TOSCA
İstanbul'un
bir operadan mahrum oluşu büyük bir boşluktu. Opera Binamızın ikmaline kadar,
bu boşluğu doldurmak ve muhterem İstanbul halkının operaya olan ihtiyacına
cevap verebilmek için, Belediye Meclisimizin verdiği imkânlarla giriştiğimiz bu
iddiasız ve mütevazi teşebbüsün muvaffakiyeti, rejisöründen en küçük rol alan
sanatkârına kadar, bütün arkadaşlarımın heyecanlarına ve muhterem İstanbul
halkının müsamahakâr anlayışına bağlıdır.
Bu
arada, angajmanlarını iptal ederek operamızın ilk temsillerine gelen ve
alâkalarını devam ettireceklerinden emin olduğum, daima iftihar ettiğimiz,
sanatkâr Leyla Gençer ve Orhan Günek'in, yabancı diyarlardan koşarak
gelmelerini, memleket ve sanat aşkının numune bir örneği diye şükranla tespit
etmek isterim.
Operamız;
güzel İstanbullumuza kutlu olsun.
Belediye
Reisi
Kemal
Aygün
Giacomo
Puccini
Giacomo,
Puccini ailesinden yetişen beşinci müzisyendir. Bu fıtrî istidat, yalnız onda
değil, diğer beş kardeşinde de kendini göstermiş, hepsi de musikiye
hayatlarında daima en ön plânda yer vermişlerdir.
1858
senesi Aralık ayının 22’sinde, İtalya’nın Lucca şehrinde doğan Puccini daha
altı yaşındayken, babası Michéle hayata gözlerini yumdu. Çocuğun tahsilini,
büyük amcası Dr. Nicolao Ceru üzerine aldı. Puccini amcasının himayesinde
tahsiline devam ediyordu. Nihayet Milâno konservatuarında bir sene tahsil görmek
üzere, İtalya Kraliçesinden burs almak lütfuna nail oldu. Burs müddeti bittikten
sonra, konservatuar tahsilini tamamlaması için, gene amcası Ceru ona yardım
etti.
Konservatuarı
bitirirken, bestelediği Sinfonia-Carpiccio isimli orkestra eseri halkın önünde
icra edilerek, büyük alâka topladı. Hocaları Bazzini ve Ponchielli, onu daima
teşvik ediyorlardı. Bilhassa Ponchielli, talebesinin dramatik sahadaki hevesini
bildiği için, ona bir opera mevzuu bulmayı vaat etti. Hocasının tavsiyesiyle,
Puccini, livresini Fontane'nin yazdığı «La Villi» isimli bir opera hazırladı.
Bu operayı, meşhur nâşir Sonzogno'nun tertiplediği bir müsabakaya katılmak
üzere hazırlamıştı.
Gerçi,
eser mükâfat kazanamadı, fakat, 1884 senesinde Teatro dal Verme'de o kadar
büyük bir başarı ile temsil edildi ki, nâşir Ricordi bu operayı hemen satın
aldı. Birkaç ay sonra da eser La Scala'da oynandı. 1889'da aynı yerde Puccini'nin
ikinci eseri Edgar temsil edildi. Ama bu temsil belki de livrenin zayıf olması
yüzünden, Puccini'nin şöhretine fazla bir şey ilâve etmedi. Birkaç sene sonra,
bestelediği «Manon Lescaut», bestekârın sanat hayatında büyük bir ilerleme
kaydetti. Ama Turin Tiyatrosunda, 1896 senesinde ilk temsili yapılan «La
Boheme» den sonra, Puccini'nin şöhreti derhal zamanının en büyük bestekârları
arasına yükseliverdi...
Bunu,
1900 senesinde sahneye konulan «Tosca» takip etti. Aynı sene hazırlanan «Madama
Butterfly» operasından sonra, bestekâr ismini ebedileştirecek bir şöhrete
erişti. 1910'da «La Fanciulla del West», 1918'de «Gemici Kaputu», «Angeli
Hemşire», «Giani Schichi» isimli tek perdelik operaları oynandı. En son operası
olan «Turandot»u bitirmek kısmet olmadan, Puccini dünyaya veda etti. Bu güzel
eseri, 1926 senesinde F. Alfano tamamladı.
Verdi'nin
açtığı çığırdan sonra, aynı yolu takip eden üç besteci arasında, Puccini
İtalyan Operasının en değerli siması olarak karşımıza çıkar. Puccini, Mascagni
ve Leoncavallo'dan yaşça daha büyük olduğu halde, şöhreti onlardan çok daha
yenidir. Mascagni «Cavalleria Rusticana» si Leoncavallo da «Palyaço»- su ile
bütün hayatlarında yalnız bir defa olmak üzere parlamışlar, ilk eriştikleri
muvaffakiyete bir kere daha erişmek kudretini gösterememişlerdir. Halbuki,
Puccini, her verdiği eserde bir nebze daha gelişme ve yenilik ortaya koymuş,
her yeni temsilinden sonra, şöhreti biraz daha yükselmiştir.
Verdi'den
sonra, İtalyan Operasının en büyük temsilcisi olan Puccini’nin eserlerinde,
Massenet'nin lirik stili en başta olmak üzere, Fransız empresyonizminin bütün
yeniliklerini müşahede etmek kabildir. Dramatik musiki alanında, Verismo
dediğimiz natüralistik opera tarzını daima muhafaza etmekle beraber, şahsına
has bir kompozisyon stili meydana getirmesini de bilmiştir. Operalarında
İtalyan melodik tarzının en güzel numunelerine rastlamak mümkündür. Bilhassa,
en tanınmış eserleri olan «La Boheme, Tosca ve Madame Butterfly» operaları,
dünya repertuvarlarına girip sık sık temsil edilen operalar arasındadır.
Puccini'nin
hususî hayatı da birçok manevi fırtınalarla, zaman zaman bestecinin yaratıcı
ruhunu gölgelemiştir. Bu manevi meşakkatlere rağmen, Puccini şahsiyetini
bilhassa opera alanında daima tebarüz ettirebilmiş, İtalyan Operasının bütün
dünya operaları repertuvarında en sevilen eserlerini beşeriyete hediye
etmiştir. [Mazhar Kunt]
Tosca
nasıl meydana geldi
Bohem'den
Tosca'ya. Fasıla vermeden, yorgunluk duymadan, şüphe ve tereddütsüz ve yeni bir
mevzuun halledilmesinden doğan sevinç ve heyecandan başka bir şey hissetmeden
çalışma... Ne büyük zevk... 1896 ilkbaharında Puccini’nin hâleti ruhiyesi
buydu. Dünya ile barışıktı...
Tosca’nın
librettosu bir adamın hayatında bir iki şerefsiz, haysiyetsiz hâdiseyi temsil
eder. Puccini’nin hayatını yazanlar, hâdiseden pek az veya hiç bahsetmeden
geçerler. Fakat Tosca mevzuuna, onun seneler evvel başladığı üzerinde katiyetle
dururlar. Puccini, Toscayı Edgar'ın akabinde arzu etti. Bu hususta, hiç cüphe
bırakmıyan şey, Puccininin bir mektubudur. Mektubun tarihi 7 Mayıs 1889 dur. «Tesadüfen
tarih açıkça okunuyor». Binaenaleyh, o Toscayı, Edgarın prömiyerinden hemen iki
hafta sonra yazmıştır:
«Azizim
Sinyor Giulio;
İki
veya üç haftalık çiftlik hayatının vermiş olduğu tembellikten sonra çalışma
azmimin, hiç olmadığından daha fazla benliğimde toplandığını kuvvetle
hissettim. Toscayı düşünüyordum. Sizden Sardou'nun müsaadesini elde etmek için
gerekli gayreti göstermenizi istirham ederim. Eğer bu fikirden vazgeçersek, bu
beni mahvedecektir. Bu Tosca'da, bana en uygun operayı bulmuş oldum... İtidali,
dekoratif görünüşü ve nihayet çağlayan bir müzik armonisi bolluğu...»
↓ Photos:
Orhan Günek (left) / Giuseppe
Savio (right)

Bunun
üzerine, Puccini kendi plânlarına göre harekete geçti. O, Illica ve Giacosa'ya
orijinal eserin basitleştirilmesini ve eserde yalnız tesirli, muhteşem ve
dramatik olan kısımları bırakılarak, bütün diğer sathî olayları, politik kısımları,
kıymeti olsa bile çıkarılmasını söyledi.
Üç
arkadaşın birlikte çalışmaları, La Bohemdekinden daha sakin geçiyordu. Zuhur
eden bütün güçlükler iki sebepten ileri geliyordu: Illica eserini çok
seviyordu. Bir defa o, eserini kısaltmak için güçlükle kandırılıyordu. Orijinal
skeçte Cavaradossi, işkence sahnesinde arya söylüyor, Tosca, hâkim ve Spoletta
da buna katılarak kuartet söylüyorlardı. Puccini, bu gibi eski formdaki opera
Libretto'suna müsamaha gösteremezdi. Illica'nın hevesi kırılmıştı. Sonra, Cavaradossi'nin
ölümünden önce söylediği uzun konuşmayı kaldırmayı şiddetle reddediyordu.
Verdi'nin takdir ettiği bu Latince ilahiyi Illica, diğer bütün konuşmalardan
daha çok seviyordu.
Puccini,
böyle bir melodramda felsefeye yer olmadığını ve bilhassa eserin bu kısmında
hiç olamayacağını boşuna protesto etti, durdu. Birçok münakaşalardan sonra, Puccini,
bu konuşmayı ancak kısa bir şekle sokabildi. «E lucevan le stelle» (Yıldızlar
parlıyor), Aryası...
İkinci
güçlük, Giacosa'dan ötürüydü. Tosca'yı beğenmiyordu. Namuslu bir şair olarak,
böyle bir tekst yazmağa yanaşmıyordu. O diyordu ki «ilk okuyuşta dramatik
aksiyonun sürati ve mütenevvi oluşu iyi görünüyordu. Bilhassa Illica'nın eserde
işlemiş olduğu zekice sentez, ilk görüşte tatmin edici idi. Fakat tetkikat
arttırılıp eserin derinliklerine girildiği ve her sahnenin lirik ve poetik kısımları
ele alındığı vakit Librettonun lirik tiyatroya tam mânisiyle tatbik edilemeyeceği
görülür. v.s.... Tosca'da La Bohème'in aksine şiir plânı olup şiir mevcut
değildi. Fakat, o protesto ediyor ve bu kuklalar arasında, hakiki karakterleri
canlandırmağa muktedir olmadığını söylüyordu. «Cavaradossi» Sinyor Tenore'den
başka bir şey değildi. Puccini de bir tenor ile tatmin olacak mıydı? Birçok
orijinal ve tarihî karakterler kaybolmuştu. Meselâ; Napoli Kraliçesi Marie Caroline,
Markiz Attavanti, bestekâr Paisiello ki, o Sardou'nun piyesinde neş'eli bir
sahnede gözükürdü. Sardou'nun piyesinde 23 tane karakterden, Puccini’ninkinde
yalnız 9 kalmıştı.
Eserde,
büyük sahneler aynen olduğu gibi muhafaza edilmiştir. Bunlar, birinci perdedeki
kilise sahnesi ve son perdedeki Farnese sarayındaki Iscarpia - Tosca
sahnesidir. Cavaradossi'ye yapılan işkence ve Tosca'nın sırrı ifşa etmesi,
hakikatte 3. cü perdenin bir parçasıydı. Fakat, şimdi 2. ci perdeye ekleniyor.
Diğer kısımları hemen hemen aynen orijinal gibidir. Puccini kendisi, Sardou ile
beraber karşılıklı olarak konuşsa onu ikna edeceğine emindi. O Paris'te La
Bohème'i sahneye koymağa giderken Ricordi kendisine Paris'te Sardou'ya uğramasını
hatırlatıyor ve diyor ki:
5
Mart 1898
«...
Paris'i terk etmeden önce Sardou'ya uğra ve onunla esaslı olarak görüş.>>
Puccini, Sardou ile beraber, hayli vakit geçirdi. Akşam yemeğinde mevzuu yarı
İtalyanca yarı Fransızca münakaşa ettikten sonra Puccini'den teklif edilen
opera için bir müzik çalmasını rica etti. Puccini, hâlâ müzik kompoze etmiş
değildi. Fakat, piyanonun başına oturarak uzun zaman kaldı. Bunlar Bohème,
Manon ve Edgar'dan parçalardı. Sardou, dinlediklerinden hoşlandı.
Ertesi
yıl Puccini tekrar Paris'e gitti. Ricordi'ye şöyle yazıyordu:
Paris,
13 Ocak, 1899
Bu
sabah, bir saat Sardou ile beraberdim. Bana finalin bazı kısımlarından
hoşlanmadığını söyledi. Ne olursa olsun Tosca'nın sahnede ölmesini istiyordu.
Iscarpia'yı öldüren Tosca'nın cellâdı olmak istiyordu. Fakat ben onunla aynı fi
kirde değilim. Son sahnede Tosca'nın çılgın bir halde olduğunu kabul ediyordu,
öyle olduğu halde bir kuş gibi bayılmasını arzu ediyordu ve ayıldığı zaman da
eline büyük ve muazzam bir bayrak alıp Castello'nun tepesinden sallamalıydı.
Sonraları, o bu bayrakla o kadar alâkadar oldu ki, temsili unutup, bayrak üzerinde
ısrar etti. Fakat, ben de kendi finalim üzerinde ısrar ettim ki, bu operada
söylenen son söz olup Tosca'nın parapetten atlamadan önce söyleyeceği sözüdür.
Sardou St. Peter ile Castello arasında geçen Tiber'in bir kısmının gözükmesini
istiyordu. Ben, bunun hakikatte böyle olmadığını söyledim; fakat, o çok sakin
olarak, zararı yok, diye cevap verdi. Ne iyi bir arkadaştı. Bir sürü doğru olmayan
tarihi, topografik ve panoramik malûmatı vardı. Cumartesi sabahı, kendisini
yeniden görmeye gideceğim.
Puccini,
kendi bildiğini yaptı. Sahnede Tiber'e yer verilmedi. Tosca, Puccini'nin
kendisi için hazırladığı çığlığı atarak parapetten aşağıya atlar. Spoletta da
yaşar. Zaten dinleyicilerden hiçbiri de onun yaşadığını veya öldüğünü merak
etmez...
Her
zaman olduğu gibi, Puccini şüpheli anlar yaşadı. Tosca eski tekstlerinden
tamamen ayrı bir mevzu haline mi gelmişti, kendi kabiliyetine uygun hale gelmiş
miydi, onu başarabilecek miydi? Dramatik mevzu, kendi yumuşak müziğine çok mu
şiddetli kalıyordu? Puccini, bu bakımdan vicdan azabı çektiği için durumu
Sardou'ya kendisi açıkladı ve Sardou da kendisine böyle saçma bir düşünceden
vazgeçmesini söyledi. Puccini'ye göre, aralarındaki konuşma, şu aşağıda arz
ettiğimize benzer şekilde oldu:
Puccini
– Bir Fransız’ın sizin eserinizi bestelemesi belki daha uygun düşecektir.
Sardou
– Bir İtalya’ndan daha iyisi olamaz. Tosca, bir Roma eseridir ve senin İtalyan
bestelerine ihtiyacı vardır.
Puccini
– Verdi, bizim büyük Verdi'miz kendisi için Tosca'yı düşünmüş ve sonra, ondan
vaz geçmiştir. Bu onun mevzudan korktuğuna bir işaret sayılmaz mı? Sardou benim
de korktuğuma inanıyor musun?
Sardou
– Verdi korkmadı. Fakat, çok yaşlandı ve artık yoruldu. Sen şu bakımdan cesaret
almalısın ki onun Tosca'ya itimadı vardı, onun iyi bir opera mevzuu olacağına
inanıyordu ve hakikaten de öyledir.
Puccini – Ama Alberto Franchetti de Tosca'yı düşündü ve ondan
vaz geçti.
Sardou –
Bu bir şey ifade etmez sevgili bestekârım. İki şahsın da bunun üzerinde
düşünmüş olması Tosca'nın hayatiyet ve canlılığının en iyi garantisidir.
Puccini
– Fakat benim müziğim narindir, tatlıdır ve başka bir şekilde kaleme
alınmıştır.
Sardou –
(Bağırarak) başka şekilde ne demek? Bu senin kendi kabiliyetindir.
Puccini – Evet ama benim eski kahramanlarım, Manon ve Mimi,
Tosca'dan farklıdırlar.
Sardou –
Manon, Mimi, Tosca; hepsi ayni şey... Âşık kadın, daima aynıdır. Ben Marcella
ve Fernande'yi yarattım, Fedora, Theodora ve Cleopatra'yı yarattım. Onların
hepsi aynı kadındır.
Puccini,
müziğinin kısmı âzamını Shiatri'deki yeni villâsında besteledi. Aradığı
sessizliği Torre kasabasında da bulamadı ve nihayet ailesiyle birlikte dağa
çekilmek zorunda kaldı.
Temsillerin
galasında vuku bulan acayip vakaları öğrenmek istersek, yüzümüzü, 1900
senesinin ocak ayındaki Roma şehrinin tiyatro dünyasına çevirelim. Her ne kadar
temsil sonunda İtalyanların çok hoşlandıkları sonuçta gösterdikleri heyecan yok
ise de yine Puccini 22 defa sahneye çağrılmıştı.
Kritikler,
akademik olmaktan çıkarak müthiş tenkitler yaptılar. Onlar bestekârın mevzuu
seçişinde hatalı olduğunu söylemekle onu en hassas yerinden vurmuş oluyorlardı.
Bu hâdise, yalnız İtalyan basını için mühim değildi, yabancı matbuat
muhabirleri; (New York Times) ve (Chicago Tribune) muhabirleri de hazır
bulunmuşlardı. Hususi bir telgraf servisi müdürün odasında tesis edilmişti.
Corriere'nin münekkidine göre, müzik, melodramın şiddetiyle uzlaşmıyordu.
Sahnede olup bitenleri ifade etmiyordu., ek gibi duruyordu: ikinci perdedeki
işkence sahnesi, İscarpia'nın öldürülmesi ve bütün diğer kanlı sahneler seyircinin
dikkatini üzerine çekmekte ve müzik seyircileri kavrayamamaktaydı.
«Il
Nuovo Fanfulla» Libretto'yu şöyle suçlandırıyor; «Puccicni Fransız muharrirlerinin
kuvvetli dramı ile tecavüze uğramıştır.» Diğer kritikler, operanın kıymetini
oldukça anlamıştır. Fakat fikirler o kadar birbirinden farklıdır ki ay ni
noktada hemfikir bir kritik bulma imkânı yoktur.
Bunların
hepsi, çok kıymetli fakat küçük farklar göstermişti. Bohème ne olmuşsa,
Tosca'ya da aynı şey olmuştur. Birdenbire halk tarafından tutulmuştu. Aynı
mevsimde Costanzide 20 temsil verilmiştir. Bohème gibi millî bir muvaffakiyete
eriştiği kadar beynelmilel de olmuştur. 1900 Haziran’ında Roma prömiyerinden
altı ay sonra Tosca Covent Garden'e gidiyor ki, burada Antonio Scotti, ilk defa
Sicarpia olarak sahneye çıkıyor ve Milkaternina da şaheser bir şekilde Tosca'yı
oynuyordu. Bundan sekiz ay sonra 4 Şubat 1901 de yine ayni çift ile Tosca
operası Metropolitan'da oynanıyor.
Hiç
şüphesiz bu opera daima artistler için bir sevgili olmuştur. [Derleyen: Attila Manizade]
Tepebaşında
Opera
Ahmet
Kudsi Tecer
Tiyatro
Tarihimiz bakımından emsalsiz bir değer taşıyan, Şehir Tiyatrosu'nun Tepebaşı
binası, bugün, XIX. yüzyıldan elimizde kalan son tiyatro binasıdır. Şehir
Tiyatrosu Opera Bölümü de temsillerini, yalnız Tiyatro Tarihinin değil, şehir
tarihinin de birçok kıymetli hâtıralarını taşıyan bu binada vermeye
başlamıştır. Aynı sahnede bundan önce de müzikli oyunlar, opera ve operetler
temsil olunmuşsa da bu bina ilk defa olarak bu yıl devamlı opera temsillerine
sahne olmaktadır.
İstanbul,
kendi operasını daima hasretle beklemiştir. İstanbul seyircisinin operaya karşı
derin ilgisi, şüphesiz, bu şehrin Tanzimat'ın ilk yıllarından itibaren Batı
müziğini ve operayı benimsemiş, sevmiş olmasındandır. 1839’dan 1869’a, yani
devamlı olarak Türkçe tiyatro eserlerinin temsil edilmesine başlandığı tarihe
kadar İstanbul'da sık sık opera, operet temsilleri veriliyor, İtalya'dan, Fransa'dan
gelen yabancı truplar burada alâkayla karşılanıyorlardı. Saray da bunları
teşvik etmekten geri kalmıyordu. Gerek bu süre içinde, gerek 1870’ten sonra,
yerli elemanların da müzikli temsillere önem verdikleri görülüyor. Böyle olmakla
beraber yine de bu mevsime gelinceye kadar İstanbul, devamlı bir opera
faaliyetine kavuşamamıştır.
İstanbul
Operası, şimdi bir gerçek olmuştur. Dolayısıyla, Tepebaşı binası, hâtıralarına
tarihî değerde bir yenisini daha eklemiş bulunuyor. Bu münasebetle binanın
yapılışı ile ilgili, tarihî bir belgeyi, klişesiyle birlikte, sütunlarımıza
aldık... Belgenin künyesi şudur: Başvekâlet Arşivi, Mühimme Defteri, No. 263.
Sayfa 23, sıra numarası 59.
Şimdiye
kadar yayınlanmamış olan bu belgeye göre, Tepebaşı binası; «mahlûlen, Sultan
Bayezid vakfına ait olan» bir arazi üzerinde bulunmaktadır. Bu araziden «üç bin
arşın» yer, Sarayın iradesiyle «Muzika-i hümayundan mütekait Guatelli Paşa» ya
verilmiştir. Saraya girdikten ve Muzika-i hümayun şefi olduktan sonra «Paşa»
unvanını alan Guatelli, 30 Mayıs 1859 gecesi Naum Tiyatrosunda verilen Leonora
operasının temsilinde orkestra şefi idi. Kendisi şark melodilerinden
faydalanarak bazı hafif musiki eserleri de bestelemişti. (R. A Sevengil: Opera
ile İlk Temaslarımız, 1959, İstanbul. S. 80).
Guatelli
Paşa, kendisine verilmiş olan arsa üzerinde bazı «şerait-i imtiyazi ye» ile
«Kârgir bir tiyatrohane» inşa ettirmek istemiş ve bunun için hükûmete
dilekçeyle baş vurmuş. Bu türlü müracaatlarla, o tarihte Şûra-i Devlet Nafia
Dairesi meşgul olduğu için dilek burada tetkik edilmiş ve aşağıda yazılı
şartlarla kendisine müsaade verilmesi için Babıâli kanalıyla Saraya arz
olunmuş. Saray da Şûra-i Devlet kararı gereğince müsaade vermiştir. Klişesini
yayınladığımız belge, 20 Muharrem 1290 (1873) tarihli, o sırada Zabtiye Müşiri
bulunan İzzet Paşa'ya hitaben Saray'dan gönderilen yazıdır. Yapı ve
tiyatroların kontrolü işi bu tarihte Zabtiye Dairesi tarafından yapılıyordu.
Müsaadenin verildiği tarihte, Sadriâzam Mehmet Rüştü Paşa, Hariciye Nâzırı da
Saffet Paşa'dır. Guatelli Paşa'ya tiyatro inşası için şu şartlarla izin
verilmiştir:
1 – İmtiyaz
vermek bahis konusu değildir; çünkü bu gibi şeyler halkın «tenezzühüne» mahsus
olup «bir mevkie hasrı» münasip olmaz.
2 – İnşa
masrafı vesaire için hükûmetten hiçbir para istenmeyecektir. 325 sene sonra
bina; «kâffe-i eşya ve edevat-1 mevcudesile» Hazine-i Hassa'ya bırakılacaktır.
عسكرانة فيه شرها و میدوند به قضیه مشیری مطلوب
و کنجی به عمانی دیده نشریه خیر بادینی از دایر شده به ویرم هرند میزدند برای معلوم
نیه باشت بونوب حتمانه سلام به بایریز خانه بى ناوه وقفه محلولا عاشر القوم و رو چندیند
متصاعد در مرد خود در خودد دارد و روده نیز علایم بهینه کندو ته هو محمد محمد به وجيه
وتخين مجلد بعض تروية البرازيه لايم كاريكيو بريتا رودخانه گرفته می عوض نقدم دارند
پانی موسیقه هم یونونه مقاعه نوازنده بین خرخونه همرزد و هسته هاند و بو نخود شیر منفاه
شهد مخصوص لطلب برموده حصرى نا مناسب همه چفته بتان بكونه الاختیار تحفرة الطاعو د
کلاهی بسند منه خیاره کانه المنيا و لا حطونه موجود به خرية خضير شهادة تم تركي مهامه
ومصارفه هم هزینه دی زرند نایه طرحه همه عید برید به انچه طلب ابو عمده در سوم بلوبه
وند محفظه ونيك
معاد طور نمود اوزره مذکور تیار و خانه هنر
نتيجة حازم كلان العري يقيمون بصورة شوروى هرند با نقطه ايي قمه والعلم على خصومة اراض
عليهم مقام وتر تصوور لهان فانینه مینیو مذکور نیازونه شو رو توی توتيق بنا داشته رقصی
هادى ويون هريق دون المشيو البير مثير الصدمع ضرور ملاعة الوالدة شكر مسير منار حميد
سعد به خیر
با 20 م بيان النظان شوية نصيف قلبين القتامة
توقيف فذكور يتا روتا بنا ولا نشسته می افتند و شخصی خصصه خود را
او
Vesikanın yeni yazıya çevrilmiş şekli:
«Asâkir-i nizâmiye-i şâhânem müşirânından
zaptiye müşiri olup, ikinci rütbe-i Os manî ve Mecidî nişan-1 zîşanlarını haiz
ve hâmil olan vezirim İzzet Paşa;
Beyoğlunda, Tepebaşında bulunup
cennetmekân Sultan Bayezit han tabiserah vak fina mahlûlen ait olan araziden
müteallik ve şerefsudûr olan emr-ü irade-i seniyyey-i mü lûkânem mucibince,
kendûsuna ita kılınmış olan üç bin arşın mahalle, bazı şerait-i imtiya ziye ile
kârgir bir tiyatrohane inşasına müsaade-i seniyyem erzan kılınması muzika-i hü
mayundan mütekait Guatelli bey tarafından istidâ ve istirham olunmuş ve bu
makule şeyler halkın tenezzühüne mahsus olup bir mevkie hasrı nâmünasip
olacağına binaen, bir günâ imtiyaz tahtında olmamak ve yirmi beş sene sonra,
kâffe-i eşya ve edevat-1 mev- ve mesârifi inşaiye vesaire namiyle taraf-1
cudesiyle hazine-i şâhâneme terkolunmak Devlet-i Aliyyemden bir akçe talep
edilmemek ve rüsûm-u belediyeden muaf tutulmak üz re, mezkûr tiyatrohanenin
inşası için lâzim gelen emr-i şerifimin tasdiri Şûra-yi Devletten ba-mazbata
ifade kılınmış ve olvechile icrası hususuna irâde-i aliyyem müteallik ve şeref
sudûr olmuş olmağın mucibince mezkûr tiyatronun serayit-i mezkûreye tevfikan
bina ve inşasına ruhsatı havi dîvan-1 hümayunumdan işbu emr-i celilülkadrim
isdar ve itâ olundu. Sen ki, müşir-i müşarünileyhsin, bâlâda beyan olunan
şerayite tatbikan ve ebniye nizamı na tevfikan, mezkûr tiyatronun bina ve
inşasına mümaneat olunmaması hususuna sarf-1 rüyet eyleyesin...»
20 Muharrem 1290
Mukabele olunmuştur.
4 – Belediye
rüsumundan muaf tutulacaktır.
Binanın
Guatelli Paşa'nın sağlığında tamamlanıp tamamlanmadığını bilmiyoruz. Sonradan
binada bazı tadiller yapılmış olduğunu, hatta yeni baştan denecek şekilde ele
alındığını kabul etsek bile Tepebaşı Tiyatrosunun yapılmasına ait ilk teşebbüs,
bir müzisyen, bir orkestra şefi olan Guatelli Paşa'ya aittir. Burada bir
Tiyatro binası inşa ettirirken asıl amacının operalar, müzikli eserler oynatmak
olduğuna şüphe yoktur. Şehrin hasreti olan İstanbul Operası burada temsillere
başlarken binanın ilk sahibinin dileği de 87 yıl sonra gerçekleşmiş bulunuyor.
Tosca'nın
Konusu
Victorien
Sardou'nun La Tosca adlı eserinden alan Guiseppe Giacosa ve Luigi Illica.
İlk
temsil: Contanzi Tiyatrosu, Roma, 14 Ocak 1900
Şahıslar:
Floria
Tosca, Tanınmış bir ses sanatkârı (Soprano)
Mario
Cavaradossi, Ressam (Tenor)
Baron
Scarpia, Emniyet Âmiri (Bariton)
Cesare
Angelotti, Bir siyasî mahkûm (Bas)
Sacristan,
Zangoç (Bariton)
Spoletta,
Bir polis Ajanı (Tenor)
Sciarrone,
Bir Jandarma (Bas)
Bir
gardiyan, bir çoban çocuk v.s.
Vaka,
1800 de Roma'da politik entrikalar devrinin en hararetli anında geçer.
Birinci
Perde
Floria
Tosca'ya âşık olan ressam Mario Cavaradossi bir firarî olan Angelotti lie
kilisede karşılaşır ve ona kaçması için yardım vaat eder. Sonra meşhur «Recondita
Armonia» aryasını bir minyatüre söyler. Onlar çıkınca Angelotti'nin peşine
düşen Polis müdürü Baron Scarpia gelir ve firarinin tebdili kıyafet için
unuttuğu yelpazeyi bulur. Tosca, geri döndüğü zaman, Scarpia yelpaze ile onu
karşılar. Tosca ayrıldığı zaman, onu takip etmeleri için arkasına üç ajan gönderir.
Bu arada Napolyonun mağlubiyet haberi gelir. Kardinal ve Koro bu olayı
kutlarlar, muhteşem Tedeum'u söylenirken perde kapanır.
İkinci
Perde
Baron
sarayda, Angeloti’nin nerede olduğunu bilen Mario'ya işkence etmeleri için
emreder. Tosca, Scarpia'nın bir mesajı ile saraya çağırılır. Mario’ya işkence
yapılır. Tosca, buna dayanamayarak Angelotti’nin saklandığı yeri itiraf eder.
Napolyon’un, hakikaten galip geldiği haberi ile Mario, neşe ile haykırır.
Fakat, kızgın Scarpia onun idam edilmesi için emir verir. Tosca coşarak
hiddetle itiraz eder ve «Vissi d'arte» ile Scarpia'ya merhamet etmesi için
yalvarır. Baron, benim olursan Mario serbest kalacaktır, der. Tosca, razı olur
ve Scarpia, Mario'nun idamı için emir verir. Tosca'ya yaklaşmak isteyince,
Tosca onu bıçaklar.
Üçüncü
Perde
Mario
hapiste, ölümü beklemektedir. Puccini'nin en meşhur aryalarından biri olan «E
Lucevan le stelle» yi söyler. Tosca, Baronun öldüğünü, sahte idamı ve serbest
kalacaklarını haber vermek üzere gelir. Askerler girer, idam hükmü infaz olur,
fakat Mario aslında vurularak ölmüştür. Tosca, Scarpia'nın son ihaneti üzerine
dehşete düşer ve askerlerden kaçarak kale duvarlarından kendini ölüme atar.
↓ Photo: Aydın Gün