade on April 30th with wonderful impressions and the promise of returning to give more performances in the next season.
I received the same kind of attention and interest in Switzerland as well. The Lausanne Theatre is very organized and operates with great seriousness, they also have a cultured and discerning audience.
On May 4th, I gave the first performance of Tosca there. Our Ambassador, Mr. Yakup Kadri, and his wife, along with Cevat Açıkalın and his wife, as well as all embassy officials, and our cultural attaché, Necil Kazım Akses, were present. Additionally, Turkish students studying in Geneva, Bern, and Lausanne attended the performance. They sent me a letter wishing success, along with flowers, which deeply touched me. In fact, I was showered with these wildflowers in both countries. I am especially grateful for the attention of our ambassadors, both in Belgrade and in Switzerland. I left Lausanne with a promise of a longer tour in the next season as well.
While returning, I made a stop in Milan where I received an offer from the renowned conductor Mitropoulos to perform in Richard Strauss' Elektra, scheduled for June 3rd. Unfortunately, due to my commitments in Ankara, I had to decline the offer for now.”
We congratulate Leyla Gencer for her brilliant successes, both as an artist and as an ambassador of art and culture for Turkey.
 
SUMMARIES OF CRITIQUES ABOUT SOPRANO LEYLA GENCER IN THE FOREIGN PRESS
 
The music critique from "BORBA" Newspaper: Mihajlo Vukradgovic, former Director of Belgrade Music Academy, wrote:
The joyful musical connection with our Turkish friends, which began with the recent concert conducted by the esteemed musician Cemal Reşit, was further strengthened by the Turkish artist Leyla Gencer, who portrayed the protagonist in Puccini's opera "Madam Butterfly. The role of Cio-Cio-San is one of the most challenging in the classical opera repertoire. Only singers possessing a great capacity for voice, musical intelligence, and technique can manage to portray this role convincingly. Yet, Leyla Gencer is an artist of such remarkable capacity. In addition to her perfect grasp of the wide range of possibilities within the role, she managed to enrich her performance with her insightful ideas.
After this remark, he concludes his critique by analysing the beauties of Leyla Gencer's voice and her attributes with the following statements:
In the theatre, which was full to the last row, Marshal Tito was also present with his wife. The audience cheered for that sublime Turkish artist in an extremely warm and friendly manner. Leyla Gencer is an artist whom you'd always be delighted to watch on an opera stage.
The music critique from the "Politics" newspaper, written by Branko M. Dragutinović, includes this statement after thoroughly analysing and complimenting Leyla Gencer's voice and technique:
Leyla Gencer, who portrayed the protagonist of Puccini's opera "Madam Butterfly" on the stage of the Belgrade Opera, revived the poignant tragedy of the Japanese Geisha. With this role, she not only demonstrated her significant artistic capacity but also provided a shining example of Turkey's efforts and successes in the world of opera.
 
CRITIQUES FROM THE SWISS PRESS
 
The music critique from Gazette de Lausanne wrote the following statements after having watched Leyla Gencer in the opera Tosca:
Last night's opera performance had a seriously remarkable cast. Primarily, Leyla Gencer from Ankara Opera and Napoli's San Carlo Theatre stood out. Her dignified and sincere interpretation of Flora Tosca lacked any superficiality, and her voice, which displayed a perfect capacity to execute the "crescendo" of the musical action, succeeded in bringing a breath of fresh air to the opera tradition. This charming artist succeeds in impressing the audience with conventional traditions, without being overly sentimental. She has certainly earned the enthusiastic applause and all the flowers sent to her.
From the critique published in the Tribune de Lausanne newspaper:
The sublime and beautiful artist Leyla Gencer, who possesses an exquisite, velvety voice, has transported us away from the mediocrity that we often encounter.

AKİS WEEKLY MAGAZINE                                    
1954.06.26            

S A N A T   D Ü N Y A S I N D A

Leyla Gencer

Opera

Leyla Gencer: Bir Büyük Elçimiz

4 Mayıs günü Bern'de, İsviçre Reisicumhuru Rodolphe Rubattel'in masasında bir genç kadın vardı. Reisicumhur tarafından, hususi surette yemeğe davet edilmişti.

Türk’tü. Adı, Leyla Gencer idi.

Leyla Gencer İtalya’daki başarılı temsillerinden ve Yugoslavya’da, başta Mareşal Tito olmak üzere ileri gelen bütün Yugoslav şahsiyetlerinden takdir gördükten ve 14 defa sahneye çıkmak mecburiyetinde bırakıldıktan sonra Lozan operasında Puccini'nin Madam Butterfly'ın oynamak üzere İsviçre’ye gelmişti. Daha evvel İtalya’da, Fransa’da, Hollanda’da, İngiltere’de de sanat sahasında memleketimizi başarıyla temsil etmiştir.

O gün sofrada birçok şey konuşuldu. Tabii mevzuların başında Türkler ve Türkiye geliyordu. Leyla Gencer, propagandamızı en mükemmel şekilde yaptı.
Zaten bu Büyük Elçimiz, büyük sanat kabiliyetiyle, birçok yıllanmış politikacıların, hatta ömürleri boyunca yapamadıkları hizmeti her memlekette birkaç gün kalmak suretiyle geniş bir kıta üzerinde ifa etmekten geri kalmıyordu.
Vrangel ordusunun Avrupa’ya yaydığı komünist zede Beyaz Ruslardan bir kısmı da memleketimize gelmişti. Dük ve baronların seyislik veya lostracılar yaptıkları bu kafileden bir kontes de mürebbiyeliğe teşebbüs etmiş ve isabetli bir eve kapılanmıştı. Aslen Fransız olan kontes mürebbiye, henüz üç, dört yaşındaki Leylaya Fransızca manzumeler ezberletiyor ve bunları hissettirerek, hareketleriyle, mimikleriyle söyletiyordu. Leylânın 6 yaşında iken Yeşilköy’de devam ettiği ana mektebinde de iki Fransız matmazel, Kontesin açtığı yolda yürüyerek çocuğun bu melekesini tekemmül ettirdiler. Leyla, mektep çağına girdiği zaman gittiği İtalyan okulunda ilk defa çok sesli müzik intibaını edindi. 9 yaşına geldiğinde muhitinde, kusursuz şarkı söyleyenler arasında sayılıyordu.
Ecnebi mekteplerinde musikiye verilen ehemmiyet, küçük Leylanın bu sahadaki inkişafına hizmet etti. Radyolardaki sistemli musiki programlarının en sadık dinleyicisi o idi. Fakat hiçbir zaman bir opera sanatkârı olmayı tahayyül etmemişti. Edebiyata meraklı idi, edebiyat fakültesine girmeyi tasarlıyordu. Kısmet liseyi bitirir bitirmez evlendi. O sene Mısıra yaptıkları seyahatten dönünce Arkeolojiye girmeyi tasarladı, fakat İstanbul Konservatuvarına girdi. Gene de opera sanatkârı olmayı düşünmüyordu. Konservatuvarda sınıfları sekerek ikişer ikişer geçti. Bir ara Devlet Konservatuvarı Şan Hocası Aranji Lombardi Istanbula gelmişti. Leyla Gencer nazarı dikkatini celbetti ve Ankarada imtihana girmesi için ısrar etti. Ankara ya geldi, koristik imtihanına girdi ve kabul olundu. Her korist, hazırlanacak operanin koro parçalarına çalıştırıldığı halde Leyla Gencer'e ilk i olarak Cavalleria Rusticana operasının baş rolü verildi.
Atatürk bulvarında 84 numaralı apartmanın üst katındaki 9’uncu dairenin telefonu, bir gün, uzun uzun çaldı. Neden sonra divandan uzanan bir hanım eli ahizeyi alarak kulağına götürdü ve hayretle yerinden doğruldu. Telefonun öbür başında bir erkek İtalyanca konuşuyor ve Leyla Gencer'e, kendisini mutlak surette çalıştırmak istediğini söylüyor ve mukavemet edilmez bir ısrar gösteriyordu. Bu: Maestro De Ferdinando idi. Maestro De Ferdinando, büyük bir anlayış ve sabırla çalıştırdığı talebesi hakkında sonradan bize şunları söyledi:
"Sanat hayatı büyük bir istikbale namzettir. Bunun kolay bir şey olduğunu zannedenler bulunabilir. Halbuki bu istikbale ancak büyük bir istidadın, büyük bir sebatla ve engin bir imanla çalışması neticesinde varılabilir. Bu istikbalin çok kuvvetli namzedi bulunan Leyla Gencer derin bir hassasiyete sahiptir. Seyirci veya dinleyici ile arasında kurulması elzem bağı, en kuvvetli kontak ile temin etmek gibi ender rastlanan bir kabiliyeti vardır. Sahnede bütün beşerî mevcudattan ayrılarak pür sanatın malı olur. Bütün bunlar büyük artist tipinin tarifini tamamlar ve Leyla Gencer bir büyük artisttir. Ses bahsinde ise: soprano klaslarını tamamen içine alan klasik sopranodur. Bugün yeryüzünde vokal teknik bakımdan, Leyla gibi koloratur, lirik ve dramatik soprano hususiyetini bir hançerede toplayabilen sanatkâr çok enderdir."
Tanınmış bir musiki otoritesi olan Maestro'nun bu sözlerine bir şey ilave etmeyi lüzumsuz buluyoruz. Bununla beraber, Leyla Gencer’in evinde, müstesna bir köşe işgal eden gri deri çerçeveli bir fotoğraf var; Tullio Serafin imzasını taşıyor ve şu cümlelerle süslenmiş bulunuyor: "Üstün hassasiyet ve çok tatlı artistik bir sesin bütün hususiyetini taşıyan Leyla Gencer! Sesi ile her şeye muktedir olan sanatkâra en iyi temennilerimle..."
Sadece haşiye olarak Tullio Serafiin'in yaşayan İtalyan orkestra şeflerinin en şöhretlisi ve en değerlilerinden biri olduğunu tebarüz ettirmeliyiz.
Geçen sene İtalyan hükümeti, kültürel münasebetler cümlesinden olmak üzere Leyla Gencer’i İtalya’daki operaları görmeye davet ettiği zaman bu seyahati Maestro De Ferdinando ile birlikte yapmıştı. Napoli'de Scala de Milano’nun bir eşi olan ve 3000 seyirci alan muazzam San Carlo operasının boş salonundan geçerek çıktığı boş sahnesinde, mabette duyulan dini bir huşu ile ürperdiğini hissetti. Maestronun tuşlarına gelişigüzel dokunduğu piyano, muhteşem salonda akisler yaratmıştı. Bu sırada mihmandan, salonun tamamiyetini tecrübe etmesi için bir şey söylemesini teklif etti. Bu teklifi Maestro ciddiye aldı ve ısrar etti. Operanın umum müdürü ise ehemmiyet dahi vermeden, salonun nihayetine doğru yürümüştü. Leyla Gencer hocası ile mihmandarının ısrarı üzerine Traviata'nın meşhur aryasını söyledi. Parçanın ortasına doğru o muazzam boşluğa açılan kapılardan sessiz bir akın başlamış, operada vazifeli sanatkâr, teknisyen veya idareci, o sırada kim varsa, büyük bir hayranlıkla salona koşmuşlardı. Salonun dibinde hayret ve hayranlıkla donakalan umum müdür arya biter bitmez koşar adım sahneye gelmiş, Leylanın ellerine sarılarak tebriklerle bir parça daha söylemesini rica etmişti. Leyla bu ricayı kabul etmiş ve bu defa "La Forza del Destino"dan bir arya söylemişti. (Bunlardan birincisi koloratur, ikincisi ise dramatik sopranodur ve ancak akrobasiye müsait, müstesna hançereler cesaret edebilir.)
O gün Leyla Gencer saat 11.30 da Napoli garında trenden inmişti. 12.00 de San Carlo operasında tesadüfen şarkı söylemişti ve 12.30 da ise "9 ağustosta 12.000 seyirci önünde Teatro Arena Flegrea'de La Traviata'yı oynamak üzere opera umum müdürünün odasında kontrat imzaladı.
Leyla Gencer geçen sene İtalya’da La Traviata ve Buttefly'dan başka şef Tullio Serafin'in idaresinde Çaykovski'nin Eugene Oneguine operasını oynadı. Önümüzdeki şubatta da Roma’da Mascanini'nin "Iris operasında dramatik tamperamanlı, dramatik sesli bir Japon kızını temsil edecek.

Leyla Gencer'in harikulade macerası devam ediyor. -T.D.

  

Nadir Nadi

Leyla Gençer'i sanat hayatına hemen ilk atıldığı günden beri tanırım. O zamanlar Cumhuriyette Musiki kronikleri yazıyordum (vakit buldukça hâlâ yazarım). Bir gün, şehir korosunun vereceği konserlerden birine Leyla Gencer adında bir sopranonun solist olarak katılacağını duydum. Muhittin Sadak'ın idare ettiği bu konserler kalite itibariyle yüksek oluyor, yıldan yıla da ileriye doğru bir gelişme gösteriyordu (hâlâ da öyledir). Yazık ki bu üstün kaliteli musiki gösterileri İstanbul halkından gerekli ilgiyi toplayamıyordu. Yüzyıllar boyunca donmuş kalmış, âdeta taş kesilmiş tek sesli "ya leyli" musiki hayranları, çok sesli bati tekniği esaslarına göre gelişmiş modern musikiyi sevenlere karşı ezici bir çoğunluk teşkil ediyordu (bugün de öyledir). Leyla Gençer'i dinledim. Şehir korosunun eşliği ile, zannedersem Brahms'dan birkaç parça okudu. Gelişmeye çok uygun, sıcak, tatlı bir sesi, duygulu bir ifade tarzı ve kendini derhal belli eden kuvvetli bir müzikalitesi vardı. Konsere dair intihalarımı yazarken, bu genç sanatçıdan yarın için çok şeyler bekleyebileceğimizi açıkça belirttiğimi şimdi hatırlıyorum. Leyla, şehir korosunun halk konserlerine birkaç mevsim devam etti. Her defasında onu bir öncekine kıyasla daha ilerlemiş, olgunlaşmış buluyorduk. Sesinin renkleri şahsiyet kazanıyor, ifade gücü zenginleşiyor, teknik imkânları baş döndürücü bir hızla artıyordu.

Leyla Gencer bir müddet ortalardan kayboldu. Devlet tiyatrosu opera bölümünde onun vazife aldığını duyduğum zaman ona biraz acır gibi oldum. Saf musiki alanında böylesine ümit verici başarılar elde ettikten sonra sahne musikisi gibi bambaşka kabiliyetler isteyen yeni çok nankör bir meslek onu ezebilirdi.
Bunu hiç denemese daha iyi ederdi. diyordum.
Bir hayal kırıklığına uğrayacağımı düşünerek, hatta tiyatroya gidip dinlemek bile istemiyordum. Kart gönderip kendisi davet etmeseydi belki hiç gitmeyecektim. Onu böylece sayın sopranonun özel davetlisi olarak ilk defa Tiefland'da gördüm. Yurdumuzun güney bölgesiyle herhangi bir ilişiği olmadığı halde dilimize Çukurova diye çevrilen bu eserde Leyla Gencer bir harika idi. Yıldan yıla gittikçe gelişen istidatlı genç soprano gitmiş onun yerine tam manisiyle olgun bir sanatçı gelmişti. Vokal ve müzikal meziyetlerinin yanı sıra sahne sanatına ait birçok meziyetlerle beraber karşımda yepyeni bir Leyla Gencer vardı.
Bütün bu anlattığım merhaleleri genç sopranomuz dört beş yıl gibi çok kısa bir zaman parçası içinde başarmış, dünyanın en ileri sahnelerinde, en müşkülpesent halkı, sanatına hayran edecek bir seviyeye; yükselmiştir.
Leyla bunu neye borçludur? Şüphesiz birçok şeye.
Mesela sesine, mesela yaradılıştan içinde taşıdığı musiki istidadına ve başka kabiliyetlerine. Fakat bu arada ondaki öğrenme, ilerleme ve kendi kendini daima aşma iradesinin büyük payını unutmamalıdır. Leyla Gencer sanatı ciddiye alan ve sanat uğruna yorgunluk nedir bilmeden çalışan milli değerlerimizden biridir.
 

HİSAR WEEKLY MAGAZINE                                    
1954 October       

MİLLİYET DAILY NEWSPAPER                                        
1954.11.12

1 9 5 5


AKİS WEEKLY MAGAZINE                                      
1955.03.19          

MUSİKİ

Opera
 
İtalya’da bir Türk kadını
 
Milano'da neşredilen Giornale degli Artisti (Sanatkârlar Gazetesi), La Scala'da verilen bir Carmen temsiline ateş püskürüyordu. Temsili şöhretli bir orkestra şefi, Herbert von Karajan idare etmiş ve dünyanın opera başkentinin ileri gelen sanatkarları rol almışlardı. Fakat gazete memnun değildi. Her şeyi yerin dibine batırıyordu.
Aynı gazetenin başka bir sütununda, Napoli'nin San Carlo Tiyatrosundaki Tosca temsiline dair bir tenkit yazısı vardı. Bir sopranodan bahsediliyordu. Fakat, son derece methedici sözlerle... Mesela şöyle diyordu; "Duygularını ifade etmekteki ustalığı ile bu rolü öylesine canlandırıyor ki başka bir soprano, bu kadar güzel sesi olsa bile, bunu yapmadıkça onun seviyesine yaklaşamaz. Gazete, bu sopranonun kim olduğunu hatırlıyordu: "Geçen senenin meşhur Cio-Cio-San'ı Leyla Gencer..."
Napoli halkı onu gecen seneden tanıyordu. Aynı tiyatroda verilen Madama Butterfly ve Öjen Onyegin temsillerinde onun nasıl defalarca sahneye çağrıldığı unutulmamıştı. Bu defa da San Carlo Tiyatrosunun 3 bin kişilik büyük salonu son iskemlesine kadar dolmuştu. Leyla Gencer, bu tiyatroda verdiği üç Tosca temsilinde gene büyük bir başarı kazanmış, şöhretini sağlamıştı. "Sanatkârlar Gazetesi" onu metheden tek gazete değildi. Beraber çalıştığı tenor Vittorio de Santis, bariton Giuseppe Taddei, orkestra şefleri Vincenzo Bellezza yahut Franco Patane gibi tanınmış operacılar arasında bir Türk şarkıcısının üstünde bilhassa duruluyordu. Mesela "Giornale", 21 Ocak günü verilen dünya turuna çıkmış bir milyarderler kafilesinin de hazır bulunduğu- Tosca temsili hakkındaki yazısında Leyla Gencer’den ezcümle şöyle bahsediyordu:
"Leyla Gençer’in geniş ve latif bir sesi var. Fakat o. her şeyden önce, hakiki bir sanatkardır. Bu trajik şahsiyete (Floria Tosca’ya) hayat verdi. Ses bakımından olsun, sahne bakımından olsun, büyük bir muvaffakiyet kazandı."
 
Cetra ile kontrat
 
Leyla Gencer bu defa İtalya’ya gidişinde ilk iş olarak Napoli'de bir konser verdi. Gazeteciler Cemiyeti menfaatine tertiplenmiş bir konserdi bu. İştirak edenler arasında, tenor Tito Schippa'dan sinema yıldızı Silvana Pampanini'ye kadar, tanınmış birçok sima vardı.
Konserin ertesi günü Cetra, Leyla Gencer’e bir teklif yaptı. Sanatkâr, "Cetra da nedir?" dedi. Cetra, opera plakları neşreden büyük bir firmanın adı idi. Leyla Gencer'in fazla düşünmesine fırsat vermeden iki yıllık bir kontrat imzalattı. Sopranonun menajeri Francesco Ansaloni bundan pek hoşlanmadı. Öyle ya! Daha fazla para vermeleri muhtemel olan Sahibinin Sesi yahut Columbia ile anlaşma yapılabilir, böylece onun komisyonu da daha yüksek olurdu. Bununla beraber. Cetra gibi, İtalya’nın büyük opera yıldızlarını plaklarıyla dünyaya tanıtan bir firmanın listesine girmek az şey değildi. Hem, plak kumpanyaları aralarında anlaşmalar yaparlar ve sanatkarlarını birbirlerine kiralarlardı. Böylece şayet şartsa Leyla Gençer’in Sahibinin Sesi'nde yahut Columbia'da çalışması mümkün olabilirdi. Yalnız bir mesele vardı. Cetra kataloğunda hemen bütün başlıca İtalyan operaları mevcuttu. Öyle ise Leyla Gencer'e plak için hangi opera verilecekti? Bunu kendi henüz bilmiyor. Eğer katalogdaki eski plakların bu defa yeni "Leyla Gencer versiyonları hazırlanacaksa, zaman daha önem kazanır.
Her halde sanatkâr, Nisan ayı sonunda bu firma için oniki uzunçalan plağa ses vermek üzere İtalya’ya gittiği zaman durumu öğrenecektir.
 
Menotti'nin tebrikleri
 
Plakları, muhakkak ki, Avrupa çapında bir şöhret yapmış olan Leyla Gencer'i bütün dünyaya tanıtacaktır. Tanınmasında, Associated Press ajansının Napoli muhabirinin de gayretleri vardır. Bu zat, Leyla Gencer in rol aldığı opera temsillerini A.P.’nin haber servisine dahil ederek ismini dünyaya yaymıştır. Halen İtalyan gazeteleri soprano Gencer'den "Avrupa'da gayet iyi tanınan..." diye bahsetmektedirler. Geçen yıl Amerikalı orkestra şefi Fritz Reiner onu dinlediği zaman derhal benimle beraber Amerika'ya, Metropolitan'a geliniz" demişti. Fakat Leyla Gençer’in "derhal gitmesine imkân yoktu. San Carlo tiyatrosundaki angajmanı buna imkân vermiyordu. Bu angajman, Roma'dan aldığı bir teklifi Montemezzi'nin "Üç Kralın Aşkı" operasında Fioraroland oynama teklifini de kabul etmesine mâni oldu. San Carlo, ele geçirdiği bir kıymeti başka tarafa kaptırmamakta titiz davranıyordu.
Bu yıl, Leyla Gencer'in Ankara’da "Konsolos temsillerindeki muvaffakiyetini ögrenen operanın bestekarı Gian-Carlo Menotti ona tebriklerini yolladı.
Diğer taraftan, sanatkârımızın büyük bir soprano olarak değerinin tealim edilmesinde ve isminin, günümüzün birkaç büyük ses sanatkarı arasında yer alması imkanının sağlanmasında, orkestra şefi Tullio Serafin'in gayretleri mahir bir rol oynamıştır.
 
Serafinin son Traviata’sı
 
78 yaşında, Tullio Serafin İtalya’nın ikinci Toscanini'si sayılır. La Scala'nın ve Metropolitan'ın şefi olarak Serafin'in opera tarihinde önemli bir mevkii vardır. Eski günlerin birçok büyük şarkıcısını o yetiştirmiştir. Amelita Galli-Curci, Lucrezia Bori, Claudia Muzio gibi sopranolar onun nezaretinde çalışmışlardır. Traviata'ya karşı bilhassa bir zaafı vardır. Violetta'yı gerektiği gibi teganni edecek sopranoların pek az olduğuna inanır. Son senelerde bu rol için Renata Tebaldi ve Maria Meneghini Callas'ı yetiştirmişti. Bu partiyi söyleyecek sopranoda lirik, dramatik ve koloratur tezatlarının bir arada bulunmasını istiyordu. Bunları Leyla Gencer'in sesinde buldu. "Son Traviata'mı yetiştireceğim" dedi.
Bu rol, Leyla Gencer'e yabancı değildi. Fakat Serafin'le çalışmaya başladıktan sonra, partinin daha birçok inceliği olduğunu anladı. Temsil, şubat ayı içinde, Sicilya adasının Palermo şehrinde, İtalya'nın en büyük operalarından biri olan Teatro Massimo'da verilecekti. Serafin'le on beş gün Floransa'da, bir hafta Napoli'de ve bir hafta da Palermo'da çalıştılar, iddialı bir Traviata ortaya çıkacak, Galli-Curci, Boci, Muzio, Tebaldi, Callas hattına bir de Gencer isminin ilâvesi gerekecekti.
Nihayet temsil verildi. 17 Şubat tarihli Sicilia del Popolo gazetesi, tenkit yazısına "Traviata'nın Zaferi" başlığını koydu. İddia ispat edilmişti. Başka bir gazete, Giornale di Sicilia, yazısına "Teatro Massimo'da Tullio Serafin'in Traviata'sının Başarısı" diye başlıyor, "Artık Avrupa'da gayet iyi tanınan Türk sopranosu Leyla Gencer, Violetta'yı beşerî ve sanatkârane bir davranışla oynadı; iyi eğitim görmüş güzel ve sıcak sesiyle büyük bir başarıya ulaştı" diye devam ediyordu. Diğer gazeteler de aynı derecede methedici idiler. Temsilden sonra yaşlı İtalyan opera meraklıları Leyla Gencer'i tebrike geldiler. Söyledikleri sözler arasında onu bilhassa memnun eden "siz yeni bir Claudia Muzio olacaksınız" sözü oldu. Leyla Gencer Palermo'da dört defa Traviata'yı oynadı. Diğer başlıca roller, tenor Luigi Infantino ile bariton Enzo Mascherini'deydi.
 
Alkış tufanı
 
Şimdiye kadar huzuruna çıktığı bütün dinleyici topluluklarının davranışından son derece memnun olan Leyla Gencer, geçen hafta cumartesi günü Riyaseti cumhur Filarmoni Orkestrası'nın Üniversite Konserine solist olarak iştirak etti. Adolfo Camozzo idaresindeki orkestra refakatiyle Aida'nın Aida'nın birinci sahne sonundaki aryasını (Numi, pietâ!) ve Il Trovatore'den Leonora'nın dördüncü perdedeki ilk aryasını (D'Amor sull'ali rosee) söyledi. Bitirdiği zaman salon, alkış ve bravo sesleriyle çınlıyordu. Ankaralı dinleyicilerin pek az sanatkâr karşısında böyle coştuğu görülmüştür. Gencer, ilave olarak, La Traviata'dan Violetta'nın son perde aryasını (Addio del passato) söyledi.
Sanatkâr, Verdi söylemenin iyi bir ses çalışması olduğu ve şarkıcıların günlük çalışma olarak Verdi söylemelerinin iyi netice verdiği kanaatinde.
 
Yeniden Avrupa'ya
 
Bu konserden ve Devlet Tiyatrosunda Il Trovatore'ye çıktıktan sonra Leyla Gencer, önümüzdeki ay gene İtalya'ya gidecek. Plâk doldurmaktan başka R.A.I. (İtalyan Radyosu) televizyon servisinde, bir opera temsilinde rol alacak. Massenet' nin "Werther" inde Charlotte rolünü teganni edecek.
Bonn'daki sefaretimiz, Leyla Gencer'in orada da bir konser vermesi için tertibat almıştır. İtalya'dan sonra, Gencer'in Alman başşehrine gitmesi de ihtimal dahilindedir.

AKİS WEEKLY MAGAZINE                                      
1955.04.02

HALKÇI DAILY NEWSPAPER                               
1955.06.02

HALKÇI DAILY NEWSPAPER                               
1955.06.07

Leyla Gencer'den haberler:

Büyük zaferler yolcusu?

Leyla Gencer, Avrupa başarılarının en önemlilerinden birisi son defa

Munich Devlet Tiyatrosundaki Tosca temsili ile sağlamış oldu

Yazan
SADİ GÜNEL
 
Bin dokuz yüz elli dört Yılının şubat ayında, Napoli'deki San Carlo Tiyatrosunda, Puccini'nin Butterfly operasının baş rolünde, bahtsız Japon kızı Ço-Co San'ı, dakikalarca süren alkışlar kazanarak yaşatan Leylâ Gencer, Mart içinde de Tschaikowski'nin Eugen Onégin operasının başrolü Tatiana'yı, üstün başarılarla oynamıştı. Ardından, İsviçre'nin Lozan Operasında Tosca'yı, gazeteler de göğüs kabartıcı akisler yaratacak şekilde temsil etmişti.
26 ve 29 Nisan 1954 akşamları Yugoslavya'nın Belgrad operasında, oynadığı Butterfly bitince, on kere sahneye çıkarılacak kadar heyecan uyandırmış, Mareşal Tito tarafından tebrik olunmuştu.
1953 de, Napoli'de, on iki bin seyircinin doldurduğu açık hava tiyatrosunda, oynadığı Cavalliera Rusticana'daki Santuzza, hayranlık yaratmıştı
Leyla Gencer'in bu yabancı sanat çevrelerinde kazandığı alkışlara şahit olan kültürlü vatandaşlarımızın «Sevinçten gözlerimizi yaşartan başarılar» diye anlattıkları bu sanat kazançlarınım ne derecesini, o milletlerin gazetelerinde okuduğumuz şu cümlelerle öğrenmiş bulunuyoruz:
«Ankara ve San Carlo operalarının tanıttığı Leyla Gencer, bir çiçek ve alkış tufanına tutuldu. Onun Butterfly'daki başarısı, sadece, yüksek artistik kalitesini açıklamakla kalmamış, aynı zamanda Türk opera topluluğunun, müzik eserlerine inceden inceye kadar nüfuz ettiğini ve temsil kudretini belirten bir örnek olmuştur. Leyla Gencer, rollerini derin bir anlayışla, sanatkârca sezişlerle kavrayarak yaratmasını bilen artistlerdendir. Güvenilir, dramatik hançere tekniği, cazip ses rengi, vokal kudretiyle, en ince bir nüans değişikliklerini, sıcak müzikalite içinde sunmasını biliyor.»
İsviçre ile Yugoslavya'dan başka, operanın beşiği olan İtalya gibi özlü bir sanat muhitinde bu kadar takdir kazanabilen bir artistin, dünya çapındaki şöhretler arasına karışmak hakkına da sahip olması tabiidir. Nitekim öyle olmuştur. Genç sopranomuz, birçok teklifler almış, ünlü emprezaryoların ilgisini çekmiştir. Sanat dünyasının dört bucağına turneler hazırlayan, tanınmış emprezaryo Francesco Ansaloni ile iki yıllık angajman yapmıştır.
Lozan Operası direktörü Mösyö Beranger'nin Paris Operasına tavsiye ettiği sopranomuz bu yıl başından beri, daha aşağıda belirteceğim başarıları da sağlamıştır.
1954 de İtalya’ya çağrılmış bulunan Leyla Gençer, Kasımın on beşinde, Torino'da, RAI İtalyan Radyosunda, ünlü tenorlardan Guiseppe Campora ile bir konser vermiştir.
Her yıl, ancak isim yapmış artistlerle tertiplenen bu konserlerin, sanat çevrelerinde buyük bir değeri vardır. Bu sefer ünlü orkestra şeflerin Arturo Basile idaresindeki Radyo Senfonik orkestrası ile verilen konserde Leyla Gencer, Figaro’nun Düğünü, Faust, Maskeli Balo, La Forza del Destino operalarından aryalar okumuştur. Bu konser, mevsimin beğenilen şan gösterisi sayılmıştır.
İstanbul’da doğup, İtalyan lisesini bitirdikten hemen sonra evlenen Leyla Gencer, 1945 yılında İstanbul Konservatuvarına girmiştir. Üç yıl içinde, konserler, resitaller vermeğe başlamıştır. Geceli gündüzlü çalışmış, bütün varlığını sanata adamıştır.
Geçen yaz İstanbul'da, kendisiyle bir sanat konuşması yaptığım Viyolonselist Muhittin Sadak, Leyla Gencer'in çok başarılı bir konser programına yazdığı şu cümleyi bana tekrarlamıştı. Bu bir şey değil Leyla, seni asıl Avrupa başarılarınla alkışlayacağız. Bugün, hocasının bu dileğini gerçekleştirmiş bulunmaktadır genç sanatkârımız. Hem de memleketine övünç sağlayacak kadar.
Son büyük Torino konserine gitmeden birkaç gün önce görüştüğüm Leylâ Gencer, her zamanki kibar, zarif tavırları ile sorularımı cevaplandırırken, ben, Eski Amerika Cumhurbaşkanı Truman'ın söylediği şu sözleri içimden tekrarlıyordum:
«Bazan kırk diplomatın beceremediği bir işi, bir artist başarır.»
Evet, son yıllardaki sürekli Avrupa muvaffakiyetleri, ve Leyla Gencer, öyle bir sanat elçiliği yapmıştır ki, İtalya'da onun kuzini olduğunu söylediği an turistlerimizden birisiyle arkadaşlarına, lüks bir otelde, taifeden ucuz odalar verilmiştir.
Değerli sopranomuz, meslek inancını şu cümlelerle belirtiyor:
«Sanat, İnsanları birbirine yaklaştıran ve hep iyiye doğru götüren ilahi bir tılsımdır. İçimizdeki kirleri siler. Dinlerin mistik havasını andıran bir kudretle ruhlarımızı yıkar. İnsanlığa ebedi güzelliği kazandıran biricik varlık sanattır. Bu kadar meziyeti olduğu içindir ki, Eflatun bile sanatı en güç şey saymıştır. Ben, sadece, sanatseverliğin dahi bir meziyet olduğuna inanlardanım.»
Leyla Gencer'i Devlet Operamız, 1950 yılında kazanmış bulunmaktadır. Geçirdiği bir imtihanla opera kadrosuna giren dramatik sopranomuz, ilkin Pietro Mascagni’nin Cavalleria Rusticana Operasının başrolü Santuzza ile kendini Ankara sanatseverlerine tanıtmıştır.
Onun ardından Eugéne d'Albert'in Tiefland Operasyondaki Martha rolünde sevilmiş, Tosca olarak beğenilmiştir. Adnan Saygun'un Kerem opera- sında başrolü aldıktan sonra, o sezon da tekrarlanan, İtalyan kompozitörü Gian-Carlo Menotti'nin Konsolos operasındaki Magda Sorel rolinde artistik başarılarını güzel bir örneğini vermiştir. Mozart'ın Cosi fan tutte operasında şuh bir genç kız olarak sevilen Leyla Gencer, sık; konserleriyle de Ankara sanatseverlerinin sempatisini ve takdirini kazanmıştır.
On beş Kasım 1954 konserlerin den sonra İtalya’dan bir çok teklifler alan sanatçınız, aynı ayın sonunda Ar karadan ayrılmış, Ünlü Şef Tulio Serafin ile Traviata operasını hazırlamıştır. Mevsim başında Ankara'ya dönmüş, Konsolos ve Tosca operalarıyla oynamıştır.
Ocak, 1955’te tekrar Napoli'ye giderek. Tosca'yı oynayıp Farlak kritikler alan ve artik, milletlerarası şöhret sahib, 78 yaşındaki Tullio, Serafin’in talebeleri arasına giren değerli sopranomuz, şubat ayında da Teatro Massimo'da Traviata'yı temsil etmiş, bütün gazetelerde övücü tenkitler çıkmıştır. Bu başarılarla yurda dönen Leyla Gencer, Il trovatore operasının son temsiline yetişmiş, başrolünde alkışlanmıştır.
İki yıl içinde, durup dinlenmemecesine Avrupa ile Ankara arasında başarıdan başarıya erişen genç sanatçımız, 1955 Nisanının başlarında, davetli olarak, bir kere daha Milano’ya gitmiştir. Bu sefer, yepyeni bir konuda, Televizyonda, 23, Nisan Cumartesi akşamı, Massenet'nin Werther operasının başrolü Carlotta olarak beğenilmiştir. Oradan Torino'ya geçmiş, İtalya’nın dünyaca tanınmış Cetra plak şirketinde, çeşitli aryalar söylemiştir. Doldurduğu üç plak, Ağustos veya Eylül ayı içinde, dünya piyasalarında satışa 91- karılacaktır. Bu büyük şerefi de ilk Türk sanatçısı olarak kazanan Leyla Gencer, iki Butterfly oynamak üzere yine Carlo tiyatrosundan çağrılmıştır.

AKİS WEEKLY MAGAZINE                                      
1955.07.02

HAKİMİYET DAILY NEWSPAPER
1955.11.04
SADİ GÜNEL

En küçük konserini bile büyük bir tempereman içinde veren Leyla ile övünmek, bizim için aynı zamanda milli bir hak olmuştur. Çünkü onun sınırlar aşırı sanat ülkelerinde kazandığı haklı takdir ve şöhret, ne yazık ki bizdekinden çok, hem de pek çok üstündür. Bu inancımın boş ümitlere ve hayallere dayanmadığını açıkça gözümüzün önüne seren, ünlü kritiklerin yazdıklarından birkaç örnek vereyim: ………….

Leyla Gencer’in her Batı yolculuğuna çıkışıyla dönüşü ne kadar sessiz ve gösterişsiz oluyorsa, ardından getirdiği şan ve şeref o nispette büyüyor ve biz güneşe göz yumarcasına bunları bilmezlikten gelmekte hala direniyoruz. Gülelim mi, acınalım mı huyumuza. 

1 9 5 6

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER                                    
1956 (?)

Leylâ
Gençer
Yurda döndü

Ankara Devlet Operası'nın en kuvvetli sanatkârlarından Soprano Leylâ Gençer, başarılı bir Avrupa tur nesinden yurda dönmüştür. Leylâ Gençer İtalya. Polonya ve İngiltere'de temsiller vermeğe gitmişti. Orada oynadığı operalarda büyük bir başarı kazanan Leylâ Gençer'e Amerika'da çok güzel bir teklif yapılmıştır. Leylâ Gençer bu teklifi kabul ettiği takdirde Amerika'da iki temsil için 18.000 dolar alacaktır. (Türk Basın Ajansı)

UNKNOWN NEWSPAPER                                    
1956 (?)

"İstanbul’da açılacak olan bir operaya iltihaka hazırım"

Leyla Gencer, kendisiyle konuşan bir arkadaşımıza Ankara Devlet Operasına asla girmeyeceğini söyledi.

 
←Leyla Gencer: Değerli Sopranomuz bu Cumartesi Ankara'da bir resital daha verecek. 

Ankara, 12 (Özel) – Devlet Operası tarafından maaşı kesilmek suretiyle açıkta bırakılan milletlerarası opera sanatçımız Leyla Gencer'in geçen hafta Ankara'da verdiği resital ve hafta başında da Ankara Radyosunda halk önünde verdiği konser büyük ilgi uyandırmıştır, Her yerde kendisinden bahsedilmekte olan Ünlü sopranomuz Leyla Gencer, bu cumartesi de gençlik huzurunda tanınmış eserler okuyacaktır. Bundan sonra bir tek konser vermek üzere 12-23 Kasım'da İstanbul'a gelecek olan Leyla Gencer buradan İtalya’ya hareket edecektir. Evvelce imzaladığı kontratlar mucibince İtalya'nın muhtelif şehirlerindeki operalar da ve Sicilya'da birinci rolleri temsil ettikten sonra Hindistan'a, gidecek, oradan tekrar İtalya'ya dönecek ve mevsim başında da Amerika'daki angajmanlarına başlayacaktır.
Dünyanın ünlü operaları tarafın den kapışılan sanat elçimiz, Ankara'da kendisiyle konuşan bir arkadaşımıza şu demeçte bulunmuştur:
"-Ankara'da bana reva görülen muameleden dolayı üzgünüm, Buna rağmen milletimin, gençliğin ve basının gösterdiği büyük alâka beni manen tatmine kâfi gelmektedir. Dünyanın neresinde olursam olayım Türklüğümle iftihar ederim, İstanbul'da açılacak olan Operaya her an iltihaka hazırım. Fakat Ankara Operasına asla!".
Leyla Gencer'e İtalya, Hindistan ve Amerika turnelerinde eşi İbrahim Gencer refakat edecektir.

UNKNOWN NEWSPAPER                                    
1956 (?)

SON TELGRAM DAILY  NEWSPAPER                                    
1956.01.11
 
SANAT

ALEMİ

↑ Geniş kültürü ve olgun bir sesi var. / ↑ Devlet Operası baş sopranosu Leyla Gencer.

Şöhreti hudutlarımızı aşan
Beynelmilel bir opera sanatkarımız
Devlet Operası sopranosu
Leyla Gencer

Şerif Muhittin Targanın utla Amerikalıların kalbini fethettiği bir edilmiştim. Bir ara yanımda bulunan sefaret başkatibi sayın Enver vakıadır.
Ömer Refik Yaltkaya da piyano resitalleriyle bütün müzik dünyasının nazarlarını üzerimize topladığı bir hakikattir.
Adnan Saygun’un bestelediği Yunus Emre oratoryosu da Roma müzik festivalinde çalındığı ve ilgi topladığı bilinen bir hadisedir.
Bunlardan başka, Cemal Reşit Rey’in başlı başına muazzam bir orkestrayı da yine müzik meşheri olan İtalya’da idare ettiği ve başarı sağladığı bir başarı numunesidir.
Bizlerin dünyanın sanat meşherinde bayrak göstermemiz bu kadar mıdır?
Cevabını yine de biz verelim ki; Katiyen.
Nasıl, keman sololarında Suna Kan Paris’te belli baş bir şöhret olmuşsa, İdil Biret de aynı payeye erişmiş ve bizlerin de sanat mevzuunda «Bir şeyler olduğunu ispat etmişlerdir.
Bu hususta Ayla Erduran ismini de unutmuş değiliz.
Ya Münir Nurettin Selçuk’un Yakın Şark alemindeki şöhretine ve geniş itibarına ne buyurulur.?

← Beynelmilel bir opera sanatkârımız.

Bu isimler zihinlerde nasıl yerleşmişse, soprano Leyla Gencer de aynı şekilde büyük bir sükse kazanmış ve itibarı şöhreti hudutlar çoktan aşmıştır.
Devlet Operamızın bu müstesna sanatkâr şimdiki vaziyette dünyanın en büyük operalarında sopranoluk yapabilecek değerdedir. Esasen kendisi senede üç dört davet almakta ve belli başlı operalarda kayme tini kabul ettirmekte ve alkış toplamaktadır.
Evvelki yıl Yugoslavya’da bulunuyordum ve Belgrad operasına sefaretimiz müsteşarı Özalp tarafından davet edildiğimde bana dedi ki: Leyla Gencer’in burada bir hayli takdirkârı vardır. Kendisi buraya geldi ve çok büyük sükse yaptı.
Fuayede Yugoslav opera sanatkârları ile görüşürken benim Türkiye’den geldiğimi öğrenince bana Leyla Gencer’i sordular ve: Büyük sanatkâr Leyla Gencer ne zaman memleketimizi ve operamızı şereflendirecekler? dediler. Gözlerim yaşardı ve koltuklarım kabardı.
Yabancı çevrelerde büyük bir hayranı olan bu beynelmilel sanatkârımız, yakında Paris’e de gidiyor, orada Operada kendini dinleyecek olanlar kim bilir nasıl sabırsızlanıyorlardır.
Geniş kültürlü terbiye ve saralatile büyük arkadaş dostu olan Leyla Gencer, bugünlerde şehrimize gelecek ve bir şefkat müessesesi adına konser verecektir. [Şemsi Sılkım]
 
AKİS WEEKLY MAGAZINE                               
1956.01.12  
M U S İ K İ
Opera
Paris'e davet edildik
 
Ankara Devlet Operasının, mayıs ayı içinde Paris'te yapılacak olan Opera festivaline davet edilmesi opera sevenlerin memnun ettiği nispette düşündürdü. Temsillerin Champs-Elysee tiyatrosunda verileceği bildiriliyor. Takriben 30 kişilik bir koro ve solistlerin bulunacağı Devlet Operası sanatkarının gene Türkiye’den giden şefler tarafından idare olunan Paris Orkestrası refakat edecekti.
Umum Müdür Muhsin Ertuğrul'un her türlü fedakârlık ve gayreti göstereceği yeni bir konu ortaya çıkmıştı. Festivale mutlaka iştirak edilmesi ve son yıllar zarfında oldukça ilerleyen Operamızın Batı alemine toplu olarak tanıtılması temenniye şayandı.
 
Leyla Gencer 
Paris'te bir Türk
 
İşte, bu arada bazı sualler hatıra geliyordu: Bizden iki eser istenmişti. Ancak bunlar öylesine dikkatle seçilmeli idi ki, Ankara Operasının hala, aksayan tarafları ortaya çıkmasın ve mümkün olduğu kadar noksansız ve başarılı temsiller verilebilsin.
Bu operalardan birisinin Vedat Gürten, diğerinin ise Aydın Gün tarafından sahneye konan eserler arasından seçileceği tahmin olunabilirdi. Nitekim Umum Müdürlüğün tasavvurları da bu merkezde idi. Keza Muhsin Ertuğrul bu eserlerden birinde Ferhan Onat'ın, diğerinde Leyla Gencer'in baş rolü oynamalarını arzu ediyordu. Bu görüşte şüphesiz ki çok fazla isabet vardı. Lakin gene de hangi operaların seçileceği hakkındaki tereddütler ortadan tamimiyle kalkmış olmuyordu.
Eleman kifayetsizliği
Her şeyden önce, temsil edilecek eserler seçilirken, esas partilerdeki seslere uyan elemanların mevcut olup olmadığı dikkatle nazara alınmalı idi. Festivale iştirak edecek dinleyici bas partisinde bir baritonu veya kontralto yerine bir dramatik sopranoyu dinlemeğe elbette ki tahammül edemezdi. Bütün seslerin tabii karşılıkları bulunmalı idi. Eleman yokluğu mazeret teşkil edemezdi. Gerçi tenor bahsi gene bir problem teşkil edecekti. Fakat, bu konuda tereddüdü bir kenara bırakıp Özcan Sevgen üzerinde durmak lazımdı. Eserler dikkatle seçildiği takdirde diğer sesler bakımından önemli bir mahzurun ortaya çıkmayacağım düşünülebilirdi.
Bu arada da Leyla Gencer ve Ferhan Onat'ın bütün ses imkânlarım ve kudretlerini belirtecek olan iki Verdi Operası, “Rigoletto” ve “La Traviata” ister istemez hatıra geliyordu. Diğer taraftan, eserlerin Türkçe olarak temsil edilecekleri söyleniyordu. Bu, dilimiz bakımından her halde ziyadesiyle memnuniyet verici bir durumdu. Ancak, sanatkârlarımızın orijinal bilhassa İtalyanca metinlerde kendilerini daha fazla gösterebileceklerinden de şüphe edilemezdi. Zira, operayı müzikal bakımdan değerlendirmek üzere dinleyenlerin orijinal metinleri başka dillere de kendi dillerine de tercih ettikleri, pek iyi bilinen bir hakikatti.
Nihayet, eserleri idare edecek olan orkestra şefinin Türk olması, bilhassa en önemli temenniyi teşkil ediyordu. Avrupa sanat çevrelerinde de tanınan Fefit Alnar'ın bu konuda tam bir başarıya ulaşması beklenebilirdi.
Yeni temsiller
Gian Carlo Menotti'nin iki kısa operası Telefon ile Medyumun temsilleri bir haftadır devam ediyor. Diğer taraftan, Mozart'ın "Don Giovanni" operasının hazırlıkları yapılmakta. Bu arada da 3 Şubattan itibaren temsillerine başlanacak olan Cavalleria Rusticana ve Palyaço operalarının bazı yeni seslerle sahneye konacağım öğreniyoruz. Buna göre, Cavalleria için Alfio rolüne, opera korosundan Altan Günbay çalışmaktadır. Ayrıca iki yıl kadar evvel Devlet Operası kadrosuna giren Bayan Anahid'in Santuzza'yı söyleyeceğinden bahsedilmektedir.
Mart ayı içinde de Vedat Gürtenin La Traviata'yı sahneye koymasını hayırlı bir haber telakki etmek yerinde olur. Zira, iki mevsim önce Schroeder tarafından, kötü reji ve mizansene örnek olacak şekilde hazırlanmış olan Traviata'nın iyi bir rejisörle tekrar temsil edilmesini arzu etmeyen müziksever yok gibi... Don Pasquale ile son bir başarı örneği veren Vedat Gürten'den, bu konuda ümitlenenler de her halde yanılmayacaklar. Ayrıca, Avrupa sahnelerinde "Callas'dan bile iyi" olduğu söylenecek ve yazılacak kadar başarı elde eden Leyla Gencer'i bu rolde dinlemek için sabırsızlananlar pek fazla.

AKİS WEEKLY MAGAZINE                               
1956.03.02

Sanatkârlar
Leyla Gencer'in kimonosu 23 Şubat akşamı, saat alt buçuk sularında, Kavaklıdere Posta caddesine, biri biri arkasına giren bir çok otomobil Japon sefirinin evi önün de duruyordu.
Japon sefiri ekselans Kamimura ve eşi giriş kapısına açılan küçük salonda, misafirleri selamlıyor, büyük bir samimiyet ve nezaketle "hos geldiniz" diyorlardı. Bayan Kamimura bol kollu, geniş kuşaklı yeşil bir kimono giyinmişti. Batán bitişikteki kokteyl salona da hep böyle renk renk kimonolu, sandallı "Madama Butterfly"larla doluydu.
Köşede bir masanın üstünde gözleri alan, pırıl pırıl şahane bir kimono duruyordu. Gözler kapıda idi. Herkes Leyla Gencer’i bekliyordu. Kokteyl Madama Butterfly'ı en güzel şekilde canlandıran sanatkâra bir kimono hediye edilmesi vesilesiyle tertip edilmişti.
Madam Butterfly
Nihayet Leyla Gencer birkaç arkadaşı ile birlikte göründü. Geciktiği için çok üzgündü. Kendisine has güzel ve zarif jestlerle özür diliyordu. Gayet güzel siyah bir kokteyl elbisesi giyinmişti. Sivri dekolteli kapalı bir yakası ve uzun kolları olan bu elbisenin üst kısmı irice yünlüden olup, kalça üstünden itibaren krep satendendi. Elbisenin boyu hemen hemen ayak bileklerinde bitiyordu. Ve gene satenden sivri uçlu zarif ayakkabıları nazarı dikkati celbediyordu. Kulağında uzun inci küpeler ve boynunda uzun bir inci kolye vardı.
Şahane kimono
Sefire, onu derhal hediye kimononun yanına götürdü. Leyla Gencer hayranlıkla ve sevinçle onu seyrediyordu. Biraz sonra Sefirin İngilizce hitabesini de aynı sevinçli tebessümle dinledi:
"Madame Butterfly son asrin nihayetine doğru yaşanan bir trajedinin hikâyesi idi. Bu itibarla, kimono, o zamanlar geyşalar arasında hüküm süren modaya uygun olarak yapılmıştı. Ancak bu kimononun bir hususiyeti vardı. Bunu ısmarlama olarak hazırlayan iki Japon müessesesi sefirenin ikazı, üzerine, onu Bayan Leyla Gencer’e en çok yakışacak renklerde yapmışlar ve böylece Madama Butterfly temsillerinde giyilen klasik renkleri değiştirmişlerdi. Zemin yeşildi. Üzerinde renk renk motifler, kelebekler vardı ve bunlar sırma ile, elde işlenmişti."
Ekselans Kamimura Leyla Gencer’e Butterfly rolü için bu kimonoyu hediye etmekle büyük bir bahtiyarlık duyuyor ve bu yakınlıkla Türkiye ile Japonya arasındaki dostluk bağlarının yeni bir ifadesini belirtmiş olmayı ümit ediyordu. Ekselans Kamimura'ya bu güzel fikri İsviçre sefiri vermişti. Ekselans ona ve bütün misafirlerine teşekkür ediyor, Leyla Gencer’e yeni elbisesi ile Butterfly rolünde büyük muvaffakiyetler diliyordu,
Leyla Gencer bir an durdu alkışların bitmesini bekledi, sonra teşekkür etti.

SES SANAT WEEKLY MAGAZINE                               
1956.03.17

Leyla Gencer

YABANCI BASIN

 
Son dört beş yıl içinde milli bir sanat sembolü gibi Batı dünyasını büyüleyen, Devlet Operamızın değerli sopranolarından Leyla Gencer'in, angaje edildiği halde yetişemediği İtalya sahnelerinde doğan üzgünlükle, duvarları süsleyen afişlerdeki adı sevgi ile anılırken, biz onu burada alabildiğine harcamak yolundayız. Bu konularda çok şey duyduk, gördük ve söyledik. Önümüzdeki aylarda yine çeşitli operalar oynamak üzere ısrarla çağırıldığı İtalyan sahnelerinde, 1956 yılı başlarına rastlayan temsillerinden aldığı kritiklerin bir kısmını okurlarımıza sunmağı bir sanat borcu sayıyoruz.
19.1.1956 günlü Il Piccolo gazetesinden: "Klasik formda olan Weber'in Freischutz operasında sanatçılar, bir takım güç enterpretasyon problemleriyle karşılaşırlar. Bunlar, ancak kuvvetli müzik kültürü ve yüksek artistik kabiliyetleri olanlar tarafından yenilebilir. İşte biz dün akşam Türk sopranosu Leyla Gencer'den, tam mânisiyle mükemmel bir Agata rolü seyrettik. Zarif varlığı kadar halkımıza kendini sevdirmiş olan Leylâ Gencer'in, bu yaz unutulmaz Traviata'sını da seyretmiştik. Agata rolünde, kusursuz, temiz bir sesle ve derin, engin hislerle, bize yüksek kabiliyetinin ve sanatının en zengin, en kültürlü tarafını sundu."
Messagero Veneto gazetesinin ayni günkü sayısından: "Leyla Gencer Agata rolünü o kadar parlak ve kristal gibi temiz bir sesle sundu ki, bu söyleyiş, başka artistler tarafından erişilmesi pek güç bir üstünlükte idi. Yazın Traviata temsillerinde tanıdığımız ve hayran kaldığımız bu genç sanatkârı, sanatın zirvesine erişmeğe namzet görüyoruz."
3.2.1956 günlü Avenire d'Italia gazetesinden: "Türk sopranosu Leyla Gencer sesiyle, harikulâde ifadeli söyleyiş tarzıyla, kendisini çabucak tanıttı. Gencer, çok zengin bir sahne tecrübesine sahip. Zarif endamı, Violetta tipine fevkalâde uygun olduğundan, her bakımdan mükemmel bir tesir yaratıyor. Sesi parlak, müzikal cümleleri ve İtalyanca telaffuzu kusursuz. Hisli oyunu ile sesinin yumuşaklığı ve tatlılığı herkesi teshir etti. Sahneye çıkışından sonuna kadar Violetta rolünü yaşadı. Bütün dinleyicilerini büyüleyerek ağlattı. Violetta'nın acılarını duyurdu. Çünkü, kendisi de ayni acıları duyarak oynuyordu.
Kibar fahişe Violetta'yı, temiz bir aşkla yükselten livresi neler istiyorsa, onları temsil ederek seyircilerine duyuran genç sopranomuza bu hünerinden ötürü "Aristokrat Traviata" diyorlar İtalya’da. Bu yönden de öbür sanatçılardan ayırıyorlar. Onun için yazılan şu satırlara da göz atalım:
"Leyla Gencer, dantel gibi işlenmiş tatlı söyleyiş tarzı gibi, cümle armonileriyle süslü ve içten gelme hisleri en tesirli şekilde dinleyicilerine sunarak heyecanlandırmasını biliyor. Ses ve müzik bakımından olduğu kadar, bir fahişe olan Violetta'nın tertemiz aşkla yükselmesindeki yüceliği de bütün nüans incelikleriyle bayağılıktan kurtarıp, aristokrat enterpretasyonla sunuyor. Bütün bunlara, son derece zarif ve ince bir sahne kudretiyle müzikal bir hassasiyet de eklenmektedir."
Ötesini okurlarımıza bırakırız.

YENİ SABAH DAILY NEWSPAPER                              
1956.06.03

Viyana mektubu:

Varşova’ya giden
Leylâ Gencer'le bir
konuşma


Çoktandır, yurt gazetelerinden ve haberlerinden uzak olduğum için Leyla Gencer’in bugünlerde Polonya hükümetinin davetlisi olarak Varşova’ya gideceğini bilmiyordum. Sanatkarın bindiği uçak arıza yapıp da bütün yolcular geceyi Viyana’da geçirmek zorunda kalmasalar bundan yine de haberim olmayacaktı.
Bristol otelinde bir gece kalıp ertesi sabah Varşova’ya hareket eden değerli sanatkârla iki saat konuştuk. Bu zoraki iniş Viyana’ya ilk gelişini teşkil ediyormuş. Fırsattan istifade, ilk işi Operaya koşmak olmuş. Gördüğü Rosenkavalier temsilini çok beğendiğini söyledi. Muazzam Opera binası da onda büyük bir tesir bırakmış. Viyanalılar Operayı Almanlardan daha hareketli oynadıkları, müzik kadar oyuna da önem verdikleri için Leyla Gencer kendini bunlara daha yakın buluyor. Geçen yıl Alman hükümetinin davetlisi olarak Münih operasında verdiği Tosca temsilinde, rolünü tam manasıyla yaşayarak oynayan sopranomuzla, statik bir tarzda sadece sırasını bekleyip aryasını okumakla yetinen Münihli partnerlerinin üslup farkı hayli göze çarpıyordu. Sesi oyuna da önem veren İtalyanların Leyla Gencer’i hemen her yıl angaje etmek isteyişlerinde, bu üslup birliğinin de rolü az olmasa gerek.
Kendisine Viyana’da yakında bir resital vermek isteyip istemediğini, bu hususta belki yardımcı olabileceğimi söyledim. Değerli sopranomuz resitalden ziyade opera da oynamayı tercih edeceğini belirtti. Leyla Gencer üçer gün ara ile ilkin Varşova Devlet operasında, sonra da Lodz operasında dört de fa Traviata'uı oynayacak. Traviata’daki Violetta Valery Gencer’in en sevdiği rollerden biri. En çok Madama Butterfly'ı ve Traviata'yı severmiş. O kadar çok oynadığı halde Tosca sevdiği operalardan değil.
Margueritte Gautier üzerine bir etüt yaptığımı bildiği için, ondan alınma Violetta Valery, rolünü benim nasıl tefsir ettiğimi merak etti.
Ben şahsen bu rolde, Margueritte'in dejenere ve düşmüş tarafından çok, asil tarafının ve ne derin lalettayin normal, insanların pek çoğundan daha derin hislere kabiliyetli olduğunun, gösterilmesi gerektiği kanısında olduğumu belirttim. Meğer değerli sanatçımız da aynı kanaatte imiş. Violetta'yı, bu şekilde oynamayıp, hafif meşrep tarafını fazla belirtenlerin rolü yanlış tefsir ettiklerini söyledi. Rolün opera bakımından güçlük arz edip arz etmediği sualime, Gencer Bestenin kolay ve rahat hissini vermesine rağmen söylenmesi hayli zor sayılı rollerden biridir, diye cevap verdi. Varşovalıların önünde böyle bir zor rolle imtihan verecek ve muhakkak şimdiye kadarkiler de olduğu gibi bundan da başarı ile çıkacak sanatçımıza sadece iyi şanslar dileyerek ayrıldım. Leyla Gençer yurda dönmeden önce İtalya’ya da uğrayarak bazı plaklar dolduracaktır.

TERCÜMAN DAILY NEWSPAPER                           
1956.07.25

Leylâ Gencer başarıyla

yurda döndü

Selmi ANDAK


Beynelmilel sanatçımız ve Ankara Devlet Operasının büyük değerlerinden soprano. Leyla Gencer, bundan bir müddet önce Polonya hükümetinin davetlisi olarak opera temsillerinde başrolü oynamak üzere Varşova’ya gitmişti.
Leyla Gencer, Polonya’da fevkalade bir başarı kazandıktan ve geçtiği memleketlerde büyük bir ilgi ve tezahüratla karşılandıktan sonra Türkiye’ye dönmüştür.
Meşhur sopranomuz, Polonya’da Varşova Devlet Operasında Verdi'nin «La Traviata» operasının baş rolü olan Violetta Valery'yi harikulade bir şekilde temsil etmiş ve bilhassa kendine has icra tarzıyla dikkati çekerek hayranlık uyandırmıştır. Üçer gün ara ile verilen La Traviata operasının temsilinde, Leyla Gencer’in sahneye çıktığı her gece, büyük opera binasını tıklım tıklım dolduran Varşova halkı, sanat adamları ve tenkitçiler, Türk sopranosunu şiddetle alkışlamışlar ve büyük tezahürat arasında birkaç aryayı tekrar ettirmişlerdir.
Varşova’daki temsillerden sonra, Lodge şehri Devlet Operasında tekrar La Traviata’nın temsilinde başrolü oynayan Leyla Gencer, burada da büyük başarı göstererek yine ilgiyi ve takdiri kazanmıştır.
Soprano Leyla Gencer Polonya basını, tenkitçiler ve diğer ecnebi müşahitler ve gazeteciler tarafın dan sitayişkâr yanlar ve sözlerle övülmüştür.
Bilhassa müzik otoritelerinin umumi kanaati, Türk sopranosunun orijinal bir ses ve interprótation «icra tarzına» malik oldu merkezindedir, Eserlerin sahne tekniği bakımından aradığı intibak, tecrübe, mimik yo hareketlere Leyla Gencer’in zarafet içerisinde büyük bir olgunluk gösterdiğini ilave etmektedirler.
Leyla Gencer’in La Traviata’daki Violetta rolünü, bazı alışılmış tarzların aksine, hatif meşrep bir karakter olarak değil Violetta'nın asil ve ince taraflarını da belirterek icra etmeği daha uygun bulduğu da dikkatten kaçmamıştır. Böylece Leyla Gencer, görünüşte kolay fakat icrada güç rolünde, yabancı bir dinleyici kitlesi önünde başarı kazanmakla kalmamış, aynı zamanda temsil tarzında da yenilik yaratmıştır. Müzik tenkiteler, Leyla Gencer'e, şimdiden dünyaca meşhur beynelmilel sopranolar olan Toti Dal Monte, Elisabeth Schwarzkopf, Margarita Carosio, Vina Bovy, Pia Tassinari, Fanny Heldy ve Lily Pons'ların «Violetta» rolünü icra ederken gösterdikleri müstesna başarılar arasında önemli bir yer ayırmaktadırlar.
Leyla Gencer, Varşova’ya gitmeden önce Viyana’dan geçmiş ve orada da kendisine yakınlık ve ilgi gösterilmiştir. Sanatçımız, Polonya’dan sonra memlekete dönmeden önce İtalya’ya uğramış ve orada evvelce yapılan davet üzerine bazı plaklar doldurmuştur.

MİLLİYET DAILY  NEWSPAPER                                    
1956.08.01  


Leyla Gençer Hakkında
 
Hulki SANER

Bazı sanatçılarımız zaman zaman Avrupa'ya giderler, oradaki başarıları hakkında gazetelerde büyüklü küçüklü yazılar görürüz. Bunların ne dereceye kadar doğru olduğuna dair bir çoklarımızın içinde bir şüphe bulunur. Hakikaten de arada sırada Avrupa'nın küçük bir şehrinde amatör bir teşekkülle beraber çalışmayı buraya bir başarı olarak aksettiren sanatçılarımız yok değildir.
Okuyucularımıza hemen sunu bildirmek isteriz ki. Leyla Gençer, Avrupa sahnelerinde tam bir başarı kazanan birkaç sanatçımızın en ilerisinde gitmektedir. Leyla Gençer profesyonel bir plak şirketi ile plâk dolduran ilk artistimizdir. İtalya’nın en büyük üç operasından biri olan San Carlos Operasında bir iki defa bas rol oynamıştır. Polonya'da Traviata operasından Violetta rolündeki başarısı ise, bütün kritikler tarafından en iyi bir şekilde belirtilmiştir.
Şimdi, eğer Leyla Gençer San Francisco Operasında veya Metropolitan'da bir rol alırsa bu yalnız kendi için değil, memleket adına da bir başarı olacaktır. Çünkü Metropolitan Operasında oynamak için yalnız Amerika'da hayatlarının yarısını verecek on binlerce şarkıcı (hem de ne sarkıcı) vardır. İtalya'da ise Leyla Gençer'in oynadığı rolü oynamak için sıra bekleyen binlerce sarkıcı vardır.
Leyla Gençer, bizden yetişmiş sanatçıların en büyüklerinden biri olduğunu yalnız dışarıdaki başarılarıyla değil. Ankara'daki temsilleriyle de ispat etmiştir. Polonya'daki başarısından dolayı değerli sanatçımızı tebrik eder, Metropolitan ve sonunda La Scala yolunun açık olmasını dileriz.

AKİS WEEKLY MAGAZINE                               
1956.08.25

MUSİKİ

Opera

Başarılar zinciri

Opera Başarılar zinciri İki yıl öncesine kadar Leylâ Gencer'in İtalya'daki başarılarını memleket namına gurur duyarak öğrenenlerin tek bir endişesi vardı: Bu başarının İtalya (hudutlarına münhasır kalması ve sopranonun cihanşümul bir şöhret kurmakta gecikmesi.
Şimdi aynı şahıslar, Leylâ Gencer'in "güneşli memleket" ötesine de ismini ulaştırdığını öğrenip müsterih oluyorlar. Yugoslavya ve Almanya'daki temsillerinden sonra Leylâ Gencer şimdi Polonya'dan taze başarılarla -ve hakkında yazılan övücü tenkitleri ihtiva eden birçok gazete kupürüyle- Ankara'ya dönmüştür. Burada uzun müddet kalmayacaktır. Zira gelecek ayın 14'ünde, sabah saat 10'da dünyanın öbür ucundaki opera binasında yapılacak provada hazır bulunması lâzım gelmektedir. Leylâ Gencer, bir opera sanatkârını dünya çapında şöhrete götüren merdivenin en mühim basamaklarından birine adım atmak üzeredir.
Amerika'nın, Metropolitan'dan hemen sonra gelen San Francisco operasında, o prova gününden bir hafta sonra, Zandonai'nin "Francesca dâ Rimini" operasında başrolü teganni edecektir. Kendisine bu hususta yapılan teklifi ihtiva eden telgraftaki kelimelerin de anlattığı gibi "Amerika'da kazanılacak bir başarı, şöhretini hudutsuz derecede arttıracaktır". İsyan arifesinde temsil Leylâ Gencer, yaz mevsimi zarfında, Polonya'nın üç şehrinde temsil verdi: Varşova, Poznan ve Lodz. Poznan, "Polonya'nın harpten az zarar görmüş şehirlerindendi. Operası, memleketin en eski bir geleneğe sahip olan opera binasıydı. Gencer orada temsilini verdiği sıralarda bir taraftan bir fuar devam ediyor, diğer taraftan halk arasında Komünist rejime karşı bir isyan hareketi içten içe gelişiyordu. Bir endüstri şehri olan Lodz'un operası ise yeni kurulmaktaydı. Verilen temsillerde, konservatuardan Leylâ Gencer Atlantik’i aşan ses yeni yetişen gençler rol alıyordu. Türk sopranosu, bu operada şarkı söyleyen ilk yabancı sanatkârdı. Leylâ Gencer orada, Varşova'da olduğu gibi, muazzam bir tezahüratla ağırlandı. Polonya'da verdiği dört temsilin – üç "Traviata" ve bir "Butterfly"- hepsinde Polonyalı sanatkârlar eserleri Lehçe, Leylâ Gencer ise İtalyanca teganni ediyordu. Soprano, Polonyalı ses sanatkârlarının, orkestra şeflerinin, orkestraların, memleketteki umumî musiki anlayışının ve musikiye karşı duyulan sevginin, nihayet münekkitlerin derin bir takdirkârı olarak Polonya’dan ayrıldı. "Zycie Warszawy" gazetesinin musiki münekkidi, Traviata temsilinden sonra şunları yazmıştı: "Leylâ Gencer, müzikal cümlelemeye olan hakimiyetini zengin, vüsatti bir sesle ve tiyatro mizacıyla birleştiriyor; istisnaî bir Violetta yaratıyor... Varşova halkı sadece her arya, her düet, her sahne ve her perde sonunda değil, temsil bittiğinde de Türk sanatkârını çılgınca bir tezahüratla ağırladı". Bir başka münekkit de Türk sopranosundan "Doğunun mücevheri" diye bahsetti.
İmparatorun aradığı Leylâ Gencer'in müteakip işi, Milano'daydı. Bu bir opera temsili değildi. Belki daha da mühim bir işti. New York Metropolitan operasının müdürü Rudolf Bing'le tanışacaktı. Bu opera imparatoru, Leylâ. Gencer'in şöhretini duymuş, onunla görüşmek, kendisini gelecek mevsim dünyanın en büyük operasına angaje etme tasavvuruyla dinlemek istemişti. Üç ay öncesinden tespit edilmiş bir randevuya uyarak, 11 Haziran akşamı saat 5.30'da Milano Konservatuarı binasında Türkiye'nin en şöhretli sopranosuyla dünyanın en şöhretli opera müdürü buluştular. Bing, Metropolitan için bir Butterfly aramaktaydı. Gencer'i dinledikten sonra; aradığım bulduğundan emindi. Hatta, Metropolitan'ın önümüzdeki mevsim için hazırlanmış repertuarında bir değişiklik yapmayı, Butterfiy'i ilâve etmeyi bile düşündü. Ama bu tasavvurun gerçekleşmesi, kuvvetli bir ihtimal sayılmamalıydı. Ne de olsa Metropolitan, Türkiye'nin Devlet Operası değildi, Oradaki usul, repertuarı bir yıl önceden tespit ve ilân etmek, sonra da bir daha değiştirmemekti. Maamafih Bing, mevsimi listesine, Metropolitan'da uzun zamandır oynanmayan Butterfly'ı koymayı ve başrolü Leylâ Gencer'e vermeyi aklına koymuştu. Böylece bir Türk sanatkârı ilk defa olarak Metropolitan sahnesine çıkacaktı. Bing'le görüşmenin müsbet neticesi, sopranonun San Francisco operası tarafından angaje edilmesini kolaylaştırdı.
Leylâ Gencer daha önce de San Francisco'dan teklif almış, fakat ödenecek ücreti az bulduğu (hafta da 450 dolar) için kabul etmekte tereddüt göstermişti. Türkiye'ye döndüğünde, Devlet Tiyatrosu'na Amerikalı bir artist ajanı tarafından gönderilmiş telgrafı buldu. Telgrafta şöyle deniyordu: "Leylâ Gencer'i San Francisco Operasında en az üç Francesca temsili vermeğe ikna e- derseniz çok müteşekkir kalırız". Bu telgraftan az bir müddet sonra New York Times gazetesi, Türk sopranosu Leylâ Gencer'in San Francisco Operasında Eylül ayında verilecek "Francesca da Rimini" temsilinde başrolü oynayacağım bildiriyordu. Tiyatro, ajana müsbet cevap vermiş, Millî Eğitim Bakanlığı sanatkârın iznini çıkarmıştı. Unutulmuş opera Francesca da Rimini, 1944 yılında ölen İtalyan bestekârı Riccardo Zandonai'nin operaları arasında en tanınmışıydı. Buna rağmen ismi çok duyulmuş bir opera değildi. Amerika'da ilk olarak 1916 yılında Metropolitan'da oynanmıştı. Verilen malûmata göre o zamandan beri de bir daha temsil edilmemişti. San Francisco Operası eseri ilk defa olarak sahneye koyacaktı, Zaten bu sıralarda bazı Avrupa operalarında da bu eseri canlandırma ihtimali vardı.
San Francisco Operası eseri ilk defa olarak sahneye koyacaktı, Zaten bu sıralarda bası Avrupa operalarında da bu eseri canlandırma temayülü vardı. Leylâ Gencer'in Amerika başlangıcım tanınmamış bir eserle yapması, dikkat çekme bakımından bilhassa müsait bir zemin hazırlıyordu. Eser rağbet görür de daha sık temsil e- dilmeğe başlanır ve repertuarın mutad operaları arasına girerse, Leyla Gencer de rolünde tam bir başarı gösterirse, sanatkârın "unutulmaz bir Francesca" olarak opera tarihine geçmesi bile mümkün olacaktır. Leylâ Gencer, San Francisco'da bir de repertuar operası oynayacaktır: muhtemel olarak "La Traviata''... Sanatkârın önümüzdeki mevsim için diğer angajmanlarının en mühimi, Milano'nun La Scala operasında vereceği temsillerdir. Ya, Ankara Devlet Operası'nda kendisini ne zaman, hangi eserde dinleyeceğiz?
Leyla Gencer "Yeni programı daha görmedim; bilmiyorum" diyor. Nitekim, yeni mevsimin açılmasına bir ay kadar bir zaman kaldığı halde, operanın programını henüz kimse bilmemektedir.

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER                          
1956.09.21

AKİS WEEKLY MAGAZINE                               
1956.09.29

STATE THEATER MAGAZINE                                   
1956 October

TERCÜMAN DAILY NEWSPAPER                             
1956.10.16

STATE THETER MAGAZINE No.31                                                
1956 December  

INTERVIEW BY LÜTFİ AY

Translation by © Ayşen Zülfikar

A Conversation with Leyla Gencer:


Our soprano who has achieved major success in the USA.

Photo 1: Leyla Gencer at the San Francisco Opera portraying Francesca da Rimini. (page 10)
Photo 2: We see Leyla Gencer with the artists and directors after a performance at the San Francisco Opera (page 13)

Leyla Gencer, our esteemed soprano, went to the USA to perform the role of the protagonist in Zandonai's opera 'Francesca da Rimini' upon the invitation of the San Francisco Opera. Our artist, who has performed this opera both in San Francisco and in Los Angeles several times, and has given concerts in both Washington and New York, returned to our country in the previous weeks. As you may know, Leyla Gencer had given successful opera performances and concerts in Italy, Switzerland, Germany, Yugoslavia, and Poland. However, it was her first time being invited to the USA. It is evident that this journey holds significance both for the artist and for our opera, which she represented. With this consideration, we have found it useful to share the interview below with our readers.
In her pleasantly decorated penthouse apartment, I found Leyla Gencer a bit tired from the long journey but also very content with the result. She responded to my questions gently, as always:
“What impressions did you bring back from America?”
“I can summarize my impressions of America like this: Journalists, interviews, the excitement of performances, and the receptions. First of all, New York had a strong effect on me with its buildings and its dense population. New York seemed like a racing machine that we wouldn't be able to keep up with. However, along with the dazzling speed, one is also compelled to wait at times. It's a necessity resulting from its crowdedness…Therefore, despite all the speed, I guess that work progresses slower than in Europe. Having stayed in that giant city, attended four instantaneously organized colloquiums, and one feast, I departed for San Francisco. Compared to New York, San Francisco is a very calm and charming city. It has abundant sunshine, light, and sea. I will always cherish San Francisco as a bright and luminous city. If I were obliged to live in America, I would choose to live there. Contrary to my expectations, Los Angeles isn't as appealing as I had imagined. Its messiness, grandeur, and flatness remind me of Ankara. But oh my God, there's so much smoke in that city. The overwhelming heat and constant smoke are very dangerous for singers like us. However, there I met my best American friend, the painter Marion Pike. And about Washington; it's been my second favourite city after San Francisco. There are breathtaking buildings, majestic trees, and boundless greenery in a spectacular park…Furthermore, American people are unexpectedly interested in art, especially opera.”
“In which cities have you performed operas and concerts?”
“As you know, I was engaged for the current season of one of America's major operas, the San Francisco Opera House, by its Art Director, Kurt Herbert Adler, to perform the protagonist in Zandonai's Francesca da Rimini. After the rehearsals that we did in a short time, such as 10 days, I gave the first performance. We gave three more performances of this opera, and once again in Los Angeles, in the Shrine Auditorium, which has a capacity of 6000 people. After that, I performed at three major concerts organized by the San Francisco Opera. I also performed concerts at our embassy in Washington and at the reception in New York hosted by our esteemed News Director, Nuri Eren. Besides these, I was asked to perform additional concerts at various concert halls and also on television. However, due to the regulations stipulated in my contract and the reasons suggested by the impresarios regarding business strategies, it wasn't possible for me to accept such sudden offers. I was also compelled to decline the invitation from the Chicago Opera to sing the lead role of Leonore in Il Trovatore due to the same reasons. The impresarios preferred to postpone a larger-scale tour program to the next year and begin working on creating better conditions by focusing on more advertising and publicity, which is a highly important concept in America”.
“What were the reactions to these opera performances and concerts?”
“The reactions were positive and much more than I had expected. This was particularly surprising given that the opera I performed is relatively unknown and hadn't been performed in a long time. Moreover, they didn't know me at all. It was going to be the first time they'd hear my voice. Despite these initial challenges, I received warm interest and sympathy from both the audience and the press. The critics all praised me unanimously, as if they had agreed upon it. And they didn't hesitate to compare me to legendary actresses like Eleonora Duse or Sarah Bernhardt, giving me more credit than I deserved. Honestly, since the opera text I sung belonged to Gabriel d'Annunzio and it was interpreted in Italian, I quite enjoyed being likened to the famous Duse, the actress who interpreted all of the poet's works. Perhaps it was my acting, which focused on embodying the soul of the opera and its poetic essence. Because during one of the rehearsals, Dorothy Bourne, the music critic from Time Magazine who had come from New York to listen to me, burst into tears. After my concert in Washington, one of America's famous critics, Paul Hume, and Patterson Greene from Los Angeles also wrote very positive comments about me. They were the articles that made me the happiest.”
“How did you find the opera scene in America?”
In America, they don't exclusively feature American performers in operas. Thanks to their financial resources, Americans are able to attract some of the most beautiful voices from around the world, as well as renowned conductors and instrumentalists. As a result, opera seasons in America are very rich and qualified in every aspect. Because of this, the American audience gets the chance to see and listen to the best performances and interpretations of every opera. For example, I think that the Opera Theatre of San Francisco operates at a world-class standard. Even though they have a short season every year, running for two and a half months from September to mid-November, they manage to include 16 operas in their repertory. These operas are directed by world-renowned conductors. For example, the permanent conductor of the Rome Opera, Oliviero de Fabritiis, was invited to conduct the opera Francesca da Rimini, in which I performed. And for the Wagner operas, the most renowned German conductors were engaged. As soloists for this season, there were Soprano Renata Tebaldi, Tenor Campara, Bass Boris Christoff from Italy, Tenor Richard Lewis from England, the famous Mozartian soprano Elisabeth Schwarzkopf from Germany, Soprano Licia Albanese from the Metropolitan Opera, the famous baritone Leonard Warren, and the Swedish tenor Jussi Björling…Americans don't discriminate based on nationality in art. They aim for nothing but to have the most eminent artists on their stage, regardless of what it takes. It’s clear that, because of this fact, they consistently produce magnificent opera seasons.”
“In which languages are operas performed in America?”
“From what I observed, in America, every opera is performed in its original language, meaning in the language in which it was written and composed. For example, German operas are performed in German, Italian operas are performed in Italian and even Russian operas are performed in Russian. Americans are practical; they have understood that music transcends national boundaries. As a result, they have found a way to eliminate the difficulties and inadequacies of translating librettos. Additionally, they alleviate the burden on the artists they invite by allowing them to perform in their original language. This allows any foreign artist who can memorize and include each opera in their repertoire in its original language to perform freely on American stages.”
“What kind of connections and engagements have you established in America?”
“During this tour, I had the chance to meet the most important opera directors and impresarios in America. I also became very good friends with one of New York's most renowned impresarios, Olga Troughton. From now on, she's going to organize all my operatic tours in America. I also signed a contract with Columbia Artists Management, one of America's major concert organizations. As a result, I will return to perform at the San Francisco Opera season once again next year, and in addition, I will give 14 concert performances in various cities. Furthermore, we also have some interesting projects with the Metropolitan Opera and some major television channels, which haven't been concluded yet."
“As our first artistic representative in America, who provided you with the most assistance?”
“First of all, I would like to mention our esteemed News Director of San Francisco, Mr. Nejat Sönmez, and Vice Director, Mr. Erdoğan Ulus, who supported me every step of the way and helped me the most during my communication with both the press and the art scene. I must also mention the unforgettable interest and unparalleled hospitality shown by our ambassador and his esteemed wife during the five-day period they hosted me in Washington on my return journey. I had the chance to meet America's most renowned diplomats, artists, and journalists at the grand reception held in my honour at the embassy, attended by 300 people, where I performed for them. The concert I performed at the embassy that night had significant and impactful outcomes. Our press attaché in Washington, Mr. Altemur Kılıç, has been a precious guide to me. Additionally, in New York, I received the selfless care and assistance of our News Office Director, Mr. Nuri Eren, and his wife. I would also like to gratefully mention other individuals who showed valuable assistance and care, such as Nüzhet Baba, Faruk Fenik, and our young critic Tunç Yalman. The reception hosted by Nuri Eren for members of the press and the art scene to mark my departure concluded my journey in America in a very impactful way. There, I also met with the Mayor of New York and gave a concert performance. My tour in America resulted in more than a hundred articles and photos in newspapers, for which I owe most of the credit to the efforts and assistance of our press members in San Francisco, Washington, and New York, and their friendly relations with the American press. I must proudly mention that our Press Organization in America is working rather perfectly.”
“Will you return to America?”
“I believe it's inevitable, as I'm already receiving engagements that would keep me in America for months. Undoubtedly, if the Ankara State Opera sees it beneficial for me to accept these invitations as their representative artist, I will return. We also shouldn't forget that in every critic written about me, it's mentioned that I'm an artist of the Ankara State Opera and was educated there, which raises great interest in our opera and country.”
“What's the most memorable experience from your tour in America?”
“My best memory is from the premiere of Francesca da Rimini, when Maestro O. de Fabritiis left the orchestra pit and ran to the stage as soon as the curtains closed at the end of the first act and a major applause began; we hugged each other, crying. Because: it was the first time in 40 years that this opera was staged again. It wasn't predictable whether the opera would be appreciated, especially considering it was my first opera performance in America. This moment was particularly significant as it would determine the fate of its composer, Zandonai, as well as my own. Zandonai had recently passed away, and his close friend Fabritiis had begun a major effort to reestablish his works. Because of all these factors, the storm of applause at the end of the first act saved us both and brought tears of joy to our eyes. That's why I can't easily forget the tears of excitement from Maestro and the soprano, which blended together.”
“What kind of ideas do Americans have about our country and our opera?”
“Among Americans who are familiar with our country, there isn't much awareness about us and our opera. This can be excused because America is a vast continent-sized country, and Americans tend to focus on the realities they see firsthand. Therefore, we must put more effort into promoting our art and country in America. However, Americans who have the chance to visit our country and get to know us and our art, appreciate us a lot. They love us, and they don't hesitate to show this affection. A very clear example of this fact was when I was having lunch at a restaurant in Washington and experienced the sincere interest shown by Vice President Mr. Nixon, whom I saw from afar and was informed about. I suppose when Mr. Nixon rose from his table, he was informed by the maitre d'hotel about who I was. He then returned from the main entrance and uttered these words to me:
Welcome to America. I have followed your successes in the newspapers of my home country, San Francisco, and I congratulate you. I hope that you'll leave America with positive impressions, just as I left your country with very nice impressions after a short visit last April, which I can't forget. I have never experienced the warmth and hospitality that I received in Ankara, which I will always cherish with pleasure.”
“What are your projects for this season?”
“For now, shortly I will go to Italy to fulfil a promise which I made last season. I will give a few performances at the San Carlo Theatre and concerts on television. On the way back, it will be a pleasant duty to perform once again with my colleagues in Ankara and Istanbul.”
On behalf of our readers, I thanked Leyla Gencer, who patiently and kindly answered my questions, and left her presence wishing her success for her performances in Italy.

TERCÜMAN DAILY NEWSPAPER                                    
1956.12.01

PAZAR WEEKLY MAGAZINE                                          
1956.12.02

INTERVIEW BY KAMURAN ÖZBİR
Translation by © Ayşen Zülfikar

Photos: Speaking about a successful and joyful USA tour, which was experienced with major excitement, is nearly as thrilling as living it. We see our esteemed opera artist Leyla Gencer, narrating her tour with extremely efficient gestures and facial expressions, which she uses very effectively.
 
The American music critics wrote highly of our soprano:
It's currently the best season in Nagasaki. Spring has embraced this Far Eastern city with all its charm. In the middle of a room adorned with pink plum flowers and chrysanthemums, the charming Cio-Cio-San (Madam Butterfly) lies down. Among the flowers, a blood-stained dagger is visible. The day is about to come to an end. After the curtains fell, I was among the audience enthusiastically applauding this lovely Japanese girl who killed herself upon the betrayal of her loved one. And that was the first time I saw Leyla Gencer. Much later, I felt an endless desire: to speak to her and explore the depths of her artistic life. Finally, on a rainy late afternoon in the year 1953, I got the chance to meet her in person. I could never forget the excitement of that day. It's been months since that encounter, and I've only been able to read about her. Leyla Gencer went to Europe and has returned. And she'll be leaving again shortly. One day, I heard that she was invited to America. I felt happy because it was clear that the Turkish artist would enchant the people of the far continent, just as she had enchanted the European audience. Everybody shared my thoughts. I confidently awaited Gencer's return, and she did come back—with even greater success than we had hoped for. It was such a triumph that journalists covered it extensively in the most prominent columns of the best-selling newspapers for days. I immediately called her upon her arrival in Ankara. She surely had stories to share, and we were eager to hear them.
It's such a strange coincidence that my second visit to Leyla Gencer happened on a rainy day as well. While walking along Atatürk Avenue with the photographer Hüseyin, I felt an indescribable joy. My joy was similar to that strange happiness one feels when reuniting with the skies, streets, and inhabitants of their hometown after years of absence.
How did we climb the stairs? How did we knock on the door? How did we get inside? And how did we sit? I don't recall any of these. I suddenly saw our esteemed artist before me. And that was it! After a brief pause, Gencer spoke to me with a respectable modesty.
“Go ahead," she said. "Ask your questions.”
I opened my hands desperately and could say:
“We came here to listen to you.”
The esteemed soprano's eyes took on a meaningful gaze, suggesting that she was reminiscing about some memories, and then she began to speak:
“I must confess, when I was invited by Mr. Kurt Herbert Adler, the Director of the San Francisco Opera, to perform in the opera 'Francesca da Rimini,' I felt a mixture of excitement and fear. Moreover, this opera had been staged once before in America but was canceled due to poor reception from the audience. Additionally, the renowned soprano Renata Tebaldi was invited to sing this role, but she also refused. Even today, I still wonder how I managed to summon such courage. What truly mattered was the interest of the people. I must emphasize this. Perhaps it was that very interest that gave me the courage.
“It must have been a long and exhausting tour for you.”
“Ah, exactly. I can't even begin to describe it. There were auditions, concerts, performances, and receptions every day. Everything happens swiftly in that country with its high-paced lifestyle.”
As Hüseyin's camera flash continued to flicker, I looked at her face, wondering if we were contributing to her tiredness, but she just smiled.
“Are you planning on going back?”
“I will be traveling to Italy shortly, and next year, I plan to visit many cities across America.”
“It looks like we’re going to lose you.”
“No, absolutely not!”
We cannot thank our esteemed soprano enough for overshadowing artists such as Renata Tebaldi, Elisabeth Schwarzkopf, Leonie Rysanek, Boris Christoff, and Leonard Warren in the star parade, by showcasing the power of Turkish art in distant lands and receiving appreciation, especially from discerning American critics.

Photo 3: The esteemed artist is showing the favorable reviews from American newspapers to our colleague.