Press [2020 - 2029] [Turkish]


2 0 2 0

AKOB MAGAZINE
2020.08.13

AKOB MAGAZINE
2020.12.28


 İTALYAN BESTECİLER İLE 
 MOZART’IN DIŞINDA
 LEYLA
 GENCER'İN
 ESERLERİNDE OYNADIĞI
 DİĞER ÜLKE BESTECLERİNİN
 OPERALARI


Prof. Dr. Ünal Öziş (Em.)
 
Leyla Gencer hakkında önceki yazılanımızda ele alınan İtalyan besteciler ile Mozart dışında, diğer ülkelerin 13 bestecisinin 15 operasında Leyla Gencer baş soprano rolünde sahneye çıkmıştır. Bu eserler, ilk oynadığı yıl sırasıyla şunlardır:
 
(a) 1951- D'Albert: Tiefland
(b) 1954- Çaykovski: Evgenyi Onyegin
(c) 1954- Menotti: The Consul
(d) 1955- Massenet: Werther
(e) 1955- Saygun: Kerem
(f) 1956- Weber: Der Freischütz
(g) 1957- Poulenc: Dialogues des Carmélites
(h) 1957- Offenbach: Les contes d'Hoffmann
(ı) 1958- Weinberger. Švanda dudák
(i) 1958- Massenet: Manon
(k) 1959- Prokofiev: L'angelo di fuoco
(1) 1961- Çaykovski: Pikovaya dama
(m) 1986- Gluck: Alceste
(n) 1977- Mayr. Medea in Corinto
(0) 1979-B ritten: Albert Herring
 
Böylece, Verdi'nin 16, Donizetti'nin 9, Bellini'nin 4, Rossini'nin 2, Mozart'in 4. Puccini'nin 5, diğer İtalyan bestecilerin 15, bunların dışındaki diğer ülke bestecilerinin 15 olmak üzere, Leyla Gencer'in oynamış olduğu 70 operanın tamamı yazılanımızda incelenmiş olmaktadır. 71 başrol sayısı ise, Mozart'in Don Giovanni operasında bazen Donna Anna, bazen Donna Elvira rolünde sahneye çıkmış olmasıyla doğrulanmaktadır.
 
GLUCK: ALCESTE OPERASI
 
Leyla Gencer, Christoff Willibald Gluck'un (1714-1787) ALCESTE'sinde Alceste rolünü 1986'da Floransa'da Teatro Communale'de Mayıs Müzik Festivali'nde, 1967'de Roma Operası'nda, 1968'de Palermo'da Teatro Massimo'da, aynı yıl Cenova'da Teatro Margherita'da, 1969'da Torino'da Teatro Nuovo'da, 1972'de Milano'da La Scala'da oynamıştır. 1967 temsilinin tamamının ses, 1972 temsilinin tamamının ses ve görüntü kaydı bulunmaktadır.
Üç perdelik opera ilk kez 1887'de Viyana'da İtalyanca oynanmıştır. Euripides in Alcestis trajedisine dayalı olarak, librettosu Raniero da Calzabigi tarafından hazırlanmıştır.
 
Photo: Leyla Gencer'in 1967'de Roma'da Teatro dell'opera'da oynadığı Alceste operasının yer aldığı, toplu yoğunçalar kutusu içindeki kapağı.
Photo: Leyla Gencer'in 1972'de Milano'da La Scala'da oynadığı Alceste operasının yoğunçalar kapağı.
 
Antik Dönem'de Tesalya'da başkent Pheres'te geçen operada, başrollerde kraliçe Alceste (soprano) ve eşi kral Admeto (tenor) bulunmaktadır. Diğer roller kralın yardımcısı Evander (tenor), başrahip (bas), Herakles (bas). Apollo (basbariton), ölüm tanrısı Thanatos'tur (bas), Alceste'nin iki çocuğu sessiz rollerdedir.
Ölüm döşeğinde olan Admeto'nun, yerine biri öldüğü takdirde kurtulacağı kehaneti üzerine, Alceste kendini feda eder. İyileşen Admeto bunu öğrendiğinde Alceste'yi kurtarmak için her çabayı gösterir, öteki dünyada onu bulup geri alırken, Thanatos engel olmak ister, Apollo'nun desteğiyle Herakles, Alceste ve Admeto'yu kurtarır.
 
MAYR: MEDEA IN CORINTO OPERASI
 
Donizetti'nin öğretmeni olan Simon Mayr'in (1763-1845) MEDEA IN CORINTO'sunda Medea'yı Leyla Gencer 1977'de Napoli'de San Carlo'da oynamıştır, operanın tamamının ses kaydı vardır. Operanin "O furie, che un giorno" aryasını 1981 Paris resitalinde söylemiş olup, ses kaydı bulunmaktadır.
Euripides'in MŌ 430'daki Medea'sından esinlenen Cherubini'nin ilk kez 1797'de oynanmış olan operasından sonra, Puşkin'in Poltova'sına dayanan Medea in Corintonun librettosu Felice Romani tarafından hazırlanmış: eser ilk kez 1813'te Napoli'de oynanmıştır.
Mayr'ın Medea'yı konu alan eserinde başrol Medea'dan (soprano) sonra, kocası Glasone (tenor), Korint kralı Creonte (bas), kızı Creusa (soprano). Atina kralı Egeo (tenor), Creonte'nin sırdaşı Evandro (tenor), Medea'nın sirdaşı Ismene (soprano), Giasone'nin arkadaşı Tideo (tenor), Medea ile Giasone'nin iki çocuğu (sessiz roller) diğer rollerdir.
Creusa ile evlenmek amacıyla Korint'e gelen Egeo, reddedilince Medea ile anlaşır, Medea gizli gücüyle Creusa'yı zehirli giysi ile öldürür, Giasone'den olan iki çocuğunu bıçaklayarak canlarını alır; Giasone intihar eder.
 
WEBER: DER FREISCHÜTZ OPERASI
 
Carl Maria von Weber in (1786-1828) DER FREISCHÜTZünde Agathe'yi Leyla Gencer 1956'da Trieste'de Teatro Verdi'de, 1982'de Floransa'da Teatro Communale'de temsil etmiştir.
Üç perdelik opera ilk kez 1821'de Berlin'de oynanmıştır. Librettosu Friedrich Kind tarafından hazırlanmıştır.
17.yüzyılda Otuz Yıl Savaşları'ndan sonra Bohemya'da, ormancılar ve avcılar dünyasında geçen operada başlıca roller, Agathe (soprano) ve arkadaşı Annchen (soprano), genç avcılar Max (tenor) ve Kaspar'dir (bas). Prens Ottokar (bariton), ormancıbaşı (ve Agathe'nin babası) Kuno (bas), kaçak avcı Samiel (konuşma), münzevi keşiş (bas), zengin köylü Kilan (bariton) diğer kişilerdir.
Atıcılık sınavını kazanmak ve sevdiği Agathe ile evlenmek isteyen Max ile onu çekemeyen ve hileli kurşun sağlayan Kaspar ekseninde gelişen, soydan ormancı Kuno'nun kızı Agathe ile arkadaşı Annchen'in sahneleriyle zenginleşen opera, Max'in ateşlediği hileli kurşunun Kaspar'ı öldürmesi, Prensin sürgünle cezalandırdığı Max'ın bir keşişin müdahalesi sayesinde affedilmesiyle sona erer.
 
ÇAYKOVSKİ: EVGENYI ONYEGIN OPERASI
 
Pyotr Ilyiç Çaykovskinin (1840-1893) EVGENYI ONYEGIN'inde Tatiana'yı Leyla Gencer 1954'te Napoli'de San Carlo'da oynamıştır. Bu temsilden, Tatiana ve Onyegin ile final düetinin, "Ah! Povero mio core!", ses kaydı vardır.
Puşkin'in aynı adlı romanına (1831) dayanan operanın librettosunu bestecinin kendisi hazırlamış, daha sonra Konstantin Shilovsky tarafından revize edilmiştir. 19.yüzyıl başlarında St. Petersburg'da geçen üç perdelik opera ilk kez 1879'da Moskova'da oynanmıştır.
Başlıca roller Onyegin (bariton) ve Tatiana'dır (soprano). Şair Lenski (tenor). Prens Gremin (bas), Tatiana'nın kızkardeşi Olga (alto) nispeten önemli rollerdir. Tatiana'nın annesi Larina (mezzosoprano), yaşlı ebe Filipyevna (mezzosoprano), fransız Triquet (tenor), düelloda Lenski'nin yardımcısı Sarezki (bas) ile Onyegin'in yardımcısı Gillot (sessiz rol), bir yüzbaşı (bariton), bir şarkıcı (tenor) diğer rollerdir.
Tatiana ile Olga şarkı söyler, Larina ve Filipyevna eski günleri yad ederken, Olga'nın nişanlısı Lenski, komşusu Onyegin ile gelir ve dört genç dolaşmaya çıkarlar. Akşam yemeğinden sonra uyku tutmayan Tatiana, ilk kez tanıştığı Onyegin'e uzun bir aşk mektubu yazar.
Ertesi gün gelen Onyegin mektuba çok teşekkür eder, onu böyle seven bir kadına kendi yaşam tarzı sebebiyle iyi bir koca olamayacağını ancak bir kardeş sevgisiyle karşılık verebileceğini söyler, Tatiana çok üzülür.
Larina'nın evinde danslı bir toplantıda, Onyegin Tatiana'yla dans ederken, bazı misafirlerin davranışlarından ve Lenski'nin tutumundan sıkılan Onyegin sürekli Olga ile dans etmeye başlar, Lenski ile atışmaları sonucunda düelloya davet edilir. Düelloda Onyegin ilk ateşte Lenski'yi vurup öldürür, ortadan kaybolur.
Yıllar sonra Moskova'ya dönen Onyegin, Prens Gremin'in sarayındaki bir baloya gelir, Tatiana'nin prensle evlenmiş olduğunu öğrenir, delice aşkını ilan eder, ısrarları üzerine Tatiana bir an için buna olumlu yaklaşır gibi olsa da kendine hâkim olur, yıllar önce mektubuna aldığı cevabı ve şu anda Gremin ile evli olduğunu hatırlatır, Onyegin'in aşkını reddeder.
 
ÇAYKOVSKİ: PIKOVAYA DAMA OPERASI
 
Çaykovski'nin PIKOVAYA DAMA (Maça kızı) operasında Lisa rolünü Leyla Gencer 1981'de Milano'da La Scala'da, 1983'te Torino'da Teatro Nuovo'da oynamıştır. 1961'deki temsilin bütününün ses kaydı vardır, "Perchè son tanto triste e piango ognor aryası ayrıca yayınlanmıştır.
Puşkin'in aynı adlı romanını (1834) esas alan ancak olayın geçtiği zamanı daha sonraya aktaran operanın librettosu, bestecinin kardeşi Modest Çaykovski tarafından yazılmıştır. 1800 dolayında St. Petersburg'da geçen Üç perdelik opera, ilk kez 1890'da aynı kentte oynanmıştır.
Pikovaya Dama'nın başrolünde subay Herman (bariton) olup, lakabı esere adını veren Kontes (alto) ve torunu Lisa (soprano) oldukça önemli rollerdedir. Lisa'nın arkadaşı Pauline (soprano), subaylar Çekalinski (tenor) ve Surin (bas), Kont Tomski (bariton), Prens Yeletzki (bas), mürebbiye (alto), hizmetçi Maşa (soprano) diğer rollerdir.
Bir parkta gezinirken Herman, Kont Tomski'ye ismini bilmediği bir kıza âşık olduğunu açıklar. Prens Yeletzki gelip nişanlandığını söyler, biraz sonra Kontes ve torunu Lisa geldiğinde, prensin nişanlısının da Herman'ın âşık olduğu kızın da Lisa olduğu anlaşılır.
Tomski, Kontes in gençliğinde Paris'i güzelliğiyle büyülediğini, kâğıt oyunu tutkusunu, "Pique-dame" (dame de pique = maça kızı) ünvanıyla anıldığını, bir hayranının ona üç kâğıdın sırrını açıkladığını ancak başkasına söylerse o kişi tarafından öldürüleceğini söylediğini anlatır. Herman'ın bu sim (tri karty = üç kâğıt) öğrenme ısrarı, Kontesin ve kendisinin hayatına mal olacaktır.
Lisa arkadaşlarıyla eğlendikten sonra yalnız kaldığında, kendisini izleyen delikanlıyı düşünürken Herman gelir, aşkını ilan eder, Kontes geldiğinde saklandıktan sonra, iki genç birbirlerinin olurlar.
Herman gece gizlice Kontes'in odasına girer. Kontes yatmaya gelir, Paris'teki günlerini hatırlar, Herman ondan üç kâğıdın sırrını öğrenmek isteyip silahla tehdit ettiğinde, Kontes korkudan ölür. Ertesi gece Herman'ın rüyasına giren Kontes'in hayali, ona üç kâğıdın sırrını açıklar üçlü, yedili, as...
Neva kıyısında Lisa ile buluşan Herman onu bırakıp kâğıt oyununa gider, Lisa nehre dalarak yaşamına son verir.
Herman önce üçlü ile sonra yedili ile herkesin parasını kazanır, en son Prens Yeletzki'ye karşı as ile kazanacağını umarken maça kızı açılınca her şeyi kaybeder ve intihar eder.
 
Photo: Leyla Gencer'in 1961'de Milano'da, La Scala'da oynadığı Pikovaya Dama operasının yoğunçalar kapağı
Photo: Leyla Gencer in 1959'da Trieste'de, Teatro Verdi'de oynadığı Werther operasının uzunçalar kapağı.
 
OFFENBACH: LES CONTES D'HOFFMANN OPERASI
 
Jacques Offenbach'in (1819-1880) LES CONTES D'HOFFMANN’nda (Hoffmann'in Masalları) Antonia'yı Leyla Gencer 1957'de Palermo'da Teatro Massimo'da oynamıştır.
Üç perdesi Emst Theodor Amadeus Hoffmann'ın (1776-1822) üç öyküsüne dayanan- (Der Sandmann, Die Geschichte vom verlorenen Spiegelbilde -Abenteuer in der Sylvestemacht, Rat Krespel) - librettosu Jules Barbier tarafından yazılan, 19.yüzyıl başlarında Nürnberg'de geçen, bir prolog, üç perde ve bir epilogdan oluşan (bazen 5 perdelik olarak da tanımlanan) bu opera, ilk kez 1881'de Paris'te oynanmıştır.
Baş rolde şair Hofmann (tenor) olup, (birer perdede) eskiden âşık olduğu üç kadın: otomat Olympia (soprano), kortizan Giulietta (soprano), şancı Antonia (soprano), oldukça önemli rollerdir. Prolog ve epilogda, âşık olduğu son kadın, Stella sessiz roldür.
Şairin sürekli arkadaşı Nicklausse (mezzosoprano) ile prolog ve epilogda iham perisinin sesi (mezzosoprano) çoğunlukla aynı şancı tarafından seslendirilir.
Prolog ve epilogda müşavir Lindorf (bariton), (birer perdede) gözlükçü Coppelius (bariton), müzisyen hekim Dr. Miracle (bariton), şeytan Dapertutto (bariton) çoğunlukla aynı kişinin oynadığı nispeten önemli rollerdir.
Birinci perdede fizikçi Spalanzani (tenor), ikinci perdede Antonia'nın babası Crespel (bas) ve annesinin sesi (alto), üçüncü perdede kabadayı Schlemil (bariton) ilginç rollerdir.
 
Photo: Leyla Gencer in 1959'da Trieste'de, Teatro Verdi'de oynadığı Werther operasının yoğunçalar kapağı
Photo: Leyla Gencer in 1955'te Milano'da, RAI'de oynadığı Werther operasının
DVD kapağı
 
Prolog ve epilogda Stella'nın uşağı Andreas (tenor), (birer perdede) Coppelius'un çırağı Cochenille (tenor), Crespel'in yaşlı uşağı Franz (tenor), Giulietta'nın uşağı Pitichinaccio (tenor) çoğunlukla aynı kişinin oynadığı rollerdir.
Prolog ve epilogda meyhaneci Luther (bas) (bazen ikinci perdede Crespel de oynar), öğrenciler Nathanael (tenor) ve Hermann (bariton) zengin kadronun tamamlayıcısıdırlar.
Yakında bulunan operada Stella'nın oynamakta olduğu gece, Luther in meyhanesinde geçen prologda, öğrenciler meyhaneciyle şakalaşırlar. Hoffmann'dan kleinzack'ın gülünç öyküsünü anlatmasını isterler. Hoffmann bunu anlatırken dalar, aklına üç eski sevgilisi gelir, öğrencilerin isteği üzerine üç perdede bunların öyküsünü anlatmağa başlar.
Birinci perdede, fizikçi Spalanzani, çırağı Cochenille'yle birlikte bir otomat olan Ophelia'yı çok başanlı biçimde imal etmiş, etkisini görmek üzere bir yemek daveti yapmıştır. Ophelia'nın gözlerini de sağlamış olan Coppelius, davet başlamadan payını almak için geldiğinde, Hoffmann'a özel bir gözlük vermiş: Nicklausse uyarsa da onun Ophelia'yı canlı bir genç kız gibi görmesini sağlamıştır. Ophelia dans edip şarkı söylerken, gözlerinin parası için aldığı çek karşılıksız çıkan Coppelius çok kızgın biçimde gelir, Ophelia'yı parçalar, Hoffmann'ın gerçeği görmesini sağlar.
İkinci perdede, hasta şarkıcı Antonia'nın babası Crespel onun şarkı söylemesini yasaklar, uşağı Franz'a da tembih eder. Baba çıktıktan sonra Hoffmann gelir, iki sevgili kavuşurlar. Crespel döndükten az sonra, Antonia'nın annesinin ölümünden de sorumlu tuttuğu, müzisyen ve hekim Dr. Miracle gelir. Antonia'yı şarkı söylemeye teşvik eder, annesinin sesinin de uyarmasına rağmen, Antonia şarkıya ölene kadar devam eder.
Üçüncü perdede, Venedik'te sarayın önünde Hoffmann içkisini yudumlarken, kurtizan Giulietta ve Niklausse bir barcarolle terennüm ederek gondolla gelirler. Gölgesi Giulietta tarafından şeytani Dapertutto için alınmış olan Schlemil kıskançlıkla gelip, Giulietta'yı kumarhaneye götürür, Nicklausse kumara yetecek paraları olmadığını söyler, ancak Hoffmann da gider, her şeyini kaybeder. Dapertutto Nicklausse'u oyalarken Giulietta Hoffmann'in gölgesini alır. Giulietta'nın anahtan için tutuştuklan düelloda Hoffmann, Schlemil'i öldürür. Bu arada Giulietta ile Dapertutto bir gondolla uzaklaşırlar.
Epilogda, Hoffmann üç öyküdeki kadınların aslında Stella'nın farklı özelliklerini yansıttığını belirtir. Operadaki oyunu sona erip Stella geldiğinde, sarhoş ve bitik Hoffmann son bir gayretle Kleinzack'in öyküsünü mırıldanmaya çalışır. Stella ile Lindorf ve öğrenciler meyhaneden çıkarlar, ilham perisinin sesi olarak Nicklausse, Hoffmann'a "Yüreğindeki küllerden dehan tekrar parlasın, acılarına sükûnet içinde gülümse," diyerek veda eder.
 
MASSENET: MANON OPERASI
 
Jules Massenet'nin (1842-1912) MANON unda Leyla Gencer baş soprano rolünü 1958'de San Francisco'da War Memorial Opera'da, aynı yıl San Diego ve Pasadena operalarında oynamıştır.
Abbé Prévost'nun eserine (L'histoire du Chevalier des Grieux et de Manon Lescaut) dayanarak, operanin librettosu Henri Meilhac ve Philippe Gille tarafından yazılan opera, ilk kez 1884'te Paris'te oynanmıştır. Başlangıçta dört perdelik olarak nitelenen opera, sonradan beş perdelik biçimde sunulmuştur.
18.yüzyılın başlarında, esas itibarıyla 1721'de Fransa'da (1. Perde: Amiens'te, II. ila IV. Perde: Paris'te, V. Perde: Le Havre yolunda) geçen operanın başrollerinde Manon (soprano) ve Chevalier (Şövalye) des Grieux (tenor) vardir. Manon'un kuzeni, muhafız birligi mensubu Lescaut (bariton) nispeten önemli bir roldedir. Şövalyenin babası Comte des Grieux (bas) ve M. de Brétigny (bariton) dikkati çeken rollerdir.
Diğer rollerde zengin çiftçi Guillot de Marfontaine (bas), Manon'un arkadaşlan Poussette (soprano), Javotte (mezzosoprano), Rosette (alto). Hancı (bas) yer almakta; hizmetçi, kapıcı, bir çavuş, bir okçu sessiz roller gibi algılanmaktadır.
Amiens'de bir hanın önünde mola veren arabadan inen yolcular arasında, manastıra gidecek on altı yaşındaki Manon ve kuzeni Lescaut da bulunmaktadır. Karışıklıkta arabayı kaçınırlar, benzeri durumda Şövalye Des Grieux de vardır. Manon ve Des Grieux kısa sürede anlaşıp, birlikte Paris'e gitmek üzere Guillot'nun arabasını kullanıp kaçarlar.
Paris'teki küçük evlerinde Des Grieux, babası Konta Manon'la evlenmesine izin vermesi için bir mektup yazar. Lescaut ve M. de Brétigny gelip, Manon'u kaçırdığı için Des Grieux'ye çıkışırlar, mektubu gösterince niyetinin ciddi olduğunu anlayıp üstüne varmazlar. Ancak, De Brétigny lüks bir hayat vadedip Manon'u ayartır.
Eğlenceli bir hayat süren, herkesin güzelliğine hayran olduğu Manon, kimliğini belli etmeden konuştuğu Comte des Grieux'den, oğlunun üzüntüden bir manastıra kapanmış olduğunu öğrenir. Derhal Saint Sulpice manastinna giden Manon, şövalyeyi kendisiyle kaçmağa ikna eder.
Bir otelin salonunda Lescaut, Guillot, Des Grieux ve başkaları kumar oynar ve Des Grieux sürekli kazanırken, babası Kont gelerek oğlunu ve Manon'u tutuklatır. Oğlu serbest bırakılır ancak Manon'un başka bir ülkeye sürülmek üzere Le Havre'a gönderilmesine karar verilir.
Şövalye des Grieux ile Lescaut, mahkumlan götürmekte olan birliğin subayına baskı ve rüşvetle Manon'u kurtarırlar. Fakat yaşadığı hızlı hayattan tükenmiş, hastalanmış olan Manon, dönüş yolculuğuna başlayamadan Şövalye des Grieux'nün kollarında hayata veda eder.
 
MASSENET: WERTHER OPERASI
 
Massenet'nin WERTHER’inde Charlotte'u Leyla Gencer 1955'te Milano'da RAI-TV'de, 1959'da Trieste'de Teatro Verdi'de oynamıştır. 1955 temsilinin tamamının görüntü kaydı, 1950 temsilinin uzunçalar ve yoğunçalar ses kaydı yayınlanmıştır.
Wolfgang von Goethe'nin eseri Die Leiden des jungen Werthers'e (1774) dayanan, ilk kez 1892'de Viyana'da oynanan, dört perdelik operanın librettosu Edouard Blau, Paul Millet, Georges Hartmann tarafından hazırlanmıştır.
Goethe'nin 1797'de Schiller'e bir mektubunda "Biz şairlerin fakir sözcük dağarımızla sadece çerçevesini çizebildiğimiz bir dramı, ancak müzik güçlendirebilir, yorumlayabilir ve zenginleştirebilir," yazmış olması, Beethoven in Egmont için sahne müziği (1810), Gounod'nun Faust operası (1859) gibi Goethe'nin eserlerini esas alan besteler dikkate alındığında, özel bir anlam kazanmaktadır.
1780'li yılların başında Wetzlar'da geçen operanın başrollerinde Werther (tenor) ve Charlotte (soprano/mezzosoprano) vardır. Charlotte'un kız kardeşi Sophie (soprano), babası kaymakam (basbariton), nişanlısı Albert (bariton) nispeten önemli rollerdir. Aile dostları Schmidt (tenor), Johann (bas), Brühlman ve Kätchen ara sıra renk katmaktadır.
Eşini kaybetmiş olan kaymakamın ikinci kızı genç Sophie ve daha küçük çocuklarıyla birlikte olduğu sırada evine ilk kez gelen Werther doğa ve çocuk sevgisini yansıtan ifadeler kullanır. Albert'in sözlüsü, kaymakamın büyük kızı Charlotte geldiğinde Werther ona derhal âşık olur, kentteki toplu akşam yemeğine beraber giderler. Üç aydır yolculukta olan Albert habersiz eve gelir, yemekten dönerken Werther tekrar aşkını ilan etse de karşılık bulamaz.
Charlotte'un Albert ile sözlü olduğunu dolaylı olarak öğrenen Werther, Albert'in imali konuşmalarından da rahatsız olur; Charlotte'a ısrarla aşkını dile getirse de karşılık alamaz ve aniden uzaklaşır.
Aradan uzun süre geçer, Noel'e gelinmiştir. Üçüncü perdenin başında, Werther'in mektuplarından bölümler okuyan Charlotte, bir ifadeye takılır. Werther, Noel'de geleceğini, o tarihte gelmemişse kendisini zaten bir daha göremeyeceğini yazmıştır. Ürken Charlotte Tanrıdan destek isterken, Werther gelir, Charlotte o gittikten sonra bir şey değiştirmediğini, evin ayni şekilde kaldığını, kitapların, silahların, Ossian'dan çevirmeye başladığı şiirlerin aynı yerde durduğunu söyler. Werther düşünceye dalar, 3.yüzyılda yaşamış İrlandalı ozan Ossian'in "Beni neden uyandırıyorsun, ey ilkbahar esintisi dizesiyle opera dağarının en duygusal tenor aryalarından birini söyler, birlikte olurlar.
Werther gittikten sonra Albert gelir, Charlotte ne yapacağını bilmez durumdadır. Hizmetçi bir mesaj getirir, haber Werther'dendir, uzun bir yolculuğa çıkmakta olduğunu ve tabancalarını lütfen kendisine vermelerini rica eder. Albert silahlan Charlotte'a verip Werther'e götürmesini söyler ve imalı biçimde "Tanrı ikinizi de korusun," der.
Charlotte Werther'in evine gittiğinde onu kanlar içinde bulur, sevgilerini güçlükle dile getiriler, Werther nereye gömülmesini istediğini söyler ve son nefesini verir.
 
D'ALBERT: TIEFLAND OPERASI
 
Eugène d'Albert'in (1864-1832) TIEFLAND'inde Martha'yı Leyla Gencer 1951'de Ankara Devlet Operası'nda oynamıştır. Prolog ve iki perdeden oluşan, ilk kez 1903'te Prag'da oynanmış olan operanın librettosunu Rudolf Lothar yazmıştır. Opera 20.yüzyıl başlarında, Pireneler'de ve Katalonya ovasında geçmektedir.
D'Albert'in İskoçya'da doğduğu, Avusturya'da eğitim gördüğü, Alman vatandaşlığına geçtiği, Lisztin müstesna bir öğrencisi olarak çok yerde konserler verdiği, Letonya'da yaşama gözlerini kapadığı dikkate alınırsa: İspanya'da geçen, ilk kez Çekya'da oynanan Tiefland (Çukurova) operası, bu sanatın evrenselliğinin ilginç bir örneğidir.
Büyük arazi sahibinin, metresini saf işçisiyle evlendirmeye kalkışması bağlamında gelişen operada, başlıca rollerde, arazi sahibi Sebastiano (bariton), işçi kadınlardan Martha (soprano), çoban Pedro (tenor), köyün en yaşlısı Tommaso (bas) bulunmaktadır. Çoban Nando (tenor), işçi genç kız Nuri (soprano), değirmen çalışanı Moruccio (bariton), işçi kadınlar Pepa (soprano), Antonia (soprano), Rosalia (alto), papaz (sessiz rol) diğer kişilerdir.
Dağlarda çobanlık yapan Pedro'nun tek isteği bir karısının olmasıdır. Hangi yöreden bir eş bulabileceğini tayin için fırlattığı taş, Tommaso ve Martha'yla birlikte gelen arazi sahibi Sebastiano'nun başına yakın düşer.
Sebastiano değirmenini babasına vererek Martha'yı almıştır. Onu Pedro ille evlendireceğini, değirmeni de onlara vereceğini, ancak ilişkilerinin devam edeceğini, akşam işığını yaktığında ona geleceğini Martha'ya söyler, Martha ise Pedro ile evlenmek istemez, kaçar. Saf çoban Pedro ise, Nando kendisini uyarmaya çalışsa da Martha ile evlendirileceği haberini aldığında, yakanşlarının kabul edildiğini sanar, sevinçten uçar.
Pepa, Antonia ve Rosalia değinmene gelip Moruccio'dan laf almak isterken, Martha'nın yakın arkadaşı Nuri de gelir, Tommaso'dan öğrendiklerini anlatır. Üzgün Martha geldiğinde hiç kimseye cevap vermez, onlan dışarı çıkartır. Moruccio ise Tommaso'ya hakiki durumu anlatır; Sebastiano maddi sıkıntılarından kurtulmak için zengin bir kadınla evlenmeyi planladığından, Martha'yı uzak tutmak istemektedir.
Pedro geldiğinde evliliğini çekingen biçimde kutlarlar. Sebastiano telaşla gelip Martha'yı soran papazın onu daha fazla bekleyemeyeceğini söyler, Tommaso ve Moruccio bu evliliğin doğru olmadığını, vazgeçilmesini isterler, fakat ikna edemezler. Tommaso kiliseye koşar, ancak geç kalmıştır, tören tamamlanmıştır.
Pedro ile Martha evlerine geldiklerinde, Martha hiç konuşmaz, Pedro elindeki her şeyi, hatta sürünün içine giren bir kurdu boğarak öldürdüğünde ödül olarak verilen bir taleri de Martha'ya vermek ister, fakat Martha onu odasına gönderir. Martha'nın odasında bir ışık parladığında Pedro bıçağıyla seğirtir, ancak ışık söner ve Pedro da yerde yatar.
Gün ağarır, Nuri'nin sabah şarkısıyla Martha uyanır, Nuri Pedro'yu da uyandırdığında ikisini gönderir. Tommaso gelir ve Martha'yı itham eder, o da her şeyi anlatır ve Pedro'yu da gerçekten sevdiğini söyler. İhtiyar da ona, her şeyi Pedro'ya olduğu gibi açıklamasını tavsiye eder.
Pedro köyde Martha'nın durumunu, sevgilisinin kim olduğu dışında, öğrenir, dağlara dönmek ister, Martha kendisini affettirmek için yalvarır. Martha'nın bazı sözlerine dayanamayan Pedro onu kolundan yaralar, dökülen kan ikisini de kendine getirir, birbirlerini sevdiklerini söylerler ve dağa çıkmaya karar verirler.
Sebastiano bazı köylülerle gelir, laubali bir şekilde Martha'dan kendisi için dans etmesini ister, Martha hayır diyemez, Sebastiano'nun gitarı eşliğinde dans eder. Pedro, Martha ile gitmek ister, Sebastiano kalkar, yüzüne vurur. Martha utancının müsebbibinin de geçen akşam gelmek isteyenin de Sebastiano olduğunu açıklayınca, Pedro Sebastiano'nun üstüne yürür, ancak köylüler engel olur.
Tommaso gelir ve Sebastiano ile evlenecek zengin kızın babasına kendisinin her şeyi anlattığını, onlann da bu evlilikten vazgeçtiğini söyler. Pedro, Sebastiano'nun üstüne yürüdüğünde, silahsız olduğunu söyleyince, Pedro da bıçağını atar, geçmişte kurdu boğduğu gibi Sebastiano'yu da boğarak öldürür. Köylüleri çağırıp, öcünü aldığını gösterir, Martha ile Pedro dağlara giderken kimse onlara engel olmaya kalkmaz.
 
PROKOFIEV: L'ANGELO DI FUOCO OPERASI
 
Sergei Prokofiev'in (1891-1933) L'ANGELO DI FUOCO'sunda (Ateş Meleği-Rusça: Ognenny-Angel) Renata'yı Leyla Gencer 1959'da Spoleto Festivali'nde Teatro Nuovo'da, aynı yıl Trieste'de Teatro Verdi'de oynamıştır. 1959'da Spoleto'daki temsilden, Renata ile Ruprecht'in düetinin, "Lasciami", ses kaydı vardır.
Valery Brjussov'un aynı adlı eserine dayanan operanin librettosu, Boris Demchinsky'nin yardımıyla, besteci tarafından hazırlanmıştır. Prokofiev 1919'da bestelemeye başladığı operanın üç perdelik ilk biçimini 1923'te tamamlamış, üç yıl sonra ele alıp, 1827'de son biçimini vermiştir. Beş perdelik bu eser, ancak Prokofievin 1953'te ölümünden sonra, 1954 yılı sonlarında Paris'te ilk kez oynanmıştır.
Orta Çağ'ın karanlık dönemlerinde Almanya'da geçen eserin başrollerinde, Renata (soprano) ve Rupprecht (bariton) olup, II. Perde'de Agrippa (tenor). III. Perde'de Heinrich (sessiz rol), IV. Perde'de Mefistofeles (bas) ve Faust (tenor), V. Perde'de Engizisyoncu (bas) göze çarpsalar da L. Perde'de pansiyoncu, II. Perde'de kitapçı Jakob Glock, ve diğer roller arka planda kalmaktadır.
Bir pansiyonda rastladığı Rupprecht'e Renata hayatını anlatır. Rüyasında gördüğü Mardiel adında bir meleği çok sevmiş, ancak yetişkin çağa geldiğinde melek ile cinsel birleşimde bulunmak istemiş, melek bunu reddetmiş, başka kimlikte geleceğini söyleyerek kaybolmuştur. Kont Heinrich von Ottenheim, Renata'nın karşısına çıktığında, onu yeni kılıkta gelen melek sanarak bir yıl birlikte olmuş: sonunda Heinrich uzaklaşmıştır. Şimdi Heinrich'i bulmaya çalışmaktadır.
Heinrich'i aramağa başladıklarında Rupprecht, Renata'ya âşık olur, ancak karşılık bulamaz. Glock'un getirdiği kitaplardan buldukları bir ruh çağırma büyüsü ile Heinrich'i çağırırlar, kapı üç defa çalınır ancak açtıklarında kimse yoktur. Büyücü Agrippa von Nettesheim'dan, Heinrich'i bulmasını isterler, engizisyondan korktuğu için onlara yardımcı olmaz.
Renata Heinrich'i bulur, ancak o tekrar birlikte olmayı reddeder. Heinrich’in melek olmadığını da belirleyen Renata, Rupprechten Heinrich cezalandırmasını ister. Düelloda Heinrich Rupprecht'i yaralar.
Rupprecht ve Renata birlikte olsalar da Renata manastıra kapanmak ister. Arada uğradıkları restoranda Mefisto gösteri yapmakta, bir çocuğu yutup, tekrar canlı olarak sunmaktadır. Faust ise bu durumdan şikayetçidir (bazı temsillerde bu perde oynanmamaktadır).
Manastırda Renata'nın şeytani davranışları baş rahibeyi rahatsız etmektedir. Engizisyon mensupları Renata'yı sorgulamağa yönelirken, diğer rahibeler de peyderpey şeytanlaşmaya başlayınca, Engizisyoncu Renata'nın çarmıha gerilip yakılarak ölümüne karar verir.
 
WEINBERGER: SCHWANDA OPERASI
 
Jaromir Weinberger'in (1896-1967) ŠVANDA DUDÁK’ında (okunuşu Şvanda dudak; Türkçesi: Gaydacı Şvanda; en yaygın sahnelendiği ülke Almanya olduğundan, çoğunlukla "Schwanda" olarak adlandılar, gayda çaldığından peşine gaydacı anlamında Çekçede "dudak", Almancada "der Dudelsackpfeiffer eklenir) Dorota'yı Leyla Gencer 1958'de Milano'da RAI’de söylemiştir. Bu temsilden bir bölümün ses kaydı bulunmaktadır.
Beş perdelik operanın librettosunu Milos Kares yazmış; eser ilk kez 1927'de Prag'da oynanmıştır.
Bohemya'da efsaneler zamanında geçen, masalsı bir opera niteliğindeki Şvanda'da, başrol gaydacı Şvanda'dır (bariton), karısı Dorota (soprano) ve haydut Babinski'de (tenor) nispeten önemli rollerdir. Kraliçe Eisenherz (mezzosoprano), sihirbaz (bas), hâkim (tenor), şeytan (bas), şeytanın çömezi (tenor), cehennemin yüzbaşısı (tenor) diğer kişilerdir.
Ülkenin en iyi gaydacısı olarak tanınan Şvanda, güzel Dorota ile yeni evlenmiştir. Dorota ya göz koyan haydut Babinski gelip büyük yerlerdeki yaşamın güzelliğini abartarak anlattığında, Şvanda da gitmek ister, Dorota da katılır.
Kraliçe Eisenherz (Buzyürek) sihirbazdan kendisine normal bir kalp takmasını ister, ancak sihirbaz buna yanaşmaz. Şvanda gelip müziğiyle herkesi büyüler. Kraliçe, Şvanda ile evlenmek ister, hazırlıklara başlanılır. Şvanda kraliçeyi öpmek üzereyken Dorota gelir, Şvanda kansını tercih edince kraliçe onu ölüme mahkûm eder.
Şvanda idam edilirken, Babinski celladın baltasını bir süpürgeyle değiştirir, izleyicilerin kahkahalan altında, kargaşadan yararlanan haydut Şvanda'ya gaydasını verir, o çalarken herkes evine döner. Dorota'nın kıskançlığı sürdüğünden, Şvanda ona kraliçeyi bir kez bile öptüyse şeytanın onu almasını söyler. O anda yerden alevler çıkar, Şvanda yeraltı dünyasına iner. Çok üzülen Dorota, Babinskiden Şvanda'yı cehennemden çıkarmasını ister.
Cehennemde şeytan kâğıt oynamakta, Şvanda oynamadığından sıkılmaktadır, şeytan hileli bir yaklaşımla Şvanda'nın ruhunu alır. Babinski'nin gelişi cehennemde sevinçle karşılanır, şeytanla bir kumar oynamaya başlar. Kaybederse ruhu şeytanın olacak, kazanırsa Şvanda'nın ruhu kendisinin olacaktır. Şeytan kazanmak üzere iken, onun hile yaptığını gösteren Babinski, Şvanda'yı kurtarır. Şvanda bütün cehennemi mest eden şeytani bir müzikle (odzemnek) cehennemden çıkar.
Dorota, Şvanda'yı sevinçle karşılar, Babinski'nin ümidi kalmadığından ormanlara döner, komşular gelip Şvanda'nın dönüşünü kutlarlar.
 
BRITTEN: ALBERT HERRING OPERASI
 
Benjamin Britten'in (1913-1976) ALBERT HERRING'inde Leydi Bilows'u Leyla Gencer 1979/1980 sezonunda Milano'da Piccola Scala'da, arkasından Reggio Emilia'da, Modena'da, Ferrara'da oynamıştır.
Guy de Maupassant'in Le rosier de Madame Huron adlı öyküsüne dayalı olarak, üç perdelik bu "oda" operasinin librettosu Eric Crozier tarafından yazılmış, opera ilk kez 1947'de Glyndbourne'da oynanmıştır.
İyi ev çocuğu olarak yetiştirilmiş bir delikanlının, arkadaşının muziplikle karışık gizli katkısıyla, hayat insanı haline girmesinin örneğini işleyen operada, olaylar zinciri ön plana çıkmakla birlikte, başlıca rollerde genç Albert Herring (tenor), yörenin önde gelenlerinden Lady Billows (soprano) nispeten önem taşımakta, kasap çırağı Sid (bariton), fırın çalışanı Nancy (mezzosoprano), Albert'in annesi olan sebze dükkânı sahibesi Mrs. Herring (soprano) ilgi çeken rollerde bulunmaktadır. Lady'nin kâhyası Florence Pike (alto), öğretmen Mrs. Wordsworth (soprano), rahip (bariton), belediye başkanı (tenor), polis amiri (bas), Cis (soprano), Harry (çocuk sesi) diğer kişileri oluşturmaktadır.
Lady Billows'un evinde yörenin ileri gelenleri toplanıp, bahar şenliğinde kimi Mayıs kraliçesi seçeceklerini tartışırlar. Uygun bir aday bulamadıklarından, bir değişiklik yapıp, o yıl Mayıs kralı seçmeye karar verirler, kral olarak da sessiz, terbiyeli delikanlı Albert Herring’i seçerler. Yaşam dolu delikanlı Sid akşam için Nancy ile sözleşirken, Albert de böyle yapmayı içinden istese de annesinden korktuğu için yapamaz. Heming'lerin evine Lady Billows başkanlığında gelen heyet, kararı Herringlere bildirirler ve kutlarlar. Albert şaşırır, bazı çekinceleri olsa da kabul eder.
Yalnızca limonata içilen Mayıs şenliğinde, Albert'in bardağına Sid gizlice bir miktar rom katar. Albert sarhoş olmaz fakat aşın neşeli, canlı tavırlıdır, o da Sid'in yaptığı gibi bir kız arkadaşıyla bir araya gelmek ister.
Albert bir gündür kayıptır, herkes başına bir kaza geldiğini veya bir saldırıya uğradığını tahmin etmektedir. Araştırmalar sonuç vermez, Lady Billows Scotland Yard'a haber vermeyi düşünürken, Albert berbat bir vaziyette çıkagelir. Aslında çok içmediğini fakat eğlenceli vakit geçirmek istediğini, bundan da pişman olmadığını açıklar. Herkes ürkmüş olsa da Nancy, Sid ve çocuklar onu destekler. Albert, Mayıs şenliğinde kendisine verilmiş olan çelengi toplananların üstüne fırlatır.
 
MENOTTI: THE CONSUL OPERASI
 
Gian-Carlo Menotti'nin (1911-2004) THE CONSUL'ünde (Konsolos) Magda'yı Leyla Gencer 1954'te Ankara Devlet Operası'nda oynamıştır. Pulitzer Ödülü kazanmış olan operanın librettosu da Menotti tarafından yazılmıştır.
20.yüzyıl ortasında herhangi bir Avrupa kentinde geçen üç perdelik opera, ilk kez 1950'de Philadelphia'da oynanmıştır.
Başrolde Magda Sorel (soprano) olup, eşi John Sorel (bariton), eşinin annesi (contralto), konsolosluk sekreteri (mezzosoprano) nispeten önemli rollerdir.
Avrupa'da totaliter rejimli bir devlette geçen operada, polis John Sorel’i aramakta, yerini ve arkadaşlarını öğrenmek için Magda'yı sıkıştırmaktadır. Yabancı bir ülkeye kaçmak için vize almak isteyen Magda konsoloslukta günlerce boşuna bekler, konsolosla görüşemez. Sonunda sekreter onu çağırdığında artık çok geçtir, gaz musluğunu açan Magda yaşamına son vermiştir.
 
SAYGUN: KEREM OPERASI
 
Adnan Saygun'un (1907-1991), "Kerem ile Aslı olarak da anılan, ancak asıl adı sadece KEREM olan operasında Aslı'yı Leyla Gencer 1955'te Ankara Devlet Operas/'nda oynamıştır.
Halk edebiyatının ünlü Kerem ile Aslı öyküsünü esas alan operanın librettosunu Selahattin Batu yazmıştır. Saygun'un eserinde tasavvuf dünyası, ilahi aşk ön plana çıktığından, operanın adı da sadece Kerem olarak belirlenmiştir.
Ankara Opera binasının 1948'de açılışında eserin yalnız hazır olan I. Perde'si sahnelenmiş, üç perdelik bütünü ilk kez 1953'te oynanmıştır. İlk oynanışta, Kerem rolünde Aydın Gün, Asli rolünde Ayhan Aydan sahneye çıkmıştır.
Eserde başrol Kerem (tenor) olup, vezirin kızı Asli Han (soprano), Kerem'in babası Hakan (bas), annesi Hanım Sultan (mezzosoprano), ihtiyar derviş (bas), ikinci Hükümdar (bariton) nispeten önemli rollerdir.
Su kenarında kızlar raks ederken Kerem gelir, Aslı Han'ı görür, gençler birbirlerine âşık olur. Kerem ailesine Asli ile evlenmek istediğini söylediğinde, uygunsuz davranışları dolayısıyla cezalandırmak istediği vezirinin kızı olduğunu anlayan Hakan buna karşı çıkar. Kerem'in annesi Hanım Sultan ise, geçmişte vezirin eşiyle gezerken, bir ihtiyarın biri erkek, diğeri kız çocuklan olursa bunların evleneceğini söylemiş olduğundan, bu evlilik kararını destekler. Bu arada, vezirin ülkeden kaçtığı haberi gelir. Aslı'yı bulmak amacıyla yola koyulan Kerem onu rüyasında görür, ama ulaşamaz. İhtiyar bir derviş, aşk badesini içerse Aslıya kavuşacağını söyler, ama içiremez. Kerem'in gittiği ülkenin hükümdarının bulmacasını çözmek istediğinde, dervişin aşk badesini içer ve bulmacayı çözer, vezirin sığındığı bu ülkenin hükümdarından Asliyi ister, birbirlerine kavuşurlar, sonsuz yolculuğa giderler.
 
POULENC: LES DIALOGUES DES CARMELITES OPERASI
 
Francis Poulenc'in (1899-1963) LES DIALOGUES DES CARMELITES’inin dünyadaki ilk temsilinde Madame Lidoine' Leyla Gencer Milano'da La Scala'da oynamıştır. Leyla Gencer'in La Scala sahnesine 26.01.1957'de ilk çıkışı olan bu operanın tamamının ses kaydı bulunmaktadır. "Figliole, con tutto il cuore" aryası ayrıca da yayımlanmıştır.
Operanın librettosu, Gertrud von Le Fort'un Der letzte am Schafott eserine dayanarak, Georges Bernanos tarafından yazılmıştır. Bernanos'un bir film için yazdığı fakat çekiminden vazgeçilen senaryo, 1948'de ölümünden sonra yayıncısı Albert Béguin tarafından bulunmuş: Le Fort'un yayın haklanının kendisinde bulunduğunu öne süren Emmet Lovery ile anlaşıldıktan sonra, Poulenc'in operasında kullanılmıştır.
Operada başlıca roller asilzade kızı rahibe Blanche de la Force (soprano), yeni başrahibe Madame Lidoine (soprano), rahibe Constance de Saint Denis (soprano), kıdemli rahibe Mère Marie (mezzosoprano), önceki başrahibe Madame de Croissy (kontralto) olarak belirtilebilir.
Fransa'da 18.yüzyıl sonlarında, 1784-1789 süresinde geçen ve Compiègne Manastın'ndaki Karmeliten rahibelerin 1789'da ihtilal sırasında idam edilmelerini konu alan operada, soylu bir aileden gelen Blanche rahibe olarak manastıra kapanır, Constance ile yakın dost olur, Constance Blanche'a ikisinin genç yaşta beraber öleceklerinin içine doğduğunu söyler. Blanche'in ağabeyi Chevalier de la Force, tehlikede olduğunu düşündüğü manastıra gelip, kardeşini çıkarmak ister ama Blanche kalmakta ısrar eder. İhtilalciler manastıra gelip dua etmeyi yasakladıklarını, rahibelerin yararlı işlerde çalışmalarını bildirirler.
Constance "Buna karşı çıkacak kimse kalmadı mı?" dediğinde, Madame Lidoine kahramanlar azaldığında, fedailerin çoğalacağını, ancak kimin hayatını feda edeceğine kendilerinin değil, Tanrının karar verebileceğini söyler. Rahibelerin ihtilal kararlarına uymaması üzerine, hepsi idama mahkûm olur, babasını aramaya çıkmış olan Blanche dışında, bütün rahibeler sırayla idam edilmeye başlanır, en son Constance idam edilecekken Blanche yetişir, genç yaşta birlikte ölürler.
 
DİĞER OPERALARDAN ARYALAR
 
Leyla Gencer, özellikle 1980 ve sonrası resitallerinde, Mozart'ın ve İtalyan bestecilerin dışındaki, sahnede bütününü oynamadığı bazı operalardan birer aryaya da programlarında yer vermiştir.
 
(a) Georg Friedrich Haendelin (1685-1759) Tamerlano'sundan (1724) "Figlia mia, non piangere", Alcina'sından (1735) "Tornami a vagheggiar"; (b) Jean Philippe Rameau'nun (1883-1764) Les Indes galantes'ından (1735) "Que je ne verrai plus... Vaste empire des mers": (c) Johann Adolf Hasse'nin (1699-1783) Solimano'sundan (1753) "Non han le selve armene"; (d) Paul-César Gilbertin (1710-1792) Soliman Le Second /Les trois Sultanes indan (1761?) "O vous que Mars rend invisible"; (d) Christoph Willibald Gluck'un (1714-1787) Les pèlerins de la Mecque /La rencontre imprévue'sünden (1783) "J'ai fait un rêve des plus doux... Bel inconnu qu'ici l'amour amène", Armide'inden (1777) "Ah, si la liberté", Iphigénie en Tauride'inden (1779) "Non, je n'espère plus", (e) André Emest Modeste Grétry'nin (1741-1813) La caravane du Caire'inden (1763) "Je souffrirai qu'une rivale", Zémire et Azorundan (1771) "Rose chérie... La fauvette";
 
(1) Franz Joseph Haydn'ın (1732-1809) L'incontro improviso'sundan (1775) "Non piangete putte care":
(g) Giacomo Meyerbeer in (1791-1884) N crocciato in Egitto'sundan (1824) "Eccomi giunto ormai".
 
Photo: Leyla Gencer'in 1958'de Milano'daki Schwanda, 1959'da Trieste'deki Werther ve aynı yıl Spoleta'daki L'angelo di fuoco operalarından aryaların da yer aldığı yoğunçalar kapağı
Photo: Leyla Gencer in 1954'te Napoli'de Eugenyi Onyegin, 1957'de Milano'da, La Scala'da dünyada ilk sahnelenişinde oynadığı Dialogues des Carmélites operalarından bir düet ve bir aryanin da yer aldığı yoğunçalar kapağı.
 
SONUÇ
 
Leyla Gencer'in İtalyan olmayan bestecilerin operalarını oynadığı sahneler dikkate alındığında, bunlardan üçünü yalnızca Türkiye'de (Tiefland, Consul, Kerem), birini sadece A.B.D.de (Manon), diğer on birini de sadece İtalya'da oynamış olduğu görülmektedir.
italyan besteciler ve Mozart dışında, Leyla Gencer'in başrolde oynadığı 70 operanın 151 diğer ülke bestecilerinin olup, bu operaların 13 bestecisinin üçü Fransız, üçü Alman, ikisi Çek, ikisi Rus, birer tanesi de Amerikalı, İngiliz ve Türktür. Repertuvanının çok büyük kısmı İtalyan bestecilerden oluşsa da Leyla Gencer dünya opera dagarinin geniş bir yelpazesinde rol almıştır.
 

LEYLA GENCER İLE İLGİLİ BAŞLICA KİTAPLAR:


*Franca CELLA (1988): Leyla Gencer, romanzo vero di una primadonna, Venedik, C.G.S. Edizioni, 546 s.
*Zeynep ORAL (1992): Tutkunun Romani: Leyla Gencer, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları N.318-13, 218 s.
*Zeynep ORAL (1994): Leyla Gencer'e Armağan. Ankara, Sevda-Cenap And Vakfı, Onur Ödülü Altın Madalyası Sahipleri Dizisi N.6, 176 s.
*Ünal ŌZİŞ (2006): Leyla Gencer ve Opera Dünyası, Ankara, Sevda- Cenap And Müzik Vakfı, 171 
*Franca CELLA (ed.) (2007): Leyla Gencer, 50 anni alla Scala, Milano, Teatro alla Scala, 176 s. (+ 2 CD & 1 DVD).
*Zeynep ORAL (2008): A Story of Passion". İstanbul, İstanbul Foundation for Culture and Arts, 304 
*Franca CELLA (2008): Per Leyla Gencer. Bergamo, Fondazione Donizetti, 24 s. (+ 1 DVD: Lorenzo Amruga'nın Leyla Gencer ile 1997'deki söyleşisi).
*Zeynep ORAL (2008): Tutkunun Romanı / Leyla Gencer, İstanbul, Doğan Kitap, genişletilmiş 10.baskı, 280 s.
*Zeynep ORAL (ed.) (2009): Leyla Gencer. Ankara, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, N.3178- 12, 320 s.
*Zeynep ORAL (2011): Leyla Gencer-Il Canto e la Passione. Milano, Mursia, 315 s.
*Zeynep ORAL (2014): Leyla Gencer. Paris, Bleu Nuit, 320 s. (+1 CD).
*Franca CELLA (2018): Leyla Gencer- The Story of a Primadonna. Azzano Sanpaolo, Bolis, 522 s.
*Evin İLYASOĞLU (2018): Ben Leyla Gencer-La Diva Turca. İstanbul, Borusan & Yapı Kredi, 351 

2 0 2 1

İLHAM VEREN ADIMLAR
2021

İlham Veren Adımlar
Leyla Gencer
 
Serhan Bali Gazeteci, Yazar

Opera sanatının yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki en büyük yorumcularından biri olarak kabul edilen efsanevi soprano Leyla Gencer Türkiye'den, yani aramızdan çıkmıştı; o, dünyaya mal olmuş bir Anadolu kadınıydı. Babası Safranbolulu, annesi ise Polonyalıydı.
Farklı kültürlerin kaynaştığı bir aileye doğan Gencer, belki de bu yüzden ilk yaşlardan itibaren hayata ve sanata dair geniş bir bilgi ve ufukla donanmıştı. Gencer akıllı, meraklı, disiplinli, öğrenme isteğiyle yanıp tutuşan bir genç kızdı. Konservatuvarın yanı sıra İtalyan Lisesi'nde de okuduğu için İtalyancaya hâkimdi. Bunun ne kadar önemli bir kazanım olduğunu yıllar sonra İtalya'da büyük bir opera kariyeri yapmanın arifesinde anlayacaktı. İtalyan opera çevreleri, dillerini anadili gibi konuşan bu yetenekli kızı, "Türk kimliğine aldırış etmeden" aralarına almak isteyeceklerdir.
Neden burada Gencer'in Türk kimliğine vurgu yapıyorum? Gencer için çok mu zordu opera dünyasında "Türk" kimliğiyle küresel çapta kariyer yapmak? Evet maalesef öyleydi çünkü Gencer'in dünya çapında bir opera kariyeri yapmaya atıldığı 1950'li yıllarda dünya sanat çevreleri "Türkiye'den çıkan üstün yetenekli bir opera yıldızı" düşüncesine bugünkünden çok ama çok daha kapalı ve mesafeliydi. Şu olgunun altını çizmeliyiz ki opera sanatı o çağda yorumcuları, izleyicileri,
Leyla Gencer menajerleri, kurum yöneticileri, kayıt profesyonelleri, eleştirmenleriyle Batı dünyası dışından gelen yorumculara karşı birtakım önyargılar taşıyordu ve Gencer Batılıların zihnindeki bu önyargıları da aşmak gibi zorlu bir misyon üstlenmişti.
Ama İtalya 1950'li yılların ilk yarısından itibaren kariyerinin baharındaki Leyla Gencer'i sahiplendi ve ona "La Diva Turca" yani "Türk Divası" adını taktı. Gencer opera sanatına ve sahneye âşık bir insandı. İtalyan opera kamuoyu da Gencer'deki bu aşkı ve tutkuyu kısa sürede görüp sevdi ve onu bağrına bastı. Gencer'in çıkış yaptığı yıllarda İtalyan operasını iki yıldız soprano egemenliği altına almıştı. Bunlar Maria Callas ve İtalyan Renata Tebaldi'ydi. Gencer yılmadan dinlenmeden çalışarak bu iki büyük yıldızın arasından sıyrılmayı ve sanatını önce tüm İtalya'ya, ardından da dünyanın nerdeyse tüm önemli opera ülkelerine kabul ettirmeyi başardı. Fransa'dan Rusya'ya, Avusturya'dan İngiltere'ye, ABD'ye kadar taşıdığı sanatında hep daha iyisini, daha önce yapılmamışı yapmaya gayret etti. Hiçbir zaman, "ben oldum" demedi, "şimdi ne olmalıyım, acaba hangi rolü yaratmalıyım, ona yeniden can vermeliyim" diye sordu kendine.


Leyla Gencer İtalya'da 'bel canto' diye adlandırılan, her şeyden önce, vokalistin kusursuz tekniğine ve "güzel söyleyişine" dayalı çağı ve o çağın bilinmeyen operalarını arşivlerden çıkartıp sahneye taşıma misyonuna adadı kendisini. Bel canto döneminin en önde gelen bestecilerinden Bellini ve Donizetti üzerine eğildi ve aralarından özellikle Donizetti'nin gün yüzü görmemiş operalarını tozlandıkları raflardan indirip onları başta İtalya olmak üzere dünyanın belli başlı opera sahnelerinde söyledi. Donizetti'nin özellikle "Tudor Kraliçeleri" diye bilinen İngiliz tarihinden üç kraliçeyi konu alan muhteşem operaları ilk kez Leyla Gencer'in sesiyle 150 yıl kadar sonra dünya sahnelerinde yeniden can buldu. Bu güzel operalar günümüzde dahi sahnelenmektedir. Bel canto operalarını olağanüstü sesi, tekniği ve o kendine özgü "Gencerate" diye adlandırılan vokal renkleriyle söylemesi sayesinde zamanla Gencer'e -yine onun Türk kimliğine atfen- yeni bir isim daha takılacaktı: "Bel-canto'nun Sultani."
Gencer özel yaşamında da kariyerinde de inatçıydı, dik başlıydı, onuruna düşkündü ve halkına, içinden çıktığı topraklara, Atatürk Cumhuriyeti'ne sonuna kadar bağlı bir sanatçıydı. Gururla taşıdığı Türk kimliğini bir kenara bırakıp yabancı isim ve pasaport almasının kariyerinde onu çok daha iyi yerlere getireceğini söyleyenlere hiç aldırış etmedi. Tüm yaşamı ve kariyerinin opera sanatından ibaret olmasını istedi. Sahnelerden emekli olduktan sonra kendini İtalya’da ve Türkiye'de genç yorumcuların eğitilmesine adadı. Bu sanatta onun kadar başarılı olmak isteyen genç şancıların önünde olağanüstü bir örnekti Gencer ve çıtayı çok yukarıya çekti.

Leyla Gencer'in sanatçı olmayı düşleyen gençlere bizzat kendi yaşamı ve sanatıyla şu 10 hayat dersini verdiğine inanmışımdır:
Hayatta daima sevdiğiniz işi yapın çünkü ancak o zaman başarılı olursunuz.
Önünüze çıkan engeller sizi yıldırmasın çünkü işinizi sever ve ona dört elle sarılırsanız tüm engelleri yıkar geçersiniz.
Hiçbir zaman yapamam demeyin, yapabilirim ve yapacağım deyin.
Sanatınızda araştırmacı olun, elinizde olanlarla yetinmeyin, ben elimdekilere yeni olarak neler katabilirim diye düşünün.
Bilinmeyenden ve yapılmayandan korkmayın, aksine onu ilk öğrenip yapan siz olun ve öne geçin.
Çok istersiniz ve çalışırsınız ama sizin dışınızdaki şartlardan dolayı istediğinizi elde edemeyebilirsiniz, o durumda sakın moralinizi bozmayın, sanatta ve hayatta sizi tatmin ve mutlu edecek daha nice fırsatın önünüze çıkacağını unutmayın.
Aynı kulvardaki meslektaşlarınızı asla kötülemeyin, aksine onları iyi ve güçlü yanlarıyla öne çıkartın, bu davranış sizin büyüklüğünüzün bir göstergesidir. Sizden sanatınızda ve yaşamınızda ödün isteyenlere karşı dik durun, kimliğinizden ve duruşunuzdan ödün vermeye kalkışmayın.
Sanatçı sanatına âşık, onsuz asla yapamayandır ama yaşamı da ıskalamayın, dostlarınıza ve ailenize değer verin, onlarla güzel zamanlar geçirin.
Kimliğinize, kökeninize, değerlerinize ne kadar bağlı olursanız olun, insanlar acaba hakkımda ne düşünür demeden doğru bildiğiniz ne varsa onu savunun ve kararlarınızı da "kendi doğrularınıza" göre alın.

HASAN ALİ YÜCEL [A Quatation]                              

2008.02.17
BORA TANIL
1957 genel seçimlerinden altı ay kadar önce bir makalesinde, "DP iktidarını aydınlara zıt telakki ettiren bazı sözler ve hareketlerin gene DP lehinde olmayan tesirlerini silmenin genel seçim arifesinde “en doğru bir siyaset olacağını" söylemiş, bu bakımdan Tevfik İleri'nin Milli Eğitim'deki ikinci bakanlık dönemini "tenkit konusu olmayacak şekilde yürüteceği ümidini beslediklerini" belirtmiş.67 Yine gayet hoşgörülü, hatta DP'yi kollayan bir tutum.
Buna karşılık, "irtica" bahsi dışında da Yücel'in yazılarında DP iktidarının "modernlik" ve "ilerleme" anlayışından duyduğu hoşnutsuzluğuna değindiği birkaç yer var. 1953 Mayıs'ında "Başbakana açık mektub"unda sarkastik konuşuyor: “Başı olduğunuz Demokrat Parti iktidarının en büyük talihinden biri havaların yağışlı gitmesinden çok Amerikalıların bize gösterdikleri alâkadır." "Sade ekip biçmekle bir milletin kalkınmayacağına inananlardan biriyim," diyor; teknik gelişme sağlanmadan, “iptidai vasıtalı çiftçiliğin" refaha ulaştıramayacağını belirtiyor. 68 O yılın Eylül'ünde, bu izleği sürdürüyor: "Sade buğday fiyatını yüksek tutarak medeni bir topluluk olduğumuza kimseyi inandıramayız." Devletin, halkı, Avrupa'da "Türk sesiyle büyük bir dinleyici kütlesini mecnun eden" opera sanatçısı Leyla Gencer'in kıymetini bilecek seviyeye yükseltme uğraşından vazgeçmemesi gerekiyordur Yücel'e göre.69 Kalkınmaya, ilerlemeye, modernleşmeye, medenileşmeye bakışta, -Dördüncü Kısım'ı hatırlayalım-, kültüralist modernizmle liberal-muhafazakâr pragmatist modernizmin çatıştığı nokta, burası. Yücel'in DP'ye hoşgörüsünün hudut noktası. → 

EVRENSEL MAGAZINE
2021.03.02

Leyla Gencer'in anısı
Safranbolu'da yaşatılacak

Fotoğraf: AA
 
OPERA Sanatçısı Leyla Gencer'in tanıtılması amacıyla Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfınca çalışma başlatıldı. Bu kapsamda, Gencer'in ölümünün 13'üncü yılı dolayısıyla 10 Mayıs'ta Safranbolu'daki Yörük köyünde anma programı düzenlenecek. Gencer'in anılarının yaşatılması amacıyla köydeki babaevinde başlatılan onarım çalışmaları hızlandırılacak ve İstanbul'da bir depoda muhafaza edilen eşyaları buraya taşınacak. Ziyaretçiler, evi gezerek Gencer'in eşyalarını yakından görme fırsatı bulacak.
Safranbolu Kültür ve Turizm Vakfı Başkanı Şefik Dizdar, yaptığı açıklamada vakıf olarak Safranbolu'nun kültürel varlıklarını gün yüzüne çıkarmak gibi bir görev üstlendiklerini söyledi. Leyla Gencer adına anma gecesi düzenlemenin kendilerinin asli görevi olduğunu vurgulayan Dizdar, "10 Mayıs, Leyla Gencer'in ölüm yıl dönümü. O nedenle burada bir anma gecesi düzenleyeceğiz. Çalışmalara hemen başladık. Bu sene 10 Mayıs günü Safranbolu'da böylesine ünlü bir büyüğümüzün anma gecesini yapacağız." dedi.
Dizdar, Gencer'in Türkiye'nin her yerinde tanınır hale geldiğini belirterek, "Uluslararası sanatçımızı tanıtmak, onun adını yaşatmak istiyoruz. Onun vasıtasıyla Safranbolu'nun kültürel mirasını ön plana çıkaracak çalışmalar yapacağız." şeklinde konuştu. Gelecek yıllarda bu programların festivale dönüşebileceğini aktaran Dizdar, etkinlikleri vakıf olarak sahiplendiklerini kaydetti. (Karabük/aa)

HALKBANK KÜLTÜR YAŞAM
2021.03.08

INDEPENDENT 
2021.04.20                                         
PROF. DR. ZEHRA ASLAN

“Muhsin Ertuğrul'un uzaklaştırılmasıyla başlayan tartışmaların ve siyasetin gölgesinde Devlet Tiyatrosu" 

Başlıklı yazıdan alıntıdır;

Ayrıca dönemin ünlü Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Leyla Gencer'in, Muhsin Ertuğrul'un görevinden uzaklaştırılmasından dolayı duyduğu üzüntü ve Avrupa'da yapmak istediği angajmanlar için izin alamaması nedeniyle görevinden istifa ettiği şeklinde haberler basına yansıdı. 
Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı iddialar üzerine kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı hissetmiş ve Leyla Gencer'in istifasının asılsız olduğunu, Amerika'ya gitmek için hazırlıklar yaptığını açıklamıştı. Dönemin basınına yansıyan bir başka iddiaya göre ise Leyla Gencer, İstanbul'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile yaptığı görüşme sonrasında istifasını geri almıştı.


1958.08.28                                   

AKOB MAGAZINE No.61
2021.04.28

LEYLA

GENCER
KONSERLER İLE RESİTALLER
 
Prof. Dr. Ünal Öziş (Em.)
 
Resitallerde sahneye çıkmaya 1946'da başlayan Leyla Geneer, 1946-1932 süresindeki on kadar resitalinde muhtelif eserler seslendirmiş: 1953-1973 süresindeki on civarında resitalinde, oynadığı operaların aryalarından oluşan programlar yapmış: 1974-1989 süresindeki doksanı aşkın resitalinde ise az sahnelenen operalar ve şan eserlerine, özellikle de "turqueries" bağlamında Türklerle ilgili şan eserlerine yer vermiştir.
 
GİRİŞ
 
Leyla Gencer orkestra veya piyano eşliğinde 100'ü aşkın konser ve resital vermiştir. Bu etkinlikleri üç gruba ayırmak uygundur.
a) 1946-1952 süresinde, kariyerinin başlangıcında, şan eserleriyle birkaç opera aryasının veya bölümlerinin yer aldığı bazı etkinlikler,
b) 1954-1973 süresinde, oynadığı operalardan aryaların öne çıktığı sınırlı sayıdaki konserler,
c) 1974-1989 süresinde, unutulmuş veya ender sahnelenen operalardan aryaların, özelikle doğrudan şan eserlerinin programlarında yer aldığı çok sayıdaki resitaller.
 
1946-1952 SÜRESİNDEKİ RESİTALLER
 
Birinci gruba giren bir düzine kadar etkinlikte, Franz Schubert’in "Du bist die Ruh; Jules Massenet’nin "Pensée d'automne", Johannes Brahms’ın "Liebestreu" Edvard Grieg’in "Garde, l'ami, ton conseil Henri Duparc'ın "Chanson triste", Robert Schumann'ın "Schöne Fremde" ve Myrten dizisinden "Du bist wie eine Blume" ile "Der Nussbaum"; Hector Berlioz'un Les nuits d'été dizisinden "L'Abscence" Claude Debussy'nin Deux Romances dizisinden "Romance" ile "Les cloches" ve L'enfant prodigue'den "L'année en vain chasse"; Richard Strauss'un "Heimliche Aufforderung", "Morgen", "Cäcile" başlıklı şan eserleri yer almıştır.
 
Bu süredeki etkinliklerde, opera aryaları olarak
a) Claudio Monteverdi'nin tamamlanmamış L'Arianne operasından "Lasciatemi morire":
b) Antonio Vivaldi’nin Arsilda, regina di Ponto operasından "Un carto non so che":
c) Christoph Willibald Gluck'un Päris et Hélène operasından "O del mio dolce ardor" ve Iphigénie en Aulde operasından "Non, je n'espère plus";
d) Wolfgang Amadeus Mozart'in Cosi fan tutte operasından "Per pietà, ben mio, perdonave Die Zauberflöte operasından "Ah, lo so, più non m'avanza"
e) Richard Wagner'in Lohengrin operasından Elsa'nın rüyası "Einsam in trüben Tagen
Charles Gounod'nun Faust operasından üçlü final "Alerte, alerte.. Anges Purs
Emest Reyer'in Sigurd operasından Brunehidin uyanışı "Salut, splendeur du jour",
h) Giacomo Puccini'nin Tosca operasından "Vissi d'arte";
Pietro Mascagninin Cavalleria rusticana operasından "Voi lo sapete" aryalan yer almıştır.
Gluck'un Orfeo ed Euridice inden, Leyla Gencer'in Euridice rolünü söylediği bazı bölümler, solistler, koro ve orkestranın yer aldığı ilk etkinliğin programında seslendirilmiştir.
Zoltan Kodaly'nin La notte, Cemal Reşit Reyin Özyurt, Joseph Haydn' Die Jahreszeiten, Schubertin Mirjams Siegesgesang gibi solist, koro ve orkestralı eserlerinde Leyla Gencer soprano partisini seslendirmiştir.
 
1954-1973 SÜRESİNDEKİ KONSERLER
 
Yoğun sahne temsillerinin egemen olduğu 1954-1965 süresindeki yedi konserin ve 1973'teki tek resitalin programlarında, sahneye çıktığı operaların aryalarını ağırlıklı olarak seslendirmiş: 1957'de Milano-RAI’deki konserinde, Alfredo Catalani'nin La Wally'sinden "Ebben, ne andrò lontana" aryası da yer alır.
1957'de, ünlü orkestra şefi Arturo Toscanin'nin Milano katedrali Duomo'daki cenaze töreninde, Giuseppe Verdi'nin Requiemi’nin son bölümü seslendirilmiş, solo soprano partisini Leyla Gencer söylemiştir.
 
Photo: Leyla Gencer’in 1981 Paris resitalinin yoğunçalar kaydı.
Photo: Leyla Gencer’in 1980 Paris resitalinin yogunçalar kaydı.
 
1974-1989 SÜRESİNDEKİ RESİTALLER
 
1974'ten itibaren opera temsillerinin yanı sıra, konser ve resital etkinliklerine de ağırlık vermeğe başlayan Leyla Gencer programlarında, sıkça temsil edilen operalar yerine, ender sahnelenen veya unutulmuş operalardan aryalara ve özelide doğrudan şan eserlerine daha çok yer vermiştir.
Sayısı doksan mertebesini bulan bu etkinliklerde, İtalya'nın çeşit kentlerinin ötesinde, özellikle İstanbul ve Paris’in önemli yer bulunmaktadır.
Bu dönemin başlangıcı niteliğindeki, 24.6.1974 İstanbul Müzik Festivali kapsamında Aya İrini'de verdiği resitalin programında
 
a) Schumann'in sekiz şarkıdan oluşan Frauenliebe und Leben dizisinden dört eser, ("Seit ich ihn gesehen", "Er, der Herrlichste von allen", "Süsser Freund, du blickest", "Nunhast du mir den ersten Schmerz getan")
b) Frederic Chopin'in on dokuz Polonya şarkısından dördü.
c) Vincenzo Bellini'den dört gan eseri, fervido desiderio", "Dolente immagine di Fille mia", "Vaga luna, che inargent", "Ma rendipur content"
d) Gaetano Donizetti'den dört gan eser, ("Meine Liebe", "La corrispondenza amorosa", "A mezzanotte", "La mère et enfant")
e) Franz Lisztin Up Petrark Sones; (Benedetto sia il giorno", "Pace non trovo", "vidi in terra angelici costum") yer almış.
 
Leyla Gencer'in resitaller arasında, bir dönemin başlangıcı niteliğindeki özel önem taşıyan bu program; 1975’te Milano, Spoleto, Siena, Venedik, Napoli 1976'da Roma ve Vicenza'da tekrarlanmıştır. Milano resitali genç yaşta ölen, "piyanonun şairi olarak nitelenen Dino Clani'nin anısına düzenlenmiştir.
1976'da Trieste'deki resitalinde Leyla Gencer, Schumann'in başka bir eserini, beş liedi kapsayan Gedichte der Königin Maria Stuart (Kraliçe Maria Stuart'in şiirleri) dizisini programına almıştır. Leyla Gencer aynı resitalde, daha sonra pek çok kez seslendireceği, Gioacchino Rossini'nin 1830-1835’te bestelediği, on iki şarkılık Soirées musicales dizisinden küçük aryalarının (ariette) sekizine ("La promessa"," rimprovero", "La partenza", "L'orga", L'invito", "La pastorella delle Alpi", "La gita in gondola", "La danza") yer vermiştir. Leyla Gencer, aynı programı 1977'de Milano'daki resitalinde de seslendirmiştir.
Chopin'in Polonya şarkılarının dördünü, 1974 İstanbul resitalinde ve aynı programın tekrarlandığı diğer restlerinde söylemiş olan Leyla Gencer, 1977 de Floransa'da Mayıs Müzik Festivali’nde verdiği resitalde, Chopin'in 1829-1840 süresinde bestelediği on dokuz Polonya şarkısının tamamını seslendirmiştir. Ayrı program 1977'de Mantova, Roma, Ferrara, 1980'de Portofino, Genova, 1981'de Napoli, Como, Venedik, Torino, Cagliari, 1983’te ise Paris'te sunulmuştur.
Leyla Gencer 1983'te Paris'teki restalinde, Pauline Vardo'nun şan için düzenlediği, Chopin'in all mazurkasından dördünü (Seize ans", "Aime-Paul-César Gibertin (1717-1787) Soliman Le Second/Les Trois mor", "Coquette", "L'oiseler) 1977'de Milano'daki konserinde, Francis Poulenc in sekiz Polonya şarkısının beşini söylemiştir. 1978'de Milano ve Torino'daki resitalierinde Leyla Gencer, Béla Bartok'un yirmi Macar halk şarkısından (Hüsz magyar népdal) on ikisini seslendirmiştir.
Leyla Gencer, ilk kez 1974 İstanbul resitalinde söylediği, Bellini'nin ve Donizetti'nin üçer şan eserini, Rossini'nin Soirées musicales dizisinden küçük aryalarla birike, bazen Chopin'in Polonya şarkılarından birkaçını da katarak, birçok resitalinde seslendirmiştir: 1978'de Bologna, San Remo, 1979'da Bergamo, 1980'de Paris, 1981'de Bologna, Lugano, Palermo, 1982'de Floransa, Ravenna, 198318 Livomo, 1985’te Montpellier, 1988 Venedik bunlara ömektir.
1979'da Venedikteki konserinde Berlioz'un altı şarkık Les nuits d'été dizisini seslendirmiş: 1980'de Prato'daki konserinde de bu şarkılardan dördüne yer vermiştir. 1979'da Venedikteki konserde seslendirdiği Vivaldi'nin iki moterini, ("Canta in prato" ve "O qui coell") 1989'da İstanbul'daki son konserinde de programına almıştır.
1979'da Floransa'da "autoritratto" (kendi portresi) başlığıyla verdiği resitain programında ilginç tanımlamalar ve yaslamalar yer almış bu konser aynı yıl Milano'da tekrarlanmıştır. Bu çerçevede, "Tucherie" tanımlaması altında Monteverdi'nin La mia Turca ve Donizetti'nin Un inverno a Parigi dizisinden "La Sultana şarklan programda yer almıştır. 1981'de Paris'teki ikinci "autoritratto" programında da 1979 resitalindeki eserlerin pek çoğunu korumuş: bu programın çok benzerini Leyla Gencer, 1984’te İstanbul Müzik Festivali kapsamında Aya İrini’deki konserinde söylemiştir.
1982’de Venedik'te La Fenice Karnavalı çerçevesindeki "Mozart e le turcherie" başlıklı resitalinde, Cemal Reşit Rey’in üç (Çeşme, Ağıt, Yaylamda) ve Ferid Alnar'ın bir (Adana Türküsü) şarkı, Türkler ve doğu ülkeleriyle ilgi, sahnelerde hemen hiç oynanmayan birçok operadan aryaları seslendirmiştir. 1987 de Ravenna'da ve İstanbul’da Le folle Turcherie...Il fascino dell'Oriente başlıklı resitallerinde bu tür eserler yer almıştır, Son olarak 1989 da İstanbul'da verdiği resitali Vivaldi'nin eserlerini kapsamıştır.
 
Photo: Leyla Gencer'in 1985 Paris resitalinin yoğunçalar kaydı.
Photo: Leyla Gencer'in Chopin şarkılarının yoğunçalar kaydı.
 
1974-1989 SÜRESİNDEKİ OPERA ARYALARI
 
Bu süredeki resital programlarında yer alan, az oynanan operalardan aryalar (eserlerin bestelendiği/ik oynandığı yıl sırasıyla) şunlardır.
 
a) Georg Friedrich Haendelin (1685-1758) Tameriano'sundan (1724) Figlia mia, non pianger ve Alcina'sından (1735) "Tomami a vagheggiar
b) Antonio Vivaldi'nin (1878-1741) Orlando finto pazzo'sundan (1727) "Anderò, volero"; L'Olimpiade'sinden (1734) "Se cerca, se dice", Bajozef den (1735) "Sposa, son disprezzata",
c) Jean Philippe Rameau'nun (1883-1764) Les Indes galantes indan (1735) "Que je ne verai plus... Vaste empire des mers";
d) Giovanni Batista Pergolesinin (1710-1738) L'Olimpiade'sinden (1735) "Se cerca, se dice":
e) Johann Adolf Hasse'nin (1899-1783) Solimano'sundan (1753) "Non han le selve armene":
f) Paul-César Gibert’in (1717-1787) Soliman Le Second / Les Trois Sultanes’ından (1761?) “Ô vous que Mars rend invisible”;
g) André Emest Modeste Grétry'nin (1741-1813) La caravane du Caire inden (1763) "Je souffrirais qu'une rivale", Zémire et Azorundan (1771) "Rose chérie... La fauvette",
h) Niccolo Jommel'nin (1714-1774) La schiava liberatasindan (1768) "Sfortunato non ritrovo":
i) Franz Joseph Haydn'in (1732-1809) L'incontro improvviso sundan (1775) "Non plangete putte care":
j) Christoph Willibald Gluck'un (1714-1787) Amide inden (1777) "Ah, si la liberté, Iphigénie en Tauride inden (1779) "Non, je n'espère plus", Les pèlerins de la Mecque/La rencontre imprévue'sünden (1784) "J'ai fait un rêve des plus doux... Bel inconnu qu'ici l'amour amène";
k) Giovanni Paisiello'nun (1740-1816) La Molinard'sından (1788) "Nel cor più non mi sento",
l) Antonio Salien'nin (1750-1825) Aur, Re D'Ormusundan (1788) "Quest'è bellissima, quest'èravissima";
m) Domenico Cimarosa'nın (1749-1801)/ Traci amant'sinden (1793) "La mogle infelice" ve "Asmulac sciabu",
n) Saverio Mercadante'nin (1795-1870) Didone abbandonatosundan (1823) "Addio felici spondi",
o) Giacomo Meyerbeer'in (1791-1884) crocciato in Egitto'sundan (1824) "Eccomi giunto ormai".
 
"TURQUERIE" NİTELİĞİNDEKİ ESERLER
 
Photo: Leyla Gencer’in, Turcherie' resitallerinde giydiği aileden kalma Osmanlı dönemi elbisesi. (Foto: Ü.Oziş)
Photo: Leyla Gencerin 1978 Teatro alla Scala resitalinin yogunçalar kaydı.
Photo: Leyla Gencer’in La Wally'den Ebben... aryasının 1956'daki 45 d/d plak kaydı Foto: Ü.Öziş. (Yazarın yıpranmış basit kılıfı yerine o yıllarda yaptığı kolofa resmini koyduğu Boğaziçi'ne, yaklaşık yarım yüzyıl sonra Gencer’in külleri savrulmuştur)
 
Türkler ile ilgili olarak, bazen doğuluları ve/veya Müslümanları da kapsayarak, çeşitli sanat dallarında 17. ile 19. yüzyıllarda, özellikle 18. yüzyılda, eserler meydana getirilmiştir. Müzik alanında da özellikle şan ve opera olarak birçok eser bestelenmiştir.
Leyla Gencer birçok resital programında, özellikle 80’li yıllarda, "Turquerentindeki opera aryalarına ve şan eserlerine yer vermiştir. 1982'de Venedik’teki ve 1987'de Ravenna'daki resitalin başlığı "Turcherie" olmuştur.
Leyla Gencer'in resitallerinde seslendirdiği, çoğunluğu 18. yüzyıla ait turquerie" niteliğindeki eserden kapsayan bu resitallerin, verdiyi ve yerler (eserin bestelendiği yıl sırasıyla) aşağıda verilmiştir:
 
a) Claudio Monteverdi'nin (1567-1643) Scherzi musical (= 1830) eserinden "La mia Turca" madrigal: 1979'da Floransa, 1981'de Paris, 1984'te İstanbul
b) Georg Friedrich Haendelin (1685-1759) Tameriano (1724) operasından "Figlia mia, non piangere aryası: 1982'de Venedik, 1985'te Paris;
c) Antonio Vivaldi'nin (1678-1741) Bajazet (1735) operasından "Sposa, son disprezzata" aryası: 1984’te Bolonya ve Napoli, 1985’te Paris, 1986 Venedik, 1987'de Ravenna ve İstanbul, 1989'da İstanbul
d) Jean Philippe Rameau'nun (1883-1784) Les Indes galantes (1735) operasından "Que je ne verrai plus... Vaste empire des mers" aryasını 1982 de Venedik
e) Johann Adolf Hasse'nin (1699-1783) Solimano (1753) operasından "Non han le selve armene aryasını 1982'de Venedik
f) Paul-César Gibertin (1710-1792) Soliman Le Second/Les trois Sultanes (1781?) operasından "O vous que Mars rend invisible" aryasını 1982 de Venedik
g) Christoph Willibald Gluck'un (1714-1787) Les pèlerins de la Mecque/La rencontre imprévue (1763) operasından "J'ai fait un nive des plus doux... Bel inconnu qu'ici l'Amour amène aryasını 1982'de Venedik
h) André Emest Modeste Grétry'nin (1741-1813) La caravane du Caire (1783) operasından "Je souffrirai qu'une rivale" aryasını 1982'de Venedik;
i) Niccolo Jomellinin (1714-1774) La schiava liberata (1768) operasından "Sfortunato non ritrovo aryasını 1982'de Venedik André Emest Modeste Grétry'nin (1741-1813) Zémire et Azor (1771) operasından "Rose chérie... La fauvette aryasını 1982'de Venedik, 1987'de Ravenna ve İstanbul
k) Franz Joseph Haydn'in (1732-1809) L'incontro improviso (1775) operasından "Non piangete pute care" aryasını 1982'de Venedik;
l) Wolfgang Amadeus Mozartin (1756-1791) Die Entführung aus dem Serail (1782) operasından "Martem aller Arten" aryasını 1958'de RAI Milano'da; "Beim Auszug in das Feld" (Lied guerriero, KV.552) küçük aryasını, "ariette" (1788) 1982'de Venedik
m) Antonio Salie'nin (1750-1825) Axur, Re d'Ormus (1788) operasından "Quest'è bellissima, quest'e ravissima" aryasını 1982'de Venedik, 1987'de Ravenna ve İstanbul
n) Domenico Cimarosa'nın (1749-1801) / Traci amanti (1793) operasından iki aryayı, "La moglia infelice" ve "Asmulac sclau/smuc smacababu", 1982'de Venedik; 1987'de Ravenna ve İstanbul
o) Gioacchino Rossini'nin (1792-1868) Turco in Italia (1814) operasindan "Siete Turchi aryasını 1985’te Paris;
p) Gaetano Donizeti'nin (1797-1848) Un inverno a Parigi (1838) dizisinden "La Sultana" baladını 1979'da Floransa, 1981'de RAI Bologna ve Paris, 1984’te İstanbul.
 
SONUÇ
 
Resitallerde sahneye çıkmaya 1946'da başlayan Leyla Gencer, 1946- 1962 süresindeki on kadar resitalinde muhtelif eserler seslendirmiş 1953-1973 süresindeki on civarında resitalinde, oynadığı operaların aryalarından oluşan programlar yapmış: 1974-1989 süresindeki doksanı aşkın resitalinde ise az sahnelenen operalar ve şan eserlerine, özellikle de "turqueries" bağlamında Türklerle ilgili şan eserlerine yer vermiştir.

SESİN MONTHLY MAGAZINE
2021 May                                 
NEBİL ÖZGENTÜRK
 
HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER
2021.10.31
DOĞAN HIZLAN

Leyla Gencer’i dinlemek


Bu hafta Leylâ Gencer’i (1928–2008) dinledim. Türkiye’nin tek ‘Diva’sını ilk kez Tosca’da, Tepebaşı’ndaki Dram Tiyatrosu’nda dinledim. Uzun bir bilet kuyruğu vardı. O sıralarda hiçbir kaydının olduğunu anımsamıyorum.
 
İstanbul’a geldiğinde ilk defa Nişantaşı’ndaki evine Filiz Ali ile gitmiştim.
 
İtalya’ya gittiğimde o dönem Hürriyet’in İtalya temsilcisi Mehmet Demirel bana onun LP’lerini buldu.
 
Roma’da plakçı mağazalarına girip onun adını verdiğimde beni hemen LP’lerinin bulunduğu rafın önüne götürürlerdi. Benim Türkiye’den geldiğimi, Leylâ Gencer’i tanıdığımı öğrenen bir plakçı, Diva’dan randevu almam için ricada bulunmuştu. Ben de bunlardan birine aracı oldum, görüşmelerini mümkün kıldım.
 
Yıllar önce çıkan ve 6 CD’den oluşan albümü CD çalarıma koydum: ‘Donizetti Kraliçeleri.’ Ahmet Etem Erenli’nin, ‘Leylâ Gencer’i Anmak ve Donizetti Rönesansı’ yazısını okudum. Hangi eserler vardı:
 
- Caterina Conaro
- Roberto Devereux
- Maria Stuarda
- Poliuto
- Lucrecia Borgia
- Anna Bolena
 
Leylâ Gencer, bir sempozyumda Donizetti için şöyle konuşmuştu: “Bir solist olarak birçok Donizetti operasında canlandırdığım rollerin gerçekliğini yakaladığıma ve izleyiciye aktardığıma eminim.
Beni bu nedenle buraya çağırdığınıza göre konuyu tartışmaya açıyorum.
Ben yorumlarımın göreceliğini hissediyorum. Bugün oynasaydım bazı değişiklikler yapardım. Bu gözle yeniden bakmak kolay değil. Fakat her halükârda prensiplerimin doğruluğundan kesinlikle eminim, özellikle Donizetti için.
Sizlere bir şey hatırlatmak isterim.
Bu üç eser arasında, iki kraliçenin açık karşılaştırıldığı bir opera vardır:
Maria Stuarda, onu bu bakış açısı doğrultusunda tekrar dinlemenizi isterim.”
 
DONIZETTI’NIN MARIA STUARDA’SINI DİNLEDİM
Great Opera Performances:
- Leylâ Gencer
- Shirley Verrett
- Franco Teagliavini
- Agostino Ferrin
- Giulio Fioravanti
- Nafalda Masini
- Francesco Molinari Pradelli

2 0 2 2


HALKBANK KÜLTÜR YAŞAM
2022.01.07

ANATOLIAN AGENCY

2022.05.09
A. HÜMEYRA BULOVALI

Dünya opera tarihine geçen "La Diva Turca": Leyla Gencer

Tüm dünyada opera sanatına katkıda bulunan ve gelmiş geçmiş en iyi beş kadın opera sanatçısı arasında gösterilen Leyla Gencer, vefatının 14. yılında anılıyor.

Leyla Gencer, Safranbolu'nun Yörük köyünden Hasanzade İbrahim Çeyrekgil ile aslen Polonyalı Alexandra Angela Minakovska'nın çocuğu olarak, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de dünyaya geldi.
Fransız bakıcısından Fransızca öğrenerek, Fransız klasiklerini okumaya başlayan sanatçı, çocukluğunda edebiyat, tiyatro, müzik, sanat ve kültürün her alanında geniş bilgiler edindi.
Babasını genç yaşta kaybeden Gencer, 18 yaşındayken İbrahim Gencer ile evlendi. Evlendikten sonra da eğitimine devam eden sanatçı, kariyeri boyunca eşi tarafından desteklendi.
Notre Dame de Sion'un ardından gittiği İstanbul İtalyan Lisesi'nden mezun olan Gencer, bir süre Beyazıt Kütüphanesi'nde çalıştı.
Leyla Gencer, İstanbul Konservatuvarında şan eğitimi aldığı sırada Ren Gelenbevi, Cemal Reşit Rey ve Muhittin Sadak'ın öğrencisi oldu.
İtalya'nın ünlü opera sanatçılarından Lombardi'yle çalıştı.
Konservatuvardaki ilk gününde La Scala'da sahneye çıkmayı kafasına koyan Gencer, 1946-1949'da İstanbul Şehir Korosunda solo sanatçısı olarak yer aldı.
Ankara Devlet Konservatuvarına şan eğitimi vermek üzere davet edilen ünlü İtalyan sanatçı Arangi Lombardi'yi ziyaret ederek sesini dinleten Gencer, performansıyla sanatçıyı etkiledi. Lombardi, Gencer'in konservatuvarı bırakarak, kendisiyle Ankara'ya gelmesini isteyince, sanatçı İstanbul Konservatuvarındaki eğitimini yarıda bıraktı. Sanatçı Ankara'da, İtalyan tenor Apollo Granforte, Adolfo Camozzo, Di Ferdinando, George Reinwald ve Domenico Trizzio'nun da öğrencisi oldu.
Usta sanatçı, 1949'da operanın bağlı bulunduğu Devlet Tiyatrosu sınavlarına girdi. Sınavı kazanan Gencer, operanın solist kadrosunda yer olmadığından koro kadrosuna alındı.
Kariyerine "Santuzza" rolüyle başladı
Kariyerine 1950'de Ankara Devlet Tiyatrosu'nda Cavalleria Rusticana eserindeki "Santuzza" rolüyle adım atan sanatçı, İtalya'da da ilk kez bu rolle seyirci karşısına çıktı.
Birçok resmi devlet resepsiyonunda sahne alan Gencer, 1953'te ABD Başkanı Dwight Eisenhower için Çankaya Köşkü'nde verilen konserde, Henry Purcell'a ait "Didone" aryasını söyledi.
Gencer, Fransız Parlamento Başkanı ve Dışişleri Bakanı için ise Faust operasının "Mücevherler" aryasını seslendirdi.
Türkiye ile İtalya arasında 1953'te gerçekleştirilen kültür antlaşması kapsamında, Roma'da bir resital vermek üzere görevlendirilen Gencer'in yaşamı ve kariyeri, büyük başarı elde ettiği konserin ardından farklı bir yön kazandı. Konserdeki performansı dolayısıyla RAI Stüdyoları Genel Müdürü ve Müzik Yönetmeni Mairo Labroca, Gencer'i sesini dinletmesi için Napoli'deki San Carlo Operası'na gönderdi.
Gencer, San Carlo Operası ile 1954'te Napoli'de gerçekleştirilen yaz festivalinde yeniden "Santuzza" rolünü oynadı. "Yevgeni Onegin" ve "Madam Butterfly"da başrol alan Gencer, "Madam Butterfly" operası için yıl içinde 23 kez sahne aldı.
"Napolili Türk" olarak anılmaya başlayan usta sanatçı, "La Traviata"daki "Violetta" rolünü, Avrupa'nın çeşitli kentlerindeki operalarda canlandırdı, uluslararası festivallere katıldı ve piyano eşliğinde resitaller verdi.
La Scala'da 1957'de sahneye çıktı.
Leyla Gencer, 1956'da San Francisco'da rahatsızlanan Renata Tebaldi'nin yerine 1956'da "San Francesca de Rimini" operasında sahne aldı. San Francisco Operası ile 1957'de "La Traviata" eserinde "Violeta"yı seslendiren sanatçı, "Lucia di 74 Lammermoor" adlı eserde ise Maria Callas'ın yerine "Lucia" rolünü üstlendi.
Konservatuvara girdiği ilk günden itibaren hayalini kurduğu, operanın merkezi sayılan Milano'daki La Scala'da 26 Ocak 1957'de sahneye çıkan sanatçı, Francis Poulenc'in "Les Dialogues de Carmelites" operasındaki başarısıyla primadonnalığa yükseldi.
Gencer, Milano'da La Scala'da Verdi, Bellini, Donizetti, Mozart, Monteverdi, Tchaikovsky ve Puccini'nin de aralarında bulunduğu ünlü bestecilerin eserlerini başarıyla yorumladı.
Londra Royal Albert Hall ve New York Carnagie Hall'de orkestra eşliğinde çok sayıda konser veren sanatçı ayrıca Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Rio de Janerio, Bilbao ve Chicago'da sahne aldı.
Leyla Gencer, son kez 1985'te Venedik Fenice Tiyatrosu'nda opera seslendirdi, 1994'te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyası'nı aldı.
İtalya'da Caruso Ödülü aldı.
Kariyeri boyunca 23 bestecinin 72 eserini repertuvarına alan sanatçı, konserlerini 1992'ye kadar sürdürdü. Sonraki yıllarda genç sanatçılar yetiştiren Gencer, Ankara ve İstanbul'da opera seminerleri verdi.
Gencer, Türkiye'de opera sanatının tanınması ve gelişmesi için birçok çalışmaya imza attı, araştırmacı yönüyle Türk ve dünya operasına önemli katkılarda bulundu. Dönemi itibariyle unutulmuş birçok opera eserini, tozlu arşivleri tarayarak gün yüzüne çıkaran sanatçı, yorumladığı eserleri yeniden opera dünyasına kazandırdı.
"Devlet Sanatçısı" unvanını 1988'de alan sanatçı, 2007'de İtalya'da Caruso Ödülü'ne layık görüldü.
Sanatçı adına ilki 1995'te düzenlenen "Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması" ile opera dünyasına yeni yetenekler kazandırılması amaçlanıyor. Ayrıca 2004'te Türkiye'de Leyla Gencer adına gümüş hatıra parası basıldı.
Birçok ülkeden ve kurumdan sayısız ödülle nişan alan Gencer'e, pek çok ülke vatandaşlık teklifinde bulundu. Tekliflerin tamamını geri çeviren sanatçı, 'Ben, Anadolu çocuğuyum.' diyerek, yaşamı boyunca Türk vatandaşlığını onurla taşıdı.
Hakkında, Zeynep Oral'ın kaleme aldığı "Tutkunun Romanı: Leyla Gencer" kitabının yanı sıra birçok yazı ve araştırma kaleme alınan Gencer, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle 10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde hayata veda etti.
 
 
BİLGİLİ TAKVİM
2022.10.10

ATATÜRK ANSİKLOPEDİSİ
2022.10.23
ZEHRA ASLAN

Leyla Gencer (10 Ekim 1928-10 Mayıs 2008)

Türk Opera Sanatçısı Leyla Gencer, 10 Ekim 1928’de İstanbul Polonezköy’de doğmuştur. Asıl adı Ayşe Leyla Çeyrekgil’ir. Babası Safranbolu’nun köklü ailelerinden Hanzade İbrahim Çeyrekgil, annesi Litvanya kökenli Polak ve Katolik bir aileden gelen Alexandra Angela Minakovska’dır. Annesi, İbrahim Bey ile evlendikten sonra Müslüman olup “Atiye” ismini almıştır.
Leyla Gencer’in doğum yılı konusunda itilaflı bilgiler vardır. Franca Cella, Ünal Öziş ve Zeynep Oral’ın kitaplarında “1928”, Evin İlyasoğlu’nun Ben Leyla Gencer isimli kitabında ise İtalyan Lisesi arşivlerindeki belgelere dayanılarak ve Atıfet Usmanbaş gibi dönemindeki Ankara Devlet Opera ve Balesindeki meslektaşlarının anlatımlarından hareketle “1919” ve “1921” yılları geçmektedir. Bazı İtalyan gazetelerinde Leyla Gencer’in fotoğrafının altında doğum tarihi yerine soru işareti bile konulmuştur. Şule Soysal’ın Gencer’den aldığını belirttiği bilgi doğrultusunda “1923” yılı da telaffuz edilmektedir.
Leyla Gencer, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni ve modern kimliğini kazandığı dönemde çocukluk ve gençlik yıllarını geçirmiştir. Safranbolulu Bektaşi babası, Polak Hristiyan annesi ve Fransız Kontesi dadısı Madam Lejeunne’nin etkisiyle değişik kültürlerin harmanlandığı bir ortamda yetişmiştir. Dadısı sayesinde Fransız ve İtalyan edebiyatına daha genç yaşta hâkim olacak kadar bilgi sahibi olmuştur. Dolayısıyla çevresindeki tüm ailelerin çocuklarında olduğu gibi Anadolu Bektaşi etkisi ile harmanlanmış ve Batı kültürünün ön planda olduğu bir sistem ile yetişmiştir. Hristiyan-Katolik inanca sahip annesi ve Müslüman babası sayesinde iki dinin de hoşgörülü ve güzelliklerle dolu olan taraflarına şahit olmuş, bu güzellikleri tadarken de hem kilisedeki polifonik koro müziği hem de camideki dualarla büyümüştür.
 
Gencer İstanbul İtalyan Lisesini bitirmiş sonrasında İstanbul Devlet (Belediye) Konservatuvarı Opera Bölümünü kazanmıştır. Hayatındaki dönüm noktalarından birisi, henüz 16 yaşındayken ilk aşkı Hitler Polonya’sından kaçan 36 yaşındaki Eugenio Hilinski ile olan evlenme kararıdır. Başta annesi ve tüm ailesi, bu karara şiddetle karşı çıkmışlardır.
Bu olaydan yıllar sonra Gencer, kendisine soyadını veren saygın ve varlıklı bir banka müdürü olan İbrahim Gencer ile olan evliliğini 1946 yılında yapmıştır. Eşinin kendisine ve mesleğindeki başarılarına olan hayranlığı ve desteği sonucunda son derece mutlu olan evliliği İbrahim Gencer’in vefatına kadar sürmüştür.
Bir diğer dönüm noktası Konservatuvardaki eğitimi sırasında İstanbul’a gelen ünlü Soprano Arangi Lombardi’nin, onu dinleyip Ankara’ya çağırmasıdır. Giannina Arangi Lombardi’nin peşinden hiç düşünmeden Ankara’ya giden Leyla Gencer Ankara Devlet Opera ve Balesinde kadrolu koro sanatçısı olarak işe başlayıp burada Muhsin Ertuğrul ile tanışmıştır.
İstanbul Devlet Konservatuvarı ve Ankara Devlet Opera ve Balesindeki hayatı boyunca, “Leyla Gencer” adının oluşmasına katkı sağlayan birçok ünlü ve kıymetli isim ile çalışmıştır. Adolfo Camozzo, Arnold Schröder, Ferdi Statzer, Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey, Muhittin Sadak (solfej), Apollo Granforte, Clemente di Ferdinando (İtalyan repertuvarı), Georg Reinwold (Alman repertuvarı) bu isimlerden bazılarıdır.
Ankara Operasında göreve başladığı yıl P.Mascagni’nin Cavalleria Rusticana adlı operada “Santuzza” karakteriyle başrol verilen Gencer, hayatındaki bir başka dönüm noktası olarak sahneye ilk adımını bu rolle atmıştır. Sonrasında gösteri, temsil ve resmi davetlerin aranan ismi olmuş 1953 yılında Türkiye İtalya Kültür Anlaşması dahilinde İtalyan Radyo ve Televizyonu “RAI” (Radiotelevisione Italiana) için konser vermeye Roma’ya gitmiştir. Daha önce Türkiye’de de çalıştığı İtalyan Piyanist Giorgio Favoretto ile verdiği radyo konserinin başarısından sonra RAI Genel Müdürü Maestro Mario Labroca, İtalya’daki ilk angajmanlarını yapmasını sağlamıştır. Napoli San Carlo Operası Müdürü ilk kontratını imzalatmış ve İtalya’daki kariyerine de Türkiye’deki gibi “Santuzza” rolü ile adım atmıştır. Böylece Napoli’de başlayan ve Scala Müdürü Gringhelli’nin adını değiştirmesini istemesine rağmen Türk kimliğinden vazgeçmeyen Gencer, 1953 yılından 1983 yılına kadar 30 yıl sürecek İtalya’daki kariyerini, “Primadonna” olarak sahnelediği 70 eserle ve birçok başarıyla sürdürmüştür. Santuzza’dan sonra Madam Butterfly rolü ile çok büyük bir başarı kazanan Gencer’i halk, Napoli sokaklarında artık Butterfly ismi ile çağırmış ve tüm İtalya’da da ismi böylelikle duyulmaya başlanmıştır.
1954 yılında Tulo Serafin yönetimindeki La Traviata operasında “Violetta” rolündeki performansıyla gösterdiği başarıdan sonra dönemin hemen hemen tüm önemli orkestra şefleri ona “Şanlı Bayan” (Illusstre Signora) şeklinde hitap etmeye, basın ise Gencer’i “muhteşem” anlamındaki “stupenda” ile tanımlamaya başlamıştır.
Leyla Gencer, Traviata operasını Palermo, Trieste, Torino, Ankara, Lodzi Krakov, Poznan, Varşova, Moskova, Leningrad, Viyana Devlet Operası (Herbert von Karajan yönetiminde) ve San Fransisco ve Philadelphia’da seslendirmiştir. 1957 yılında San Fransisco Operasında Maria Callas’ın, Lucia di Lammermoor operasındaki “Lucia” rolünü son dakikada iptal etmesi üzerine Gencer’e bu rol teklif edilmiştir. Muhteşem performansı ile sezonu kurtaran Leyla Gencer, o tarihten itibaren ABD’de birçok temsil gerçekleştirmiştir. Oliviero de Fabritis ile yıllar sürecek olan kariyer ortaklığı bu döneme rastlamaktadır. Aynı yıl ünlü orkestra şefi ve Scala Müdürü Victor de Sabata Gencer’i, Teatro alla Scala için odüsyona çağırmıştır. Gencer, burada yıllar önce Arangi Lombardi için de söylediği Aida operasından Aida’nın birinci aryasını söylemiştir. Bunun üzerine de Sabata, Gencer’i bir sonraki sezon için Aida olarak Scala’da görmek istemiştir. Fakat hastalığından dolayı görevi bırakmak zorunda kalınca Gencer’in Scala’daki ilk rolü Fransız Besteci Poulenc’in Karmelit Rahibelerinin Diyaloğu adlı operasındaki “Baş Rahibe” karakteri olmuştur. Bu roldeki başarısı üzerine 18 Şubat.1957’de tüm zamanların en büyük orkestra şefi kabul edilen Arturo Toscanini’nin Milano Duomo Katedrali’nde yapılan cenazesinde Requiem Soprano solosunu üstlenmiştir. 1958’de Teatro alla Scala’nın Köln turnesinde Pizzetti’nin Katedral’de Cinayet eserinin dünya prömiyerinde “Baş Rahibe” rolünü oynamıştır.
1958’in Ağustos ayında dönemin Milli Eğitim Bakanı Celal Yardımcı’nın talimatıyla Muhsin Ertuğrul’un Ankara Devlet Tiyatrosundaki görevinden uzaklaştırılması, Leyla Gencer’in Türkiye’deki kariyerini etkilemiştir. Aynı zamanda Leyla Gencer’in de Türk Devlet Tiyatrosu ve Operasıyla bağının kopmasına giden yolu açan bu sürecin, önemli yansımaları olmuştur. Türk basınında yer alan bilgilere göre Muhsin Ertuğrul’un ayrılmasından büyük üzüntü duyan Gencer, Avrupa’da yapmak istediği angajmanlar için izin de alamayınca görevinden istifa etmişti. Hükümetten konuya dair yapılan açıklama ise Leyla Gencer’in istifasının asılsız olduğu ve Amerika’ya gitmek için hazırlık yaptığı şeklinde olmuştu. Oysa Muhsin Ertuğrul’dan sonra Devlet Tiyatroları ve Operası ayrı birer genel müdürlük halinde teşkilatlandırıldığından Opera Bölümünün başına getirilen Necil Kazım Akses, Gencer’in yurt dışındaki temsillerinden haberdar olmasına rağmen onu Ankara’da göreve çağırmış ve gelemeyince de baskılara daha fazla dayanamayarak sözleşmesini feshetmiştir. Bu durum, Türk seyircisinin uzun yıllar Gencer’den mahrum kalmasına neden olmuştur. Ankara Operası ile ilişiğinin kesilmesinden sonra bunu protesto edenler, Gencer’e destek vermişlerdir. Örneğin İstanbul Şehir Operasını kuran Aydın Gün, ilk olarak da Gencer’i temsillere çağırmıştır. Gencer ise kısa bir süre sonra Milano’ya yerleşmiş ve Anna Bolena operası kaydını RAI için gerçekleştirmiştir. Bu yorumun başarısı üzerine Vittorio Gui Gencer’e Palermo, Floransa ve Roma Operaları için ona başroller teklif etmiş ve birlikte yıllarca çalışmışlardır. Piyanist Vincenzo Scalera ve eşi Soprano Paula Keller Scalera, Leyla Gencer’i gerçek bir “Diva” ve son yüzyılın en büyük opera şarkıcılarından biri olarak nitelendirmişlerdir.
1960’lı yıllarda mesleğinin en verimli dönemini ve doruklarını yaşayan Gencer, 63 yılında Verdi’nin unutulmuş operası olan Kudüs’te başrol oynamış, Donizetti’nin o döneme kadar pek bilinmeyen operası Roberto Devereux’daki “Kraliçe Elizabeth” rolünü ve Bellini’nin 130 yıldır sahnelenmeyen Beatrice di Tenda operasında başrolü yorumlayarak bir bakıma bilinmeyen operaların kraliçesi tacını takmıştır.
1962 yılında ilk defa Barselona Liceu Tiyatrosunda canlandırdığı efsanevi “Norma” rolünü 1964 yılında bu kez Buenos Aires’teki dünyanın en büyük tiyatrolarından Teatro Colon’da Bruno Bertoletti yönetiminde seslendirmiştir. 1965-67 yılları arasında La Scala’da artık “Norma”lar savaşı başlamış ve tüm halk ve basın Gencer ve Callas’ı “Norma” rolünde izleyip karşılaştırmak için adeta yarışmıştır. Dönemin ünlü gazetelerin haberleri ve eleştirmenlerin yazılarına göre bu savaşın galibi bir bakıma Gencer olmuştur.
Opera dünyasının en büyük isimlerinin on yıllar boyu eşliğini ve müzik partnerliğini üstlenmiş ve halen aranan piyanistlerden olan Vincenzo Scalera’ya göre La Scala, Leyla’nın en sevdiği ve hatta âşık olduğu tiyatro olmuştur. Kariyeri boyunca yuvası olarak tabir ettiği La Scala’da seslendirdiği rollerden bazıları şunlardır: 1965 Norma operasında Maestro Gavazzeni yönetiminde “Norma” rolü (üst üste dokuz temsil oynamıştır.) 1966’da Simon Boccanegra operasında “Maria” ve Aida operasında “Aida” (yine Gavazzeni yönetiminde). 1967’de L’Incoronazione di Poppea operasında “Ottavia” ve 1968’de Idomeneo operasında “Elettra” rolü. 1970 yılında Don Carlo operasında “Elizabeth”, I Vespri Siciliani’de “Elena” ve Alceste’de “Alceste”. 1973 yılında F.Zeffirelli rejisi ile Un Ballo in Maschera da “Amelia”. 1977 ve 1978 yıllarında ise kariyerinin son dönemlerinde resitaller vererek yuvasını sesiyle doldurmuştur. 1975 yılından 1983 yılına kadar İtalya’nın çeşitli sahnelerinde dört Macbeth prodüksiyonu daha yapmıştır. 1975’te Floransa Maggio Musicale Festivali kapsamında ünlü Orkestra Şefi Riccardo Muti ile üç Macbeth temsilini gerçekleştirmiştir.
1981-82 yıllarında hiç opera temsili yapmamış fakat 1983 yılında bir opera evinden ısmarlanmamış sadece kendi arzusu ile hayatında ilk defa oynayacağı bir opera prodüksiyonu ile opera sahnesine veda etmeye karar vermiştir. Kararının ardından da La Prova d’un Opera Seria eserindeki “Corilla” rolü ile opera şarkıcılığı kariyerini sonlandırmıştır. 1985 yılında sahneye tamamen veda eden Gencer ölümüne kadar genç opera sanatçılarını yetiştirmeyi adeta bir misyon edinmiştir.
1983-88 yılları As.Li.Co.’nun genel sanat yönetmenliğini yürütmüş, 1995 yılından itibaren
Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması düzenlenmeye başlanmış ve en önemlisi de 1997-98’den itibaren Orkestra Şefi Riccardo Muti’nin de teklifi ile Accademia Teatro alla Scala (La Scala Akademisi)’da sanat yönetmenliği yaparak hayata veda edeceği güne kadar genç opera şarkıcıları yetiştirmeyi sürdürmüştür. Gencer’in akademideki öğrencilerinden başarılı Tenor Leonardo Cortellazzi, onun eğitimci tarafını şöyle anlatmıştır: “…Bizi rafine yorumculara dönüştürmek için Sinyora ile partitür üzerindeki her detay saatlerce yoğun bir şekilde çalışılırdı. Ses tam anlamıyla hazır ve sağlıklı olmalıydı. Buna ek olarak Gencer sadece öğrencilerinin ideal repertuvarlarını almayı değil, aynı zamanda geliştirmek için gereken yolu da göstermeyi biliyordu…”. Gencer öğrencilerine her daim aktarmaya çalıştığı bu öğretisini kendi kariyerinde de üstelik tüm karşı çıkmalara ve eleştirilere rağmen uygulamıştır. 3 Mart 1990’da Stafan Zucker’ın moderatörlüğünde yapılan ‘’Opera Fanatic’’ isimli radyo şovunda yapılan röportajda moderatörün bu yönü ile alakalı sorularını şu şekilde yanıtlamıştır: ‘’Benim operaya karşı Avrupa’da olduğu gibi tradisyonel bir bakış açım yok. Bir operayı çalıştığımda besteci ne istiyorsa benim için o esastır. Verismo ile büyüyen meslektaşlarım her zaman forte söylemeye alışmış olabilirler ve bana hep neden bazı yerlerde pianissimo söylediğimi sormuşlardır. Benim cevabımsa ‘çünkü besteci öyle istiyor!’ olmuştur. Çünkü şarkı söylemek olağanüstü bir homojenite ve sadelik gerektirir!’’
Leyla Gencer’in yaşamı süresince aldığı yaklaşık 50 ödül bulunmaktadır. İlk vatanından gelen ödüllerden bazıları şunlardır: Türk Kadınlar Derneği Madalyası (1961), Devlet Sanatçılığı (1988), Boğaziçi Üniversitesi Fahri Doktora (1989), Sevda Cenap And Vakfı Madalyası (1994), Darphane Matbaası 1000 Yılın Türkleri Koleksiyonu 0,999 ayar Gümüş Hatıra Sikke (2004), İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Ömür Boyu Başarı Ödülü (2005), T.C. Devlet Üstün Hizmet Ödülü (2007).
Leyla Gencer kendi asli milliyetini her zaman hatırlayan hatırlatan ve savunan bir sanatçı olmuştur. Elvin İlyasoğlu ile yaptığı röportajda “İnsan köklerini hiçbir zaman inkâr etmemeli. Ben Türklüğümü her zaman muhafaza ettim. Kendime verdiğim sözleri tuttum ve hayata layık olmaya çalıştım! … “demiştir. Gerçekten de Türk kimliğini her zaman muhafaza etmekle birlikte Leyla Gencer’in, enternasyonal çok kimlikli yönü, yakın dostları ve sanat çevresi arasında dikkat çekmiştir. Müzikolog F.Cella, onun bu yönüyle ilgili olarak şunları söylemiştir: “Fiziksel olarak Türk tarafları olduğunu söyleyebilirim. Bakışları, derinliği, vücudu, jestleri. Gizemli jestleri… Operaya adımını atardı ciddi, ağırbaşlı ve güzel. Herkes onun trajik bir Verdi Sopranosu olduğunu düşünürken komiklikler yapıp espriler patlatırdı ve herkes şenlenirdi. Onda her şeyden biraz vardı sanıyorum. Bazen Fransızlara da benzetilirdi ama annesi Polaktı ve belki melankolik tarafını ondan almıştı. Onda her şeyden biraz vardı sanıyorum. Alman tarafını hocası Schröder’den almıştı mesela ama eğer Milano’da ise tam bir Milaneze olur, Napoli’ye gider gitmez ise bir Napoliten. Venedik’te soylu bir Bizanslı. Çok duygulu ve tutkulu bir kadındı ve derdi ki ‘Ben Violetta’yım ama aynı zamanda da Türk’üm.”.
Gencer’in bu yönüyle ilgili olarak görüşme yaptığımız diğer isimler şunları söylemişlerdir: V., P. Scalera, “Leyla kendi Türk kültüründen oldukça gururluydu. Fakat daha kozmopolit idi. Avrupa’da bir Avrupalıdan çok daha Avrupalıydı. Her şeyden çok ve önce son derece kültürlü bir kadındı.”. S. Büyükedes, “En kuvvetli Türk özelliği, netliği, aklına geleni en yapıcı ve sarsıcı şekilde karşısındaki pat diye söylemesi idi bence. En İtalyan tarafı da bize ilk karşılaşmamızda come deyişi.”. L. Cortellazzi, “Gencer göz açıp kapayıncaya kadar bir aslana dönüşüp istediğini elde etmeyi bilen bir kişiydi. Teatralitesi sempatikliği karizması onu tek ve büyüleyici kılan özellikleriydi diyebilirim: belki de bu büyük drama ve kuvvet iki kültüre de ait olan karakteristik özelliklerdir”. P. Cavani, “Yaşadığı Türkiye’yi görmem gerekirdi benim. Kesin, kararlı meraklı ve cömert Gencer bana bir dünya vatandaşı gibi görünmesinin dışında kesinlikte otantik bir karakterdi.”
Gencer’in ölümünden sonra yazılan onlarca makale yazı ve haber arasında The Guardian gazetesi yazarı Patrick O’Connor Leyla Gencer’in kendisi için şu cümleleri kurduğunu da yazmıştır; “Ben bir kaderciyim ve zorluklara anında boyun eğiyorum, mizacım yumuşak ve hiçbir şey için mücadele edemiyorum.”
Leyla Gencer zamanında ona Napoli San Carlo Tiyatrosunda şöhretin kapılarını açan Madam Butterfly operasındaki “Butterfly” karakterini tüm kariyeri boyunca sıkça seslendirmemiştir. Bir operacı gözüyle “Puccini Sopranosu” tabiri ile anılan bir şarkıcı olmamasına rağmen yorumlarında “verismo” (gerçekçilik) akımı gerekliliklerini son derece iyi yansıttığını belirtmek gerekir. Hatta bu nedenle G.Puccini adına aldığı iki ödül de bulunmaktadır. Bunlardan biri, bestecinin 100. doğum yılı nedeniyle Gencer ve Di Stefano’ya teklif edilen konser sonrası verilen madalya, diğeri ise; 2002 yılında New York Lincoln Center’da aldığı Lucia Albanese-Puccini Vakfı Onur Ödülü’dür. Bu, ölümü ile bir “Altın Çağ”ı kapatan primadonnanın ne kadar zeki, yetenekli, akıllı, tutkulu ve misyonu ile doğmuş olduğunu anlatmaktadır. Gazeteci Yazar Zeynep Oral’ın da dediği gibi; Gencer’in yaşamı adeta bir tutkunun hikâyesidir.
Leyla Gencer hayatının son yıllarını daha çok Milano’daki evinde ve çok sevdiği La Scala Akademisinde ve öğrencileriyle geçirmiştir. Neredeyse son günlerine kadar Akademideki derslerine devam etmiş ve Milano’daki evinde can dostu Franca Cella ve diğer bazı arkadaşlarının eşliğinde 10 Mayıs 2008 günü hayata veda etmiştir. Vefat ettiğinde Scala’da Lorin Maazel’in bestelediği 1984 operası sahnelenmekteydi. Maazel, onun ölümünü 230 yıllık salonda seyircilere şöyle duyurmuştur: “Bugün Leyla Gencer’i kaybettik. Burası, La Scala, onun evi, yuvasıydı.” Gencer için ayrıca öğrencileri ve sevenleri tarafından Milano San Babila Kilisesi’nde ve İstanbul’da anma törenleri düzenlenmişlerdi.
Franca Cella’nın “Yer aldığı temsillerle ilgili övgü dolu eleştiri yazıları ve hakkındaki makalelerin ötesinde; Verdi ve Donizetti operaları hakkında bazı yayınlarda; dünya opera kurum tarihi ile ilgili pek çok kitapta, ansiklopedilerde, toplantı bildirilerinde Leyla Gencer ile ilgili pek çok bölüm bulunmaktadır.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere Gencer, pek çok esere konu olmuş bir isimdir.
Leyla Gencer’in kendisinden sonra gelen ve genç kuşaklar üzerindeki etkisi günümüzde de hala sürmektedir. Gencer’in öğrencilerinden ve kariyerini halen İtalya ve Türkiye’de sürdüren başarılı Soprano Simge Büyükedes’e göre Gencer’in tutkusu, operaya/şarkıya karşı hiç kaybetmediği aşkı, sanat ve hayat içindeki duruşu, bir eseri yorumlarken öncesi ve sonrasında gösterdiği titizlik ve hassasiyeti onun yeni gelen kuşaklar üzerinde hala büyük bir etkisinin olmasına yol açmıştır.
Dünya sanat tarihine iz bırakmış bir Türk opera sanatçısı olan Leyla Gencer’le ilgili röportaj yaptığımız dünyaca tanınmış bazı önemli sanatkârlar ona dair düşüncelerini şöyle dile getirmişlerdir:
Vincenzo Scalera: “Diva! Son yüzyılın en büyük opera şarkıcılarından biri!”
Simge Büyükedes: “Leyla Gencer benim için Avrupa’da ve bütün dünyada kendini ispatlamış hatta bir ekol olmuş, opea dünyasının gelmiş geçmiş en güçlü, mükemmeliyetçi ve en disiplinli sopranolarından biri. Bizler için inanılmaz bir örnek ve yol gösterici! “.
Leonardo Cortellazzi: “2006 yılında olağanüstü Scala Akademisine odüsyon yapma şansı buldum. Leyla Gencer ile ilk karşılaşmam o gündü. Çok fazla ünlü ve önemli isim vardı jüride fakat o günün asıl başrolü Gencerdi, büyük yeteneği ile yeni yetenekler keşfetmek üzere bu yolu gençlere açıp benim de bu prestijli okula kabulümü sağlayan Gencer. İşte o dakikadan itibaren benim için Leyla Gencer ismi yol gösterici, güç, kültür ve arınmışlık ile birlikte tüm öğrencilerini bir arada aile gibi tutan ev anlamına geldi. Fiziksel olarak ilk önce primadonna Leyla Gencer’i tanıdım.
Yüce sanatçı ve benim dimağımda kalbimde bir daha asla karşılaşmadığım şükran ve saygı ile dolu olduğum bir figür olarak kalacak”.
Paola Cavani: “Leyla’nın adı hem opera hem de genel olarak tiyatronun altın çağını çağrıştırıyor. Çok sayıda entelektüel profesyonelin yanı sıra tutkulu sanatseverlerin coşkusunun Milano’da muhteşem bir kitle ve verimli bir dünya yarattığı çağ… (Leyla, Paolo Grassi, Strehler, Gavazzeni, Abbado, Muti, Mila, Arbasino…) Olağanüstü güçlere sahip bir kadın figürü, kişisel ve hatasız bir stil ve yorumlama sanatının son derece kültürlü bir ustası, fikirlerinden emin ancak kendisi gibi büyük muhataplarıyla yüzleşmeye çok açık!”.
Franca Cella: “Leyla Gencer’i bugün de anarken benim dostum, kardeşim! Bu şekilde hissettiğim tek insan oydu diyebilirim. Gerçekten büyük bir sanatçıydı ve ben onun yaşamının içinde olmam sayesinde opera şarkıcılarının penceresinden hayata bakabildim. Yeni operalara hazırlanırken ben de onunla beraber heyecanlanır ve tutkuyla dolardım. Bana ayrı bir dünya gösterdi Leyla: Bir artistin hayatı nasıl olur? Onunla birlikte gerçek bir opera sanatçısının hayatı nasıl olur bunu gördüm ve anladım. Tüm bunlar bana çok şey kattı ve bununla birlikte onun muhteşem kişiliği de cabası. Her zaman çok çok özeldi!”
Perihan Asude Karayavuz: Kısa bir süreliğine de olsa öğrencisi olma gururunu taşıyan ve ondan 50-60 yıl sonra Teatro Colon’da temsil yapma şansını elde etmiş bir Türk opera sanatçısı olarak şunu söylemek isterim ki temsil bitişinde bir grup Meloman tarafından çıkışta karşılanarak “Siz Gencer’in toprağından geliyorsunuz ne büyük şeref” sözleriyle tebrik edilmek, Türk opera sanatı ve şahsım için büyük bir gururdu.
 
Perihan Asude KARAYAVUZ KAYNAKÇA
Süreli Yayınlar
Akis, 21 Şubat 1959.
Bel Canto Society (Blog),http://www.belcantosociety.org/pages/gencer.html, 5 Mayıs 2021.
Corriere della Sera, 29 Kasım 1991.
Piccola Sera, 13 Temmuz 1955.
The Guardian, 13 Mayıs 2008,
Ulus, 27 Ağustos 1958.
 
Araştırma Eserler
ARSLAN, Zehra, Türkiye’de Devlet Tiyatrosunu Yaşatmak, Sahaflar Kitap Sarayı, İstanbul 2013.
ASLAN, Zehra, “Devlet Tiyatroları ve Operası”, Atatürk Ansiklopedisi, 25 Mayıs 2022, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/devlet-tiyatrolari-ve-operasi/, Erişim Tarihi: 1 Ağustos 2022.
ASLAN, Zehra, “Türk Devlet Tiyatrosunu Daimî Kadrolarla Yaygınlaştırma Projesi: Bölge Tiyatroları (1950-1980)”,
Sosyal ve Liberal Bilimlerde Yeni Yönelimler, Ed. H. Babacan, S. Özer, Gece Kitaplığı, Ankara 2016, s.649-662. AY, Lütfi, “Scala’ya Çıkan İlk Türk Sanatkâr Leyla Gencer ile Konuşma”, Devlet Tiyatrosu Aylık Sanat Dergisi,
Şubat 1957.
CELLA, Franca, Leyla Gencer romanzo vero di una primadonna, CGS, Venice 1986. İLYASOĞLU, Evin, Ben Leyla Gencer-La Diva Turca, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2019. ORAL, Zeynep, Leyla Gencer Tutkunun Romanı, Alfa Yayınları, İstanbul 2008.
ORAL, Zeynep, Leyla Gencer’e Armağan, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, İstanbul 1995. ÖZİŞ, Ünal, Leyla Gencer ve Opera Dünyası, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları, İstanbul 2006. Sözlü Görüşmeler
Franca Cella ile röportaj (Mayıs-Haziran 2022). Leonardo Cortellazzi ile röportaj (Mayıs- Haziran 2022). Paola Cavani ile röportaj (Mayıs-Haziran 2022).
Simge Büyükedes ile röportaj (Mayıs-Haziran 2022). Vincenzo Scalera ile röportaj (Mayıs-Haziran 2022). Ana Görsel Kaynağı

İKSV’den Leyla Gencer Anısına Bir Belgesel: Leyla Gencer:   La Diva Turca, https://www.youtube.com/watch?v=AHZRICOZM-8 , Erişim Tarihi: 1 Ağustos 2022.

Ek 1. Franca Cella ile röportajdan bir kare

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/leyla-gencer-10-ekim-1928-10-mayis-2008/?pdf=5455 

2 0 2 3

HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER

2023.05.14
DOĞAN HIZLAN

Leyla Gencer unutulmadı
 
Prof. Dr. Kurthan Fişek, “Kapıkule’yi geçip de tanınan herkese sempati duyarım” demişti bir gün.
Bologna Kitap Fuarı için ilk kez İtalya’ya gittiğimde, dönemin temsilcisi Mehmet Demirel beni müzik mağazasına götürdü.
Yetkiliye Leyla Gencer’in kayıtlarını aradığımı söyleyince orada çalışan herkes benim çevremi sarmış, uzun çalarların rafına götürmüştü.
Onların telaffuzuyla ‘Cencer’, onlar için önemli bir sanatçıydı, ben de onun ülkesinden geldiğim için ilgileniyorlardı. Ne yazık ki bu kayıtlar korsandı, adı da ‘Leyla Gencer Sahnede’ idi.
Gencer’i ilk kez Tepebaşı Dram Tiyatrosu’ndaki Tosca’da dinledim, seyrettim.
Yıllar sonra ülkesinde bir temsil vereceği için uzun bir kuyruk vardı, bilet almak için.
Beni onunla tanıştıran Filiz Ali’ydi. Nişantaşı’ndaki evinde ziyaret etmiştik.
Bu tanışmadan sonra onun yükseliş öyküsünü okudum.
Konuşmaları da büyülemişti. En hoşuma giden, bir açıklamasıydı. Nefes nefese turnelerde hep yaşamı otel odalarında geçmişti, kendisine yaşadığını, ev sıcaklığını anımsatacak bazı küçük eşyaları odasına girer girmez yerleştirdiğini söylemişti.
Orkestra şeflerinin de aynı kaydı başka başka orkestralarla doldurmasını da eleştirmişti. Yıllar sonra Bernard Haitink de aynı düşünceyi bir yazısında belirtmişti.
Aya İrini’deki icralarını dinledimi ünlü piyanist Nikita Magaloff eşlik etmişti. Konser salonunun kapısından girer girmez bir alkış tufanı başlardı.
Geçen hafta birçok toplantıda anıldı, unutulmadığına tanık olduk.
Tanıdıklarınızın ölümü buruk bir duygu yaratır insanda, vasiyeti üzerine külleri Boğaz’ın sularına serpilirken sevenler oradaydı.
İKSV adına bir yarışma düzenlemişti, jüriye dünyanın tanınmış müzisyenleri, orkestra şefleri jüri üyesi olarak Türkiye’ye gelmişlerdi. Yarışmayı kazananlar bütün dünyadan davetler alıyorlardı.
Mehmet Demirel, beni sanatsever çevresine tanıttığında, konservatuvar öğrenimleri görenler ona seslerini dinletmek için sıraya girmişlerdi. Birkaç kişiye aracı oldum, Leyla Gencer de büyük bir incelikle aracılığımı kabul etti, onları dinledi.

HAFTA WEEKLY NEWSPAPER

2023.05.19
 
Ya La Scala'da
söylerim ya ölürüm
 
Ölümünün 15. yılında anılan ünlü soprano Leyla Gencer Borusan Sanat'ın kanatları altında... Milano'daki evinin eşyalarını, Cemil İpekçi'nin yaptığı işlemeli resital kostümlerini, arşivini İKSV'ye bağışlayan Leyla Gencer'i konser ve etkinliklerle anan Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Koordinatörü Ahmet Erenli anlattı...
 
İstiklal Caddesi'ndeki değişime, yozlaşmaya direnenler arasında sanat ve kültür kurumları en başta geliyor. Meşher, Yapı Kredi Kültür Sanat, Galata Salt, Borusan Müzik Evi, yeni açılan Botter Apartmanı, restorasyonu devam eden İş Bankası Beyoğlu Müzesi ilk aklıma gelenler.
2010 yılında İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olduğu yıl kapılarını açan Borusan Sanat Evi, yeni müzik akımı, dünya müziği, caz, dans performansları, çağdaş sanat sergileri gibi etkinliklere ev sahibi yapıyor. Geçenlerde 20. yüzyıl opera tarihinin en büyük isimlerinden olan Leyla Gencer'i ölümünün 15. yılında anmak için Borusan Müzik Evi'ndeydik.
Batı'da "La Diva Turca", "La Gencer", "La Regina" (Kraliçe) olarak tanınan ve ünlenen Leyla Gencer'i, Serkan Bali'nin moderatörlüğünde, yakın dostu Borusan Vakfı Genel Koordinatörü Ahmet Erenli, hakkında harika iki kitap yazan Zeynep Oral ve Evin İlyasoğlu ile İtalyanca biyografisinin yazarı Franca Cella'dan dinledik.
Leyla Gencer'in hayat hikayesi, opera tutkusunun odağında olduğu, ilham verici bir hikâye.
"Leyla Gencer: Tutkunun Romanı" kitabının yazarı Zeynep Oral'a göre, İstanbul Konservatuarı'na girdiği andan itibaren La Scala en büyük hedefiydi.
"Ya La Scala'da söylerim ya da ölürüm."
Gencer aklına koyduğu gibi opera dünyasının mabedi "La Scala" ya 1957 yılında girdi ve 25 yıl boyunca "primadonna" olarak söyledi. 33 yıllık aktif opera kariyerini noktaladıktan sonra aynı kurumda eğitimci olarak ölümüne kadar devam etti.
 
GENCER'İN KOSTÜMLERİ NEREDE?
Ahmet Erenli'ye Gencer'in İKSV'ye bağışladığı eşyalarının, kostümlerinin nerede olduğunu sordum. "İKSV binasındaki Leyla Gencer Odası halen Bakırköy Leyla Gencer Sanat Merkezi'nde. Ancak belediye merkezi pek sık açmıyor ancak talep gelirse geziliyor" diyor. Yazık çünkü daha merkezi bir yerde olsaydı daha çok kişi gezebilir, Leyla Gencer gibi bir değerimizi yakından tanırdı.
Erenli'ye göre, AKM Leyla Gencer'i ağırlamak için ideal bir adres. İlgililere duyurulur.

 
Farklı bir diva

2008 yılında ölümünden sonra 10 yıl boyunca aralıksız her yıl Borusan Sanat tarafından sahneye konan opera konserleriyle anıldı. Ahmet Erenli'ye göre, “Borusan Sanat bir anlamda ünlü sopranoyu kanatları altına aldı...” Milano'daki evinin eşyalarını, Cemil İpekçi'nin yaptığı işlemeli resital kostümlerini, arşivini İKSV'ye bağışlayan Leyla Gencer'i Erenli ile konuştuk.
Size göre Leyla Gencer farklı bir Diva. Neden?
Öncelikle opera tarihine katkısı çok büyük. Piyasada 19. yüzyılda seslendirilen ama sonra unutulmaya bırakılan operaları buldu, araştırdı ve söyledi. Çoğu Donizetti'nin olmak üzere bulduğu, tanıttığı 5-6 operası var. Gerçek bir opera araştırmacısıydı Leyla Gencer. Hayatımda gördüğüm en iyi arşivciydi. Programların arkasında aldığı notlar, fotoğraflar, opera tarihiyle ilgili kitaplar.
Önemli bir yanı daha var. Maria Callas geleneğinden geldiği için sahnede oynuyor. Eskiden sopranolar sahnede elleri kavuşturup kıpırdamadan söylerdi. Bu geleneği Callas bozdu, Leyla Gencer devam ettir di, ama oyunculuğu zirveye çıkararak. İtalyan bir eleştirmen onun için "koroyu ağlatan kadın" der. Çünkü Gluck'un Alceste Operası'nı o kadar etkili bir şekilde söylemiş ki tüm koroyu ağlatmış.
Batı'da 'La Diva Turca' olarak tanınmasına ne diyorsunuz? 
Diva statüsü bambaşka bir şeydi o yıllarda. Ulaşılmaz, topluma uzak neredeyse tanrıça statüsünde. Leyla Gencer'in kariyerinin başlangıcı 1950'ler. La Scala'da ilk kez sahneye çıktığı 1957 yılından itibaren “La Diva Turca" diye anılmaya başlandı çünkü kendisinde “Diva” kumaşı vardı. Sahnede büyürdü. Zeynep Oral da kırmızı halıda yürürken insanların nasıl önünde eğildiğini anlatır. Ayrıca Milano'da efsane. Bu şehrin kültür yaşamının ayrılmaz parçası. Yaşam tarzı, evinde verdiği davetler. Bir gece Ricardo Muti'nin konserinden sonra Placido Domingo ile evinde sabaha kadar
La Traviata'yı baştan sona söyledikleri anlatılır. Zaten bu gecenin kayıtları da Scala arşivinde.
Türkiye ile ilişkileri nasıldı? 
Tabii 1958 yılında buradaki işlerini aksatıyor gerekçesiyle Ankara Devlet Operası'nın görevine son vermesi onu küstürdü. Uzun yıllar Türkiye'den uzak kaldı. Burada ilk konserini 1974 yılında verdi ve 10 yıl gelmedi. Oysa o yıllarda dünyanın her tarafına gidiyordu. 1984 yılında Türkiye ile yeniden ilişki kurdu. 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanını aldı. Leyla Gencer Şan Yarışması 2006 yılından beri İKSV ve La Scala Akademisi iş birliğiyle düzenleniyor.

CUMHURİYETİN 100 DEĞERİ
2023 October

https100deger.koc.com.trsirala=yil  

KAFA MAGAZINE
2023 October

UNKNOWN NEWSPAPER
Unknown date

2 0 2 4


KARAR DAILY NEWSPAPER
2024.11.21
SALİHA SULTAN

Ferruccio Furlanetto: Leyla Gencer muhteşem bir sesti
Opera sahnesinin yaşayan en büyük seslerinden İtalyan bas Ferruccio Furlanetto KARAR’a konuştu: “Leyla Gencer gerçek bir tanrıçaydı, inanılmaz bir sese sahipti. Çok şanslıydım ki yolun başında onunla aynı sahneyi paylaştım ve arkadaş oldum. Opera için çok büyük bir değer, muhteşem bir iş arkadaşı ve muhteşem bir ses sanatçısı. Son aryasını bu kadar güzel seslendiren başka bir sanatçıya şahit olmadım. Ayrıca çok cazibeli, eğlenceli ve etkileyici bir kadındı...”
İstanbul geçtiğimiz hafta unutulmaz bir müzik ziyafetine ev sahipliği yaptı. Atatürk Kültür Merkezi- Türk Telekom Opera Salonu’nda, Giuseppe Verdi’nin ‘Requiem’ adlı eseri, 150’nci yılında İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) tarafından seslendirildi. İtalya Büyükelçiliği ve İtalyan Kültür Merkezi’nin desteğiyle gerçekleşen konserde Türkiye’den soprano Evren Ekşi, mezzosoprano Ezgi Karakaya, tenor Aydın Uştuk sahne aldı. Konseri unutulmaz kılan bir diğer isim de dünya opera sahnelerinin yıldızı, 75 yaşındaki bas tenor Ferruccio Furlanetto idi. Yaşayan en önemli opera yıldızlarından biri olarak kabul edilen sanatçı ile, 17 Kasım’da gerçekleşen konser öncesi katıldığı provalarda buluştuk. İtalyanlara has güler yüzü ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz Ferruccio, sahneye ilk adım atışından Türk operasının divası Leyla Gencer ile kesişen yollarına elli yıllık meslek yolculuğunu KARAR okurları için anlattı.

Öncelikle Türkiye’ye hoşgeldiniz. İstanbul’a daha önce gelmiş miydiniz?

Bu İstanbul’a ikinci gelişim. İlk seferim 1990’lar ortasındaydı. Maestro Riccardo Muti ile gelmiştim. İstanbul Müzik Festivali’nde La Scala Filarmoni Orkestarı ile sahne almıştık. Tabii o zamanlar yılın daha güzel vakitleriydi; çok güzel bir hava vardı. Çok etkilemiştim, İstanbul çok görkemli bir şehir... Yine Atatürk Kültür Merkezi’ne gelmiştik, eski binayı görmüş, orada sahne almıştık o zamanlar.

Operaya ilginiz nasıl başladı, çocukken de ilginizi çeker miydi?

Evet, tabii ki. 4-5 yaşlarındaydım ve büyükbabam bana opera çalıştırırdı. Ne söylediğimi pek umursamazdım, sadece söylemek isterdim. Küçük bir çocuğu bu eserleri söylerken hayal edin... Sonra sanıyorum 60’ların ikinci yarısı; pop müzik için olabilecek en iyi zamanlardı ve ben de pop söylemeye başladım. İki albüm kaydı yaptım ve birkaç kez televizyonda sahne aldım. O yılların en önemli insanlarıyla tanıştım. Pop söylemeyi de gerçekten severim ama ambiyanstan hiçbir zaman haz alamadım. Ve o zamanlar, teyzem, ki çok iyi bir soprano sese sahiptir, bana neden operayı denemediğimi sordu. O zamanlar opera hiç aklımda yoktu...

Sonra pop söylemeyi bırakıp operaya mı yöneldiniz?

Evet. Milano, Mantova’ya gittim. Çok ünlü bir ses eğitmeni vardı, Mirella Freni. Pavarotti gibi canavar sanatçıların eğitmeniydi. Ne kaybederim diye düşündüm ve gidip gelmesi trenle dört saat süren derslere gitmeye başladım. Sanırım Nisan’ın ilk haftalarıydı başladığımda ve Eylül’de ilk yarışmama katıldım. Küçük bir ödül vardı ama özeldi çünkü artık tamamen işin içindeydim, Freni beni buna inandırmıştı. Bir sonraki yıl da Tarvisio’da Don Giovanni için düzenlenen büyük bir opera yarışmasına katıldım. İstediğiniz rol için başvurabiliyordunuz. Don Giovanni için başvurdum ve kazandım. Ve sahneye ilk çıkışımı Don Giovanni ile yapma şansım oldu.

Kaç yaşındaydınız?

26 yaşındaydım... Giovanni’yi o yıllarda, o yaşta söylemek imkansızdı. Çünkü aslında başlayacağınız değil, varmanız gereken bir roldür Giovanni. Ama ben uygun bir şekilde yaptım. Torino’daki tiyatrocular geldiler ve gelecek baharda gerçekleşecek Giovanni oyunu için Torino’ya götürdüler beni. Muhteşem bir prodüksiyondu. Ve bu oyunda ‘Donna Elvira’ rolünü de Leyla Gencer canlandırıyordu.

Türk operasının divası ile tanıştınız yani. Nasıl bir sanatçıydı size göre?

Leyla Gencer gerçek bir tanrıçaydı, inanılmaz bir sese sahipti. Çok şanslıydım ki yolun başında onunla aynı sahneyi paylaştım ve arkadaş oldum. Opera için çok büyük bir değer, muhteşem bir iş arkadaşı ve muhteşem bir ses sanatçısı. Son aryasını bu kadar güzel seslendiren başka bir sanatçıya şahit olmadım. Ayrıca çok cazibeli, eğlenceli ve etkileyici bir kadındı...

Peki operaya adım attığınız bu sırada size çocukken aryalar söyleten büyük büyükbabanız yaşıyor muydu?

Maalesef, ben pop söylemeye başlamadan önce, 91 yaşında kaybetmiştim kendisini.

Mesleğinizin bu sene ellinci yılını kutluyorsunuz. Peki sahneye ilk çıkışınızı hatırlıyor musunuz?

Evet, bir aydan az bir süre kaldı. Tam olarak 13 Aralık’ta ellinci yılımı kutlayacağım. Bir cuma günüydü, Aralık’ın 13’ü. İtalya’da ‘13. cuma’ uğursuz olsa da benim kariyerim için uğurlu bir gündü. Trieste şehrinde La Bohem’de rol almıştım... Ve hikâye böyle başladı...

İkinci büyük oyununuz sanırım yine bir Verdi eseri...

Evet ikinci prodüksiyonum oydu. Torino’da Don Carlos’u sahneliyorlardı. V. Charles rolü için sahneye çıktım. Başlangıçta çok güzel bir aryası vardı. Ve inanılmaz bir prodüksiyondu. Bulgar opera sanatçısı Boris Christoff da Filippo’yu oynuyordu. Harika bir cast idi. Benim için çok iyi başlangıçlardı diyebilirim.

‘Arkadaşım hastalanınca 12 saatte bütün hayatım değişti.’

Peki bu son elli yıl boyunca sizi en çok etkileyen rolünüz hangisiydi?

Çok şanslıyım ki birkaç tane oldu. Ancak 12 saat içinde bütün hayatımı değiştiren bir tanesinden bahsetmek istiyorum; Salzburg Paskalya Festivali’ndeydim. Mozart’ın ‘Taç Giyme Ayini’ni söylemek için oradaydım. Kral Philip rolündeydim ve bunun sebebi onu canlandıran arkadaşımın aniden hastalanmasıydı. Beni arayacaklarını hiç düşünmemiştim. İki performans sahnelenecekti, genel prova ve prömiyer. O zamanlar mümkün olabilecek bütün imkanlara sahip büyük bir prodüksiyondu. Telefonum çaldı ve bana “Gelmelisin çünkü saat dörtte Kral Philip’e dönüşeceksin” dediler. Gittim ve hızla videoları izledim. Kostüm için ölçüm alındı, peruk denemek için gittim. O prodüksiyon sırasında ilk peruğumu aldım. Bir dakikalık sahne ve müzik provası bile yapmadan bu işin içine atladım. O güne kadar dünyada beni kimse tanımıyordu, fakat ertesi gün artık seçilmiş kişiydim. Ve bu hayatımı değiştirdi. Büyük bir şanstı. Bu meslekte şansa da ihtiyacınız var. Bu kadar önemli bir iş geldiğinde soğukkanlı ve hazır olmalısınız. Tabii ki başka önemli prodüksiyonlar da var, fakat bu benim için en önemlisiydi... Ve bugün hala sahnede o gün aldığım aynı peruğu kullanırım...

Türkiye’de operanın henüz yüz yıllık bir tarihi var, sizin bizim operamızla ilgili bilginiz var mı?

Maalesef bilmiyorum. Bunun da çok basit bir sebebi var, en başında sadece kendime uygun vokal aralığında çalışıyorum. Dinlemelerim de bu yönde oluyor. Başta çok fazla Verdi yaptım, 27 yıl boyunca Mozart söyledim. Ve bu bana ilaç gibi geldi. Son Giovanni’mi geçen yıllarda 54 yaşında yaptım. Daha sonra da hiç durmadım çünkü Mozart’ın bütün karakterleri genç adamlardı... 54 yaşıma geldiğimde o karakterleri oynamak benim için artık fazlaydı, bu yüzden ağır eserlere geçiş yaptım. Rus repertuvarı, Fransız repertuarı mesela, Don Kişot gibi... Konserlerde Mozart söylüyorum, çünkü benim için kolay olan bu ve bacaklarım prodüksiyonlar için pek uygun değil artık...

‘AKM’den içeri girdiğimde çok etkilendim’

1990’larda eski Atatürk Kültür Merkezi’ni gördüğünüzden bahsettiniz. Dünyanın birçok önemli sahnesinde yer alan bir sanatçı olarak bugün gördüğünüz Atatürk Kültür Merkezi hakkında ne düşünüyorsunuz?
İçeri girdiğimde gerçekten çok etkilendim. Gerçekten muhteşem büyüklükte bir restorasyon gerçekleştirilmiş. Çok güzel. Çok önemli bir salon tabii ki, henüz sahnede sadece 3 saat geçirdim çok detaylı bir inceleme yapamadım. Seyirci için nasıl bilemiyorum fakat sahnedeki bizler için güzel bir akustiği vardı. Çok iyi çalışılmış bir bina olmuş. İstanbul gibi büyük şehir için, büyük bir sahne, tebrik ederiz.
Giuseppe Verdi’nin unutulmaz eseri ‘Requiem’in seslendirildiği konserde Andrea Francesco Solinas yönetimindeki İDOB Orkestrası ile Paolo Villa yönetimindeki İDOB Korosuna, İtalyan opera sanatçısı Ferruccio Furlanetto eşlik etti.

‘İnsanlar gelir gider sahneler kalır.’

Karşımda başarılarla geçen elli yılın getirdiği inanılmaz bir özgüven görüyorum. Çok önemli sahnelere çıkmışsınız, bildiğim kadarı ile Papa’nın karşısında da sahne aldınız. Son olarak, peki siz en çok kimin karşısında şarkı söylerken heyecanlandınız?
Bazen kimin karşısında olduğunuzu bilirsiniz, bazen de bilmezsiniz. Kişilerden daha çok, yerler benim için önemliydi. İnsanlar gelip giderler fakat, sahneler her zaman kalır. Bolşoy’da Boris’i yaptığımda provada ahşap zemin üzerinde yürüyordum. Yani ilk Boris’in sahneye çıktığı, 1867 yılında yürüdüğü yerlerde yürüyordum. Bu bir duygudur benim için, kişiler değil. Her şeyin doğduğu yere ayak basmak... Şimdi böyle bir şey mümkün değil tabii ki, çünkü Fenice Tiyatrosu yandı. La Triviata’nın ilk sahnelendiği sahneye ayak basmak, Simon Boccanegra’nın ilk sahnelendiği yerde söylemek... Bu sizin bir parçası olduğunuz bir tarih. Muhteşemdi. İlk sayfası Macar maestro Georg Solti imzalı bir notam var mesela, Papa’ya sahnelediğimiz Verdi’den kalan. Her şeyin başladığı bir opera evinde o rolün ilk ayak bastığı yere ayak basmak çok başka bir şey. Beni heyecanlandıran şeyler bunlar...
20. yüzyılın önemli sopranolarından Leyla Gencer, 2008 yılında İtalya’da vefat etti. Dünyada ‘Türk Divası’ (La Diva Turca) olarak tanınan usta sanatçı, Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao ve Chicago’da birçok kez sahne aldı.

‘Kelimeler teninizin altında titreşmeli’

Opera sahnesinde sizin yolunuzdan yürümek isteyen genç sanatçılara ne tavsiye edersiniz?
Bunu işi önce kendiniz için yapıyor olmanız en doğru yolu. Çünkü eseri söylerken notaları bırakırsanız, kelimeler teninizin altında titreşiyor olmalı. Eğer acı çekmeniz gerekiyorsa, gerçekten acı çekmelisiniz. Eğer ağırlığı var ise, bu ağırlık sizin kalbinizin filtresinden geçmeli. Ancak bu şekilde izleyicinin kalbine ulaşabilirsiniz. Eğer nota ile samimiyseniz, onlara ulaşacaktır. Mariinsky Tiyatro Orkestrası’ndayken bir gün senfoni salonunda Don Kişot’u sahneliyorduk. Sahneye çıktığımda ilk yirmi sırayı net bir şekilde gördüğümü hatırlıyorum. Sondaki ölüm sahnesinin ardından o ilk yirmi sırayı ağlarken gördüm. Ve benim için en muhteşem ödül buydu. Çünkü, “İşte kalbinize dokundum” dediğim noktaydı bu. Bu mesleği de bunun için yapıyoruz zaten... Heyecanı hiç kaybetmemeli, ben bu heyecanı elli yıldır yaşıyorum.

2 0 2 5


SÖZCÜ DAILY NEWSPAPER
2025.01.01
 
LEYLA GENCER
Opera sanatçısı, La Diva Turca
 
Doğum: 10 Ekim 1928 İstanbul
Ölüm: 10 Mayıs 2008 Milano
 
Leyla, İstanbul'da varlıklı bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Babası Safranbolulu bir Yörük, annesi Polonya kökenliydi.
Büyük bir ahşap sarayda, hizmetkârlarla ve Fransız usulü bir sultan gibi yetiştirildi. Genç yaşta bir trajedi yaşadı ve sel baskınında babasını kaybetti. Oturdukları evin bahçıvanıyla gezerken, yakındaki bir uçurumun kenarında kendisini kâhyaya kucaklattırır, kollarını boşluğa uzatan kâhyanın kendisini boşluğa atıp son saniyede tutmasını isterdi.
Sonraki yıllarda bu merakını sahnenin kenarına gelip kendini boşluğa atacakmış gibi yaparak giderirdi. Adrenalin bağımlılığıydı bu.
Müzikte önce bir başarısızlık yaşadı. 1946 yılında Hollanda'daki bir şarkı yarışmasına, "Müzik kulağı yetersiz" diye kabul edilmedi.
Ama o kendini başarı için şartlandırmıştı.
Ailesi karşı çıktı ama o İtalyan Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Devlet Konservatuarı’nda şan eğitimi aldı. Sonra da opera var diye Ankara'da Devlet Operası'nda soprano olarak başladı. Pek çok ünlü opera sahnesinde rol aldı. Türkiye'yi hangi devlet başkanı ziyaret etse, ondan sahneye çıkmasını rica ettiler.
Yirmi yaşında ilk kez ve tek başına İtalya'ya gitti. Önce Roma, sonra Napoli'de kendini dinletmeyi başardı.
İtalya'ya gidişi, ona burada La Scala Operası'nda sahneye çıkma şansı tanıdı. La Scala'da sahneye çıkan ilk Türk oldu. 1957'den 1980'e kadar 23 yıl boyunca La Scala Operası'nda sahne aldı.
Yirminci yüzyılın son divası olarak anılan Leyla adına 2004 yılında Darphane "özel gümüş para" bastı.
Türkiye'ye döndükten sonra da kendini sanat eğitimine verdi. Genç sanatçıların yetişmesi için çabaladı.
Leyla'nın gırtlağını kullanma tekniği opera literatürüne "Gencerate" olarak geçti. "Gencerate" Leyla Gencer stilinde okuyabilmek anlamına geliyordu.
"Bu kadar çeşitli ses tonunu nasıl çıkartabiliyorsun?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı: "Ben akşamdan sesimi çalgı ayarlar gibi akort ediyorum."
Leyla dünya operasını şahlandırırken, Türkiye çoğunlukla onu yok saydı. Adı ancak öldükten sonra çok konuşuldu.
Cenazesi Milano'da La Scala Operası'nda yapılan kalabalık bir törenden sonra vasiyeti gereği krematoryumda yakıldı. Yine vasiyeti gereği İstanbul'a getirilen külleri, Dolmabahçe açıklarında Boğaziçi'nin sularına serpildi. Türkiye'de bazı tutucu çevreler, "Bir azınlığa mensup, kilise müziği yapıyor, Türklüğü kabul etmedi" diye onu lekelemeye çalışsalar da o Türkiye'nin yetiştirdiği "tek diva" olarak tarihe geçti.
"Ufkunuz genişledikçe ruhunuz da zenginleşir, her şeyin en iyisini, en asilini arayın," derdi.
Hayatını yazan gazeteci Zeynep Oral'a göre, Leyla'nın repertuvarında 73 opera vardı, efsane Maria Callas ise 41 opera eseri ile Leyla Gencer'in çok gerisinde kalıyordu. Leyla Gencer diyor ki: "Kariyerime başladığımda kendime şunu söyledim: 'Ya La Scala'da şarkı söyleyeceğim ya da hiç şarkı söylemeyeceğim. Ya harika bir kariyerim olacak ya da hiç."

2 0 2 6

KONSER ARKASI MONTHLY DIGITAL MAGAZINE

2025 May