BÜYÜK YORUMCULAR
Gönüllerin ve korsan CD'lerin kraliçesi
Tarih, ülkelerin gelişmişlik düzeyi ile sadece bilimsel değil, sanatsal yaratıcılık arasında da yakın bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor sevgili andante okurları... Bu yaratıcılığın gelişmesi ise kuşkusuz, sanatsal etkinliklerin gerçekleştirilebileceği koşulların ve ortamın yaratılmasına bağlı ve bunun bir öğesini de sanatçıların desteklenmesi, teşvik edilmesi oluşturuyor. Kuşkusuz, Türk toplumu olarak bu konularda iyi bir sicile sahip değiliz. Türkçe’nin en büyük şairini 13 yıl "kapalı mekânlara mahkûm etmenin ayıbından hâlâ kurtulabilmiş değiliz ki, 21. yüzyılın başlarında dahi düşünce özgürlüğünü, basın özgürlüğünü tartışmaya devam edebiliyor, kitap toplatmaktan-yakmaktan söz edebiliyoruz. Kadir bilmezliği konu alan sımsıcak bir Anadolu türküsünün sözleri, siyasetçimizin, bürokratımızın, ortalama insanımızın, hatta ve hatta sanat camiamızın, sanata ve sanatçıya yönelik tavırları için de geçerli gibidir: "Bilemedim kıymetini, kadrini; hata benim, günah benim, suç benim..." Evet, Andante'nin bu sayısında, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın 2005 yılı "yaşam boyu başarı ödülü ‘nün kendisine verilecek olması vesilesiyle, uzun yıllar boyunca bu kadir bilmezlikten payını fazlasıyla almış olan değerli sanatçımız soprano Leyla Gencer'i değerlendiriyoruz.
GENCER'İN YAŞAMI
GENCER'İN SANATI
Gencer, soprano rollerin hemen tümünde olduğu gibi, Gioconda ve Aida gibi dramatik rollerde de başarılı oldu. Ancak, sanatçının en başarılı olduğu roller, kuşkusuz dramatik koloratura rollerdi. Bunlar, Gencer'in seslendirdiği tarihler itibariyle henüz repertuvar operası olma niteliğini kazanamamış ve bir bölümü çok uzun yıllardır seslendirilmemiş olan Donizetti ve erken dönem Verdi operalarını içeriyordu. Donizetti'nin Anna Bolena, Maria Stuarda, Lucrezia Borgia, Roberto Devereux, Belisario, Caterina Cornaro operaları ile Verdi'nin Attila, I due Foscari ve La Battaglia di Legnano operaları bunların başında geliyordu.
Gencer, yaklaşık 30 yıl süre ile opera sahnelerinin zirvelerindeki yerini korudu. Resitaller de dahil edildiğinde, bu süre 40 yıla uzanmaktadır. Kendisi, bu uzun zaman aralığı içerisinde, 1957-1965 dönemini, sanatsal açıdan zirvede olduğu yıllar olarak nitelendiriyor.
GENCER'İN REPERTUVARI VE KAYITLARI
Leyla Gencer'in repertuvarında 70'i aşkın opera bulunuyordu. Callas'ın
repertuvarında 40 kadar opera bulunduğunu hatırlarsak, Gencer'in repertuvarının
genişliği daha iyi anlaşılır. Üstelik, Gencer'in repertuvarı, o dönemlerde
yeterince bilinmeyen birçok eseri de içeriyordu. Gencer, repertuvarındaki
operaları, uzun sanat yaşamı boyunca, yeryüzünün en önemli opera evlerinde, en
önemli orkestra ve şeflerle, döneminin en önemli sanatçılarıyla ve defalarca
seslendirdi. Gencer düzeyinde bir sanatçıdan, günümüze bu eserlerin çok sayıda
stüdyo kaydının kalması beklenirdi. Ne yazıktır ki, 1956'da ve 1974'te
kaydedilen ve sınırlı sayıda arya ve şarkı içeren iki plak dışında, plak
endüstrisinin Gencer'e ilgi göstermemiş olması bunu olanaksız kıldı. Buna
karşılık, Gencer, korsan plak endüstrisinin belki de en çok ilgi gösterdiği
sanatçı oldu. Öyle ki, Gencer'e "korsanlar kraliçesi" sıfatı
yakıştırıldı ve bilebildiğimiz kadarıyla bu sıfatın kullanıldığı başka bir
sanatçı da yok. (Gencer, gönüllerin de kraliçesiydi elbette...) Gerek bazı firmalar
gerekse hayranları tarafından Gencer'in temsillerinde ya da radyo yayınlarından
yapılan bu korsan kayıtlar, plak ve CD olarak defalarca basıldı. Gencer'in
değişik tarihlerdeki temsillerinde canlı olarak yapılan kayıtların sayısının 80
kadar olduğu tahmin ediliyor. Bu kayıtlar ses düzeyi itibariyle, elbette
dönemin stüdyo kayıtlarıyla karşılaştırılacak durumda değil. Buna karşılık
birçoğu dinlenebilir düzeyde, aralarında çok iyi olanlar da var. Gencer'in
kayıtlarının tek bir firma tarafından ve sistematik biçimde yayınlanmamış
olması, müzik dinleyicisi açısından büyük zorluklar yaratmaktadır. Gencer'in
bazı kayıtları CD olarak yayınlanırken, bazı kayıtlar da piyasadan çekilmekte;
bu devir yıllardır büyük bir hızla devam etmektedir. Aynı operanın farklı
tarihlerde yapılmış değişik kayıtları olduğu gibi, aynı kayıtlar değişik
firmalar tarafından da CD olarak yayınlanabiliyor. Üstelik bu CD baskılarının
bir bölümünde verilen kayıt tarihleri hem diğer baskılarla hem de yazılı
kaynaklardaki bilgilerle uyuşum içerisinde olmayabiliyor. Bütün bu sorunlar,
tümüyle sağlıklı bir Gencer diskografisinin çıkarılmasını neredeyse olanaksız
kılıyor. Biz bu hızlı değişkenlik ve sorunlar nedeniyle, sanatçımızın kayıtlarından
yapılan CD'leri firma ismi ve CD numarası olmaksızın vermeyi daha sağlıklı
buluyoruz. Ancak şu an itibariyle, bu CD'lerin büyük bölümünün Myto, Opera
d'Oro ve Bongiovanni firmalarının kataloglarında olduğunu belirtelim. Bu
firmaların kataloglarında, Gencer'in opera kayıtlarının yanı sıra, bazı resital
kayıtları da bulunuyor. Gencer'in Opera d'Oro etiketli CD'lerinin bir bölümünü,
şu anda ülkemizdeki müzik mağazalarında da bulmak mümkün. "Meraklısı için
Gencer CD"leri listemizde, sanatçının en önemli kayıtları yer alıyor. Nesnel
bir değerlendirme yapıldığında, bu listenin en değerli bölümünü Donizetti
operalarının oluşturduğu söylenebilir. Gencer seslendirdiğinde tümüyle
"nadirat"tan sayılan bu operaların günümüzde dahi az sayıda kaydı
bulunuyor. Gencer'in bu kayıtlarını müzik tarihi açısından önemli buluyoruz.
Donizetti operaları için yaptığımız bu değerlendirmeler, büyük ölçüde diğer
bestecilerin eserleri için de yapılabilir. Sonuç olarak, sevgili Andante
okurlarına, bulabildikleri her Gencer kaydını almalarını ve dikkatle
dinlemelerini önermek en sağlıklı yol gibi görünüyor. Opera CD'lerinin yanı
sıra, Gencer'in Chopin'in şarkılarını içeren bir kaydı da bulunuyor. Müzik
tarihinin önemli Chopin yorumcularından biri olan piyanist Nikita Magaloffla,
muhtemelen 1980'li yılların başında yapılan bu kaydı Gencer açısından biraz geç
kaydedilmiş olarak değerlendirmekle birlikte; Elisabeth Söderström'ün
Ashkenazy'yle yaptığı kaydın yanında dinlenmeye değer buluyoruz. Gencer'in iki
görüntülü kaydı DVD'ye de aktarıldı. Onun, sanatının zirvesinde olduğu
yıllarda, dönemin en önemli sanatçılarıyla birlikte yapmış olduğu Verdi'nin
Aida ve Il Trovatore operalarının bu kayıtlarını da dikkatlerinize sunuyoruz.
MERAKLISI İÇİN GENCER KAYITLARI
Bellini: Norma
Donizetti: Belisario
Gencer (Antonina), Grili, Bruson, Zaccaria, Bergamo Donizetti Tiyatrosu O. ve K / Camozzo (7.10.1970)
Donizetti: Caterina Cornaro
Gencer (Caterina Cornaro), Aragall, Bruson, Napoli San Carlo Tiyatrosu O. ve K / Cillario (28.5.1972)
Donizetti: Lucia di Lammermoor
(Seçmeler) Gencer (Lucia), Sabatucci, Carta, Massario, Prandelli, Trieste Verdi Tiyatrosu O. ve K / de Fabritiis (13.12.1957)
Donizetti: Lucrezia Borgia
Gencer (Lucrezia Borgia), Petri, Aragall, Rota, Napoli San Carlo Tiyatrosu O. ve K. / Franci (29.1.1966)
Donizetti: Maria Stuarda
Gencer (Maria Stuarda), Verrett, Tagliavini, Maggio Musicale Fiorentino O. ve K. / Francesco Molinari-Pradelli (2.5.1967)
Donizetti: Roberto Devereux
Gencer (Elisabetta), Cappuccilli, Rota, Bondino, Napoli San Carlo Tiyatrosu O. ve K. / Rossi (2.5.1964)
Gluck: Alceste
Gencer (Alceste), Picchi, Roni, Roma Opera O. ve K. / Gui (7.3.1967)
Massenet: Werther
Gencer (Carlotta), Tagliavini, Borriello, Sucha, Trieste Verdi Tiyatrosu O. ve K. / Cillario (20.1.1959)
Mozart: Don Giovanni
Gencer (Donna Elvira), Petri, Bruscantini, Alva, Stich-Randall, Sciutti, Milano RAI Senfoni O. ve K / Molinari- Pradelli (26.4.1960)
Mozart: Don Giovanni
Gencer (Donna Anna), Jurinac, Lewis, Siepi, Evans, Covent Garden Kraliyet Opera Evi O. ve K. / Solti (9.2.1962)
Pacini: Saffo
Gencer (Saffo), Quilico, Mattiucci, Napoli San Carlo Tiyatrosu O. ve K. / Capuana (7.4.1967)
Pizzetti: Assassinio nella Cattedrale
Poulenc: Dialogues des Carmelites
Gencer (Lidoine), Rossi-Lemeni, Cossotto, Milano La Scala Opera O. ve K / Sanzogno (26.1.1957) (Dünyada ilk seslendirilişi)
Rossini: Elisabetta, Regine d'Inghilterra
Gencer (Elisabetta), Grili, Geszty, Bottazzo, Palermo Massimo Tiyatrosu O. ve K. / Sanzogno (23.11.1970)
Spontini: La Vestale
Gencer (Giulia), Bruson, Campi, Palermo Massimo Tiyatro O. ve K. / Previtali (4.12.1969)
Verdi: Un Ballo in Maschera
Gencer (Amelia), Bergonzi, Zanasi, Bologna Teatro Comunale O. ve K / de Fabritiis (1961)
Gencer (Lida), Gibin, Savarese, Trieste Verdi Tiyatrosu O. ve K. / Pradelli (8.3.1963)
Verdi: I due Foscari
Gencer (Lucrezia), Picchi, Guelfi, Salimbeni, Venedik La Fenice Tiyatrosu O. ve K / Serafin (31.12.1957)
Verdi: La Forza del Destino
Gencer (Donna Leonora), di Stefano, Siepi, Milano La Scala Opera O. ve K. / Votto (5.7.1957)
Verdi: Macbeth
Gencer (Lady Macbeth), Taddei, Malagu, Palermo Massimo Tiyatro O. ve K / Gui (20.1.1960)
Verdi: Rigoletto
Gencer (Gilda), G.Raimondi, MacNeill, Buenos Aires Colon Tiyatrosu O. ve K. / Quadri (1961)
Gencer (Maria), Gobbi, Panerai, Viyana Devlet Opera K, Viyana Filarmoni Orkestrası / Gavazzeni (9.8.1961)
Verdi: La Traviata
(Seçmeler)
Gencer (Violetta), Labo', Cappuccilli, Rio de Janeiro Şehir Tiyatrosu O. ve K. / Rescigno (8.8.1964)
Verdi: Il Trovatore
Gencer (Leonora), del Monaco, Bastianini, Barbieri, Milano RAI O. ve K. / Previtali (29.5.1957)
Zandonai: Francesca da Rimini
Gencer (Francesca), Gasparini, Viaro, Trieste Verdi Tiyatrosu O. ve K. / Capuana (16.3.1961)
Verdi: Aida
Tutkunun Romanı", yazarının Gencer'e olan tutkusunu, Gencer'in operaya olan tutkusunun önüne geçirse de müzikal açıdan abartılı değerlendirmeler, yanlışlar ve eksiklikler içerse de birinci el bilgiler ve anılar aktaran, kolay okunabilir nitelikte, hoş bir kitap. İçtenlikle öneriyoruz...
I knew of Leyla Gencer from my student years in Istanbul but had not met her. I watched her with admiration in the conservatory chorus directed by my music teacher at Galatasaray, Muhiddin Sadak, almost as if I could pick out her voice above the others. We were both in Ankara at more or less the same time in the early 1950s. The famous voice teacher, Arangi-Lombardi, had discovered Leyla in Istanbul and persuaded her to come to Ankara, where she became a close friend both of me and of my family. I saw her in every opera in which she performed there: Menotti's 'The Consul', Mascagni's 'Cavalleria Rusticana', Mozart's 'Cosi Fan Tutte', Adnan Saygun's 'Kerem', Verdi's 'La Traviata', Puccini's 'Tosca'. Leylâ first went abroad in 1953, to Italy, where she gave a recital on Italian radio and performed 'Cavalleria Rusticana' in the open-air theater at Naples. From then on, her career was one brilliant success after another as Turkey's honorary ambassador.
A REVOLUTIONARY ARTIST
Leyla Gencer created a revolution in opera, always choosing the hard way. Unlike other divas, she advanced on her own, without the support of wealthy sponsors. statesmen or members of the social elite, but rather by her own efforts. overcoming every obstacle, successfully passing every test. Rather than filling her concert programs with popular arias, she chose little known or forgotten
works, giving listeners a taste of their beauty.
Two books have been written about her. The first is 'Leyla Gencer', by her close friend Franca Cella, a music critic. I examined this book very carefully and found the names given of over seventy operas in which Leyla performed. I too was writing a book at the time; more precisely, I was writing two books at once. The title of the first was going to be, 'The Italian Stage in Turkey', and of the second, 'Turkey on the Italian Stage'. Leyla Gencer's persona was appropriate to both books. The first book discusses the theaters and opera houses built by Italians in Istanbul, the operas composed in Istanbul, and the Italian opera and theater companies that played in the city throughout the season, performing almost all the operas of Bellini, Donizetti, Rossini, Verdi and other composers. Sometimes these operas premiered in Istanbul even before they were performed in capitals like London and Paris. Among them are some that have been completely forgotten today. Leyla Gencer combed through the archives for these operas and resurrected them in extremely creative interpretations, and they became popular again through her. In the second chapter of the book, I examine the subject of Turkey and Turks in the Italian stage arts (opera, theater, ballet). Leyla Gencer was always proud of being Turkish. When she became a big name in opera, music and stage directors and opera managers always insisted that she take an Italian name in place of Leyla. But she stoutly refused, saying. "I'm a Turk, an Anatolian." And she always included an aria or two from an opera on the subject of Turks on her recital programs. The second book about Leyla Gencer is 'A Novel of Passion: Leyla Gencer', published in 1992 by the professional writer, Zeynep Oral. This is an outstanding book, every line of which is based on fact, but which reads like a fast-flowing novel. While she was writing the book, Zeynep Oral was a guest in Leyla's home in Italy, and they got on famously, like two noblewomen. The writer became acquainted with Leyla Gencer's circle, collecting opinions and praises of her, both oral and written, by famous orchestra conductors, stage directors, composers and critics from their letters and published writings. We read here about the battles Leyla fought always to advance and reach the top, the ordeals she survived, the struggles she waged for her passion and how she was always vindicated in the end.
She was called 'La Diva Turca', 'Leyla La Turca', 'La Prima Donna Turca' and 'La Regina, this last being a moniker she earned for singing so many roles as queens: Anna Bolena, Caterina Cornaro, Alceste, Maria Stuarda and the English Queen Elizabeth I as both Donizetti's and Rossini's heroine. But, as I learned from Zeynep Oral's book, the Italians also coined an adjective from Leyla Gencer's surname, 'Gencerate', which connotes the effect that Leyla created on her listeners with her spellbinding vibrato: a phenomenon that combined such a range of emotions as passion, fear and pity.
'TURKISH LOUKOUM' DEPOSES CALLAS
Leyla Gencer appeared in concerts and performances in some 76 cities and played in the operas of 31 different composers. She is endowed with two great gifts: her voice and her dramatic energy. And the two are closely related. Merely listening to Leyla Gencer's voice is not enough; you also need to see her perform.
Leyla deposed the two famous divas of her time, Renata Tebaldi and Maria Callas, and conquered the throne. In 1957 she was invited to sing 'La Traviata' at the San Francisco Opera and performed the role in four different cities in California. Maria Callas was already lined up to sing Donizetti's 'Lucia de Lammermoor'. But the capricious Callas sent word that she was cancelling just five or six days before the performance. The opera director was desperate and begged Leyla to step in for Callas. Preparing for such an opera in only five days was almost unthinkable. But Leyla, who didn't have the heart to turn him down, agreed to take on the role. I was also in California at the time. Leyla was exhausted; the biggest test of her entire career lay ahead of her. But I knew she would come through with flying colors, as indeed she did. Photographs of Callas and Leyla appeared side by side in the New York Times with the captions, 'Sour Puss' and 'Turkish Loukoum' respectively.
We are grateful to Prof. Dr. Metin And and the Istanbul Foundation of Art and Culture for providing the visual materials.
2 0 0 7
Leyla
Gencer
Küçük bir kız çocuğu. Uçurumun kıyısında havaya fırlatılmak istiyor...
Sonra yıllar boyunca kendini yeryüzü uçurumlarının kıyısında buluyor...
Onu hep uçurumun kıyısına götüren, tutkusu ve sesi...
Onu hep uçuruma, boşluğa, hiçliğe, yokluğa düşmekten kurtaran tutkusu ve sesi...
Tutkusu, var olma nedeni, şarkı söylemek...
İnançla, inatla, hırsla, aşkla tutkusunun ardından koşuyor...
İnançla, inatla, hırsla, aşkla ülkeden ülkeye, sahneden sahneye,
dipsiz kuyuların en dibiyle, gökyüzündeki bulutların en yükseği
arasında gidip gelirken cenneti ve cehennemi yaşıyor...
Dünyaca ünlü sahnelere adı altın harflerle yazılmış bir diva; Leyla Gencer. Zeynep Oral'ın kaleminden çıkan "Tutkunun Romanı" adlı eserde yukarıdaki satırlarla betimlenen soprano operaya yaşamını adamış gerçek bir sanatçı. Bu biyografik romanın adı "Tutkunun Romanı” çünkü o hayatının aşklarını, çocukluğunu ve eğlenceyi opera tutkusu için yeri geldiği zaman elinin tersiyle itti. Hayatı opera oldu, onunla uyudu onunla kalktı ve karşılığını da fazlasıyla aldı.
Polonyalı katolik bir anneyle Türkiyeli bir babanın şanslı kızı olarak İstanbul'da dünyaya geldi. Ailesinin durumu oldukça iyiydi, annesi onunla ve eğitimiyle bizzat ilgilendi. 16 yaşına geldiğinde ilk aşkı Polonyalı mimar Eugenio Hilinski'yle tanıştı. Sanatı, edebiyatı ve hayata dair her şeyi konuşabildiği bu olgun adama âşık oldu. Çok genç yaşta karşısına çıkan bu ilişkiye annesi şiddetle karşı çıktı ve annesinin dediği oldu. Bir süre sonra biten aşkının ardından kendini tekrar eğitimine verdi.
Gencer sanat eğitimine İstanbul Belediye Konservatuarı'nda başladı ve ardından şan eğitimine İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti. 1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni'nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu'nda görev aldı. Yeteneği ve disiplini ile birkaç yıl içerisinde tanınan bir opera sanatçısı olan Gencer, birçok önemli devlet etkinliğine soprano olarak davet edildi.
Bu arada özel hayatıyla da ilgili gelişmeler yaşıyordu. Karşısına hiç ummadığı anda biri girdi. Boğaziçi Vapurunda karşısına çıkan bu yakışıklı gencin adı İbrahim Gencer'di. Kısa sürede ilerleyen bu birliktelik evlilikle noktalandı. İbrahim Bey onu sanat hayatıyla ilgili hep destekledi ve yanında oldu.
Gencer'in yurtdışıyla ilk tanışması ise İtalya'daki Napoli San Carlo Tiyatrosu'ndaki "Santuzza" rolü ile oldu.
Üzerinden çok geçmeden bir yıl sonra tekrar İtalya'ya dönerek "Madame Butterfly" ve "Yevgeni Onegin" operalarını seslendirdi. 26 Ocak 1957'de La Scala Tiyatrosu'nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc'in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde "Lidoine" rolünü yorumladı.
Verdiği bir röportajda "şarkı söylerken söylediğiniz şeyleri yaşamalısınız" diyen sanatçı Madam Butterfly, Norma, Lady Macbeth, Lucia, Leonora karakterlerini canlandırırken onların acılarını, aşklarını, hayal kırıklıklarını yaşadı. Bu sanat hayatının en önemli kuralı oldu. Her karaktere bu düşünceyle kattığı ruh onu eşsiz bir diva haline getirdi.
Adı Maria Callas'la özdeşleşmiş "Norma" rolünü 1965 yılında Scala'da oynama teklifi alınca Callas'ın hayranları tarafından tehdit edilmeye başladı. O bütün bu olanlara kulaklarını tıkadı temsil akşamı sahneye çıktı ve bütün benliğiyle "Norma" oldu. Oyun bittiğinde gözlerinde yaşlarla seyircilere selam verdiğinde tüm tiyatro ayakta onu alkışlıyordu.
Uluslararası bir üne kavuşan Gencer büyük İtalyan şeflerle çalıştı. Donizetti'nin unutulmuş operalarını başarılı bir şekilde yorumlayarak "Donizetti Rönesansı"nın gelişmesine büyük katkıda bulundu. Leyla Gencer'in çok önemli bir özelliği de geniş repertuarıydı.
Monteverdi, Gluck ve Mozart'ın eserlerinden neo-klasik döneme; Cherubini, Spontini, Mayr ve romantik dönemden Puccini, Prokofiev, Britten, Poulenc, Menotti ve Rocca gibi sanatçıların eserlerine; lirik sopranodan dramatik koloratüre uzanan bir yelpazeye sahip repertuarında 23 bestecinin 72 yapıtı yer alıyor.
Sahnelere vedası 1985 yılında oldu. Venedik'teki La Fenice Tiyatrosu'nda Francesco Gnecco'nun "La Prova di un'Opera Seria" isimli eseriyle opera sahnelerine veda eden Leyla Gencer, 1992 yılına kadar çeşitli sahne çalışmaları yaptı. Gencer halen operayla ilgili çalışmalar yap- maya devam ediyor. Aynı zamanda sanat yönetmenliği de yapan sanatçı, seminer ve yorum kurslarıyla da operadan kopmadığını gösteriyor.
1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanı alan Leyla Gencer "20. yüzyılın son divası" olarak kabul ediliyor. Repertuarının geniş olmasının yanında canlandırdığı karakterlere kattığı ruhla da akıllara kazınan diva bazı batı ülkelerinde "La Diva Turca", "La Gencer", "La Regina" olarak tanınıyor. Darphane tarafından 2004 yılında basılan 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına özel gümüş para basılan sanatçı kendi adını taşıyan Uluslararası Şan Yarışması’nın da kurucusu.
Leyla Gencer'in hayatı ve aşkla bağlandığı mesleği küçücük bir çocukken uçurumun kıyısında oynadığı bir oyun gibi. Siyah ya da beyaz, gri yok, ya hep ya da hiç, belkilere yer yok. Aşk, acı, tutku, ihtiras, kıskançlık, ölüm... Leyla Gencer'in hayatı librettosunu ilahlaştırılmış ve sonuna kadar yaşanan tutkulardan alan büyülü bir dünya olmuş, tıpkı bir opera eserinin görkemli anlatımı gibi.
* ORAL, Zeynep “Tutkunun Romanı-Leyla GENCER” Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 318/13 – Ankara, 1992
* ORAL, Zeynep “Tutkunun Romanı-Leyla GENCER” Milliyet Yayınları, İstanbul, 1992
* ORAL, Zeynep “Leyla GENCER’e Armağan” Sevda-Cenap And Vakfı Yayınları, 1994 Onur Ödülü Altın Madalyası Sahibi, Dizi N. 6, Ankara, 1994
* ORAL, Zeynep “Tutkunun Romanı-Leyla GENCER” Doğan Kitap-İstanbul,1999 * ÖZİŞ, Ünal (Prof.Dr.) “Leyla GENCER ve Opera Dünyası” Sevda-Cenap, And Vakfı Yayınları, Ankara, 2006
Leyla Gencer’i kaybettik
(1928 – 2008)
“Dünya operası La Diva Turca için ağlıyor.”
“Türk divası Leyla Gencer öldü.”
“La Diva Turca’yı yitirdik.”
“Türkiye’nin gerçek diva’sı artık yok.”
“La Scala da O’na veda etti.”
“Diva’nın cenazesinde medeniyetler buluşması.”
“Diva’nın külleri memleketinde.”
“La Diva Turca Boğaz’a kavuştu.”
“20’nci yüzyılın son diva’sına veda.”
“Diva’nın ruhu Boğaz’la buluştu.”
“İlahilerle uğurlanıyor.”
“Leyla Gencer anısına Dolmabahçe Camisi’nde mevlit okundu.”
“Leyla GENCER’in köyünü (Safranbolu’nun Yörük Köyü) yılda 30 bin kişi ziyaret ediyor.”
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Ülkemizde bir yandan bunlar olurken, bir yandan da kültür sanat ve bilim adına, çağdaş ve evrensel değerler adına, insanı "İnsan" yapan değerler adına, yaratıcılık adına, didinip çalışanlar var. İçinde yaşadığımız bu ortamda "ölmemek" için, bunalmamak için, mücadeleyi sürdürebilmek için bu çabalara, emeklere sığınıp, bunları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. İşte bunlardan biri daha:
Önce bir rastlantı
"Tutkunun Romanı" kitabımda Leyla Gencer'i anlattığımdan beri her yaştan pek çok insan, bu eşsiz sanatçıya ulaşabilmek için bana başvurur oldu. Bu başvuruların kimilerini karşılayabilir kimilerini karşılayamam...İsteklerin dileklerin sonu gelmez... İşte genç heykeltıraş ve içmimar Huşper Akyürek'in onun heykelini yapma isteğini bilirdim ama aynı zamanda arkadaşım olduğundan "iltimas" "kayırmacılık" yapmamak adına susar dururdum...
Rastlantı bu araya giriverdi: Leyla Gencer'le yemek yediğimiz bir lokantada bu gençle karşılaştık. İkisini tanıştırdım. Huşper Akyürek, bir yaprak gibi titreyerek, bir çırpıda Leyla Gencer'e hayranlığını dile getirdi ve yine bir çırpıda heykelini yapmak için izin istedi.
Leyla Gencer, saçları bir isyan bayrağı gibi uçuşan, kılığı kıyafeti tüm normlara meydan okuyan, görüntüsüyle sözleri alabildiğine çelişen bu genç sanatçıyı tepeden tırnağa süzüp (bence en çok da o heyecanından ve yaprak gibi titremesinden etkilenip) gülerek ve her zamanki Tanrıca edasıyla, "izin veriyorum" dedi. Huşper yanımızdan ayrıldı. Ancak o denli heyecanlıydı ki, Leyla Gencer'in yanıtını duymamıştı bile, izin verdiğini ancak ertesi sabah bana telefon ettiğinde öğrenecekti.
Aradan aylar geçti. Leyla Gencer yeniden Türkiye'deydi. Huşper Akyürek kolunun altında müthiş profesyonelce hazırlanmış bir dosya ile çıkageldi. Hiç unutmuyorum, o sırada Dış İşleri Bakanlığı Kültür Müdürü olan Büyükelçi Şule Soysal'da oradaydı. Dosyanın sayfalarını çevirdikçe başta Leyla Gencer olmak üzere hepimiz neye uğradığımızı şaşırdık. Müthiş çarpıcı, çok etkileyici bir anıt tasarımıydı karşımızda duran... Bence yıllarca İlhan Koman'ın asistanlığını yapmış, onunla çalışmış bir sanatçıdan başka türlüsü beklenemezdi zaten!
Mustafa Sarıgül sahip çıktı
Sonrasını kısa kesmeliyim. Huşber Akyürek'in tasarımına ilk büyük destek Prof. Metin Sözen'den geldi. Onun aracılığıyla, İstanbul'a dikilecek heykel için yer ve olanak aranmaya başladı. Kimi belediyeler ilgi gösterip oyalama taktiği güttü...
Sonunda Şişli Belediyesi, Mustafa Sarıgül projeye sahip çıktı. Yıllardır Leyla Gencer'i izleyen, sanatçıya sonsuz saygı ve hayranlık duyan, onu Nişantaşı'nda evinde ziyaret eden Mustafa Sarıgül, bu projeye Türkiye'nin aydınlık yüzü olarak bakıyor.
Mustafa Sarıgül'ün özellikle vurguladığı bir nokta: Sanatçılara saygının ölümlerinden sonra değil, yaşarken yerine getirilmesi...
Derhal kolları sıvadı, görev dağılımı yapıldı. Çeşitli seçenekler arasından yer belirlendi. Saptanan yer: Nişantaşı'nda Maçka Parkı'nın caddeye en yakın ucu. (İtfayeninin karşısı) İşin mali portresi ortaya çıktı. Belediyenin tek başına altından kalkması zor, o nedenle sponsorlarla çalışılacak.
Leyla Gencer'in heykeli 15 metre uzunluğunda, müzikteki fa anahtarı formunda granit bir kaide üzerine oturuyor. Heykelin kendi paslanmaz çelik... Huşper Akyürek, "Bu malzemeler Leyla Gencer'in kişiliğiyle son derece iyi örtüştüğü için seçtim" diyor. Heykelin toplam yüksekliği altı metre.
Şimdi ben buradan potansiyel sponsorlara sesleniyorum. Paslanmaz çelik üreticilerine, granit işindekilere de sesleniyorum. Haydi kolları sıvayın. İstanbul'a ancak ve ancak saygınlık kazandıracak, çağdaş, evrensel değer katacak bu eser için seferber olun!
Türk sanat tarihinin gözdesi, Türkiye'nin yetiştirdiği en ünlü, en büyük sopranosu Leyla Gencer, sadece eserleriyle değil, aynı zamanda bir heykeliyle de ölümsüzlüğe adım atıyor.
Kendisine ait heykel projesini gördüğünde, bir başka ünlü Türk heykeltıraş Huşper Akyürek'e "Bu kadarını beklemiyordum" diyerek, heykelin görkemine ilişkin duygularını aktarıyor. Daha önce, Leyla Gencer'e benzer projeler getirildiğinde, seçici davranan, onları kabul etmeyen Gencer, bu kez "evet" diyor.
Hemen arkasından, "ama bunun gerçekleşeceğine inanmıyorum" diyerek, Türkiye'de operaya, genel anlamda sanatçılarla ilgili, devletin o çok iyi bildiği duyarsızlığının altını çiziyor.
Çocukluğundan itibaren, ne zaman sorulsa, Huşper Akyürek "Büyüyünce sanatçı olacağım" yanıtını veriyor. Çocukluğundan itibaren, o müze senin, bu tiyatro benim dolaşıyor, hiçbir sergiyi, hiçbir sanat gösterisini kaçırmayan Akyürek heykelde karar kılıyor. Türkiye'de ve İngiltere'de okuyor. Hocası yine bir başka ünlü heykeltıraş İlhan Koman.
Akyürek, Leyla Gencer'in hiçbir operasını kaçırmıyor. İşte, yine sahnede Gencer, Beyazıt Operası'nda başrolde. Kırmızı tuvaletiyle. Akyürek o anda karar veriyor, Leyla Gencer'in heykelini yapmak gerek, bu tuvaletiyle.
Üç yıl kadar önce, İstanbul'da Leyla Hanım'la özel bir akşam yemeğinde, cesaretini topluyor, ona bu düşüncesini açıklıyor. Türkiye'de hiçbir opera sanatçısının heykeli yok. Oysa, Gencer bunu en çok hak eden sanatçılarımızdan biri.
Gencer önce Ankara Devlet Operası'nda, sonra İtalyan sahnelerinde. Napoli'de San Carlo Tiyatrosu'na attığı adımı,
Milano'daki operanın beşiği Scala Tiyatrosu izliyor.
Scala denildiğinde, akan sular duruyor. Leyla Gencer Scala'da 1957 ile 1980 arasında tam 23 yıl Macbeth, Aida, Don Carlos, Maça Kızı'nı seslendirirken, büyük İtalyan şefleriyle çalışıyor. Bazı eserlerin dünya prömiyerinde başroller artık Leyla Gencer'in.
Böyle bir ses, böyle bir sanat yeteneğinin kısa sürede uluslararası kariyere sahip olması, sürpriz değil. Gencer o kariyere ulaşıyor. 72 role imza atıyor.
İSTANBUL'DA DENİZE KARŞI
1985 yılında Venedik'te Gnecco'nun La Prova di un'opera Seria isimli eseriyle sahnelere veda ediyor. O tarihten beri Scala'da sanat yönetmenlerinden biri olarak genç sopranolar yetiştiriyor. Leyla Gencer İtalya'da hâlâ herhangi bir sergiye ya da davete katılsa, gazeteler "Diva sergiye geldi" haberleri yapıyor. İtalya'da böylesine bir saygı görüyor. Akyürek'in heykeli granit bir temel üzerinde, çelik konstrüksiyon. Çok pahalı. Yaklaşık 300 bin Euro'ya mal olacak. Ancak ve ne yazık ki, şu ana kadar 300 bin Euro henüz ortada yok. Buna karşılık, heykelin yeri hazır. İstanbul'da, Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül heykele sahip çıkıyor, ona Maçka Parkı'nda bir yer veriyor. Tepeden, denize karşı. Çünkü Leyla Hanım'ın Avrupa'daki şanına uygun şekilde ve kendi yaşamıyla, özlemleriyle denk düşen "Boğazın Kızı" olarak, heykelin deniz görmesini arzu ediyor.
Sıra şimdi 300 bin Euro'yu bulmaya geliyor. Eminim, bulunur, bulunacak, bulunması gerek.
Tasarım Husper Akyürek
'La Scala'da 50 Yıl...'
ESİNTİLER
ZEYNEP ORAL
Ah ne çok isterdim orada olabilmeyi. Ama olamadım... Geçen hafta Milano'da, La Scala'da Leyla Gencer için görkemli bir tören düzenlendi. Sanatçının bu kurumda çalıştığı, emek verdiği 50 yıl onuruna düzenlenen müzik, şiir, inanç, saygı, sevgi, aşk, tutku dolu bir tören...
İnsan onurunu yüceltme töreni... Çağdaş evrensel değerlerle bütünleşme töreni... Emeğe saygı töreni... Vefa borcu töreni...
Hayır, töreni izleyemedim ama İstanbul-Milano telefon hatları, Leyla Gencer'in yorgun ama heyecan dolu sesi ve törende konuklara dağıtılan ancak dün elime ulaşan "Leyla Gencer: La Scala'da 50 Yıl" adlı anı kitap imdadıma yetişti.
Kısa bir süre önce zatürree geçiren Leyla Gencer, son ana dek, "Belki de törene katılmam, katılamam" deyip durmuştu. (Bunu hep yapıyor... Belki anımsayanlarınız olur: Caruso Ödülü'nü alacağı zaman da aynı şeyi yapmış, katılmayacağım demiş ve son anda bir fırtına, bir volkan gi bi sahnede ışıklar saçarak belirivermişti!) La Scala'daki törene katılmak bir yana, her zamanki kraliçe ya da tanrıça edasıyla sahneden kükreyen, tüm dinleyicileri kâh gözyaşlarına, kâh kahkahalara boğan, en çok alkışı alan yine onun konuşması olmuş!
Bu konuşmada Leyla Gencer en ağdalı, en dramatik İtalyancasıyla (sahne diliyle günlük konuşma dilini muhteşem bir biçimde ayırmayı biliyor!) sahneden müzik aşkını, opera tutkusunu, hayattaki misyonunu dile getirip gençlere öğütlerle sürdürmüş. "Yaptığınız işi aşkla, tutkuyla, sevgiyle, inançla yapmazsanız, yok olursunuz!" diye haykırmış!
Törenden sonra telefonda "nasıldı" diye sorduğumda, şöyle yanıtladı: "Eh, fena değildi galiba... Çok yorgundum ama konuşmaya başlayınca açılıverdim... Galiba fazla açılmışım..." (Kıs kıs gülüyor!)
BİTMEYEN MİSYON
Leyla Gencer'in La Scala'da ilk sahneye çıkışı 1957'de Poulenc'in "Dialoghi delle Carmelitane" adlı eseriyleydi. Rejisör Margherita Wallmann'a karşı verdiği büyük kavgalar ve kendi deyişiyle "meydan savaşı" sonucu kazandığı bir zaferdi o rahibe rolü! (Meraklısı "Tutkunun Romanı" -Doğan Yayınları-kitabıma bakabilir...) La Scala'daki son opera temsili ise 1980'de Britten'in "Albert Herring"... Ikisi arasında Aida'dan Norma'ya, Lady Macbeth'ten Lucrecia Borgia'ya, Alceste 'den Idomeneo'ya 19 rol var...
Ancak son opera temsiliyle bitmedi La Scala serüveni Leyla Gencer'in... La Scala'nın genel müdürü ve artistik direktörü Stephane Lissner'in de hem anı, kitapta hem de törende vurguladığı gibi o tarihten sonra eğitimci olarak, hocaların hocası olarak sürdürdü görevini. La Scala'nın Lirik Akademisi olan, "As.Li.Co" diye tanınan kurumun hem artistik direktörü hem de eğitmeni oldu. 1981'den beri bu görevi sürdürüyor. Yani kendi deyişiyle "misyona devam".
"La Scala'da 50 Yıl" töreni ve kitabında, Gencer'in İtalya’da biyografisini yazan aynı zamanda arkadaşı Franca Cella'nın büyük rolü var. Törende ve kitapta üç büyük Maestro'nun (Gavazzeni, Muti ve Pizzi'nin) tanıklıklarına yer verildi. Lorrenzo Arruga, Carlo Fontana, Giancarlo Landini gibi eleştirmen ve müzik adamlarının görüşlerine de... Kitaba eşlik eden Leyla Gencer'in çeşitli sahnelerden çekilmiş filmleri bir DVD'de ve 2 müzik CD'sinde toplanmış.
Yurtdışından bu haberleri aldıkça bir yandan sonsuz sevinç ve kıvanç duyuyorum, bir yandan da acaba Maçka Parkı'na Leyla Gencer heykelini yerleştirebilmek için daha ne kadar bekleyeceğiz diye sormaktan kendimi alamıyorum.
10 YILLIK BİRİKİMLER
Elli yıllık bir süreç, kuşkusuz muhteşem bir birikim. Ama on yıllık birikimler de az buz şey değil! Hele konu klasik evrensel müzik olduğunda, hele işin kolayına ve ucuzuna kaçılmadığında, hele hele nicelik değil, nitelik gözetildiğinde, kaliteden ödün verilmediğinde...
Şu sıralar onuncu yıldönümüne tanıklık ettiğim iki olay var. İkisi de benim için çok değerli. Biri Siemens Opera Yarışması. Bundan on yıl önce 1998'de başladığında acaba diyordum, acaba kaç yıl sürer ki... Yekta Kara'nın danışmanlığında her yıl güçlenerek sürdü ve gençlere sayısız önemli kapılar açtı.
10. yıldönümünü kutlayan bir başka olay, Boğaziçi Üniversitesi'nin klasik müzik konserleri... Önceki akşam St. Petersburg'dan gelen Hermitaj Orkestrası'nın şef ve obua sanatçısı Alexey Utkin yönetimindeki konseri öncesinde, bir çırpıda on yılın yoğun ve hızlandırılmış bir panoramasını kuşbakışı izleyiverdik. Birbirinden değerli yerli ve yabancı solistler, orkestralar... Ama asıl önemlisi her konserde dinleyici öğrenci kitlesinin çoğalması... Rektör Ayşe Soysal'ın vurguladığı gibi, bu konserlerin gerçekleştirilmesi tek başına bir ordu gibi çalışan bir insana bağlı. Seçimi yapan, kurgulayan, ilişkiyi kuran, maddi ve manevi desteği arayan hep o. Yani, gazetemizin müzik yazarı Evin İlyasoğlu.
Teşekkürler Siemens ve Yekta Kara. Teşekkürler Boğaziçi Üniversitesi ve Evin İlyasoğlu. Daha nice onar yıllara. zeynep@zeyneporal.com
HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER
Leyla Gencer’in heykelini gerçekleştirmeliyiz
Bazı insanların öleceği hiç aklınıza gelmez. Ne kadar “kendimi iyi hissetmiyorum, hakikaten hiç iyi değilim” de deseler siz hastalığı ya da ölümü yakıştırmazsınız onlara. Zaten en sağlıksız, en halsiz anlarında bile “hadi sahneye çıkıyorsun” dendiğinde birden canlandıklarına, büyük bir titizlikle sahne için hazırlandıklarına, sonunda sahneye adım atar atmaz etraflarına parlak bir enerji halesi yaydıklarına kaç kez tanık olmuşsunuzdur.Leyla Gencer’i bundan yaklaşık 50 küsur yıl önce ilk kez tanıdığımda Ankara Devlet Konservatuarı’nda öğrenciydim. Sınıf arkadaşım piyanist Alp Ulusoy, Leyla Hanımın akrabasıydı. Birlikte Atatürk Bulvarı’ndaki çatı katına çaya gitmiştik. Leyla’nım o zamanın Ankara Operası sanatçılarından hiçbirinin hayatına benzemeyen bir hayat tarzı sürdürüyordu kocası İbrahim Bey’le. İstanbul’dan Ankara operasına gelip, kısa bir süre sonra başroller oynamaya başlaması opera kulislerinde kıskançlık krizlerine ve bol dedikodulara malzeme olmaktaydı. Güzelliği, görgüsü, dil bilmesi, kendini daha o zamanlar bir kraliçe gibi taşıması ve her şeyden önemlisi sahne üzerindeki başarısı onu zamanın opera sanatçılarından ayırıyor, farklı kılıyordu. Zaten Leyla Gencer’in Ankara Operası macerası 1950-55 arası sadece birkaç yıldır. O, opera sanatının 2. dünya savaşı sonrası yaşanan büyük patlama döneminde, Maria Callas, Renata Tebaldi gibi yıldızların yaratıldığı pırıltılı ortamda İtalya’ya gitmiş ve müthiş bir rekabet dünyasında kendini kabul ettirmişti. Gencer’in opera kariyerine tarafsız bir gözle baktığımızda cesaretine, sebatkârlığına, çalışkanlığına, gururlu duruşuna bir kez daha hayranlık duyarız. Gencer, opera dağarının yeni ve keşfedilmemiş alanlarına girme riskini göze almasıyla da dikkat çeker. Ses tekniğine birinci derecede önem verir. Sesini bir enstrüman gibi çalıştırdığını, teknik sağlam olmadan doğru ifadeye varılamayacağını her fırsatta tekrar eder. Onun için “sesim yorulur, kısılır, aman tam ses söylemeyeyim” gibi kısıtlamalar geçerli değildir. Sahne büyüsüne sahip olarak dünyaya gelmiş ender fanilerden biridir Leyla Gencer. Sahnede göründüğü anda seyirciyi avucunun içine alabilen hem sesini kullanışı, hem kusursuz yorumu hem de yarattığı kişi ile özdeşleşmesi onu aynı zamanda birlikte çalıştığı orkestra şefleri ve rejisörlerin de gözdesi yapar.Büyük plak firmalarının desteği olmadığından sahne üzerinde yarattığı, canlandırdığı ve seslendirdiği sayısız rolün ses ve görüntü kayıtları hep korsandır. Adı etrafında zaman içersin de gizemli bir efsane oluşur. Korsan kayıtlar kapışılır, dünyanın en ücra köşelerine kadar yayılan Leyla Gencer hayranları ağı gerçekleşir. Türkiye müzik dünyasının Leyla Gencer’i kabul etmesi epey gecikmişti. Ona hak ettiği önemi vermemiz ne yazık ki hayatının son dönemine rastladı. Ama o, memleketine hep sadık kaldı, küsmedi, gençlere evini, kucağını açtı, bilgilerini aktarmaktan kaçınmadı. Türk adını dünyada gururla taşıyan ender insanlardan biriydi Leyla Gencer, onu hep hayranlık ve sevgi ile anacağız.
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER 2008.05.13Külleri
Türkiye'ye getirilecek olan Leyla Gencer cuma günü Boğaz'ın sularına
uğurlanacak.
Gencer
için Milano'da görkemli tören
İtalya
divayı
uğurladı
ZEYNEP ORAL
MILANO-
Viale Maino'da 17 numaralı apartman… Leyla Gencer'in 40 yılı aşkın süredir
yaşadığı apartman... Önü çiçeklerle dolu... Avluyu geçerken başımı kaldırıp
balkona bakıyorum. O balkondan bin kez bana el salladı. Karşılarken, yolcu
ederken... Bu kez, biz onu yolcu edeceğiz, son yolculuğuna uğurlayacağız.
Apartman
dairesine giriyorum... İçeride herkes fısıltıyla konuşuyor. Sabahın erken
saatleri, ama şimdiden ziyaretçi dolu... Gençler, öğrencileri, daha yaşlılar,
çok yaşlılar (hayranları, müzisyenler...). Aile yakınları, İstanbul Kültür
Sanat Vakfı Müdürü Görgün Taner, Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü
Rengim Gökmen, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü Suat Arıkan, ilk gözüme
çarpanlar...
Leyla
Hanım yatak odasında sanki uyuyor. Çevresi o çok sevdiği beyaz çiçeklerle dolu.
Orkideler, leylaklar, zambaklar, en çok da güller, beyaz güller... Yüzü açık.
Dileyen yanına gidip onunla vedalaşıyor... Yattığı yerde, o beyaz çiçekler arasında,
sanki Alceste rolüne hazırlanmış gibi... Hani o oynadığı vakit, yalnız
dinleyicileri değil, orkestrayı ve sahne arkadaşlarını da gözyaşlarına boğan
Alceste...
Milano'daki
İslami cemaatin temsilcisi ve imamı Sayın Kemal Gül geliyor. Leyla Hanım'ın
üzeri örtülüyor. Kemal Hoca çok anlamlı ve kısacık bir konuşma yapıyor ve
duasını ediyor. İtalyanlar, Türkler orada kim varsa, kimi ellerini göğe açarak,
kimi haç çıkararak âmin diyor...
SON
VEDA...
Dakikalar
ilerliyor. Leyla Gencer'le son vedalaşmalar... (Ayrıntılarını belki bir başka
gün anlatırım sizlere.) Tabutuna kondu. Tabutun kapağı yerleştirildi. Tabut
görünmüyor, çünkü üzeri bembeyaz güllerle kaplı. Önde cenaze arabası, arkada
öteki arabalar, La Scala'nın hemen yakınındaki Santa Babila Kilisesi'ne geldik.
Burası hem bir kilise hem de en önemli törenler için kullanılan, Milano
kentinin simgelerinden biri olan görkemli bir mekân. Kilisenin önü,
beklemediğim denli kalabalık. İçeri girmeden, demek herkes dışarıda bekliyor
diye geçirirken içimden, yanıldığımı görüyorum. İçerisi çoktan dolmuş,
dışarıdaki kalabalık içeri giremeyenler... La Scala'nın Genel Sanat Yönetmeni
Lisner, yılların sopranosu, rol arkadaşı Mirella Freni ve daha sayısız sanatçı
kapıda sarılıyorlar tabuta...
Kilisede
Heandel'in bir ağıdı karşıladı Leyla Gencer'i... Orgun başında La Scala'nın
Amerikalı piyanisti James Vaughan. "Norma Operası"ndan "Casta
Diva" aryasının melodisi yükseldiğinde orgdan, artık kimse gözyaşlarını
tutamıyordu. (Leyla Gencer'in unutulmaz rollerinden biri...) Bakireler
Tanrıçası Norma kendini ateşe atarak ölümü seçmişti. Milanolular
"Diva"larına "Sen bizim tanrıçamız- sın" diyerek veda ediyordu.
AKSAYAN
TEK NOTA YOK
İtalyanca
konuşmalar yapılıyor. Sonra, bu kez plaktan La Scala Operası'nın eski bir
kaydını dinliyoruz: Verdi'nin "La Forza Del Destino" (Kaderin Gücü)
operasından "La Vergine degli Angeli" aryası... Yine unutulmaz rollerinden
biri ve yaşamının son günlerinde Leyla Gencer'in dinlediği tek plak, tek
arya...
Bütün
bu kalabalık nereden çıktı …
Photo: Leyla Gencer için Milano'da düzenlenen törene Gencer'in
dostları ile Türkiye ve İtalya'dan çok sayıda sanatsever katıldı. (Fotoğraf:
AA)
►Törenin
sonunda herkes çiçeklerle örtülü tabutun önünden geçiyor, saygı duruşunda
bulunuyor ve kilise boşalıyor. Önümden bir duygu seli akıyor.
Cenaze
arabasındayım. Krematoryuma gidiyoruz. Vasiyet etmişti. Yakılmak istemişti.
Burada yetkililere onu teslim etmeden önce, uçsuz bucaksız yeşilliğin bir
yerinde, yine Kemal Hoca'nın yol göstericiliğinde cenaze namazı kılınıyor...
İşte bu kadar...
ACIMIZ ÇOK
BÜYÜKTÜR... ANISI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLEREK
Dünya
operasından bir yıldız kaydı
ERHAN KARAESMEN
Opera
sanatı, bilindiği gibi, Batı kültürünü yücelten et- kinliklere kaynaklık edegelmiştir.
Tüm müzik sanatçıları ve solistleri içinde opera yıldızlarının çok ayrı bir
yere sahip olduğu, sadece sanat-kültür çevrelerinde değil, genel kamuoyunda da
büyük saygınlığa ulaştıkları bilinegelir. Leyla Gencer bu alanda bizim
iklimimizden çıkma en ileri düzeydeki sanatçıydı, ama onun ötesinde opera sanatının
evrensel ölçütlere vurulması durumunda da en dar eleklerden geçip alta süzül-
meyi becermiş çok az sayıdaki müzisyenden biriydi.
Wagner
ve Mozart operalarının Flagstad, Nielsen, Szharzkopf gibi efsanevi seslerle
örüldüğü ve İtalyan operasının Callas- Tebaldi ikilisinin ezici kontrolü altında
bulunduğu bir dönemde, gencecik bir Türk sesinin dünya arenasında boy
göstermesinin güçlüğünü düşünün. Ses niteliği, tını güzelliği oralarda mesafe
almaya tek başına yeten unsurlar değil; olağanüstü bir sosyal çevre becerisi ve
şiddetli kıskançlıkların kol gezdiği bu alanda, müthiş bir sabır, psikolojik
denge ve azimli bir karakterin ürünü olan bir dayanım gücü gerekir.
Zamanında
plak şirketlerinin ıskaladığı "bilinmeyen bir Türk kızına yatırım yapmanın
riskli görüldüğü bir dönemde, Leyla Hanım tükenmez bir sabır ve alabildiğine güler
yüzlü bir azme dayalı müthiş çalışma temposuyla bunları aştı. Sahne üzerindeki
duruşunun sesinin yumuşaklığını tamamlayan zarafeti, kendisiyle kişisel
ilişkilere girebilenlere gösterdiği zeki, kültürlü ve dostane tepkiler
sonucunda da 60'lı yıllar boyunca adı gittikçe büyüdü. Hayranları rol aldığı
temsillerde sahneye çıkan merdivenlerin üzerine falan yerleştirdikleri amatör
ses kayıt cihazlarıyla Leyla Hanım'ı kayıtlara geçirdiler. Bu kayıtlardan, daha
sonraki yıllarda, kara plaklara dökülmüş korsan ürünler türetildi. Bunlar yüz
binlerce sattı. Büyük plak şirketleri o tröst yapılarının verdiği cesaretle
ayılıp Leyla Gencer'den canlı yayınlar yapma noktasına geldiğinde ise, Leyla
Hanım aktif ses sanatçılığını artık bırakmıştı.
20
yıla yaklaşıyor, İstanbul festivallerinin tarihi konserlerinden birinde çok
değer verdiği Aydın Gün'ün kolunda sahneye çıkıp parlak şarkıcılık döneminin
veda konserini verdiğinde, alkıştan inleyen o Aya İrini’de insanlar hem çok mutlu
hem de hüzünlüydü. O günlerde kendisiyle yaptığımız kısa bir söyleşide mutluluk
ve hüzün karışımı o karmaşık duyguyu Leyla Hanım'ın da yoğun biçimde yaşadığını
gözlemiş ve duyumsamıştık. Çok parlak da olsa bir şey bitiyordu. Leyla Hanım,
olağanüstü zekâsı ve kültürüyle, işi uzatmadan tam kıvamında bitirme kararını
vermişti, çok anlamlıydı.
Müzik
sanatı ve özellikle opera alanındaki benzersiz kültürü, aktif sanatçılığı
bırakmasından sonraki dönemlerde de onu hep opera dünyasının etkin noktalarında
yol gösterici kültür insanı konumunda tuttu. Kendi ülkesinde adına konmuş bir
ses yarışmasına süreklilik kazandıramayan yerli kültürsüzlüğümüzün ürünü büyük
umursamazlık ve saygısızlık ise bir ağıt yazısında bile hatırlanması gereken
bir büyük keyifsizlik unsuruydu.
Gencer
Ankara'da
anıldı...
Ankara (Cumhuriyet Bürosu)-
Milano'daki evinde solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitiren
"20. Yüzyılın Son Divası" Leyla Gencer, dün Devlet Opera ve Balesi
Genel Müdürlüğü'nde (DOB) düzenlenen törenle anıldı.
Leyla Gencer için Milano'daki La
Scala Operası'nda yapılan törenle eşzamanlı başlayan törende konuşan DOB Genel
Müdür Yardımcısı Şenol Tiryaki, Gencer'in 80 yıllık ömrünü, onuru ve yaratıcılığıyla
sürdürdüğünü söyledi. Eski DOB Genel Müdürü Remzi Buharalı, "Güzel yıldız
aramızdan kaydı. Gündüz gök- yüzünde yıldızlar görünmez, ama o gündüz vakti
bile yansıyacak bir sanatçı olarak akıllarda kalacak" dedi. Gencer'in çok
mütevazı bir sanatçı olduğunu belirten Opera Solistleri Derneği Başkanı Tuncer
Tercan da Gencer'in Türkiye'nin adını dünyada en iyi düzeyde temsil ettiğini
söyledi.
Tercan, "Türkiye Cumhuriyeti,
Leyla Gencer'le ne kadar övünse azdır" diye konuştu. Konuşmaların ardından
Gencer'le ilgili sinevizyon gösterisi sunuldu, DOB binası önündeki Leyla Gencer
heykeline çelenk bırakılarak saygı duruşunda bulunuldu. Anma töreninde
katılımın az olmasıysa dikkat çekti. Gencer'in ilk sahneye çıktığı yer olan 693
kişilik Opera Sahnesi'nde düzenlenen törene yaklaşık 40 kişinin katılması tepki
yarattı.
SABAH DAILY NEWS PAPER
2008.05.13
HINÇAL ULUÇ
Bir Leyla Gencer
yaşamıştı ki..
Sabah'ın
erken saatlerinde tutmuştuk, Ahmet'le Dil Tarih'in yolunu... Ahmet, Kışlalı,
kuzen... Dil Tarih'in dillere destan kızlarıyla kantinde hoş saatler değildi bu
defa sebebimiz... Tatil günü ne kantini... Konsere gidiyorduk...
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası o zamanlar, her cumartesi öğleden sonra
Üniversite Konserleri verirdi Dil Tarih'in büyük
salonunda... İrfan Şahinbaş'ın adını taşırdı aklımda kaldığı
kadarıyla da o salon... Konser öğleden sonra 3'te başlıyordu da, biz niye
sabahın köründe yollardaydık...
Çünkü o konser başkaydı... O konser farklıydı. O konser anlamlıydı, muhteşem
olmanın ötesinde...
Leyla Gencer ülkesinde söyleyecekti...
Demokrat Parti zadeganı sanki İsmet Paşa'nın izlerini silmek ister gibi, çok
sesli müziğe pek itibar etmezdi. İlk Milli Eğitim Bakanları, Tevfik İleri,
Büyük Tiyatro'daki İsmet Paşa'nın koltuğunda gerçekleştirmişti ilk eylemini.
İsmet Paşa'nın kulağı güç duyduğu için Operaları ve konserleri rahat izlesin
diye, o koltuğa özel bir kulaklık monte edilmişti. Paşa oturunca kulaklığı
takardı. Demokrat Parti seçimi kazanıp iktidar olunca, İleri, tayin ettiği
Tiyatro Müdürüne emir verip, kulaklığı söktürmüştü.
Olayı öğrenen Bedii Faik, zamanın en büyük kısa fıkra ustası "Sayın Savcı,
bana hakaret olmayan en ağır lafı söyle ki, Milli Eğitim Bakanı'na onu
yazayım" demişti, Bir Damla köşesinde...
27 Mayıs'ın yarattığı o harikulade özgürlük ve coşku havasında, İtalya'da
sürgün gibi yaşayan Leyla Gencer de yurda dönmüştü...
"Artık kendi ülkemde sahneye çıkacağım" diyordu... Ama çıkamadı...
Yerleşmiş, ağdalaşmış bürokrasiyi aşamadı... Tiyatro ve Opera'yı yönetenler
"Yabancı olsan konuk olarak alabiliriz. Ama sen Türksün, konuk olamazsın.
Milano Scala'dan istifa et. Gel bizim kadroya gir, sahneye çık" dediler...
Gencer İtalya'nın divası, Dünya Operasının yıldızıydı o zamanlar...
"Yapmayın" dedi... Yaptılar... "Etmeyin" dedi...
Ettiler... Leyla'yı kendi ülkesinde sahneye çıkarmadılar... O da "Gidiyorum" dedi... Gitmeden önce de bir veda konseri istedi...
"Ben de Üniversitelilerime söyler giderim" dedi...
İşte o konserdi, Dil Tarih’te... Ve üniversite günlerdir çalkalanıyordu...
Leyla'yı dinlemenin tek yolu, kapıyı erken tutmaktı...
Biz Ahmet'le vardığımızda kuyruk oluşmuştu bile... Saatlerce bekledik... Sonra
kapılar açıldı... Daldık... Önce ceketleri fora edip, kız arkadaşlarımıza da
yer ayırdık... "Sizin erken gelmenize gerek yok, biz yer tutarız"
diye... Şövalyeyiz ya... Ama hadi gel de tut bakalım... İçeri girenler öyle
bastırıyor ki, nerdeyse kavga çıkacak... Millet koridorlarda bile yere
oturmuşken, boş koltuk olur mu?.. Üstelik biz Dil Tarihli de değil,
Mülkiyeliyiz. Yani dağdan gelip bağdakini kovma olayı... Bıraktık yerleri tabii...
Konsere bir saat kala kızlar geldi... Yerde oturanların arasından güç bela
sıyrılıp yanımıza ulaştılar... Yapacak şey yok... Kucağımıza oturdular tabii...
Salon yer sayısının iki misli dolu, balık değil, ton balığı istifiyiz... Dil
Tarih'ten hesapta olmayan iki kız arkadaş daha gelmez mi o sırada..
Allah sizi inandırsın... Manzara aynen şöyle... Ahmet'le ben yan yana
oturuyoruz... İkişer dizimizde ikişer kız oturmuyor, mümkün değil... Tünemişler
adeta... Saatlerce öyle oturduk biliyor musunuz?.. Günlerce açılmadı, uyuşmuş
kaslarım, topal topal yürüdüm... Ne gam!..
Nihayet Leyla göründü sahnede... Bir şurup içimize aktı, aktı, aktı... Nasıl
kendimizden geçmişiz... Nasıl mest... Nasıl çılgınca alkışlıyoruz...
Ülkesinin bürokratlarının tekmesini yiyen Leyla, gençlerin bu coşkusundan nasıl
Mutlu...
Ağlıyor...
Hüngür hüngür ağlıyor bir yandan... Çağıl çağıl söylüyor öte yandan...
Bitti
konser ama bitmiyor... Ne biz bırakıyoruz ne Leyla gitmek istiyor... Kaç kez
geri döndü, kaç kez bis yaptı... Bir yandan kalabalık, nefes alacak hali
kalmamış, bir yandan saatlerdir tek başına şarkı söylüyor... Yorgun,
sırılsıklam...
Son gidişinde ıslak tuvaletini atmış, sabahlık giymiş üzerine, "Artık
tamam" diye...
Ne
tamamı... Alkış, çığlık kıyamet..."Leyla...
Leyla... Leyla!.."
Çıktı gene sahneye... Sırtında sabahlık, elinde havlu... "Halim bu, beni
bırakın artık gençler ne olur" demek için...
Kim bırakır ki... O halde de söyledi... Söyledi... Sonunda bizde hal kalmadı ne
alkış, ne ses... Öyle bitti konser ve Leyla gitti... Yıl 1961... Bu onu sahnede
son görüşüm oldu...
Şimdi, dünyadan da gitti Leyla... Türk'ün sesini tüm dünyada duyuran büyük
Diva, tek, biricik Divamız dünyaya da veda etti...
Arkasında o coşku dolu, o harikulade, o unutulmaz günün anılarını bırakarak...
O gün yanımda oturan Ahmet, Ahmet'in kucağında oturanlardan İlgün çok önce
gitmişlerdi, çok genç...
Leyla'nın oradaki konserinde yer tutmak için sanki!..
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER 2008.05.15
Külleri Türkiye'ye getirilecek olan Leyla Gencer cuma günü Boğaz'ın sularına uğurlanacak.
Gencer için Milano'da görkemli tören
İtalya
divayı
uğurladı
Apartman dairesine giriyorum... İçeride herkes fısıltıyla konuşuyor. Sabahın erken saatleri, ama şimdiden ziyaretçi dolu... Gençler, öğrencileri, daha yaşlılar, çok yaşlılar (hayranları, müzisyenler...). Aile yakınları, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Müdürü Görgün Taner, Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengim Gökmen, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü Suat Arıkan, ilk gözüme çarpanlar...
Leyla Hanım yatak odasında sanki uyuyor. Çevresi o çok sevdiği beyaz çiçeklerle dolu. Orkideler, leylaklar, zambaklar, en çok da güller, beyaz güller... Yüzü açık. Dileyen yanına gidip onunla vedalaşıyor... Yattığı yerde, o beyaz çiçekler arasında, sanki Alceste rolüne hazırlanmış gibi... Hani o oynadığı vakit, yalnız dinleyicileri değil, orkestrayı ve sahne arkadaşlarını da gözyaşlarına boğan Alceste...
Milano'daki İslami cemaatin temsilcisi ve imamı Sayın Kemal Gül geliyor. Leyla Hanım'ın üzeri örtülüyor. Kemal Hoca çok anlamlı ve kısacık bir konuşma yapıyor ve duasını ediyor. İtalyanlar, Türkler orada kim varsa, kimi ellerini göğe açarak, kimi haç çıkararak âmin diyor...
SON VEDA...
Dakikalar ilerliyor. Leyla Gencer'le son vedalaşmalar... (Ayrıntılarını belki bir başka gün anlatırım sizlere.) Tabutuna kondu. Tabutun kapağı yerleştirildi. Tabut görünmüyor, çünkü üzeri bembeyaz güllerle kaplı. Önde cenaze arabası, arkada öteki arabalar, La Scala'nın hemen yakınındaki Santa Babila Kilisesi'ne geldik. Burası hem bir kilise hem de en önemli törenler için kullanılan, Milano kentinin simgelerinden biri olan görkemli bir mekân. Kilisenin önü, beklemediğim denli kalabalık. İçeri girmeden, demek herkes dışarıda bekliyor diye geçirirken içimden, yanıldığımı görüyorum. İçerisi çoktan dolmuş, dışarıdaki kalabalık içeri giremeyenler... La Scala'nın Genel Sanat Yönetmeni Lisner, yılların sopranosu, rol arkadaşı Mirella Freni ve daha sayısız sanatçı kapıda sarılıyorlar tabuta...
Kilisede Heandel'in bir ağıdı karşıladı Leyla Gencer'i... Orgun başında La Scala'nın Amerikalı piyanisti James Vaughan. "Norma Operası"ndan "Casta Diva" aryasının melodisi yükseldiğinde orgdan, artık kimse gözyaşlarını tutamıyordu. (Leyla Gencer'in unutulmaz rollerinden biri...) Bakireler Tanrıçası Norma kendini ateşe atarak ölümü seçmişti. Milanolular "Diva"larına "Sen bizim tanrıçamız- sın" diyerek veda ediyordu.
AKSAYAN TEK NOTA YOK
İtalyanca konuşmalar yapılıyor. Sonra, bu kez plaktan La Scala Operası'nın eski bir kaydını dinliyoruz: Verdi'nin "La Forza Del Destino" (Kaderin Gücü) operasından "La Vergine degli Angeli" aryası... Yine unutulmaz rollerinden biri ve yaşamının son günlerinde Leyla Gencer'in dinlediği tek plak, tek arya...
Bütün bu kalabalık nereden çıktı …
Photo: Leyla Gencer için Milano'da düzenlenen törene Gencer'in dostları ile Türkiye ve İtalya'dan çok sayıda sanatsever katıldı. (Fotoğraf: AA)
►Törenin
sonunda herkes çiçeklerle örtülü tabutun önünden geçiyor, saygı duruşunda
bulunuyor ve kilise boşalıyor. Önümden bir duygu seli akıyor.
ACIMIZ ÇOK BÜYÜKTÜR... ANISI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLEREK
Dünya
operasından bir yıldız kaydı
Opera
sanatı, bilindiği gibi, Batı kültürünü yücelten et- kinliklere kaynaklık edegelmiştir.
Tüm müzik sanatçıları ve solistleri içinde opera yıldızlarının çok ayrı bir
yere sahip olduğu, sadece sanat-kültür çevrelerinde değil, genel kamuoyunda da
büyük saygınlığa ulaştıkları bilinegelir. Leyla Gencer bu alanda bizim
iklimimizden çıkma en ileri düzeydeki sanatçıydı, ama onun ötesinde opera sanatının
evrensel ölçütlere vurulması durumunda da en dar eleklerden geçip alta süzül-
meyi becermiş çok az sayıdaki müzisyenden biriydi.
Gencer
Ankara'da
anıldı...
Ankara (Cumhuriyet Bürosu)-
Milano'daki evinde solunum ve kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitiren
"20. Yüzyılın Son Divası" Leyla Gencer, dün Devlet Opera ve Balesi
Genel Müdürlüğü'nde (DOB) düzenlenen törenle anıldı.
Bir Leyla Gencer yaşamıştı ki..
Sabah'ın erken saatlerinde tutmuştuk, Ahmet'le Dil Tarih'in yolunu... Ahmet, Kışlalı, kuzen... Dil Tarih'in dillere destan kızlarıyla kantinde hoş saatler değildi bu defa sebebimiz... Tatil günü ne kantini... Konsere gidiyorduk...
Ettiler... Leyla'yı kendi ülkesinde sahneye çıkarmadılar... O da "Gidiyorum" dedi... Gitmeden önce de bir veda konseri istedi...
Mutlu...
Ağlıyor... Hüngür hüngür ağlıyor bir yandan... Çağıl çağıl söylüyor öte yandan...
Bitti konser ama bitmiyor... Ne biz bırakıyoruz ne Leyla gitmek istiyor... Kaç kez geri döndü, kaç kez bis yaptı... Bir yandan kalabalık, nefes alacak hali kalmamış, bir yandan saatlerdir tek başına şarkı söylüyor... Yorgun, sırılsıklam...
Ne tamamı... Alkış, çığlık kıyamet...
Şimdi, dünyadan da gitti Leyla... Türk'ün sesini tüm dünyada duyuran büyük Diva, tek, biricik Divamız dünyaya da veda etti...
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER 2008.05.18
Başarısının, 'La Diva Turca' olmasının açıklamasını
alçakgönüllülükle yaparken 'Ben sadece ağzımı açıp şarkı söyledim' derdi
Ona sorarsanız: Şans-kader-kısmet
Leyla Gencer gerek "Tutkunun Romanı" kitabı
için çalışırken gerek sonraki yıllar boyunca beni hep ikna etmeye çalıştı.
Başarısının, "La Diva Turca" olmasının açıklaması ona göre şans,
kader, kısmetti. "Ben bir şey yapmadım sadece ağzımı açıp şarkı söyledim,
hepsi bu" derdi. "Gerisi: Şans, kader, kısmet..."
Bunun gerçek olmadığını elbet kendi de bilirdi. Ama
söylemekten hoşlanırdı... Tüm başarısını çalışma, araştırma, öğrenme, mükemmeli
arama ve mücadele sonucu elde etmişti. Bilinçli seçimler soncunda elde etmişti.
Rastlantıya, kısmete yer yoktu.
Ancak illaki "şans" aramak gerekiyorsa
meslek yaşamının ilk başlarında işte iki rastlantısal olay:
INGRID BERGMAN'I AĞLATANSOPRANO
Yıl 1954. Leyla Gencer Napoli'de San Carlo Operası'nda
"Madam Butterfly" oynuyor. 3 temsil için anlaşması var.
O günlerde Napoli, ne Napoli'si tüm İtalya tüm Avrupa
bir aşk hikâyesiyle çalkalanıyor: Ingrid Bergman - Roberto Rossellini aşkı!
Ingrid Bergman, Amerika'da kocasını, çocuğunu terk
etmiş sevdiği adamın peşinden İtalya’ya gelmiş, aynı tiyatroda Jeanne d'Arc
oynamış, temsiller bitmiş, artık Napoli'den ayrılmak üzere...
Ayrılmadan önce San Carlo'da Madam Butterfly'ı
seyreder.
Romantik operaların en romantiğini izlerken müthiş
etkilenir Bergman. Butterfly sahnede, Bergman locada gözyaşları içindedir.
Temsil sonunda sahne arkasına atar kendini genç sopranoyu kucaklar, ona
iltifatlar yağdırır. Bu arada yüzlerce flaş patlar...
Ertesi gün tüm İtalya "Leyla" adını duymuş;
o fotoğraftan, "Ingrid Bergman'ı derinden sarsan Türk sopranonun yüzünü
tanımıştır!
SAN FRANSISCO'YA ACELE FRANCESCA ARANIYOR Yıl 1955.
San Francisco Operası Müdürü Kurt Adler, Napoli'deki
San Carlo Operası Müdürü Di Costanzo'ya telefon eder. Panik içindedir: "İmdat!
Bana hemen Francesca da Rimini'de başrolü oynayacak çok iyi bir İtalyan soprano
bul!"
Francesca rolünü üstlenen Renata Tebaldi, son anda
hastalanmış, sahneye çıkamayacak!
Napoli'deki Opera Müdürü Di Costanzo, San
Francisco'daki Opera Müdürü Adler'i yatıştırır: "Aklımda biri var, harika
Francesca olur. Çok iyi bir soprano." Ve telefonu kapamadan ekler:
"Yazık ki İtalyan değil.
Ondan sonraki günlerde iki kıtadaki iki opera
arasında, "bu yeni çıkan soprano Francesca olabilir mi, olamaz mı"
tartışması sürerken Di Costanzo hiç zaman yitirmeden Leyla'ya "Sana
Francesca rolünü teklif edecekler, hemen kabul et" diye haber yollar.
Francesca da Rimini mi? İşte o operayı hiç bilmiyor.
Ama nasıl olsa hemen öğrenebileceğini artık çok iyi biliyor. Hem zaten tüm
hocaları tembih ettiler ya: Hiçbir operayı bilmiyorum demeyecek. Ne teklif
etseler "elbet biliyorum, söylerim" diyecek.
Kurt Adler'in teklifine "evet" dedi.
Yurtdışına adımını atmasının üzerinden iki yıl geçmişti. Ve şimdi San Francisco
Operası'nda Renata Tebaldi'nin yerine başrol oynamaya gidiyordu.
Bana durumu şöyle açıklayacaktı: "Daha bonjour
der demez, kendimi Tebaldi'nin yerinde buldum!"
VATAN GAZETESİ
2008.05.18
TUĞRUL TUNALIGİL
İtalyanlar, önünde diz çöküp eteğini öpüyordu

Başarısının, 'La Diva Turca' olmasının açıklamasını alçakgönüllülükle yaparken 'Ben sadece ağzımı açıp şarkı söyledim' derdi
Ona sorarsanız: Şans-kader-kısmet
Bunun gerçek olmadığını elbet kendi de bilirdi. Ama söylemekten hoşlanırdı... Tüm başarısını çalışma, araştırma, öğrenme, mükemmeli arama ve mücadele sonucu elde etmişti. Bilinçli seçimler soncunda elde etmişti. Rastlantıya, kısmete yer yoktu.
Ancak illaki "şans" aramak gerekiyorsa meslek yaşamının ilk başlarında işte iki rastlantısal olay:
Yıl 1954. Leyla Gencer Napoli'de San Carlo Operası'nda "Madam Butterfly" oynuyor. 3 temsil için anlaşması var.
O günlerde Napoli, ne Napoli'si tüm İtalya tüm Avrupa bir aşk hikâyesiyle çalkalanıyor: Ingrid Bergman - Roberto Rossellini aşkı!
Ingrid Bergman, Amerika'da kocasını, çocuğunu terk etmiş sevdiği adamın peşinden İtalya’ya gelmiş, aynı tiyatroda Jeanne d'Arc oynamış, temsiller bitmiş, artık Napoli'den ayrılmak üzere...
Ayrılmadan önce San Carlo'da Madam Butterfly'ı seyreder.
Romantik operaların en romantiğini izlerken müthiş etkilenir Bergman. Butterfly sahnede, Bergman locada gözyaşları içindedir. Temsil sonunda sahne arkasına atar kendini genç sopranoyu kucaklar, ona iltifatlar yağdırır. Bu arada yüzlerce flaş patlar...
Ertesi gün tüm İtalya "Leyla" adını duymuş; o fotoğraftan, "Ingrid Bergman'ı derinden sarsan Türk sopranonun yüzünü tanımıştır!
San Francisco Operası Müdürü Kurt Adler, Napoli'deki San Carlo Operası Müdürü Di Costanzo'ya telefon eder. Panik içindedir: "İmdat! Bana hemen Francesca da Rimini'de başrolü oynayacak çok iyi bir İtalyan soprano bul!"
Francesca rolünü üstlenen Renata Tebaldi, son anda hastalanmış, sahneye çıkamayacak!
Napoli'deki Opera Müdürü Di Costanzo, San Francisco'daki Opera Müdürü Adler'i yatıştırır: "Aklımda biri var, harika Francesca olur. Çok iyi bir soprano." Ve telefonu kapamadan ekler: "Yazık ki İtalyan değil.
Ondan sonraki günlerde iki kıtadaki iki opera arasında, "bu yeni çıkan soprano Francesca olabilir mi, olamaz mı" tartışması sürerken Di Costanzo hiç zaman yitirmeden Leyla'ya "Sana Francesca rolünü teklif edecekler, hemen kabul et" diye haber yollar.
Francesca da Rimini mi? İşte o operayı hiç bilmiyor. Ama nasıl olsa hemen öğrenebileceğini artık çok iyi biliyor. Hem zaten tüm hocaları tembih ettiler ya: Hiçbir operayı bilmiyorum demeyecek. Ne teklif etseler "elbet biliyorum, söylerim" diyecek.
Kurt Adler'in teklifine "evet" dedi. Yurtdışına adımını atmasının üzerinden iki yıl geçmişti. Ve şimdi San Francisco Operası'nda Renata Tebaldi'nin yerine başrol oynamaya gidiyordu.
Bana durumu şöyle açıklayacaktı: "Daha bonjour der demez, kendimi Tebaldi'nin yerinde buldum!"
“Adı Diva... La Diva Turca...Yaptığı her şeyin içinde bir tutku var. İzleyiciyi avucunun içine nasıl alacağını iyi biliyor. O, derin, gölgeli ve yumuşak titreşimleriyle gerçekten şarkı söylüyor. Anlatılması olanaksız iniş çıkışlarıyla insana sonsuz heyecan veriyor...” 1955 tarihli bir İtalyan gazetesi, böyle yorumluyor Leyla Gencer’i.“20’nci yüzyılın Son Divası” 50 yıl konser verdiği La Scala Operası yakınındaki San Babila Kilisesi’nde düzenlenen törenle son yolculuğuna uğurlandı. Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük opera yeteneği olan Gencer’in hayatını “Tutkunun Romanı” adlı kitabında kaleme alan gazeteci-yazar Zeynep Oral ölümünün ardından Diva’yı anlattı.Leyla Gencer adını ilk kez ne zaman duydunuz?Çocukken babaannemden hep duyardım Leyla Gencer’i, “Bizim müthiş bir Türk kızımız var, bütün Amerika’yı ve Avrupa’yı fethediyor” derdi... Bir kez 12-13 yaşlarındayken İstanbul’da eski Dram Tiyatrosu’nda izledim. Aradan seneler geçti, Callas’ın Tosca’sı için sabahın 5-6’sında Paris Operası’nda kuyruğa girmiştim. O kuyruktaki gençler benim Türkiye’den olduğumu öğrenince bana Leyla Gencer üzerine sorular sormaya başladı. Ve ben hakkında çok az şey bildiğimi fark ettim. Onun üzerine daha çok öğrenmem gerektiğine karar verdim.Tanışmanız nasıl oldu?1974 yılında Aya İrini’deki konserine gittim, büyülendim. Müthiş bir sahne karizması var. Bakışınızı, soluk alıp verişinizi, alkışınızı yönetiyor. Avucunun içine alıveriyor insanı. Kendisi öyle çok uzun boylu değil. Ama öyle bir duruşu var ki, onu çok uzun boylu sanıyorsunuz. Sahnede söylediği her sözcük, her nota müthiş bir önem kazanıyor. Bir kraliçe edasıyla sahnede var oluyor. Aya İrini’nin kubbesinde kuşlar uçuşur, onlara bile hükmettiğini gördüm. Konser sonrası gidip kendimi tanıttım, “Aaa cicim, sen misin, Seza Birsel’in torunu, Selçuk’la Semih’in kızı” dedi.Peki hayat öyküsünü kitaplaştırmaya nasıl karar verdiniz?“Tutkunun Romanı” kitabı için kendisini görmeye gitmeden önce, çalıştığım gazeteye kendisiyle birkaç röportaj yapmıştım. Yazdıklarımı beğeniyordu. 4 yıl sürdü çalışmamız. İlk kez 1988’de Milano’ya kendisini görmeye gittim. Daha sonra da habire gidip geldim.İtalya’da nasıl bir ilgi vardı kendisine?1988’de İtalya’ya ilk gittiğimde “La Scala Operası” mevsimi açıyordu. Akşam arabayla Scala’nın ön kapısına gelmek için ilerliyoruz. Dedim ki, “Müthiş bir trafik var. Biraz erken inip arabadan yürüyelim”. Ama “Hayır, cicim. Ben tam önünde ineceğim” dedi. Meydanda büyük bir kalabalık toplanmış. Leyla Hanım, arabadan indi. Başını kaldırıp şöyle etrafına baktı. O anda tüm flaşlar patladı. Bütün meydan yoğun bir tempoyla “Leyla, Leyla, Leyla” sesleri ile inledi. Ben o anda donup kaldım. Gözümün önünde yaşlı başlı insanların yere diz çöktüklerini, elini ve eteğini öptüklerini gördüm. İster yazlık evi Arenzano’da, ister Milano’da, bakkalından taksi şoförüne, herkesin “La reggina, La reggina (Kraliçe)” diye ona nasıl hayran olduğuna şahit oldum.Hayatının dönüm noktası ne zamandı?Ankara Operası’ndan bir telgraf geldi: “Şu kadar gün içerisinde ya gelirsin, ya da operadan atılırsın.” Telgraf, Roma Büyükelçisi’ne gitti. Leyla Hanım’ın, İtalya’da çıktığı her yerin programında ismi Ankara Devlet Operası sanatçısı diye yazılıyordu. “Dönemem, çünkü temsilim var” dedi. 1958’de sözleşmesinin feshedilmesiyle Ankara’dan ayrıldı. Ama Türkiye’ye sık sık gelip gidiyordu. Muhsin Ertuğrul, Aydın Gül ve Mükerrem Berk... 1960’dan sonra Milano’ya yerleştiği halde, bu üç isim ne zaman “Leyla, gel” deseler, Leyla Hanım koştu geldi.İtalyan vatandaşı olmayı reddettiİnsan olarak nasıl biriydi?Çok evhamlıydı. Ama içinde büyük heyecanı ve korkusu olan biriydi. Sahneye çıkmadan evvel belki de adrenalin yükseltmek için yapıyordu bunları. Ona “Diva kaprisi” diyorlar ama Diva kaprisi değildi aslında. “Camı açtın, üşüteceğim, öksürüyorum, sesim çıkmıyor, ya sesim çıkmazsa, ay söyleyemeyeceğim bu akşam vs...” En son geçen sene “Büyük Caruso” ödülünü aldığında da “Nasıl konuşacağım, hastayım, çıkmasam” diyerek kendini yiyip bitirirdi. Fakat sahneye çıktığı anda kaplan kesiliyor....Dünyanın en önemli operası La Scala’ya girişi nasıl oldu?O sırada İtalya’da operalar ve şancılar arasında korkunç bir rekabet vardı. Callas ve Tebaldi’nin birbiriyle yarıştığı bir dönem! Ama Leyla Hanım en iyi maestrolara kendini dinletti. İlk yıllarında büyük şef, Toscanini ölüyor. Ve Milano’da, bütün maestrolar, bütün şefler, bütün müzikologlar Milano Katedrali’ndeki cenazeye gelecek. Ve Verdi’nin Requiem’i söylenecek. Leyla Gencer’e “Sen söyle” diyorlar. O gün onun o soprano sesini herkes dinliyor. Hatta, Maria Callas da oradaymış, onun sesini duyunca, arka sırada oturan büyük şef Maestro Gavazzeni’ye dönüp, elini yukarı aşağı sallayıp “Mama mia” demiş.Türk olduğu için İtalya’da herhangi bir ayrımcılığa uğradı mı?İtalyan vatandaşlığına geçmesi için çok baskı yapıldı. O asla kabul etmedi. Daha ilk başlarda “Adını değiştirelim” dediler. Bu onda ters tepki yaptı. “Benim adım Leyla, ben Anadolulu’yum, Safranbolulu’yum (babası Safranbolulu’ydu), benim kültürüm farklı” diyerek kendi kimliğini korudu. Hiçbir zaman ikinci bir pasaportu olmadı. “İnsanın tek pasaportu olur” derdi.Türkiye’de de son yıllarda Leyla Gencer adına değer verilmeye başlandı...Uzun bir suskunluk döneminden sonra bir şeyler olmaya başladı. Önce Boğaziçi Üniversitesi Fahri Doktora’ya layık gördü. 1988’de çok gecikmeli de olsa Devlet Sanatçısı unvanı verildi. Ankara Operası’nın önüne heykeli dikildi. Sevda ve Cenap And Altın Madalyası verildi. Darphane’de adına “Leyla Gencer anı parası” basıldı. Cemal Reşit Rey’de bir mevsimin bütün konserleri ona adandı. Ve en önemlisi Aydın Gün’ün bir düşü vardı. O hayal gerçekleşti: “Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışması” Türkiye’de düzenlendi. Bugün de Garanti Bankası Doğuş Grubu sponsorluğunda düzenleniyor. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı ona sahip çıktı.Türkiye’de son dönemde kendi adına yapılanları nasıl karşıladı?“Ülkem beni hatırladı” dedi. Bu söz çok hoşuna gitti. Bunu sık sık söylerdi. Tabii bu sözde biraz ironi de vardı.Türkiye’de adına yapılanlara rağmen cenazesine olan ilgisizliği nasıl karşılıyorsunuz?Milano’daki cenaze törenine ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne de Kültür Bakanı katıldı. Kendileri olmadığı gibi, bir çiçekleri bile yoktu. Türkiye’nin İtalya Büyükelçisi orada yoktu. Sadece Milano Başkonsolosumuz Nihal Çevik, her şeyin yolunda gitmesi için çırpınıyordu. TRT de bu olayı yok saydı. Benden başka orada gazeteci olmamasını kabul edemiyorum. Şu anda bir sürü elektronik posta alıyorum. Gençler neler söylüyor bilemezsiniz. Medya, Paris Hilton’a gösterdiği ilginin onda birini Leyla Gencer’e göstermedi. Bir Leyla Gencer’imiz var, başka yok.İyi paralar kazanabildi mi?Hayır, kazanamadı. Vaktiyle kazandığını harcadı. Güzel ve keyifli yaşamayı severdi. Ve en önemlisi hem çevresindekilere hem de yardımcılarına karşı çok cömertti. Açıkçası, divalığını çok güzel yaşadı. Ne gerekiyorsa, onu yaptı.Veliaht olarak gördüğü bir öğrencisi var mıydı?Birkaç öğrencisi oldu. Gençleri çok beğeniyordu. İki Türk öğrencisi Asude Karayavuz ve Simge Büyükedes’i çok severdi.Bugüne kadar çok az ses plağı olduğu doğru mu?Herkes yanlış biliyor. “Plağı yok” diye yazıyorlar. TV’de “Hiç plağı yok” diye ahkam kestiler! Bugün Avrupa’ya gidin, herhangi büyük bir plakçı dükkanından içeri girin. Ortalıkta 50 tane plağı olduğunu görürsünüz. İnternetten de ısmarlayıp alabilirsiniz! Evimde 30 kadarı var! Bunların çoğu stüdyoda değil, kaçak çekilmiş plaklar. Stüdyoya girip plak yapmadı. Çünkü bunun için hiçbir zaman vakti olmadı. Ya yeni bir opera öğreniyor ya da temsil yapıyordu.
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER 2008.05.19 
Bilmeyenlerin, 'Yayımlanmış hiç plağı, CD'si yok ki' dedikleri Leyla
Gencer'in 100'ü aşkın plağı var!
'Korsanlar Kraliçesi' meselesi
Gelin de Uğur Mumcu'yu anmayın: Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunan bu
cennet ülkede bir haftadan beri medyada, anlı şanlı gazetecilerimiz, köşe
yazarlarımız "Leyla Gencer'in yayımlanmış CD'si yoktur" diye yazıyor,
yetmiyor bu savlarını televizyon kanallarında açıklıyorlar.
Hele bir televizyon programında aynen şöyle deniyor: "Leyla Gencer
öldü. Herkeste bir Leyla Gencer hayranlığı. Cenazesinde çalmak üzere bir kaydını
arıyorlar. Bugün öğrendim Leyla Gencer'in yayımlanmış CD'si, plağı, bandı,
kaydı yok. Yokmuş kardeşim. Sahneye çıkmış ama hiçbir yerde kaydı yok. Bugün
Leyla Gencer'e methiyeler düzenlerin kaydı olmadığına göre, CD'si olmadığına
göre peki bunlar nerede dinlediler de bu kadar hayran oldular. Bugünkü şokum bu
benim. Peki, ortada yaygara yapanlar, Ünlü sopranomuz, ne sesti kardeşim'
diyenler nerede dinlemişler Leyla Gencer'i... Çoğu yalan söylüyor, palavra
atıyor." (İnternetten kopyaladım, gazetecinin sözlerini. Karşısındaki iki
tarihçi de karşı çıkmadıklarına göre, herhalde bir bildiği var diye onaylıyor...)
Allah Allah! Yıllardır evde dinlediğim plaklar, CD'ler kimin? Hayal mı
gördüm? Bendeki otuz plak başkasının da üzerine Leyla Gencer fotoğrafı mi
koydular! Başkası söyledi Leyla Gencer söylüyor diye mi yutturdular!
Neyse düzeltelim: Leyla Gencer'in bugün dünya plak endüstrisinde dolaşan
yüzün üzerinde CD'si var. Dünyanın hangi kentinde klasik müzikle ilgili doğru
dürüst bir plakçıya girseniz, Leyla Gencer'in CD'lerini bulabilirsiniz. Eğer o
an ellerinde yoksa, iki gün içinde sizin için getirtirler... Eğer internetten
kitap ve plak satın alma alışkanlığınız varsa Amazon’a müzik bölümüne
girerseniz Leyla Gencer'e ait 123 adet (yazıyla yüz yirmi üç) plak ve albümden
dilediğinizi seçebilir, ısmarlayabilir, bir hafta içinizde eve teslim
alabilirsiniz... Bu CD'leri Türkiye'de bulmak niye mi daha zor? Güldürmeyin
beni, yanıtı biliyorsunuzdur: Öncelikler, tercihler, seçim meselesi... Toplumda
yüceltilen, örnek gösterilen, medyanın pompaladığı değerlere bir bakın,
yeter...
BİLMEYENLERİN BİLMESİ GEREKİR Kİ
Leyla Gencer'in stüdyoya girip çok az kayıt yaptığı doğru. Nedenlerini
"Tutkunun Romanı" kitabımda açıklamıştım. Meraklısı alıp baksın!
1950-80 yılları arasında "korsan" diye tanımlanan, sahneden
alınmış yüzlerce kayıt, 90 sonrasında "korsan" olmaktan çıktı.
Bunlara her gün yenileri ekleniyor.
Nedir "korsan" kayıtlar? Sahnedeki bir temsil sırasında cebe,
kucaktaki paltonun kıvrımları arasına ya da bir çantaya, sahnenin bir köşesine
gizlenen alıcılarla kaydedilmiş olanlar. İzleyicilerin öksürüğü, aksırığı ama
aynı zamanda tüm coşkusu da geçmiş bunlara.
Bu plaklar benzerlerinden çok daha yüksek fiyata satılır. Çünkü uzmanlara
göre bunların "ruhu vardır". Çünkü bunlar artık "Collector's
item", yani koleksiyoncuların, uzmanların, aşırı meraklıların peşinden
koştuğu kayıtlar. Bunlar özgün ve "safkan" kayıtlar. İçine stüdyo hilelerinin,
teknik yöntemlerin, elektronik temizliklerin, amplifikatörlerin karışmadığı,
"el değmemiş" kayıtlar.
Leyla Gencer'in Türklüğünü, Müslümanlığını sorgulayan, tartıya vurmaya
kalkan cahilleri düzeltmeye çalışmak aklımın ucundan geçmez. Ama
"aydın" bilinenlerin bu hatayı yapmalarımı anlayamadım.
Biraz yorgunum. "Korsanlar Kraliçesi" ve korsan plaklar konusunu
iki yabancı uzmana havale ediyorum...
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER 2008.05.20 
Seyirci sahnede tanrıların görmek ister' diyen Gencer, istediklerini vermek
için onlarla kopmaz bir bağ kurardı
Sahnede tanrılaşıyordum
Sahnedeyken neler hissediyordu Leyla Gencer? "Sahneye çıktığın ilk
anda, karanlıktan ışığa geçtiğinde, gerideki her şeyi unutursun. O anda
izleyiciyle e aranda bir gerilim hissedersin. Elektrikli bir hava... .Seni sınıyorlardır. Senden beklentileri sonsuzdur. Senden tanrıları
yeryüzüne indirmeni, sahneye getirmeni, her iste- i vermeni beklerler. Sen bunu
O gerilimi iliklerinde Sonra oyununu oynamaya, şarkını söylemeye başlarsın. Artık sesin, senin
sesin değildir. Sesin yalnızca bir araç, bir müzik aletidir. Sen o müzik
aletini eline almış, istediğin gibi kullanıyorsun. Ve o sana itaat etmek
zorunda. Artık sen, sen değil bir başkasısındır, canlandırdığın kişisindir. O
başkası, sensin...""Ve sahnede senin hissettiklerini, seyirci de hissettiği an, senin her
söylediğine seyirci de inandığı an, işte o zaman aranızda müthiş bir bütünlük,
kimsenin koparamayacağı bir bağ oluşur. Ve sen sahnede bu bağı, bu bütünlüğü
hissedersin... İstediklerini vermişsindir. Tanrılar artık sahnededir. Buna
artık zevk, sevinç falan denmez, bu bir ayindir. Bu bir dindir."Ve siz Leyla Gencer, o ayinin Yöneticisi.....Beğenmedi bu tanımlamayı. Durdu... Düşündü.Duşundu."Hayır, o dinin yaratıcısı..."Neredeyse Tanrı diyeceğiz...."Evet, öyle..."Bir an durdu. Sonra hiç kuşku duymadan söyledi: "Sahnede
tanrılaşıyordum." BÜTÜN DÜNYA MONTHLY MAGAZINE 2008.06.01
Aşağıdaki mektup, liseden sonraki öğrenimini Napoli'de
sürdüren Kadri Kaynar Küçükpınar tarafından 8 Mayıs 1964 tarihinde yazılmış ve
Tarsus'ta okuduğu lisedeki edebiyat öğretmeni Haydar Göfer'e gönderilmiştir.
Dergimizin 10 yıldan buyana Türk dili danışmanlığını da yapmakta olan Haydar
Göfer, eski öğrencilerinin kendisine gönderdikleri mektupları yayımladığı
"Sevgili Hocam" adlı kitabında bu mektuba da yer vermiştir.
44 Yıl Önce Yazılan Mektup:Leyla
Gencer'i Dinledik, Atatürk'ü
Alkışladık
8 Mayıs 1964, Hotel Splendid, Napoli
Sevgili Hocam,
En az benim kadar sizi de sevinç ve gurura boğacak bir
haberi müjdelemek istiyorum.
Çarşamba akşamı buradaki opera evinde Donizetti'nin
'Roberto Devreux'su oynandı. 'Kraliçe Elizabeth' başrolünde Leyla Gencer
oynuyordu.
Napoli gerek lirik gerek oda müziği bakımından hayli
parlak bir geçmişe sahiptir. Opera sanatının gerçekten sevilip
değerlendirildiği bir şehir olarak İtalya'da başta gelir.Çarşamba akşamı Leyla Gencer'i siz de dinleyecektiniz.
Asırlık, koca opera salonunu tıklım tıklım dolduran Napoli halkı, o akşam sanki
çıldırmış hayranlıktan... Leyla Gencer'i kaç kere sahne dışına çıkardılar, kaç
demet gül, karanfil attılar, hatırlamıyorum. Geçen sene bir daha alkışlanmıştı
Leyla... O, artık dünyaya mal olmuş bir sanatkâr...
Çarşamba akşamı aklımdan geçenleri anlatamam. Bir an her
şeyi unutmuş, ben de o çıldırasıya alkışa kapılmıştım; ama artık Leyla'yı
alkışlamıyordum. Sanki sahneden halkı selamlayan o derin tebessüm, bir uzak
ülkeden geliyordu. Mustafa Kemal'di önümüzdeki; Leyla değil, Atatürk
alkışlanıyordu.
O akşam duyduğum kör bir milliyet hissi değil,
asırlardır bizi körelten yobaz pençeyi silip, Türkiye'yi bütün insanlığa mal
eden Mustafa Kemal'in sevgisiydi."Türk denince 'Barbar' diye yüz çeviren
keferenin, bir Türk sanatkârını böyle çıldırasıya alkışlayışı, bizlerin Mustafa
Kemal'e ne kadar borçlu olduğumuzun ifadesi değil mi?
Kadri Kaynar Küçükpınar.
MİLLİYET DAILY NEWSPAPER 2008.06.08
Heykeltıraşlık eğitimi alan ama daha çok iç mimar ve sanat yönetmeni olarak
tanınan Huşper Akyürek, hayranı olduğu Leyla Gencer'in heykelini yapmak
için kolları sıvadı. Yedi aya kadar bitirilmesi planlanan beş metrelik eser
Maçka Parkı'na konulacak.
Heykelin yeri için önce Dolmabahçe Sarayı düşünülür. Yurtdışında
"Boğazın Kızı" olarak anılan Gencer de bunu çok ister ama "Ülkem
bana hiçbir şey yapmadı. Heykel de buraya yapılamaz" der. Zaman onu haklı
çıkarır. Bürokratik engeller nedeniyle heykelin Dolmabahçe'ye dikilmeyeceği
kesinleşir. Akyürek, Gencer'in ölümünün ardından veda töreninin Dolmabahçe'de
düzenlenmesini ise "dramatik bir rastlantı" olarak niteliyor.
Leyla Gencer'in heykelini yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Klasik müziği küçüklüğümden beri severdim. Leyla Gencer'i canlı olarak
dinleyebilmem ancak 1980'lerde oldu. Sonra da tüm resitallerine
ön sıralarda bilet aldım. Bir resitalinde Gencer kıpkırmızı bir elbise
içinde sahneye çıktı, aryasını söyledi. O kadar etkilendim ki resmen gözlerim
doldu. Şimdiye kadar sanata ilişkin ne varsa -Rodin heykeli de dahil- hepsini
bir kenara atıp "Asıl sanat buymuş" dedim.
Gencer'i görünce ellerim titredi
Ne zaman heykelini yapmaya karar verdiniz?
Hayır, hemen değil. Yıllar sonra. 2004'ün sonlarıydı. Bir iş yemeğindeydik.
Yan masaya bir baktım Leyla Gencer, Zeynep Oral ve eşi oturuyor. Elim ayağım
titredi. Masadaki bir arkadaşımın yüreklendirmesiyle yanlarına gittim. Zeynep
beni Leyla hanıma takdim etti. Oturdum ve birden Gencer'e ondan çok
etkilendiğim resitaldeki o anı anlatmaya başladım.
Nasıl karşıladı anlattıklarınızı?
Çok kibar biri. Dinledi ve ondan etkilenen başkalarının kendisine bir Leyla
Gencer heykeli yapmayı teklif ettiklerini anlattı. Ama bir türlü içine sinen
bir şey olmadığı için yapılamamış. Birden kendimden hiç ummadığım bir cesaretle
"Sizin heykelinizi ben yapabilir miyim, izin verir misiniz?" dedim.
Hemen izin verdi mi?
O anda gayet nazikçe "Olur" dedi. Ama ben o heyecanla tam olarak
anlayamadım izin verdi mi, vermedi mi diye. Ertesi gün Zeynep'i aradım ve
sordum. O da "İzin verdi, sen bir an önce çalışmaya başla" dedi. Ben
de işe koyuldum.
Onun için nasıl bir heykel yapmak istediniz?
Bulabildiğim tüm fotoğraflarına ve videolarına baktım. Ama Zeynep Oral'ın
kitabında kullandığı iki fotoğrafı model olarak aldım. Bir de ellerini çok
güzel kullanan bir kadın, sahnede elleri de şarkı söylüyor gibiydi. Heykelde bu
hareketi mutlaka vermem gerektiğini düşündüm.
Kostümüne nasıl karar verdiniz?
Ona herhangi bir elbise tasarlayamazdım çünkü o benim gözümde sahnede
insanüstü, kusursuz bir yaratığa dönüşüyordu. Bu yüzden elbiseye benzer görüntü
vereceğim heykele.
Kullanacağınız malzemeyi nasıl seçtiniz?
Leyla Gencer'in bugünlere gelebilmesinin arkasında onun çelik gibi bir
iradeye sahip olması var. O yüzden heykeli paslanmaz çelikten olmalıydı.
Randevuya hanım hanımcık gittim
Gencer'e çizimlerinizi ilk ne zaman gösterdiniz?
2005 yılıydı. Gencer'in Nişantaşı'ndaki evine çizimleri götürecektim.
Zeynep Oral bana dedi ki "Sakın yırtık pırtık bir jean'le, saçın başın
dağınık gelme ve bir dakika bile geç kalma. Leyla hanım bu konularda çok
titizdir". Ben de en hanım hanımcık halimle gittim. Muntazam bir elbise ve
ceket giydim. Saçımı, başımı olabildiğince düzelttim.
Eskizlerinizi görünce tepkisi ne oldu?
Paslanmaz çeliği duyunca "İşte bu hiç olmadı" der gibi
geliyordu. Ama Çok iyi düşünmüşsün dedi, hiçbir şeye müdahale etmedi.
Tasarı biraz Akdeniz Heykeli'ni andırıyor sanki.
Akdeniz Heykeli'nin yapımında İlhan Koman'a iki yıl asistanlık yapmıştım. O
yurtdışındayken burada işleri hep ben takip ettim. Ama yan yana konulduğunda
alakası yok.
Çeliğe endüstriyel makineler şekil verecek
Huşper Akyürek: "Heykelin konulacağı platform siyah granitten olacak. Bu tepeden
bakıldığında fa anahtarı olduğu anlaşılan spiral bir form. Bunu müzik duygusunu
daha iyi vermek için yaptım. Heykelin kendisi paslanmaz çelikten olacak. Önce
heykelin çamurdan birebir taslağı yapılacak daha sonra bu, üç boyutlu olarak
taranıp bilgisayar ortamına aktarılacak. Büyük, blok bir paslanmaz çelik
alınacak ve çeliğe şekil veren endüstriyel makineler o taslağı çelik üzerinde
gerçekleştirecek."
HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER
2008.08.25
DOĞAN HIZLAN
Türk Divası Leyla Gencer’i dinleyebilir, seyredebilirsiniz

Bilmeyenlerin, 'Yayımlanmış hiç plağı, CD'si yok ki' dedikleri Leyla Gencer'in 100'ü aşkın plağı var!
'Korsanlar Kraliçesi' meselesi
Gelin de Uğur Mumcu'yu anmayın: Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunan bu
cennet ülkede bir haftadan beri medyada, anlı şanlı gazetecilerimiz, köşe
yazarlarımız "Leyla Gencer'in yayımlanmış CD'si yoktur" diye yazıyor,
yetmiyor bu savlarını televizyon kanallarında açıklıyorlar.
BİLMEYENLERİN BİLMESİ GEREKİR Kİ

Aşağıdaki mektup, liseden sonraki öğrenimini Napoli'de sürdüren Kadri Kaynar Küçükpınar tarafından 8 Mayıs 1964 tarihinde yazılmış ve Tarsus'ta okuduğu lisedeki edebiyat öğretmeni Haydar Göfer'e gönderilmiştir. Dergimizin 10 yıldan buyana Türk dili danışmanlığını da yapmakta olan Haydar Göfer, eski öğrencilerinin kendisine gönderdikleri mektupları yayımladığı "Sevgili Hocam" adlı kitabında bu mektuba da yer vermiştir.
Sevgili Hocam,
Kadri Kaynar Küçükpınar.
Heykeltıraşlık eğitimi alan ama daha çok iç mimar ve sanat yönetmeni olarak tanınan Huşper Akyürek, hayranı olduğu Leyla Gencer'in heykelini yapmak için kolları sıvadı. Yedi aya kadar bitirilmesi planlanan beş metrelik eser Maçka Parkı'na konulacak.
Heykelin yeri için önce Dolmabahçe Sarayı düşünülür. Yurtdışında "Boğazın Kızı" olarak anılan Gencer de bunu çok ister ama "Ülkem bana hiçbir şey yapmadı. Heykel de buraya yapılamaz" der. Zaman onu haklı çıkarır. Bürokratik engeller nedeniyle heykelin Dolmabahçe'ye dikilmeyeceği kesinleşir. Akyürek, Gencer'in ölümünün ardından veda töreninin Dolmabahçe'de düzenlenmesini ise "dramatik bir rastlantı" olarak niteliyor.
Leyla Gencer'in heykelini yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Klasik müziği küçüklüğümden beri severdim. Leyla Gencer'i canlı olarak dinleyebilmem ancak 1980'lerde oldu. Sonra da tüm resitallerine ön sıralarda bilet aldım. Bir resitalinde Gencer kıpkırmızı bir elbise içinde sahneye çıktı, aryasını söyledi. O kadar etkilendim ki resmen gözlerim doldu. Şimdiye kadar sanata ilişkin ne varsa -Rodin heykeli de dahil- hepsini bir kenara atıp "Asıl sanat buymuş" dedim.
Gencer'i görünce ellerim titredi
Ne zaman heykelini yapmaya karar verdiniz?
Hayır, hemen değil. Yıllar sonra. 2004'ün sonlarıydı. Bir iş yemeğindeydik. Yan masaya bir baktım Leyla Gencer, Zeynep Oral ve eşi oturuyor. Elim ayağım titredi. Masadaki bir arkadaşımın yüreklendirmesiyle yanlarına gittim. Zeynep beni Leyla hanıma takdim etti. Oturdum ve birden Gencer'e ondan çok etkilendiğim resitaldeki o anı anlatmaya başladım.
Nasıl karşıladı anlattıklarınızı?
Çok kibar biri. Dinledi ve ondan etkilenen başkalarının kendisine bir Leyla Gencer heykeli yapmayı teklif ettiklerini anlattı. Ama bir türlü içine sinen bir şey olmadığı için yapılamamış. Birden kendimden hiç ummadığım bir cesaretle "Sizin heykelinizi ben yapabilir miyim, izin verir misiniz?" dedim.
Hemen izin verdi mi?
O anda gayet nazikçe "Olur" dedi. Ama ben o heyecanla tam olarak anlayamadım izin verdi mi, vermedi mi diye. Ertesi gün Zeynep'i aradım ve sordum. O da "İzin verdi, sen bir an önce çalışmaya başla" dedi. Ben de işe koyuldum.
Onun için nasıl bir heykel yapmak istediniz?
Bulabildiğim tüm fotoğraflarına ve videolarına baktım. Ama Zeynep Oral'ın kitabında kullandığı iki fotoğrafı model olarak aldım. Bir de ellerini çok güzel kullanan bir kadın, sahnede elleri de şarkı söylüyor gibiydi. Heykelde bu hareketi mutlaka vermem gerektiğini düşündüm.
Kostümüne nasıl karar verdiniz?
Ona herhangi bir elbise tasarlayamazdım çünkü o benim gözümde sahnede insanüstü, kusursuz bir yaratığa dönüşüyordu. Bu yüzden elbiseye benzer görüntü vereceğim heykele.
Kullanacağınız malzemeyi nasıl seçtiniz?
Leyla Gencer'in bugünlere gelebilmesinin arkasında onun çelik gibi bir iradeye sahip olması var. O yüzden heykeli paslanmaz çelikten olmalıydı.
Randevuya hanım hanımcık gittim
Gencer'e çizimlerinizi ilk ne zaman gösterdiniz?
2005 yılıydı. Gencer'in Nişantaşı'ndaki evine çizimleri götürecektim. Zeynep Oral bana dedi ki "Sakın yırtık pırtık bir jean'le, saçın başın dağınık gelme ve bir dakika bile geç kalma. Leyla hanım bu konularda çok titizdir". Ben de en hanım hanımcık halimle gittim. Muntazam bir elbise ve ceket giydim. Saçımı, başımı olabildiğince düzelttim.
Eskizlerinizi görünce tepkisi ne oldu?
Paslanmaz çeliği duyunca "İşte bu hiç olmadı" der gibi geliyordu. Ama Çok iyi düşünmüşsün dedi, hiçbir şeye müdahale etmedi.
Tasarı biraz Akdeniz Heykeli'ni andırıyor sanki.
Akdeniz Heykeli'nin yapımında İlhan Koman'a iki yıl asistanlık yapmıştım. O yurtdışındayken burada işleri hep ben takip ettim. Ama yan yana konulduğunda alakası yok.
Çeliğe endüstriyel makineler şekil verecek
Huşper Akyürek: "Heykelin konulacağı platform siyah granitten olacak. Bu tepeden bakıldığında fa anahtarı olduğu anlaşılan spiral bir form. Bunu müzik duygusunu daha iyi vermek için yaptım. Heykelin kendisi paslanmaz çelikten olacak. Önce heykelin çamurdan birebir taslağı yapılacak daha sonra bu, üç boyutlu olarak taranıp bilgisayar ortamına aktarılacak. Büyük, blok bir paslanmaz çelik alınacak ve çeliğe şekil veren endüstriyel makineler o taslağı çelik üzerinde gerçekleştirecek."
Türk Divası Leyla Gencer’i dinleyebilir, seyredebilirsiniz
29 Ağustos 2008 tarihinden itibaren, İstiklal Caddesi’ndeki Borusan Müzik Kütüphanesi’nde toplam 90 tane Leyla Gencer CD’lerini dinleyebilir, DVD’lerini de seyredebilirsiniz.
Leyla Gencer'in İtalyan sahnelerine adım atması Napoli San Carlo Tiyatrosu'nda yine Santuzza rolü ile oldu. Bir yıl sonra Madame Butterfly ve Yevgeni Onegin operalarını seslendirmek için tekrar Napoli'ye döndü. 26 Ocak 1957'de La Scala Tiyatrosu'nda ilk kez sahneye çıkarak Poulenc'in Les Dialogues des Carmelites operasının dünya prömiyerinde Lidoine rolünü yorumladı. Şubat 1957'de, Milano Duomo Katedrali'nde düzenlenen Toscanini'yi anma törenlerinde, şef Victor De Sebata yönetimindeki La Scala Tiyatrosu koro ve orkestrası eşliğinde, Verdi'nin Requiem'inin final bölümünü yorumlayan Gencer, yine 1957 Temmuz'unda, La Scala Tiyatrosu'nun Köln turnesinde La Forza Del Destino operasında başrolü seslendirdi.
HÜRRİYET DAILY
NEWSPAPER
Leyla Gencer köyünde anılıyor
La Diva Turka (Türk Divası) soprano Leyla Gencer için Safranbolu’da bir anma programı düzenlendi. Anma etkinliğinin davetiyesinde Ankara İtalyan Kültür Merkezi ile Karabük Valisi Nurullah Çakır’ın adları var.
Sanatçıların ilgili oldukları her yerde anılması, sanata/sanatçıya gösterilen ilginin, sevginin, saygının göstergesi.
Nurullah Çakır’ın selefi Vali Can Direkçi’ye teşekkür etmesi de devlet hizmetinin sürekliliğinde saygı ve sevginin varlığını kanıtlıyor.
Safranbolu, evleriyle, basında, kültürel mirası koruma tarihimizde iz bırakmış bir belde. Şimdi de Leyla Gencer ile anılıyor.
Diva’nın babasının doğduğu yer Yörükler Köyü ve etkinliğin sloganı da şu:
"Hemşerimiz Türk Divası"
Bu akşam 20.00’de Yenişehir Kültür Merkezi’nde Zeynep Oral’ın sunumundan sonra piyanist Paolo Villa’nın eşliğinde İtalyan soprano Paola Romano, Diva’nın repertuvarından seçilmiş eserleri seslendirecek .
Basında Leyla Gencer sergisini Aytekin Kuş hazırladı, yeğeni İbrahim Çeyrek de yayınlanmamış fotoğraflarıyla katkıda bulundu.
Derneklerin ve muhtarların çalışmaları sonucunda bir sokağa da Leyla Gencer’in adı verildi.
15 Kasım’da Leyla Gencer’in Yörükler Köyü’ndeki evi ziyaret edilecek, Safranbolu İlçe Halk Kütüphanesi’nde Leyla Gencer kitabının yazarı Oral söyleşi yapacak ve kitaplarını imzalayacak.
Gene yarın saat 17.00’de de Evin İlyasoğlu, Safranbolu Kent Tarihi Müzesi’nde, "Müzikte Besteci, Yorumcu, Dinleyici" konulu bir konuşma yapacak.
Hiç kuşkum yok, Safranbolu’da ve yakın çevresinde yaşayanlar etkinliğe ilgi gösterecekler.
Valilerin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının yaşadıkları yerin kültürel sorumluluğunu da taşıdıklarını bir kez daha anımsatırım.
Salı akşamı saat 20.00’de Leyla Gencer’in anısına Leyla Gencer "La Diva Turca Bir Kutlama” adıyla bir gece düzenlendi. Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nın kapısındaki kuyruk, büyük sanatçıya duyulan sevgi ve saygıyı simgeliyordu. Salon, balkon dahil doluydu.
HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER
Türk Diva’sı, büyük sanatçı Leyla Gencer’in ardından Zeynep Oral’ın editörlüğünde bir Leyla Gencer kitabı hazırlandı. Onu tanıyanlar, dinleyenler, seyredenler, sevenler bu kitapta ölümünden sonra düşüncelerini belirttiler.
Sanat Yaşamına iki Ömrü Sığdırdı
Sevgili Aydın Gün´ü Leyla Gencer´den beş ay önce yitirmiştik. Onsuz bu kitabın eksik kalacağı duygusu içime yerleşiyordu ki, 1994 yılında Aydın Gün´den Leyla Gencer için bir yazı istediğimi hatırladım. Sevda Cenap And Vakfı´nın yayımladığı Leyla Gencer´e Armağan kitabı içindi... Aydın Gün´ün o yazısını bu kitapta yayımlamama izin veren Mehmet Başman´a sonsuz teşekkürler.”
YALNIZLIK KEDERİ
Kitabından Alıntıdır “Diva ve memleketi”
Leyla Gencer'in küllerinin, vasiyeti gereği Boğaziçi'ne serpileceği gün Bir kameraman yaklaştı yanıma ve haykırarak sordu
"Fazıl Bey, ülkede bazı çevreler Leyla Gencer'in küllerinin İstanbul Boğazı'na serpilecek olmasını 'gâvur işi' diye niteleyip Boğaz'ın küllerle kirletilmemesi gerektiğini' ileri sürüyor. Ne diyorsunuz bu konuda?"
Tam o anda benliğimi kıskıvrak yakaladı o çok tanıdık his... Hançer!
Sakin olmaya çalışarak şöyle cevapladım soruyu:
"Bu o kadar gereksiz bir tartışma ki!
Leyla Gencer, Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en büyük opera sanatçısıdır, medarı iftiharımızdır.
Ülkesinin, bu eşsiz evladının son vasiyetini yerine getirmemesi düşünülemez bile.
Birkaç yüz gram külün İstanbul Boğazı'nı kirleteceği düşüncesi, saçmalıktan başka bir şey değildir.
Bu büyük müzisyenin külleri, öz memleketinin denizine 'nur sesleri' olarak karışacaktır.
Tıpkı bir başka efsane, Maria Callas'ın küllerinin Ege'ye karıştığı gibi..."
Kameraman yanımdan uzaklaştığında, gitti sandığım o his sükûn etti yine
Bu kez daha da güçlüydü... Hançer!
Çok yalnız hissediyorum kendimi, hançerlenmiş hissine kapıldığımda
Çok üzgün... Çok çaresiz...
O gün cenazeden sonra, yakasında Leyla Gencer'in rozeti takılı bir arkadaşım
Sigara almak için bakkala girmiş
Rozeti görür görmez bakkalın ilk sözü şu olmuş.
"Nefret ediyorum bu gâvur kadından. İki hafta Boğaz balığı yemeyeceğim."
Bu ne öfkedir? Nasıl bir "ötekileşme"dir böyle? Bir toplum düşünün, uluslaşamamanın çaresizliği içinde İnanç ve özgürlük arayışında
Dünyası karmakarışık...
Bir toplum düşünün, birbirine kin güdenlerin
"Sen o taraftansın, ben bu taraftan, o da şu taraftan" gibi zırvalarla ömür tükettiği...
Tüm bu keşmekeşin altında ezilen, aslında sanat...
“Sevgi” yerine “kin” duygusu ile baş başa bırakılan, aslında müzik...
Leyla Gencer'i bilen, tanıyan, dinleyen
Onu anlayan, seven
Dünyanın bir numaralı opera kurumu Milano La Scala'da
35 yıl boyunca "primadonna assoluta" sıfatıyla söylemiş olmasıyla övünen
En fazla kaç bin kişiyizdir acaba Türkiye'de?
3 000 mi yoksa 5 000 mi?
Bir de bu, yakılma ve ardından küllerin Boğaziçi'ne serpilmesi
haberlerini gazetelerden takip eden radikal düşünceli insanlarımızı düşünüyorum...
Onlar kaç kişidir?
Yüz binlerce, değil mi?
Öfke, kin, nefret...
Söyler misiniz kime, neye karşı bu tepki?
Operanın ölmüş bir divasına mı?
Onun mesleğine mi?
Bana mı? Bize mi?
Değerli orkestra şefi Gürer Aykal'ın dediği gibi:
"Biz klasik müzikçiler bu ülkenin üvey evlatları mıyız?"
Doğduğumuz, yaşadığımız, müzik yaptığımız...
Emek verdiğimiz, hayaller kurduğumuz bu yer ülkemiz değilse
Neresi bizim ülkemiz?
Anadolu için bir zamanlar hayal edilen aydınlanma
Bir türlü gerçekleşemediyse
Metin Altıok'un dediği gibi...
"Yanlış iliklenmiş gömleğin düğmeleri" olmak mıdır bize kalan?
Ya da İlhan Mimaroğlu'nun söylediği gibi...
Klasik müzikçiler "ön kapıdan alınması"
Ama kimsenin farkına varmayacağı şekilde
"Arka kapıdan defedilmesi" gereken bir zümre midir?
Leyla Gencer'i uğurlarken anladık aslında
Bizler çoktan arka kapıdan defedilmişiz
Hakaretler ve tehditler savuran devasa bir koronun aleyhteki tezahüratı eşliğinde...
Bir evrensel değerimizin yeniden ön kapıdan alınmasına uğraşıyoruz
Ne acı...
Leyla Gencer on yıllar boyu dünyanın en önemli sahnelerinde icra etti sanatını
Büyük bir mücadeledir bu.
Notanın ardına geçebilen ender sanatçılardan biriydi o
Rolün içine girer ve yaşatırdı onu kendi bedeninde...
Tiz notaları eşsizdi...
Onları tutuş biçimi
Ve zarafetle onlara atlayışındaki kendine özgülüğü...
Bir melodiyi yorumlarken sergilediği bilinç ve ruh birlikteliği
Olağanüstü bir denge...
Callas'ın rakibiydi yıllarca
Ama onun kadar popüler olamayışının sebebini
Belki de mütevazı yaşam tarzında aramalı
Arkasında hiçbir desteğin olmaması da önemli bir etkendi
Kendisine gerçek anlamda sahip çıkabilmiş bir memleketten yoksundu
Hayatı boyunca deplasmanda oynadı Leyla Gencer...
Orkestra şefi dostum İbrahim Yazıcı ile yıllar önce Gencer ve Callas'ı karşılaştırırdık.
Aynı aryaları ardı ardına dinlerdik her birinden
İkisi de eşsizdi gözümüzde...
Kendine özgü kişiliklerdi
Birbirinden güzeldi dinlediğimiz yorumlar.
"Hangisi daha iyi?" sorusunu sormaya gerek görmüyorduk
Dinlediğimiz sanat, saf ruh doluydu
Ege'nin iki yakasından göğe yükselmiş bu anatanrıçaları dinlerken içimizi mutluluk kaplıyordu
Gencer'in Callas'tan hiçbir eksiği yoktu gözümüzde.
Ama o sürekli deplasmanda oynamak yok mu?
Ve ah o hançer...
Başbakan Erdoğan bu kadar bırakmamalıydı dizginleri elinden
Ülkesinin sanatçılarını savunmalıydı.
"Oy" kapmak uğruna, yığınların dilinden konuşacağına
Anlamaya çalışmalıydı Atatürk'ü
Batılılaşmasını, çağdaşlaşmasını, uygarlaşmasını...
Aydınlanmacılığını, sanat ve bilim alanındaki ülküsünü...
Meydanı bu kadar boş bulmamalıydı ilkellik...
Bu kadar saldırganlaşmasına izin verilmemeliydi laik bir ülkede.
Engin Ardıç diye bir köşe yazarı
"Fazıl Say gitmek istiyormuş bu ülkeden.
Giderse gitsin, Leyla Gencer de bir zamanlar pılısını pırtısını toplayıp gitmişti" diye yazmış
Ölümünün ardından Gencer'i yerden yere vuran yazısında
Leyla Gencer gitmiş de ne olmuş?
Milano La Scala Operası'nın 35 yıl boyunca bir numarası kalmakla kötü bir şey mi yapmış?
Öyle ya, dünya çapında kariyer yapmak kötüdür
Tüm dünyada "La Diva Turca" diye anılmak
Muhteşem icralara imza atmak
İnsan olarak kimseye en ufak bir zarar vermemiş olmak
Kötüdür bu saydıklarım...
Sanırım hiçbir devirde, hiçbir coğrafyada
"Haksızlık", "hakaret", "tahrik", topluma bu denli nüfuz etmemiş
Saldırganlık hiç bu denli fütursuz bir hal almamıştır.
Bu ülke, herkesin birbirine rahatlıkla "faşist" diyebildiği bir yere dönüştü
Çok yazık...
Ne olacaktı Leyla Gencer son yıllarında Türkiye'de yaşamış olsaydı?
Herhalde televizyon kanalları günlük siyasi gelişmeler üzerine
Arada sırada kendisine telefonla bağlanacak
O da ağzını açtığı anda düşmanlarının sayısını kat be kat arttıracaktı.
Hatta içinde yaşadığımız dönemde hayatta olsaydı
"Ergenekon soruşturması beni de kapsar mı?" diye endişelenebilirdi belki de
Çünkü bir opera sanatçısıydı o.
Opera aydınlanmacılıktır
Bu ülkenin insanı operayı, çoksesli müziği
Atatürk sayesinde tanıdı.
Leyla Gencer'e şakayla karışık "Atatürk'ün manevi kızı" denirdi.
Opera aynı zamanda
Kültür ve sanatla sorunlu bir ilişkisi olan
Bugünkü AKP iktidarına muhalif olmak demektir.
Tam bir çorbaya dönen Ergenekon soruşturmasında
İlgili veya ilgisiz, bilinçli veya bilinçsiz gözaltına alınanlar arasında
"Hükümete muhalif şahıs" olarak mimlenip
Çaktırmadan içeri tıkılan aydınlar da var.
Kirletilen, karalanan, onuru kırılan aydınlar Atatürk Cumhuriyetinin savunucuları...
Leyla Gencer yaşasaydı o da listede olacaktı
Yazıklar olsun!
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Leyla Gencer ve Heykel Meselesi...
Zorlu
süreç
Yarışma
Beşiktaş
Belediyesi birkaç ay önce Leyla Gencer heykel tasarım yarışması açtı. Birinciye
22 bin, ikinciye 15 bin, üçüncüye 8 bin lira ödül… Tasarımlar, en geç 20
Kasım’da teslim edilecek.
Bir
yanda Leyla Gencer’in onaylamış olduğu, istediği, yaşamının son üç yılında ha
yapıldı ha yapılacak diye beklediği bir tasarım, öte yanda bilinmezlik… Belki
sonuç harika olacak ama düş kırıklığının bedeli nasıl ödenecek?
Milano’da
onurlandırma
Leyla Gencer!
Cumhuriyet'te Evin İlyasoğlu'nu okuyorum. Cumhurbaşkanı Gül, La Scala'nın 7 Aralık'taki Carmen Galası'na davet edildi ya.. O vesileyle yazmış..
2 0 1 1
Yeryüzünün Tüm Renkleri O Seste …
Donizetti
Ömer Eğecioğlu
20. yüzyılın ilk yarısında popülerliği oldukça azalan bu üç operadan özellikle Maria Stuarda ve Roberto Devereux, Donizetti'nin dünyaca ünlü Türk yorumcusu "La Diva Turca" Leyla Gencer (1928-2008) tarafindan 1960' yıllarda tekrar canlandırılıp dünya opera repertuvarına kazandırılmıştı. 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle bu operaların yeniden doğuşu münasebeti ile Donizetti'ye gösterilen ilginin alevlenmesi ise "Donizetti rönesansı" olarak biliniyor.
Tudor operalarının konuları İngiliz Tudor kraliyet ailesinin 16. yüzyılın ikinci yarısındaki yaşamış, özellikle kral VIII. Henry'nin zamanında ve onun ölümünden sonra tahtına çıkan kraliçelerinin dramlan üzerine kurulmuş.
Tudor krallarının ilki VII. Henry'nin (1457-1509) oğlu olan ve 1509'da İngiltere tahtına geçen VIII. Henry (1491- 1547), krallığı sürecinde İngiltere'yi Katolik Kilisesinden ayrılıp Papa'dan bağımsız Anglikan Kilisesini kurmuş, kendisi de bu kilisenin başına geçmişti. Çalkantılı yaşamı ve olaylı aşkları ile tanınan Henry, birbiri arkasından evlendiği altı kadından ikinci eşi Anne Boleyn'i 1536 yılında, beşinci eşi Catherine Howard'ı ise 1542 yılında başlarını kestirerek öldürtmüştü.
Anne Boleyn (1501/1507-1536) ile VIII. Henry'nin Elizabeth (1533-1603) adlı bir kızları oldu. Elizabeth VIII. Henry'nin ilk eşi Aragonlu Catherine'den olan en büyük kızı Kraliçe 1. Mary'nin ölümünden sonra, 1558'de l. Elizabeth olarak İngiltere tahtına geçti.
II. Essex Kontu olan Robert Devereux (1565-1601), 1. Elizabeth'in çok hayranlık duyduğu ve saray erkanına dahil ettiği ihtiraslı bir asilzadeydi. 1599'da İrlanda'daki başarısız askerî harekâtından sonra gözden düştü. Bunun arkasından Elizabeth'e karşı başlattığı başkaldırma başarısız olunca 1601 yılında vatan haini olarak başı uçuruldu.
Photos:
Daha bir yaşına girmeden İskoç tahtına çıkan kraliçe Mary Stuart (1542-1587), VIL Henry'nin kızı Margaret Tudor'un torunuydu. 1567 senesinde tahtını oğlu James'e bırakarak İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmıştı. Mary'nin kendi tahtında gözü olduğunu düşünen 1. Elizabeth tarafından 1587 yılında başı kesilerek öldürüldü.
Donizetti'nin bu tarihi karakterleri konu alan Tudor operalarına kısa bir göz atalım.
Anna Bolena
Bunların birincisini Anna Bolena, İngiliz kraliçe Anne
Boleyn'in yaşamını konu alıyor. Operanın librettosu zamanın ünlü librettisti
Felice Romani tarafından kaleme alınmış. Donizetti, operanın başrolünü zamanın
önde gelen sopranolarından Giuditta Pasta için bestelemiş ve eserin ilk
seslendirilişi bu soprano ile Milan Teatro Carcano'da 26 Aralık 1830 tarihinde
gerçekleşmiş.
Maria Stuarda
Maria Stuarda 1587 yılında geçer. I. Elizabeth'in danışmanlarından Lord William Cecil, yirmi seneye yakın zamandır ev hapsinde olan İskoç kraliçesi Mary Stuart'in ortadan kaldırılmasını, Kont George Talbot ise affedilmesini istemektedir. Elizabeth'i kahreden şüphe, sevdiği asılzade Leicester Kontu Robert Dudley'in ashinda Mary'i sevip sevmediğidir. Elizabeth ile karşılaşan Mary, kraliçeye hakaret ederek kendi ölüm fermanını imzalar. Dudley'in de ceza olarak infazı seyretmesi gerekmektedir. Mary son yolculuğuna çıkarken Dudley'e daha iyi bir dünyaya gideceğine inandığını ve Elizabeth'i affettiğini söyler.
Roberto Devereux
Giuditta Pasta (1797-1865)
(Anna Bolena)
Maria Malibran (1808-1836)
(Maria Stuarda)
Giuseppina Ronzi de Begnis (1800-1953)
(Roberto Devereux’da I. Elizabeth)
Donizetti'nin kraliçelerini 19.yüzyılda ilk seslendiren sopranolar.
Leyla Gencer'in Donizetti'nin üç kraliçesini seslendirdiği dinletilerin CD kayıtları mevcut:
• Anna Bolena – Leyla Gencer / Giulietta Simionato, Andromeda, ANDRCD 5114),
• Maria Stuarda – Leyla Gencer / Shirley Verrett, Living Stage Label 35126. (Bu CD operanın 1967 Floransa prömiyeri. Aynı prodüksiyonun ikinci gecesinin kaydı (5 Mayıs 1967) ise Premiere Opera Label tarafından çıkarılmıştır.)
• Roberto Devereux – Leyla Gencer / Piero Cappuccilli, Opera De Oro, OPD-1159).
Donizetti Operalarındaki
Leyla Gencer'in Donizetti'nin üç Tudor kraliçesi üzerine 1982 ilkbaharında Trieste'de verdiği önemli bir seminer sunusu var. Orijinali İtalyanca olan ve Gencer'in konuşmasını yer yer sözünü ettiği aryalardan bazılarını piyanist Ennio Silvestri eşliğinde söyleyerek zenginleştirdiği bu sunu piyasada kalitesi oldukça bozuk bir DVD olarak bulunuyor. Gencer'in kraliçeler üzerine düşüncelerinin bir özeti ise Stephen Hastings tarafından özenle hazırlanarak İngilizce olarak yayınlanmış. Benim ilgimi çeken bu makale oldu. İkinci kez dil değiştirmiş olsa bile Gencer'in bu operalarla ilgili gözlemlerini İngilizce çevirisini esas olarak kullanarak Türk müzikseverlere sunmak istedim. Donizetti'nin müziğine ilaveten Leyla Gencer'in seslendirdiği kraliçeleri en ince ayrıntılarına kadar inceleyerek sahnede onların kişiliklerini tam olarak temsil etmek için gösterdiği özen ve gayreti sergilemesi açısından Gencer'in sözlerinin opera sanatçıları ve opera severler için büyük arşivsel değer taşıdığını sanıyorum. Gencer'in kraliçelerin psikolojik kişiliklerini ve Donizetti'nin vokal stilini nasıl yorumladığı, bir sanatçının bu rollerin icrasında nelere dikkat etmesi gerektiği gibi konuları ele aldığı bu konuşmanın ikinci kez çeviri nedeni ile etkisini yitirmediğini umarım.
Donizetti'nin operalarını sahnede seslendirirken canlandırdığım karakteri tamamen anladığıma ve bu anlayış ve "gerçek" karakteri dinleyicilere aktarabildiğime eminim. Bu yorum anlayışı üzerine konuşmak gerektiği zaman ise bazı şüphelerim ortaya çıkıyor. Her şeyin ne kadar göreceli olduğunu, bu yorumları bugün yapsam bazı şeyleri değiştireceğimi hissediyorum. Bu nedenle bu iki rolü birden üstlenmek zor. Yine de tamamen inandığım bazı temel ilkeler var – özellikle Donizetti söz konusu olunca. Bunların önde gelenleri şöyle sıralanabilir:
1.Yazılı notaya sadakat;
2.Karakterin psikolojik, şiirsel ve dramatik gerçeğini vokal yollarla açığa kavuşturma çabası;
3.19.yüzyıl İtalyan operasında kullanılan dile ait gelenekler üzerine geniş kapsamlı bilgi;
4.Bestecinin müziksel yaklaşımı ve bunu hangi durumlarda nasıl kullandığına yönelik sebatlı bir çalışma.
Donizetti'nin hem ilgi toplayan hem de az anlaşılan kraliçeleri hakkında konuşmak istiyorum. "Donizetti rönesansı" sürecinde tekrar gündeme gelen bu üç kraliçe Anna Bolena, Maria Stuarda ve Roberto Devereux operasındaki Elizabeth. (Bunlardan ilkini Callas'ın yedeği olarak Gavazzeni - Visconti'nin ünlü 1957 La Scala prodüksiyonunda öğrendim. Maria ve Elizabeth rollerinin daha sonra tekrar hayata dönüp repertuvara yeniden girmesi ise benim yorumlarımla gerçekleşti.)
Donizetti'nin müziksel dilini şekilsiz ve tekrar dolu olarak küçük gören, bestecinin çabuk yazmasından ötürü ya da doğal yaklaşım tarzını neden göstererek eserlerini yetenek, ustalık ve sıradanlığın bir karışımı olarak özetleyen bir önyargı var. Bu bakışa göre "İngiliz" Donizetti'nin ortaya koyduğu sadece tek bir tip var; Kraliçeler birbirlerine kafa karıştıracak düzeyde benziyorlar.
Ama sorun operaların arasındaki farkları ortaya çıkarmayan biz sanatçılarda! Bunun esas nedeni sanatçının zaten sıkıcı olması ise, o zaman zaten yapacak birşey yok. Ama genellikle nedenler aşağıdaki gibi:
1.Donizetti'nin dehasına güvenimiz yoktur;
2.19. yüzyıl operasının geleneklerini bir başlangıç noktası yerine değişmez formüller olarak görürüz;
3. Vokalizme sanki belirli bir anlam ve bağlamla iç içe olmayan soyut bir kavram gibi bakarız.
Aslına bakarsanız farklar zaten ortada, notaya aktarılmış şekilde durmaktadır. Onları keşfedip ortaya çıkarma görevi sanatçıya kalıyor (elbette ki sanatçının bunu yapabilecek vokal tekniğe sahip olması bir önkoşuldur).
Donizetti'nin yaşadığı zamanda romantik akımın zaten yeterince kökleşmiş bir statüsü olduğu unutulmamalıdır. Operalarındaki ses kullanma yöntemi dramatik aksiyona çok yakından bağlıdır. Bize hitap etmesi açısından 19. yüzyılın ilk yarısındaki eserlerden daha modern bir anlayışa sahiptir. Tiyatro anlayışı Verdi'nin bütünlüğüne sahip olmamakla beraber daha şekillendirilebilir bir yapıdadır. Eserlerinin planları, kullanılan formlar ve vokal motifler sürekli bir evrim içindedirler.
Seçtiğim üç operanın kraliçeleri tamamen değişik karakterlere sahip. Her birinin psikolojik yapısı daha yer aldıkları ilk sahneden belli; ifade özellikleri ve dramatik yazgıları kolaylıkla anlaşılabiliyor. Bu noktanın kanıtlanması için bu uç karakterin operalardaki giriş ve final sahnelerine bakalım.
Operalarda kraliçelerin giriş sahneleri
Anna Bolena
Uzun ve karmaşık bir müziksel anlatım tarzı kullanan operanın başlangıcından itibaren kendimizi sarayın entrika, şüphe ve kurumsallaşmış zulümden oluşan kasvetli atmosferini solurken buluruz.
Bu operada da başkarakter, girişini söz konusu olan diğer iki operada olduğu gibi klasik recitatif / kavatin / kabalet formülü ile yapar. Ama operaların her birinde bu formül değişik bir şekilde kullanılmıştır.
Anna Bolena'da recitatif "Si taciturna e mesta Mai non vidi assemblea" ("Hiç bu kadar sessiz ve üzgün bir topluluk görmedim") sözleri ile başlar. Sanatçının, canlandırdığı karakteri bu giriş sözlerinin renk ve vurgulaması ile başlayarak tanımlaması gerekmektedir. Reçitatif ile başlayan girişler tiyatroda bir aktörün girişi gibidir; hiçbir zaman nasıl olsa asıl önemli olan daha sonraki aryadır düşüncesi ile aceleye getirilmemelidir. Unutmamak gerekir ki (bu orkestra şefi için de geçerli bir nokta) usulen hep 4/4 zamanlı yazılan reçitatifler hiçbir zaman katı bir ritim ile icra edilmeyip bestecisinin kullandığı ifade tabirleri ile zenginleşen bir yorumlama özgürlüğü içerir.
Anna Bolena'nın girişine eşlik eden akorlar soyluluğunu vurguladığı gibi hüzün ve hassasiyetini dile getirerek mutsuz geleceğinin de habercisi olmaktadırlar. Callas'in koyu parlak tonu karakterin melankoli yönünü açıkça ortaya koymuş, buna sahnedeki alımlı görünüşü de eklenince dinleyiciyi anında etki altına alıvermişti. Benim Bolena'mın tonu daha hafifti; bu rolü Gavazanni ile 1958'de söylediğimde onu çok daha genç, ergenlik çağında bir kız olarak düşünüyordum.
"Come, innocente giovane" ("Gençliğin o masumiyeti") gösteriş amaçlı bir kavatin değildir. Karakter kendi kendine usulca konuşmaktadır. Bu, Donizetti'nin eserlerinde çok önem taşıyan tipik "a parte" aryalarına bir örnek oluyor. Bunlar Goldoni veya Corneille'nin eserlerinde olduğu gibi kenara konuşmalar [aside] benzeri özgün renkler taşırlar. Kavatin, Anna'nın Kralı eş olarak seçmekten kaynaklanan melankolisini ve yitirdiği masumiyetini anlatıyor. İlk aşkına ilişkin olarak yaptığı gönderimi vurgulamak gerekir. Operanın sürecinde sık sık yinelenen bu nokta onu sonradan zina ile suçlayacak olan ve başkalarının psikolojik zayıflıklarını dahice kullanmayı bilen Henry'nin pek işine yarayacaktır.
*Bu aryanın süslemeleri tamamen vokal çizginin içinde yer alır. 'Abbelimenti' ve 'grupetti' anlatıma yönelik nüanslardır, sesle akrobası yapmak için nedenler değil. Örneğin 'il core' sözcüklerinde ses ağlama hissini vermelidir.
*Non v'ha sguardo cui sia dato penetrar nel mesto core" ("Yüreğimin derinlikleri gözlere kapalı") kabaletinde müzikte yer alan 'rinforzando' işareti önemlidir. Çok ani yapılmaması gerekir. Karakterin temel unsurları anlaşıldığı sürece müziğin ifadesi için gerekli detaylar kendiliklerinden olarak ortaya çıkacaklardır.
Maria Stuarda
"Allenta il piè, Regina. - E che! Non ami che ad insolita gioia..." ("Acele etme Kraliçem.- Neden! İçimdeki bu olağanüstü aşk seni sevindirmiyor mu?") recitatifi: Bu girişin öncelikle orkestra tarafından tanıtılan atmosferi ferahlık ve özgürlüktür. Renkler Bolena ve Devereux'dakilerden çok değişiktir- daha aydınlık ve iyimserdir. Senelerce hapiste kalmış olmasına rağmen kaderini kabul etmeyecektir. Hala amacına erişmek umudundadır. Ne Bolena'da olduğu gibi keder vardır, ne de Elizabeth'in taştan yontulmuş gibi olan anlatım tarzının ortaya koyduğu iktidar hırsı. Bunların yerine hayatın gücü ve yeniden uyanış özlemi gayet kadınsı bir şekilde ifade edilmektedir. Bu özgürlük duygusu ona senelerce önce büyüdüğü Fransa'daki mutlu hayatını ve sonradan eşi olacağı kral ile tanıştığı zamanları hatırlatır.
"O nube! Che lieve per l'aria ti aggiri" ("Ey gökte gezinen hafif bulut!") kavatini Anna Bolena'da olduğundan çok daha farklı bir duygusal durumu yansıtmaktadır. Geçmişe bir gönderim olmasına rağmen, bu kendi kendine var olan, serbest çağrışım ile ortaya çıkan bir olgudur. Çok duyarlı ve hafif bir ton gerektirir. Düşünce ve görüntülerin akışı ile hareket kazanan bir aryadır. Kraliçe tavrının yanı sıra özündeki kadınlığın zarif bir anlatın, dini inancının yankısı ve neticede de kahramanlığının bir göstergesidir. (Bu aryayı söylerken hep Verdi'nin Don Carlos operasından "Tu che le vanità conoscesti del mondo" ("Dünyanın güzelliklerini yaşadın") aryasına ne kadar benzediğini düşünürdüm. O do Bossuet misali bir vaaz gibi ciddi başlayıp çiçekler, çeşmeler, Fransa'dan anılarla devam eder... Ben her iki aryada da anılarla dolu birisinin duygularını yansıtacak vokal renkleri içimden geldiği gibi uyguladım.)
Roberto Devereux
Bu operaya Elizabeth'in kişiliği hakimdir, ruhsal işkenceler içinde yaşayan yüce bir kraliçe. Bir tarihçi Elizabeth'i büyük yapan şeyin kararsızlığı olduğunu söylemişti. Onun ilkesi sessiz kalmaktı "video et taceo"; bu da zamanın İngiltere'si için ideal bir politikaydı, Elizabeth'in başarısının do sirn oldu. Kararsızlığı ve şüpheciliği herhalde Anne Boleyn ve VIII. Henry'nin kızı olarak geçirdiği zor çocukluk yıllarından kaynaklanıyor. Her an tehdit altında ve korkuyla yüz yüze yaşamaktan herkese şüpheyle bakmayı öğrendi. Bu erkeklerle olan ilişkilerinde de geçerliydi.
"Duchessa, alle fervide preci alfin m'arrendo" ("Düşes, eşinizin içten dileklerini sonunda kabul ettim") reçitatifi: Müzik daha ilk ölçülerden başlayarak İngiliz sarayının ihtişamını ve ulu kraliçesini resmetmektedir. Elizabeth'in gösterişli girişi sahne arkasındandır, kararlı ve dik başlı bir görünümü vardır. Vokal renkler, sahip olduğu otorite ve kontrolu ifade etmelidir. Sözleri belirgin bir şekilde ve ağırlık vererek söylenmelidir; onun ağzından çıkanlar kanun niteliğindedir.
İrlanda'daki başarısızlığından sonra Devereux'yu huzuruna kabul etmeye razı olur, ama sadakati üzerine şüpheleri vardır. Sara'ya bundan bahseder, ama asaletini hiç elden bırakmadan. Devereux'ya çok yakın olmasına rağmen onu ölüme mahkûm etmeye tereddüt etmeyecektir. Burada Freudyen bir mantık var. Sanki annesinin ölümünü temize çıkarmak için ondan öç alacaktır. (Ben bir opera için hazırlandığım zaman konu ile ilgili ne bulursam okurum. Bunun bana yorumum için çok yardımcı olduğuna inanıyorum. Eğer bazı yönlerini abartıyorsam bunların düzeltmesini operanın yönetmenine ve şefine bırakırım.)
Hem kavatin hem de kabalet, reçitatifte belirlenen sinirli ve gergin havayı sürdürür. Elizabeth'in duygusal hali birbirine zıt öğelerden oluşur: Bir kraliçenin öfkesi "Un perfido! Un vile! Un mentitore!" ("Kahpe! Alçak! Yalancı!") - [burada notalar temiz bir şekilde fakat vurgulanarak söylenmelidir.] ve hassas, hüzünlü anıları, sevgilisi ile buluşmaları- "Alma infida, ingrato core" ("Vefasız ruh, nankör yürek”) ... Baştan sona hissedilen görkemli hava koro ve orkestrada da kendini gösterir.
Operalarda kraliçelerin final sahneleri
Operaların başkahramanı canlandıran final sahneleri de serbestce kullanılmış olan reçitatif / kavatin / kabalet formülü ile yazılmıştır. Ama kabalet hızlı bir gösteriş parçası değil, ciddi ve 'maestoso' şeklindedir. Tempolar zaten Donizetti'nin notasında bulunabilir. Kabaletin tekrarı genellikle koroyu da içeren birkaç küçük değişiklik gerektirir; bu da Yunan tragedyalarının Mayr'ın öğrettiği tekniklerin filtresinden geçmiş şekli olarak görülebilir.
Anna Bolena
Opera Donizetti'de oldukça sık rastlanan bir "mad-scene" ("delirme sahnesi") ile kapanır. (Bunun kökeni 'Commedia dell'Arte'ye ve dışlanmış, çılgına dönmüş Ermingarda'nın günahına girenleri affetme jestinin yer aldığı Manzoni'nin Adelchi'sine kadar gider.)
"Piangete voi? Donde tal pianto?" ("Neden ağlıyorsunuz?") reçitatifi: Bu reçitatif nedimelerin söylediği nefis bir korodan sonra yer alır. Kraliçe bilinç ve yarı-bilinç arasında gidip gelirken onlara hitap etmektedir. Birbiri arkasına aklına doluşan fikirler, anılar ve kabusların şekillendirdiği sözleri ile başına gelen trajik olayların bir panoramasını çizmektedir.
Bu sahne hafif, başka bir dünyaya ait bir ses gerektirir. Ritmik esneklik olmasına rağmen Donizetti'nin belirlediği tempoya uymak şarttır. Müziğe ara verilen boşa saymalar (duraklar) çok önemlidir. Örneğin "E questo Giomo di nozee...", "Il Re mi aspetta..." dan sonrakiler, sözlerin anlamlarının akılda yer etmesi hem kendisinin hem de dinleyicinin gözünde canlandırabilmesi için gereklidir. Burada psikolojik gerçek, vokalizm ile kaynaşmıştır. Bir başka örnek suçluluk duygulan ile Percy'yi anımsadığı sahneden sonradır. Burada hareket ve mimikleri de kullanarak bir zamanlar sevmiş olduğu Percy ve daha sonra aynı şekilde sevmiş olduğu Kral hakkında duyduğu çapraşık duyguları dinleyiciye yansıtmak gerekir. "Ei m'accusa... ei mi sgrida... Mi perdona, mi perdona..." ("Beni suçluyor... Bana baginyor.... Affet beni, affet..."). Bunu takiben anlattığı çaresizlik ve mutsuzluk ise "Toglimi da questa Miseria estrema" ("Beni bu ızdıraptan kurtar") adeta bir dua gibidir.
"Al dolce guidami castel natio" ("Beni o doğduğum şatoya götür") aryası: Burada korangleli giriş bizi nostaljik çocukluk çağı anılarına hazırlar. Reçitatifte birbirine karışan iki aşk öyküsünden sonra kendine güvenini kazanan karakter bize ilk aşkını sakin ve bir arınma hissi içinde anlatır. Bu aryanın kişisel niteliğini ve doğrusal yapısını bozmadan hayal gücümüzü kullanıp verilen vokal çerçeve içinde mümkün olduğunca renk katmak önemlidir.
"Coppia iniqua" ("Hain çift") (kabaleti: Bu kabalet temiz diksiyon, karanlık renkler ve zorlu yüksek perdelerden aniden orta ve pes perdelere düşen niteliği ile bir 'soprano drammatico d'agilità' gerektirir. Bir hakarete benzeyen bu arya aslında suçlama ve bağışlama karışımıdır. Söylediği 'Beni zina ile suçlayamazsınız; asıl zina yapan sizsiniz. Ama sizden intikam almak istemiyorum. Tanrının karşısına sizi bağışlamaya hazır olarak çıkacağım' cümleleri ile onlan tepeden bakan vakur bir eda ile affediyor.
Maria Stuarda
Burada atmosfer çok değişiktir. Kraliçe duygularını dizgin altında tutmayı ve korkularının üstesinden gelmeyi bilmektedir. Ona ölüm yolculuğunda eşlik eden hizmetçilerinin korosu ile başlayan sahne Anna Bolena'ya benzer. Burada da Adelchi'yi ve Carissimi'nin beş bölümlük "Lamento e morte di Maria Stuarda" kantatını anımsatan yerler ve Barok operayı romantik operaya bağlayan bazı öğeler bulunur.
"Anna tu sola resti" ("Anna sadece sen kalmalısın") reçitatif ve arya: Bu koroya değil de koro ile birlikte söylenmelidir. Ayni şekilde "Deh! Tu di un umile preghiera il suono odi" ("Tanrım, duamızı kabul et") yakarması koro ile bir diyalogdur. Elizabeth'i affetmesinde mistik ve dinsel bir özellik vardır. O Anna Bolena gibi kaderine isyan etmez.
"Ah! se un giorno da queste ritorte" ("Ah! Beni prangalarımdan kurtaracak olduğun günler") kabaleti: Bu darağacına çıkmadan önceki son sözleri 'maestoso' olarak söylenmelidir. Sevgi ve şefkatle bağlı olduğu Leicester'e dayanmaktadır, ama bu duygular bile kaderininin karanlığı ile yok olmuştur. Burada vokal renkler aşırı olmamalı, bir azizi çağrıştıran nitelikte ruhani olmalıdır-kraliçenin bütün hataları, inanç ve kahramanlıkları ile beraber dopdolu bir hayat yaşadığı unutulmamalıdır. Bu kabalette tekrar bölümündeki varyasyonlarla dinleyicinin dikkatini dağıtılmamalıdır. Majör gama olan değişiklik geçite gereken gerilimi vermeye yeter.
Roberto Devereux
Elizabeth'in son sahnesi ızdırap, dehşet, hezeyan ve ihtişam doludur. "E Sara in questi orribili momenti poté lasciarmi?" ("Sara beni bu korkunç anımda nasıl terketti?") reçitatifi: Burada stil trajiktir, 'maestoso' ama aynı zamanda keder doludur. Endişe ve pişmanlık içinde Sara'yı beklemektedir. Umudu hala durumu kurtarmak, verdiği hükmü bozmaktır. "Io sono donna alfine" ("Ben de sonunda bir kadınım") sözleri ile kadın ve kraliçe olarak oynadığı çifte rolu ortaya koymaktadır. Tempodaki sürekli değişiklikler Elizabeth in ruhsal halinin ve düşüncelerinin değişimini yansıtmaktadır. Art arda şüphe, ızdırap ve kıskançlık hisleri ile doludur. Zaman uçar gider gibidir. Roberto'yu kurtarabilecek yüzüğü düşünür. Onu ölü görmekten duyacağı azabı dindirmek için zamanı durdurmak istemektedir.
"Vivi, ingrato" ("Yaşa, nankör adam") aryası: Hayatta olduğu sürece onu rakibinin yanında görecektir- ihaneti itiraf etmeyen birisinin kıskançlığıyla.
Umutsuz bir durumdur, söylediği her kelime büyük yazı ile yükludur. Bu yaralı kadın ağlar, ama kimsenin görmemesi gereken gözyaşlarının önemini anlaması ancak kraliçeliğinin bilinci ile mümkündür. "La Regina, la Regina d'Inghilterra" bu sonsuz yalnızlığı ortaya koyar.
"Quel sangue versato al cielo s'innalza" ("Akittiğin kanlar göklere kader yükselecek") kabaleti: Sara'nın ihanetini duyup yüzüğe rağmen infaz hükmünün yerine getirildiğini öğrendiğinde Kraliçe umutsuzluktan çıldırmış bir haldedir. Bir saplantı halinde ve korkular içinde aklından çıkaramadığı ölüm sahnesi sadece müzik değil, Cammarano'nun sözleri ile de mükemmel bir şekilde anlatılır. Olayların ortaya çıkardığı, o zamana kadar bilmediği bir yönüyle tutkulu bir kadındır (bu olaylar olduğunda 67 yaşındaydı). Bir an için hayatı boyunca uğrunda savaş verdiği hükümdarlıktan bile vaz geçmek üzeredir. Müziğin tekrarında (aynı melodi ama değişik sözler) sanatçının bir şey eklemeden vurgulan ve iç ritmi değiştirmesi mümkündür. Elizabeth'in her şeyi reddedip yadsıdığı geçişte vokal süslemeler eklemek uygun değildir. Umutsuzluğun zirvesinde olan çıldırmış bir kadındır, ayrıca kraliçe olmanın yükü de üzerindedir. Koro onu sakinliğe davet ederken o gittikçe daha umutsuzluğa kapılır. Benim için bu sahne romantik operanın en müthiş ve etkileyici sahnelerinden biridir.
Birkaç ek nokta
1- "La Scuola Della Regine", Leyla Gencer Discusses the 3 Donizetti Tudor Queens in Detail & Her Career, 65 dakika, altyazısız İtalyanca, Encore DVD 3133
Dünya Operasının La Diva Turca'sı
NAMIK SİNAN TURAN
Leyla Gencer ismi Türk operasının evrensel sesi olarak tarihteki yerini
çoktan aldı. 1950'lerde başladığı sanat hayatı ona oldukça parlak bir kariyer
sundu. Ülkesi onu uzun süre görmezden gelirken 1990'h yıllarda sahneleri
bıraktıktan sonra yeniden hatırlandı. Hakkında yazılan kitaplar¹, yaşamını konu alan
belgeseller, uzun ve parlak bir kariyerin ardından mazhar olduğu prestijli
ödüller onun mirasının genç kuşaklara aktarımında etkili oldu.² Buna karşın yapılanların
hiçbiri onun başarısının arka planını okumada yeterli gelmedi. Gencer'in
geleceğe aktarımında hem büyük bir sanatçı hem de eğitmen olarak
değerlendirilmesinde içinde yetiştiği koşullar ve bir kadının bu koşullar
içinde kariyerini inşa edişi mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
⁸François Lafon, Leyla Gencer: Callas'dan Beri Bir Numara, çev Nükhet İpekçi İzet, Milliyet sanat, s. 28-30.
2 0 1 3
SALKIMSÖĞÜTÜN TÜRKÜSÜ Kitabından Alıntıdır
Editör: Zeynep Oral,
Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları,
2009, sf.19
Giuseppe Verdi'nin bestelediği 26 operanın 16'sında Leyla Gencer baş soprano rollerinde sahneye çıkarak özel bir rekora sahip olmuştur. Bu 16 opera, Leyla Gencer'in ilk oynadığı tarih sırasıyla şunlardır: 1955'te "La traviata": 1957'de "Il trovatore", "La forza del destino", "I due Foscari": 1958'de "Don Carlo", "Rigoletto", "Simon Boccanegra"; 1959'da "La battaglia di Legnano: 1960’ta "Macbeth": 1961'de "Un ballo in maschera"; 1962'de "Otello"; 1963's "Aida", "Gerusalemme": 1964 "I vespri siciliani"; 1968 de "Ernani": 1972'de "Attila".
Macbeth
Verdi'nin ilk kez 1847'de oynanmış, 1865'te yeniden düzenlenmiş olan "Macbeth" operasındaki Lady Macbeth rolünü Leyla Gencer, ilk oynadığı 1960 yılından, en son oynadığı 1980 yılına kadar, İtalya’nın hemen tüm opera sahnelerinde oynar. Bunların arasında; 1960’ta Palermo'daki Teatro Massimo, 1963 de Milano'daki La Scala, 1968 de Venedik’teki La Fenice, 1969 da Floransa'daki Teatro Comunale, Roma'daki Opera, 1969 ve 1970 de Palermo'daki Teatro Massimo, 1975'te Floransa'daki Mayıs Müzik Festivali, 1976 da Cagliari'deki Teatro Palestrina, 1977 de Treviso'daki Teatro Comunale, 1979'da Mantova'daki Teatro Sociale, Como'daki Teatro Sociale, 1980'de Livorno'daki Teatro Goldoni bulunmaktadır.
La traviata
Verdi'nin ilk kez 1853’te oynanmış olan "La traviata" operasının Leyla Gencer'in repertuarında özel bir yeri vardır. La traviata da "Violetta Valéry" başrolünde Leyla Gencer, on yıl boyunca dünyanın tam anlamıyla dört bir tarafında sahneye çıkmıştır. Bunların arasında, 1955'te Palermo'daki Teatro Massimo, Trieste'deki Teatro Verdi, 1956'da Reggio Emilia'daki Teatro Municipale, Ankara Operası, Varşova Operası, Lodz Operası, 1957'de Viyana'daki Staatsoper, San Francisco Operası, Sacramento Operası, San Diego Opera, Los Angeles Operası, 1958'de Philadelphia Operası, 1960’ta Moskova'daki Bolshoi Operası, Leningrad'daki Kirov Opera, Torino’daki Teatro Nuovo, 1964'te Rio de Janeiro'daki Teatro Municipal bulunmaktadır.
Ayrıca, "Addio del passato" aryasının, 1956'da Torino RAI'de, Arturo Basile yönetimindeki orkestra eşliğindeki kaydı (45 d/d). Leyla Gencer'in ender stüdyo kayalarından biridir.
Don Carlo
Roma'da 22.04.1968'deki, orkestrayı Fernando Previtali'nin yönettiği, Elisabetta rolünde Leyla Gencer, Don Carlo rolünde Brano Prevedi, Filippo II rolünde Nicolai Ghiavarov, Rodrigo rolünde Sesto Bruscantini, Eboli rolünde Fiorenza Cossotto, Büyük engizisyoncu rolünde Luigi Roni'nin yer aldığı temsilin bütün canlı ses kaydı yayınlanmıştır.
Milano'da 05.05.1970’teki, orkestrayı Giuseppe Patanè'nin yönettiği, Elisabetta rolünde Leyla Gencer, Don Carlo rolünde Flaviano Labo, Filippo II rolünde Matti Talvela, Rodrigo rolünde Lorenzo Saccomani, Eboli rolünde Shirley Verrett, Büyük engizisyoncu rolünde Luigi Roni'nin yer aldığı temsilin bütününün özel arşivde canlı ses kaydı vardır.
Roma temsilinden "Non piangere mia compagna" ve "Tu che la vanità" aryaları ayrıca da yayınlanmış olup; Milano'da 1970’teki temsilden "Tu che la vanità" aryası bir kitap ekinde yayınlanmıştır.
Aida
Bunların arasında, 1963'e Milano'daki La Scala, Verona'daki Arena, 1966'da Milano'daki La Scala, Verona'daki Arena, 1969'da Napoli'deki Teatro San Carlo, 1970’te Roma Operası, 1973'te Macerada Arena Seristerio yer almaktadır.
Verona'da 08.08.1963'teki temsilin ilk üç perdesinin (yağmur dolayısıyla dördüncü perde yoktur) özel arşivde görüntü kaydı vardır. Verona’da, 16.07.1966'daki, orkestrayı Franco Capuana'nun yönettiği, Aida rolünde Leyla Gencer, Radames rolünde Carlo Bergonzi, Amneris rolünde Florenza Cossetto, Amonasro rolünde Anselmo Colzani, Ramfis rolande Bonaldo Giotti, Firavan rolünde Franco Pugliese'nin yer aldığı temsilin bütününün canlı ses ve görüntü kaydı yayınlanmıştır.
Milano'da 22.04.1966'daki, orkestrayı Gianandrea Gavazzeni'nin yönettiği, Aida rollünde Leyla Gencer, Radames rolünde Piero Ottolini, Amneris rolünde Grace Bumbry, Amonasro rolünde Gian Giacomo Guelfi, Ramfis rolünde Carlo Cava, Firavun rolünde Ferruccio Mazoli'nin yer aldığı temsilin bütününün Macerata'da 07.07.1973’teki, orkestrayı Carlo Franci'nin yönettiği, Aida rolünde Leyla Gencer, Radames rolünde Giorgio Casellato Lamberti, Amneris rolünde Luisa Bordin Nave, Amonasro rolünde Gian Giacomo Guelf, Ramfis rolünde Carlo Cava, Firavun rolünde Antonio Zerbini'nin yer aldığı temsilin bütününün özel arşivde canlı ses kayıtları vardır.
"O cieli azzurri.. O patria mia" aryasının, 1956'da Arturo Basile’nin yönettiği Torino RAI orkestrası eşliğinde bir stüdyo kaydı, Milano'da 24.02.1973'teki resitalinden piyanoda Lorenzo Arruga eşliğinde canlı bir ses kaydı da bulunmaktadır.
Il trovatore
Milano'da 29.05.1957'deki, orkestrayı Fernando Previtali'nin yönettiği, Leonora rolünde Leyla Gencer, Manrico rolünde Mario Del Monaco, Azucena rolünde Fedora Barbieri, Luna Kontu rolünde Ettore Bastianini'nin yer aldığı temsil canlı ses ve görüntü kayıtları yayınlanmıştır.
Verona'da 30.07.1968'deki, orkestrayı Franco Capuana'nın yönettiği, Leonora rolünde Leyla Gencer, Marico rolünde Carlo Bergonzi, Azucena rolünde Adriana Lazzarini, Luna Kontu rolünde Piero Cappuccilli'nin yer aldığı temsilin bütün özel arşivde canlı görüntü kaydı vardır.
Milano'daki temsilden, "Tacea la notte placida. Di tale amor" ve "Timor di me.. D'amor sull'ali rosee" aryaları ayrıca da yayınlanmış, "D'amor sull'ali rosee" aryasının, 1956'da Arturo Basile'nin yönenettiği Torino RAI orkestrası eşliğinde bir stüdyo kaydı da bulunmaktadır
"Timor dime.. D'amor sull'all rosee" aryası ve devamındaki "Miserere" sahnesinin, 1957 ses kaydı play-back kullanılarak Lorenzo Arruga rejisinde, 1976'da Gressan şatosu ve bahçesinde çekilmiş görüntü kaydı da bir kitap/DVD bağlamında yayınlanmıştır.
La
forza del destino
Köln de 05.07.1957'deki, orkestrayı Antonio Votto yönetmiş, Leonora rolünde Leyla Gencer, Alvaro rolünde Giuseppe Di Stefano, Carlo rolünde Aldo Protti, Preziosilla rolünde Gabriella Carturan, Padre Guardiano rolünde Cesare Siepi ses kaydı yayınlanmıştır.
Bologna'da 09.02.1954eki, orkestrayı Francesco Molinari Pradelli'nin yönettiği, Leonora rolünde Leyla Gencer, Alvaro rolünde Carlo Bergonzi. Carlo rolünde Piero Cappaccilli, Preziosilla rolünde Adriana Lazzarini, Padre Guardiano rolünde Carlo Cava, Fra Melitone rolünde Michele Casato yer aldığı temsilin bütününün; Verona'da 03.08.1967'deki, orkestrayı Franco Capuana'nın yönettiği. Leonora rolünde Leyla Gencer, Alvaro rolünde Gianfranco Cecchele, Carlo rolüne Piero Cappuccilli. Preziosilla rolünde Adriana Lazzarini, Padre Guardiano rolünde Ivo Vinco, Fra Melitone rolünde Renato Capecchi'nin yer aldığı temsilin bütününün özel arşivde ses kayları bulmaktadır.
Köln temsilinden "Son giunta!.. Madre, pietosa Vergine" ve "Pace, mio Dio" aryaları da ayrıca yayınlanmıştır. “Pace, mio Dio" aryası, 1956'da Arturo Basile'nin yönettiği Torino RAI orkestrası eşliğinde bir radyo stüdyo kaydı, 10.02.1958'deki radyo konserinden, Alfredo Simonetto’nun yönettiği Milano RAI orkestrası eşliğinde canlı bir ses kaydı da yayınlanmıştır.
Simon Boccanegra
Salzburg'da 09.08.1961'deki, orkestra Gianandrea Gavazzeni'nin yönettiği, Amelia Grimaldi de Leyla Gencer, Simon Boccanegra rolünde Tito Gobbi, Jacopo Fiesco rolünde Giorgio Tozzi, Gabriele Adorno rolünde Giuseppe Zampieri, Paolo Albiani rolünde Rolando Panerai’nin yer aldığı temsilin batının canlı ses kaydı olup, aynı temsilden seçmelerde ayrıca yayınlanmıştır.
Napoli'de 28.12.1958'deki, orkestrayı Mario Rossini yönettiği, Amelia Grimaldi rolünde Leyla Gencer, Simon Boccanegra rolünde Tito Gobbi, Gabriele Adorno rolünde Mirto Picchi'nin yer aldığı temsilin bütününün özel arşivinde canlı ses kaydı olup, bazı seçmeler ve ayrıca "Come in questora bruna" aryası yayılmıştır.
Buenos Aires 28.06.1964'teki, orkestran Bruno Bartoletti'nin yönettiği, Amelia Grimaldi rolünde Leyla Gencer, Simon Bocccanegra rolünde Cornell MacNeil Gabriele Adorno rolünde Carlo Cossutta yer aldığı temsilin bütününün; Bilbao'da
07.09.1968 deki temsilin ise proloğunun ve birinci perdesinin özel arşivde canlı ses kaydı vardır.
Un ballo in maschera
Bologna'da 28.11.1961'deki, orkestrayı Olivero de Fabritiis’in yönettiği, Amelia rolünde Leyla Gencer, Riccardo rolünde Carlo Bergonzi, Renato rolünde Mario Zanasi, Ulrica rolünde Adriana Lazzarini, Oscar rolünde Dora Gatta'nın yer aldığı temsilin bütününün canlı ses kaydı yayınlanmış olup, bu temsilden "Ecco l'orrido campo.. Ma dall'arrido bir aryası da ayrıca yayınlanmıştır.
Milano'da 08.04.1973 teki, orkestrayı Nino Verchi'nin yönettiği, Amelia rolünde Leyla Gencer, Riccardo rolünde Giorgio Merighi, Renato rolünde Piero Cappuccilli, Ulrica rolünde Adriana Lazzarini, Oscar rolünde Elvira Ramella'nun yer aldığı temsilin bütününün özel arşivde canlı ses kaydı olup, bu temsilden "Ecco l'orrido campo.. Ma dall'arrido" aryası bir kitap ekinde yayınlanmıştır.
Gerusalemme
Venedik’te 24.09.1963 teki, orkestrayı Gianandrea Gavazzeni'nin yönettiği, Elena rolünde Leyla Gencer, Gastone rolünde Giacomo Arragall, Ruggero rolünde Gian Giacomo Guelfi, Toulouse Kontu rolünde Emilio Salvoldi'nin yer aldığı temsilin bütününün; Münih'te 14.05.1965 teki, orkestrayı Ettore Gracis'in yönettiği, Elena rolünde Leyla Gencer, Gastone rolünde Giacomo Arragall, Ruggero rolünde Ruggero Raimondi, Toulouse Kontu rolünde Renato Bruson'un yer aldığı temsilin bütününün canlı ses kayıtları yayınlanmıştır.
I vespri siciliani
Roma'da 05.12.1964’teki, orkestrayı Gianandrea Gavazzi'nin yönettiği, Elena rolünde Leyla Gencer, Arrigo rolünde Gastone Limarili, Monforte rolünde Gian Giacomo Guelfi, Procida rolünde Nicola Rossi-Lemeni'nin yer aldığı temsilin bütününün canlı ses kaydı yayınlanmıştır.
Milano'da ilk temsilin öncesinde, 19.12.1970’te, orkestrayı Gianandrea Gavazzeni'nin yönettiği, Elena rolünde Leyla Gencer, Arrigo rolünde Gianni Raimondi, Monforte rolünde Piero Cappuccilli, Procida rolünde Ruggero Raimondi'nin yer aldığı genel provanın bütününün La Scala arşivinde özel görüntü kaydı bulunmaktadır.
Milano'da 02.01.1971'deki, orkestrayı Gianandrea Gavazzi'nin yönettiği temsilden "Arrigo! Ah parli a un cuore" aryası bir kitap ekinde yayınlanmıştır.
La battaglia di Legnano
Verdi'nin ilk kez 1849 da oynanmış olan, "La Battaglia di Legnano" operasındaki "Lida" rolüyle, Leyla Gencer 1959'da Floransa'daki Mayıs Müzik Festivali'nin açılışında, Teatro alla Pergola'da, Venedikteki La Fenice'de, 1963'te Trieste'deki Teatro Verdi'de sahneye çıkmıştır.
Rigoletto
Verdi'nin ilk kez 1851'de oynanmış olan "Rigoletto" operasındaki "Gilda "rolüyle, Leyla Gencer 1958'de San Francisco ve Los Angeles operalarında, 1961'de B Teatro Colon'da sahneye çıkmıştır.
Ernani
Verdi'nin ilk kez 1844'te oynanmış olan "Ernani” operasındaki "Elvira” rolüyle, Leyla Gencer 1968 de Bilbao operasıyla Oviedo Festivali'nde, 1972 de Catania'daki Teatro Bellini’de sahneye çıkmıştır.
I due Foscari
Verdi'nin ilk kez 1844'te oynanmış olan, adını Venedik Doçu Francesco Foscari ve oğlu Jacopo Foscari'den alan "I due Foscari operanda "Lucrezia Contarini" rolünde Leyla Gencer 1957 de Venedik’teki La Fenice'de. 1958 de Torino’daki Teatro Nuova’da sahneye çıkmıştır.
Attila
Verdi'nin ilk kez 1846'da oynamamış olan "Attila” operasındaki "Odabella" rolüyle, Leyla Gencer 1972 de Newark'taki New Jersey Operasında, aynı yıl Floransa'daki Teatro Comunale de sahneye çıkmıştır.
Otello
Verdi'nin ilk kez 1887'de oynanış olan "Otello" operasındaki "Desdemona" rolüyle, Leyla Gencer 1962 de Cenova'daki Teatro Comunale'de sahneye çıkmıştır. Bu temsilden bir kayda rastlanmamıştır.
Verdi'nin Diğer Eserleri
Verdi'nin bunlar dışında kalan 10 operasında ise ["Oberto" (1839): "Un giorno di regno" (1840): "Nabucco" (1842): "Giovanna d'Arco" (1845); "Alzira" (1845); "I Masnadieri" (1847): "Il corsaro" (1848); "Luisa Miller" (1849); "Stiffelio" (1850; rev: "Aroldo", 1857); "Falstaff" (1893)] Leyla Gencer rol almamıştır.
Leyla
Gencer Hakkındaki Yayınlar
-Franca,
CELLA (1986): "Leyla Gencer, romanzo vero di una primadonna",
Venedik, C.GS. Edizioni, 546 s.
*Em. Prof. Dr. Ünal Öziş:
1934 yılında İstanbul'da doğan Ünal Öziş,
1951'de Galatasaray Lisesi'nden, 1957'de İnş. Yük. Müh. olarak Münih Teknik
Yüksek Okulu İnşaat Mühendisliği Fakültesi'nden mezun olmuş, 1961'de aynı
kurumdan Doktor Mühendis unvanını almıştır.
Google, Leyla Gencer'i unutmadı
Arama motoru Google, bugün ana sayfasını Türk opera sanatçısı Leyla Gencer'in 85. doğum günü ile süsledi.
Leyla Gencer kimdir?
10 Ekim 1928'de doğan Ayşe Leyla Gencer, Türk opera sanatçısıdır. 20. yüzyılın en önemli sopranolarından birisi olarak görülür.
Leyla Gencer'in 85'inci Doğum günü Leyla Gencer kimdir?
Google 20. yüzyılın en önemli sopranolarından biri olarak görülen Leyla Gencer'in 85'inci Doğum gününü özel bir doodle ile kutladı... Leyla Gencer kimdir?
Leyla Gencer'in hayatı
Leyla Gencer Türk opera sanatçısı. 20. yüzyılın en önemli sopranolarından birisi olarak görülür.
Opera kariyeri
Leyla Gencer, Devlet Tiyatroları Ankara Operası'nda korist olarak görev yapmaktayen Ankara'ya geldiği yıl (1950'de) sahnelenmeye başlayan Cavallerina rusticana operasında Santuazza rolü ona verildi, Gencer'in opera kariyeri bu rolle başladı.
Leyla Gencer adına basılan para
Leyla Gencer, 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırıldı. 2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.
SANATA ADANMIŞ BİR
HAYAT:
LEYLA
GENCER
10 Ekim 1928'te Polonyalı bir anne ve Safranbolulu bir babanın kızı olarak İstanbul'da dünyaya gelen Leyla Gencer, dünya opera tarihinin büyük sopranolarından birisidir. Çocukluk döneminde tiyatro, müzik, edebiyat gibi sanat ve kültürün her alanına ilgi duyan sanatçı, İtalyan Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı opera bölümüne başlamıştır. Burada zamanın en önemli hocalarından şan, solfej ve armoni dersleri almıştır. Cemal Reşit Rey'in senfoni orkestrası koro ve solistler için bestelediği Özyurt eserinde ilk kez orkestra eşliğinde söyleyen Leyla Gencer, o zamanlarda sanat yaşamındaki amacını La Scala’da sahneye çıkmak olarak belirlemiştir.
Ankara Operasında şan dersleri vermek üzere Türkiye'ye gelen dönemin en büyük sopranosu kabul edilen Arangi-Lombardi, Leyla Gencer'i dinlediğinde onun bir gün dünya çapında ünlü bir soprano olacağını söylemiş ve kendisiyle çalışmak üzere konservatuardan ayrılarak Ankara'ya gelmesi için Leyla Gencer'i ikna etmiştir. İstanbul'daki eğitimini yarım bırakan Leyla Gencer 1950 yılında başında Muhsin Ertuğrul'un bulunduğu Ankara Devlet Tiyatrosu'ndaki opera kariyerine korist olarak başlamıştır.
Cavalleria Rusticana operasında "Santuzza" ve Tosca operasında "Floria Tosca" rollerinde oynamıştır. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda 25 Aralık 1952'de piyanist Georg Reinwald ile verdiği ilk resitalden sonra kısa zamanda ünlendi. Dwight Eisenhover, Mareşal Tito, Harry Truman gibi dönemin önde gelen başkanları Ürdün Kralı Hüseyin, Yunanistan Kralı Paolo ve Kraliçesi Federica gibi kral ve kraliçeleri, konsoloslar hem huzurunda verdiği resitallerle hem de derin kültürü ve karakteriyle sanat dünyasında sağlam bir yer edindiği Ankara Leyla Gencer'in sanat yaşamında önemli bir yere oturmuştur.
1953 yılında Türkiye ve İtalya arasındaki Kültür Anlaşması kapsamında İtalya'da RAI stüdyolarında canlı olarak yayımlanan konserin ardından Gencer uluslar arası kariyerinin ilk adımını atmış, bu konserin başarısı üzerine Arena Flegrea Açık Hava Tiyatrosu'nda Cavalleria Rusticana operasında yine Santuzza rolünü sahnelemek üzere Napoli Yaz Festivali'ne davet edilmiştir. 1954'te San Carlo Tiyatrosu'nda seslendirdiği Madam Butterfly ve Eugenuo Oneghin operalarının ardından Leyla Gencer artık müzik çevrelerinde Napolili Türk olarak anılmaya başlanmıştır. Bu başarı bir sonraki sezon San Carlo Operası'nda sahnelenen La Traviata'daki Violetta rolü ile sürdü.
1956'da San Francisco operasında San Francesca da Rimini operasında son anda oynayamayacağını bildiren ünlü soprano Renata Tebaldi'nin yerine başrolü seslendirdi. Eserin San Francisco ve Los Angeles temsillerin den sonra San Francisco operası ile kontrat imzaladı.
1957 sezonunda San Francisco Operasında sahnelenen La Traviata operasında başrolü Leyla Gencer, Lucia di Lammermoor operasında ise dünyaca ünlü soprano Maria Callas üstlenmişti. Callas'ın gelmemesi üzerine Lucia rolünü de Gencer üstlendi ve büyük başarı kazandı. O günden başlayarak ABD'de sayısız opera temsili, resital, konser gerçekleştirdi.
26 Ocak 1957 gecesi Leyla Gencer, kendisine koyduğu Milano'nun ünlü La Scala Tiyatrosu'nda sahneye çıkma hedefine ilk defa ulaştı. Fransız besteci Francis Poulenc in Carmelit'lerin Diyaloğu eserinin dünyadaki ilk temsilinde başrolü oynadı. Scala'daki ilk sahneye çıkışından sonra Gencer, 18 Şubat 1957 de tüm zamanların en büyük orkestra şefi kabul edilen Arturo Toscanini için Milano'nun Duomo di Milano Katedralı'nda düzenlenen görkemli cenaze töreninde Verdi'nin Requiem'i seslendirilirken soprano partisini başarıyla söyledi. Bu başarının ardında La Scala Operası'nın Köln Operası'nın açılışı nedeniyle düzenlediği turnede Verdi'nin Kaderin gücü adlı eserinde başrol oynadı. 1958'de Pizzetti'nin dünyada ilk gösterimi gerçekleşen Katedral'de Cinayet adlı eserinde başrahibe rolünü, ardından Boito'nun az bilinen Mefistofele operasında Margherita rolünü üstlendi.
Gencer, 1960'larda mesleğinin doruğuna çıktı. Hiç bilinmeyen operaları seslendirmeyi sürdürdü. 1963'te Verdi'nin unutulmuş operası Kudüs'te başrol Elena'yı oynadı. Bunu Donizetti'nin hiç bilinmeyen operası Robert Devereux'daki Kraliçe Elizabeth rolü ve Bellini'nin 130 yıldır sahnelenmeyen Beatrice di Tanda operası takip etti.
1985 yılında sahneye veda eden sa- natçı, 1983-1988 yılları arasında As.Li.Co'nun genel sanat yönetmenliğini yürüttü, 1997-1998 arasında La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticilik yaptı, vefatına kadar La Scala Tiyatrosu'nda opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini yapmaktaydı. Gencer, aynı zamanda opera yorumu üzerine dersler vermeye devam ediyordu. Uluslararası yarışmalarda seçiciler kurulu üyelikleri yapan, festivallere, seminer ve konferanslara katılan Leyla Gencer, İstanbul'da kendi adını taşıyan Uluslararası Şan Yarışması’nın kurucusudur. Yarışma, 1995 yılından beri düzenlenmektedir. Leyla Gencer, 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırıldı.
2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basıldı.
10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybetti. Leyla Gencer 'in cenazesi 12 Mayıs günü Milano’da La Scala Operasının Santa Babila Kilisesi'nde düzenlenen kalabalık bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda krematoryuma götürülerek yakıldı.
2 0 1 4
Fransa’nın ünlü meseni Pierre Bergé'nin başında bulunduğu “Académie du Disque Lyrique” her yıl opera sanatının her alanına ödüller veriyor. Bu yıl “Ses kaydı içeren kitaplar” diye bir kategori açtılar ve özel bir ödülü Zeynep Oral’ın Fransa’da geçen ay piyasaya çıkan, içinde bir de CD kaydı bulunan “Leyla Gencer” kitabına ve Leyla Gencer kaydına verdiler. Zeynep Oral bu ödül hakkında yazdı…
Ödül O Sese
Dün akşam verdiler bu ödülü bana. Ama bence bana değil, o sese, Leyla Gencer’in sesine verdiler. (Zaten onun için bu yazıyı bu kadar rahat yazıyorum.) Sarı pirinç plaketin üzerinde Orfeus antik çalgı lirini çalıyor. Üzerinde “Orphé” d’Or” (Altın Orfe) - “Académie du Disque Lyrique” (Lirik Plak Akademisi) yazıyor.
Mutluluk ve Hüzün
Türkiye'nin yurt dışı elçiliklerinin kimi olağanüstü güzelliktedir. Paris'teki "Hotel de Lamballe" diye anılan malikane ise bir mücevher niteliğindedir.
Ödül Töreni
"Leyla
Gencer" kitabımla büyükelçimiz Hakkı Akil arasında rastlantısal
bir bağ var. Üç yıl önce ayni kitap İtalya'da, İtalyanca
basıldığında Sayın Akil, Roma Büyükelçisiydi. Ve Milano, Floransa,
Roma, Venedik, Napoli ve Torino'da kitap üzerine toplantılar düzenlendiğinde,
birçoğunda yanımdaydı. Paris'te kitaba ödül verileceği duyumu geldiğinde, ikametgahın
kapılarını ödül töreni için açtı. Yine bir rastlantı, tören günü
Türkiye'de olması gerektiği için ev sahipliğini UNESCO Büyükelçimiz Hüseyin
Avni Botsalı ve genç diplomat maslahatgüzar Ali Onaner üstlendi.
İçimdeki "Ah!"
Paris'te yaşayan sanatçı dostlarım, üniversite yıllarından arkadaşlarım, sevdiğim insanlarla çevrili olduğum bir törendi. Her tür formalite ve kasıntıdan uzak, içten, samimi, güleryüzlü ve geniş katılımlı bir buluşmaydı. (İsim özellikle vermiyorum, ünlüler kadar ünsüzler de benim için çok değerliydi.) Hem çok mutluydum hem de içimde derin bir hüzün vardı.
LEYLA GENCER ve
Photo: Roberto Devereux uzunçalarının Leyla Gencer in fotoğrafının yer aldığı
kapağı.
GİRİŞ
Bu üç kraliçe Gaetano Donizetti'nin üç operasında başrol almış: 1830'larda bestelenmiş bu üç opera daha sonraki dönemlerde ihmal edilmiş; 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle Leyla Gencer'in muhteşem yorumlarıyla yeniden sahnelere kavuşmuştur.
Leyla Gencer 1982'de Trieste'deki iki günlük seminerinde, bu kraliçelerin psikolojilerini inceleyerek, çok farklı kişiliklerini, kraliçelerin gerek sahneye ilk girişlerinde gerekse operaların finalinde söyledikleri, “resitatif (recitativo)” – “arya (aria) / kavatina (cavatina)”- “kabaletta (cabaletta)” bölümlerini kendisi seslendirerek vurgulamış; notları İtalyanca bir makale olarak yayınlanmış, İngilizceye de çevrilmiştir. Bu seminerden yapılan çekimlerle, bir saatlik bir televizyon filmi de hazırlanmıştır.
ANNE BOLEYN
16.yüzyılda, İngiltere tahtına Tudor Hanedanı'nın ikinci kralı olarak çıkan
VIII. Henry (1509-1547), 36 yıl hükümdar olmuş, altı kez evlenmiştir. Birinci
eşi Catherine d'Aragon'un nedimesi Anne Boleyn'le evlenmek için, Papalığın ilk
evliliğini iptal etmemesi üzerine, Vatikan'la bağlarını koparmış, kendi atadığı
yeni başpiskoposa istediğini yaptırmıştır.
Photo: Leyla Gencer'in yazar için imzaladığı, Glyndbourne Festivali'nde Anna Bolena rolündeki fotoğrafı.
MARY STUART
İskoçya Kralı V. James'in 1542'de doğan kızı Mary, Fransa Kralı II.
François ile evlenmiş; 1560’ta dul kalıp İskoçya’ya dönmüş ve 1567'ye kadar
İskoçya Kraliçesi (Mary, Queen of Scots) olarak hüküm sürmüştür. Mary, Darnley
Kontu Henry Stuart ile evlenmiş ve 1567'de oğulları James dünyaya gelmiş;
kocası Henry'yi öldüren Bothwell Kontu ile evlenmesi üzerine 1567'de halkın başkaldırısı
sonucu tahtını terk etmiş; 1568'de kuzini I. Elizabeth'e sığınmıştır.
I.ELIZABETH
Üvey ablası Mary Tudor'dan sonra, İngiltere tahtına 1558'de çıkan Elizabeth,
1603'e kadar 45 yıl hükümdar olmuş, 16. yüzyılın en önemli kraliçesi niteliğindedir.
Yüzyılın sonlarına doğru Elizabeth’in çeşitli savaşlarda görevlendirdiği
komutanlardan, Essex Kontu (Earl of Essex) Robert Devereux, çok başarılı
sayılmasa da, kraliçeye yakınlığını sürdürmüştür.
"ANNA BOLENA" OPERASI
Donizetti'nin ilk kez 1830'da oynanmış olan "ANNA BOLENA"
operasında Anna rolünü, Leyla Gencer 1958'de Milano-RAI'de, 1965'te Glyndbourne
Festivali'nde, 1977'de Roma Operası'nda oynamıştır (Milano ve Glyndbourne
temsillerinin ses kaydının tümü, Roma temsilinin bazı bölümleri
yayınlanmıştır).
Photo: Leyla Gencer in seslendirdiği Anna Bolena yoğun çalarının kapağı
Anna Bolena operasi II. perdenin 3. sahnesinde Anna'nin vedası ve idama gidişiyle son bulur. "Piangete voi?" ile başlayan resitatiften sonra, "Al dolce guidami" ile başlayan kavatinada, doğduğu şatoyu, çocukluk günlerini hatırlayan Anna, orada gençlik sevgilisiyle bir gün geçirmek istediğini söyler. "Qual mesto suon!" ile başlayan geçiş sahnesinden sonra, "Coppia iniqua" ile başlayan kabalettada, insanlıktan yoksun çifti (Enrico ve Giovanna) lanetlemek yerine bağışladığını söyleyen Anna, Tanrının da kendisini bağışlamasını dileyerek, ölüme gider.
"MARIA STUARDA" OPERASI
Donizetti'nin ilk kez 1835’te oynanmış olan "MARIA STUARDA' operasında
Maria rolünü, Leyla Gencer 1967'de Floransa'da Mayıs Müzik Festivali'nde,
1968'de Napoli'de San Carlo'da, 1969'da Mary Stuart'ın sarayının bulunduğu
Edinburgh'taki Uluslararası Festivalde oynamıştır (Floransa temsilinin ses
kaydı yayınlanmıştır).
"ROBERTO DEVEREUX" OPERASI
Donizetti'nin ilk kez 1837'de oynanmış olan "ROBERTO DEVEREUX"
operasında Elisabetta rolünü, Leyla Gencer 1964'te Napoli'de San Carlo, 1966'da
Roma Operalarında oynamıştır (Napoli temsilinin ses kaydı yayınlanmıştır).
TRIESTE SEMİNERİ
Leyla Gencer'in "Anna Bolena"da İngiltere Kralı VIII. Henry'nin
idam ettirdiği ikinci eşi Anne Boleyn'i, "Maria Stuarda'da L.Elizabeth'in on
dokuz yıllık tutukluluğundan sonra idam ettirdiği İskoçya Kraliçesi Mary
Stuart'ın; "Roberto Devereux"de kendisini aldatan sevgilisi Essex
Kontu'nu idam ettiren I. Elizabeth'i oynamış olması, '16. yüzyıl Britanya
Kraliçeleri' dizisi olarak da nitelenmiştir.
Leyla Gencer'in Trieste Semineri ile ilgili makalesi ve çevirileri:
GENCER, Leyla (1982): Tre Regine per Donizetti - Dagli appunti di Leyla
Gencer per il seminario di Trieste. "Musica Viva", Settembre 82,
p.44-49;
Yazarın Leyla Gencer ile ilgili yayınları:
Öziş, Ünal (2006): "Leyla Gencer ve opera dünyası". Ankara,
Sevda- Cenap And Müzik Vakfı, 171 s.
2 0 1 5
KÜLTÜR EVRENİ 2015
Kültür Evreni Universe Culture Мир КультурыYıl – Year – Год 2015 / Sayı – Number – Число 23 TÜRK OPERA SANATÇISI LEYLA GENCER YORUMUNDA KADIN KARAKTERLERİN ÖZELLİKLERİ FEATURES OF INTERPRETATION OF FEMALE IMAGES TURKISH OPERA SINGER LEYLA GENCER ON THE EXAMPLE OF GAETANO DONIZETTI’S OPERA “LUCIA DI LAMMERMOOR” ОСОБЕННОСТИ ИНТЕРПРЕТАЦИИ ЖЕНСКИХ ОБРАЗОВ ТУРЕЦКОЙ ОПЕРНОЙ ПЕВИЦЫ ЛЕЙЛЫ ГЕНДЖЕР НА ПРИМЕРЕ ОПЕРЫ ГАЕТАНО ДОНИЦЕТТИ «ЛУЧИЯ ДИ ЛАММЕРМУР» Osman ÖZEL* ÖzLeyla Gencer XX yüzyıl vokal kültürünün büyük ustaları ile ismi beraber anılan ünlü opera sanatçısıdır.
«Lucia di Lammermoor» İtalyan besteci, belcanto döneminin büyük bir ustası olan Gaetano Donizetti'nin operasıdır. Leyla Gencer tarafından yorumlanan çeşitli karakterler içinden neden yazarın bu opera ve bu partinin analiz için seçtiği sorusu ilk olarak, bu partinin koloratür soprano için yazılmış olması ve Leonora ("Il Trovatore" Verdi) partisinden temelden farklılık göstermesiyle cevaplandırılabilir. İkinci bir taraftan, “Lucia Di Lammermoor” belcanto dönemi operasıdır, ayrıca Leyla Gencer (Callas gibi), bu türde olağanüstü performans göstermiştir. İlâveten Gencer de Callas gibi Donizetti'nin yıllarca opera tiyatrolarında sahnelenmeyen sadece bir operasını değil, başka operalarını da “canlandırmıştır”. Üçüncü taraftan ise, çalışmada Callas’ın da bu partide başarılı bir performans gerçekleştirdiği göz önünde bulundurularak Gencer’le aradaki farkı incelenmiştir. Gencer, vokal ve sahne ustalığı konusunda Yunan opera sanatçısından hiç de geri kalmamıştır.Günümüzde gerçekten vokal ustalarının çok fazla olmadığı bir çağda, Leyla Gencer’in bir opera sanatçısı olarak, tüm yetenek ve parlak tekniği takdir edilmektedir. AbstractLeyla Gencer-The outstanding singer, whose name costs in the same row with great masters of vocal culture of the XX century.“Lucia Di Lammermoor”-the opera of the Italian composer, outstanding master of an era of belcanto Gaetano Donizzeti. Answering the question, why the author chose this opera and this party for the analysis from all variety of the images embodied by great Leyla Gencer, it would be desirable to tell that, first, this party is written for a coloratura soprano and differs radically from the same Leonora’s party (Verdi “Il Trovatore”) which we considered earlier. Secondly, Lucia Di Lammermoor as we already noted, the opera of an era of belcanto and as we already know, Leyla Gencer (as well as Callas) was considered as one of outstanding performers in this genre and, as well as Callas "reanimated" not one opera of Donizzeti which to them weren't put many years on scenes of opera theatres. Well, and thirdly, in this party also with success Callas acted and we once again will be able to draw parallels, and perhaps again be convinced that Gencer didn't concede in anything in vocal and scenic skill to the Greek prima donna.There is a wish to note that now when on an opera scene there are a lot of experiments (by the way, not always successful) when vocal skill is on the second plan, and really masters of vocal art of unit, right now we can estimate all talent and brilliant technique of such singer as Leyla Gencer. Keywords: Opera, Artist, Female character, Comment, Features, Singer РезюмеЛейла Генчер – выдающаяся певица, имя которой стоит в одном ряду с великими мастерами вокальной культуры XX века. «Lucia di Lammermoor» – опера итальянского композитора, выдающегося мастера эпохи belcanto Гаетано Доницетти. Отвечая на вопрос, почему именно эту оперу и эту партию автор выбрал для анализа из всего многообразия образов, воплощенных великой Лейлой Генчер, хотелось бы сказать, что, во-первых, эта партия написана для колоратурного сопрано и в корне отличается от партии той же Леоноры ("Il Trovatore "Verdi), которую мы рассматривали ранее. Во-вторых, Lucia Di Lammermur, как мы уже отмечали, опера эпохи belcanto, а как мы уже знаем, Лейла Генчер (как и Каллас) считалась одной из выдающихся исполнительниц в этом жанре и, как и Каллас "реанимировала" не одну оперу Дониццети, которые до них уже много лет не ставились на сценах оперных театров.Ну, и в-третьих, в этой партии так же с успехом выступала Каллас и мы еще раз сможем провести параллели, и возможно снова убедиться в том, что в вокальном и сценическом мастерстве Генчер ни в чем не уступала греческой примадонне, а может даже в чем то и превосходила ее.Хочется отметить, что сейчас, когда на оперной сцене так много экспериментов (кстати, не всегда удачных), когда вокальное мастерство находится на втором плане, и по-настоящему мастеров вокального искусства единицы, именно сейчас мы можем оценить весь талант и блестящую технику такой певицы как Лейла Генчер.
Ключевые слова: опера, исполнитель, Женские персонажи, комментарий, Особенности «Lucia di Lammermoor» İtalyan besteci, belcanto döneminin büyük bir ustası olan Gaetano Donizetti'nin operasıdır. Leyla Gencer tarafından yorumlanan çeşitli karakterler içinden neden arandırmacının bu opera ve bu partinin analiz için seçtiği sorusu ilk olarak, bu partinin koloratür soprano için yazılmış olması ve Leonora ("Il Trovatore" Verdi) partisinden temelden farklılık göstermesiyle cevaplandırılabilir. İkinci bir taraftan, “Lucia Di Lammermoor” belcanto dönemi operasıdır, ayrıca Leyla Gencer (Callas gibi), bu türde olağanüstü performans göstermiştir. İlâveten Gencer de Callas gibi Donizetti'nin yıllarca opera tiyatrolarında sahnelenmeyen sadece bir operasını değil, başka operalarını da “canlandırmıştır”. Üçüncü taraftan ise, çalışmada Callas’ın da bu partide başarılı bir performans gerçekleştirdiği göz önünde bulundurularak Gencer’le aradaki farkı incelenmiştir. Gencer, vokal ve sahne ustalığı konusunda Yunan opera sanatçısından hiç de geri kalmamıştır. Günümüzde gerçekten vokal ustalarının çok fazla olmadığı bir çağda, Leyla Gencer’in bir opera sanatçısı olarak, tüm yetenek ve parlak tekniği takdir edilmektedir.Bilindiği gibi, Leonora’nın partisi lirik-dramatik soprano için tasarlanmıştır. Ve bu rolün icrası için sadece kafa sesi değil, aynı zamanda göğüs sesi ile dolu parlak, gür, koyu bir ses gerekmektedir. Türk opera sanatçısı bu görevi başarıyla yerine getirmiş, ustalıkla kahramanının lirik karakterini dramatik coşku ile birleştirmiştir. Sanatçının partini tamamen farklı bir tarzda, farklı bir ses rengi, diğer bir yaklaşımla gerçekleştirmesi gerekiyordu. Bu partiyi Donizetti, İtalyan sanatçı Fanny Tacchinardi Persiani için özellikle yazmıştı. Ayrıca parti yüksek hafif ses için düşünülmüştü. Ne yazık ki çalışmanın yazarı Gaetano Donizetti ve Vincenzo Bellini operalarının ilk yorumcusu olan bu ünlü sanatçı hakkında müzik ansiklopedisinde birkaç satır bulabilmiştir (1973-1982 baskısı). "Persiani Fanny (kızlık soyadı Tacchinardi, 4 Ekim 1812, Roma- 3 Mayıs 1867, Paris) İtalyan (koloratur soprano) vokal sanatçısıdır. Besteci G. Persiani’nin eşi (11 operanın yazarı) olan sanatçı, babası N. Tacchinardi’den (tenor) ders almıştır. Ayrıca sanatçı 11 yaşından itibaren babasının gözetiminde ve ona ait olan tiyatro stüdyosunda sahne kariyerine başlamıştır. O, Livorno’da 1832 yılında ilk kez sahne almıştı. Sanatçı İtalya'nın çeşitli kentlerinde, daha sonra Viyana'da, Londra'da sahne almıştır (1837-49). Sanatçı, Hollanda, Rusya (Adina’nın partisi – “L'elisir d'amore" 1851 St. Petersburg) turnelerine katılmıştır. 1858 yılından bu yana sık sık İtalya’ya gitmesine rağmen, Paris'te yaşamıştır. İtalyan repertuarında (ağırlıklı olarak, Bellini opera rolleri ile) önem kazanmıştır.Persiani, Donizetti’nin kendisi için özel yazdığı (1835, Neapol) Lucia rolünün ilk icracısı olmuştur. En iyi partileri arasında – Amina («La Somnambulla» Bellini), Carolina («The Clandestine Marriage» Domenico Cimarosa) partileri yer almıştır. Sanatçı saf ve çok tiz bir sese sahip olmuş, şık, ince performansı ile karakterize olunan, ancak bir az soğuk yorumu ile farklılık göstermiştir. Jürgen Kesting’in "Maria Callas” kitabına yönelik sanatçı hakkında birkaç satır söylenebilir. “Donizetti operasının başrolde Fanny Persiany ile prömiyeri, 26 Eylül 1835 tarihinde “San Carlo " Napoliten tiyatrosunda gerçekleştirilmiştir. Şan öğretmeninin kızı olan, "Küçük Pasta" lakabı kazanan Persiani, (başka bir büyük sanatçı – Bellini’nin “Norma", "La Somnambula” operalarında rollerin ilk icracısı Giuditta Pasta’dan bahsediliyor) beşli aralığında iki oktav diyapozonlu (üçüncü oktavın “fa” sesine kadar), saf nazik ve iyi modüle edilmiş sese sahip idi. Donizetti, sanatçı hakkında şunu söylemiştir; “Trillerin kusurlarına rağmen onun tekniği çok dakik, muhteşemdi”. Sanatçının sesi Pasta’nın zengin ses rengine yoksun kalsa bile, virtüöz yorumu ile dikkat çekmiştir. Narin görünümü sayesinde sanatçı sanki erken Romantizm partileri, “melek sevgili” rolleri için yaratılmıştı.İşte bizim sanatçı hakkında sahip olduğumuz tüm bilgiler bunlardan oluşmaktadır. Tüm belirtilenlerden sanatçının tiz, hafif ve hareketli sese sahip olduğu görülmektedir. Opera tarihinden bilindiği gibi Goaccino Rossini’ye kadar opera-seria türü var olmuştur.Opera-seria – ciddi opera – İtalyan operası türü olup, XVII. yüzyılın sonunda Napoliten opera okulu bestecilerinin eserlerinde ortaya çıkmıştır. Opera –seria türü kahramanca ve mitolojik ya da efsanevi tarihsel öyküye dayalı olmuştur. Müzikte solistlerin resitatifleri ve büyük virtüöz ariyaları hâkim olmuştur.Fakat Rossini, tüm Avrupa’yı fetheden en ünlü opera türü olan opera seria türünün neredeyse bir buçuk yüzyıllık tarihini tamamlamış ve yerini Romantik dönemin kahramanca ve vatansever operasına devreden yeni operaya yol açmıştır. İtalyan milli geleneklerin varisi olan bestecinin ana gücü, melodilerin büyüleyici, parlak, virtüöz olarak tükenmez yaratıcılığıdır. Rossini, İtalya’nın müziğinde parlak XIX. yüzyılı açmıştır. Onun yolunu büyük opera yaratıcıları izlemiştir: Bellini, Donizetti, Verdi, Puccini sırasıyla İtalyan operasının dünya şöhretini birbirine sanki devretmişler.Opera tarihinden bahsedilse de yorumun başlıca biçimini özellikle belirtmek gerekiyor. Rossini, ondan sonra Donizetti ve Bellini operalarını yeni tarzda, yeni türde bestelemelerine rağmen yaratıcılıklarında partilerin virtüözlüğünü yine de korumuşlar. Özellikle, soprano için bestelenmiş ariyalar koloratür pasajlar ve aşırı-yüksek notalarla zenginleştirilmiştir. Rossini’nin "Semiramide"den Semiramida, Bellini’nin "I puritani"den Elvira ve nihayet, Donizetti’nin Lucia partisini hatırlatmakla yetinebiliriz. Yukarıda söylenenlerden bellidir ki, Leyla Gencer'in sesi bu parti için uygun değildir.Opera sanatçısının kronolojisini inceleyerek şuna dikkati çekmek istiyoruz. Sanatçının konser yaratıcılığını, onun yorumladığı aryaları takip ettiğimiz zaman, biz bu partilerin merkezi soprano için olduğunu görebiliyoruz. Ayrıca burada verismo operalarına cazibe de kendini belli ediyor. Örneğin, Gencer, 10 Mart 1948 yılında İstanbul konserinde Puccini’nin "Vissi d'arte"den Tosca’nın aryasını icra etmişti. Aynı yılın temmuz ayında ise sanatçı R. Wagner’den Elsa’nın aryasını yorumlamış, onun 11 Kasım konser repertuarında ise Aida, Tosca, Elsa partileri yer almıştı. Bilindiği gibi Gencer’in ilk performansı "Cavalleria rusticana" operasında gerçekleşmişti. Bu partiyi bazen mezzo-soprano da icra ediyordu. Örneğin, Elena Obraztsova bu sanatçılardan biriydi. 1955 yılına kadar Gencer’in repertuarında sadece soprano spinto partileri olan operalar; "Tosca", "Madama Butterfly" Puccini, Tchaikovsky "Eugene Onegin" ve hatta XX. Yüzyıl Amerikan besteci G.Menotti "The Consul" yer almıştı.1952 yılında Gencer, Ankara’da Mozart’ın "Cosi fan tutte" operasında Fiordiligi partisini icra etmişti. Tabii ki, bu partinin icrası ustalık gerektirir. Ama aynı zamanda Fiordiligi partisini dramatik soprano ve hatta bazen mezzo- soprano olan sanatçılar da yorumluyordular. Örneğin, bunların arasında Teresa Berganza veya çağdaş mezzo-soprano Elina Garancada da vardı. Bunun mantıklı olduğu söylenebilir, çünkü operanın birinci bölümünden (perde) "Come scoglio" aryasının diyapazonuna dikkat edersek, ezginin aşağı doğru hareket ettiğini ve iyi bir göğüs-rezonansı gerektirdiğini görebiliriz. Tabii ki, aryanın diyapazonunda yüksek, fakat ikinci oktavın sınırını aşmayan notalar da vardır. Olağanüstü soprano sanatçıları olan Leontyne Price, Rene Fleming, Elisabeth Schwarzkopf vb. divalardan bu aryayı dinledikten sonra araştırmada kafa rezonansından göğse geçişin hatta bu sanatçıların tarafından da sorunsuz, mükemmel yorumlanmadığı kanaatine varılıyor. Bu arya mezzo-soprano olan sanatçılar tarafından çok daha inandırıcı yorumlanıyor. Ne yazık ki Leyla Gencer’in "Come scoglio" yorumu bulunamamıştır, bu yüzden Türk divasının nasıl bir yorum gerçekleştirdiğini söylemekte çok zorlanıyoruz. Leyla Gencer’in performans kronolojisine dönersek, sanatçının repertuarında hafif soprano için birinci partinin yalnız onun sanatsal kariyerinden 9 yıl sonra yer aldığını görebiliriz. 16 Şubat 1955 yılında ise sanatçı, Verdi’nin “Traviata” operasındaki Violetta partisi ile ilk performansını sergiliyor. Aslında bu parti de hafif soprano partilerine ait edilemez. Çünkü sadece birinci bölümden “E strano! Ah, forse e lui... Follie! Sempre libera” aryasında birkaç pasaj ve tiz notaların, hatta üçüncü oktavın “mi bemol” sesinin yer alması besteci tarafından bile düşünülmemiştir. Tüm parti kolay soprano tessitura için yazılmıştır. Büyük olasılıkla Violetta’nın partisinin sadece koloratür soprano için yazıldığını söylemek yanlış olur. Ama Lucia partisi hakkında bunlar söylenebilir. İlk aryadan son aryaya kadar delilik sahneleri koloratürler, triller, tiz notalarla zenginleştirilmiştir. Birinci aryayı, bariton ile düeti, tenor ile düeti, toplu performansları, operanın sonunda üçüncü oktavın eklenmiş 3 tane “mi bemol” notalarını, daha sonra arya ve cabaletta arasında yer alan kadansı icra ederken başta flütün seslendirdiği ezgiyi tekrarlamak büyük bir beceri gerektirir. Artık “Traviata”da kendini kanıtlayan Leyla Gencer için hiçbir teknik engelin olmadığı görülüyor. Sanatçı 1956 yılında Lucia partisine hazırlanıyor ve aynı yılın Eylül ayında San Francisco, Amerika Birleşik Devletleri’nin War Memorial Opera Hous tiyatrosunun sahnesinde yer alıyor. Aynı yılın temmuz ayında ise Gencer, Verdi’nin dramatik soprano için "La forza del destino" Leonora rolü ile performansını sergiliyor. Gencer’in "Lucia di Lammermoor"da ilk performansından önceki repertuarını hatırlarsak, doğuştan farklı sese sahip birinin tiz partiyi ideal teknik ve en yüksek ustalıkla yorumlamasını hayal etmek bile imkânsız olurdu. Ama Türk divası boşuna la soprano absoluta unvanını almamıştır ve onun 1957 yılında “canlı” gösterisini dinledikçe sanatçının sadece sesinin absoluta olması değil, aynı zamanda onun vokal tekniğinin de muhteşemliğini görebiliyoruz. Ne yazık ki daha önce de denildiği gibi Leyla Gencer’in stüdyoda ses kayıtları gerçekleştirilmemiştir. Onun ancak “canlı” gösterilerinden korsan kayıtları mevcuttur. Lakin sırf bu “canlı” kayıtlara göre sanatçının performansını değerlendirdiğimize de şükretmeliyiz. Hatta biz bu kayıtları izlerken sanatçının daha canlı, daha doğal icrasını görebiliyoruz. Çünkü operaların kayıtları zamanı aynı epizodun birkaç defa kayıt altına alınması canlı performansın yerini vermiyor ve sanki seyirci evde televizyondan operayı izleme duygusunu yaşıyor. Leyla Gencer’in Lucia partisinin analizine geçmeden önce operanın oluşum tarihine dönelim. Hatta operanın Romantizm dönemine has olan öyküsü, örneğin, Bellini’nin "I puritani" operasına benzer öyküsü üzerinde durmak istiyoruz. Donizzeti’nin müzik ve şiir dünyasını anlamak için o dönemin müzik tarihi, bestecinin hayat ve yaratıcılığı ile tanışmak gerekir. O dönemin İtalyan bestecileri iki “ateş” arasında kalmıştılar. Bir tarafta müzisyenlerden kolay hafızalarda kalan ezgileri, parlak aryaları, ezgisel düetleri, terzet ve kuartetleri talep eden Avrupa halkı, öbürü tarafta ise yorumcular var idi. «The Bride of Lammermoor» veya «Lucia di Lammermoor», Donizetti işlenmesinde operada sahnelendi. O zamana kadar W. Scott’un şöhret ve başarısı zayıflamıştı. Ancak onun Donizetti’nin müziğinden esinlenen romanı tüm dünyayı büyük zaferle dolaştı. Hatta günümüzde bile eser, opera tiyatrolarının repertuarında en popüler operalardan biri olarak kalmaktadır.
Operanın kısa özeti aşağıda yer almaktadır:Kaptan Norman görev yerlerini düzenler. Papaz Raymond ile şatonun sahibi Lord Ashton görünüyor. Norman, Ashton’a bahçede kız kardeşinin gizlice sülalesinin can düşmanı olan Edgar Ravenswood ile görüştüğünü söylüyor. Henry öfke içindedir. O kız kardeşinin zengin Lord Arthur’la evleneceğine söz vermiştir. Kız kardeşinin avantajlı evliliği onun hayal kırıklığına uğramış işlerini düzene sokmasına izin verecektir. Raymond, gayretle Ashton’u sakinleştirmeye çalışır. O Lord Arthur’un kız kardeşi ile evliliğine ulaşmak için her şey yapmaya hazırdır.II. Sahne. Şatonun Lammermoor parkı.Parlak aylı gecede Lucia şatodan kız arkadaşı Alice ile çıkıyor. O kalbinin sırrını arkadaşına açıyor. Ağır bir kötülüğü sezen Lucia’nın ruhu kararır – o gelecek mutluluğuna inanmıyor. Edgar’ın gelişi Lucia’yı yatıştırır, ama uzun süreliğine değil. O sevgilisine veda etmeğe gelmiş. O Fransa'ya büyükelçi olarak atanmış ve ayrılmak zorunda kalmıştır. Edgar, Lucia’dan onu unutmamayı ister. İkinci bölüm. Evlilik sözleşmesi.II. Perde.Birinci Sahne. Lord Ashton’un odası. Henry Ashton, sadık Norman ile Lucia’nın Lord Arthur’la yaklaşan düğününü konuşuyor. Kız kardeşini Edgar’dan vazgeçmeğe ikna etmek için Ashton, Edgar’ın hayali yeni sevgilisi için sahte mektup yazıyor. Lucia geliyor. Henry, onu Arthur’la evlenmeğe ikna etmek için tüm argümanları açıyor, ama Lucia kararlıdır. Sonra Henry ona Edgar’ın ihanetine tanıklık yapan bir mektup gösterir. Lucia umutsuzluk içindedir – o artık yaşamak istemiyor. Papaz Raymond gelir, Lucia’yı teselli edip, durumu kabul etmesini önerir. Lucia, Lord Arthur’la evlenmeyi kabul eder.İkinciSahne. Şatonun büyük salonu. Evlilik sözleşmesinin imzalandığı gün geliyor. Henry ve Arthur memnunlar. Ashton mali işlerini iyileştirecek, Lord Arthur ise Lammermoor'un birinci güzelini eş olarak alacaktır. Lucia görünür. O üzüntü içindedir. Ashton, kız kardeşine üzüntüsünün yakın zamanda ölen annesi ile ilgili olduğunu açıklar. Arthur ve Lucia evlilik sözleşmesini imzalarlar. Bu aşamada Edgar gelir. Ama o çok geç gelir – evlilik sonucuna varmıştır. Edgar Lucia’yı ihanetle suçluyor ve Lucia ve Pastor Raymond’un herhangi bir açıklamasını dinlemek istemiyor ve Lucia’nın ayakları altına bağışladığı yüzüğünü atarak, Lammermoor'ların tüm sülalesiyle onu lanetler. III Perde.Birinci Sahne. Edgar’ın Ravenswood Şatosunda odası.Karanlık düşüncelere dalan Edgar kendi şatosundadır. Pencereden korkunç fırtına görünüyor. Henry geliyor. О Edgar’ı düelloya çağırıyor. Yarın sabah onlardan biri hayata veda edecektir.İkinci Sahne. Lammermoor şatosunun salonu.Düğün tüm hızıyla devam ediyor. Gençleri yatak odasına göndermişler, misafirler eğleniyorlar. Aniden Pastor Raymond gelir. O dehşet içinde Lucia’nın eşini öldürdüğünü söylüyor. Kanlı elbise içinde Lucia geliyor. O aklını kaybetmiştir. Lucia, Edgar’ın eşi olduğunu zannediyor. O abisi ve Pastoru bile tanımıyor. Şaşkın misafirlerin gözleri karşısında Lucia düşüyor. O ölmüştür.Üçüncü Sahne. Lammermoor'da park mezar.Sabah erkenden Edgar rakibi Henry’yi bekliyor. Bu zaman üzüntülü koro sesleri duyuluyor. Bir cenaze telaşı var. Pastor Raymond Edgar’a Lucia’nın öldüğünü haber veriyor. Sevgilisini ölümünü öğrenince Edgar intihar ediyor. Operanın öyküsü gerçekten de dramma tragico’dur. (Trajedi dram). Müzik romantik unsurlarla zengindir. Melodi sıcaklığı ve elastikliği ile farklılık gösteriyor. Müziğe vokal başlangıç hakimdir. Örneğin, Lucia’nın aryası virtüöz kolorotür icrası ile dikkati çekiyor. Opera sanatçısının sesi flütle yarışıyor. Lucia’nın aryası izleyiciler arasında büyük popülerlik kazanmıştır.Operada yüksek dramatik sayfalar fazladır. Arasında birinci sahnenin ikinci perdesinden Lucia ve Edgar’ın nikah düosu, İtalyan operasında meşhur toplu icralardan biridir.Evet, Lucia arkadaşı Alice ile gelir. Burada "Ancor non giunse!" resitatifi, devamında ise koloratür soprano için meşhur arya "Regnava nel silenzio" icra olunuyor.Leyla Gencer’in bu partisini dinlemek çok ilginçtir. Resitatifte onun sesi çok güçlü, yalnız biraz serttir. Bu ses ne hacmini ne de gürlüğünü kaybetmiyor, bu başka bir ses – saf meleğin sesidir. Gencer, burada sesini hafifletir ve aydınlatır. Biz şunu da belirtmeliğiz ki, Gencer genellikle göğüs sesini kullanmıyor, tüm aşağı notaları sanatçı kafa sesiyle yorumluyor. Bu aşamada sanatçının kullandığı tekniği söylemek istiyoruz. Tiz notaları yorumlamak için Gencer’in kullandığı teknik; ilk olarak kadansta "...ecco su quel margine..." sözlerinden sonra ikinci oktavın “si bemol” notasıyla bağlantılıdır. Gencer ikinci oktavın “sol” notasından destek alarak “si bemol”a çıkıyor, burada forte nüansının gerçekleştirilmesi beklenirken, sanatçı piano nüansını uyguluyor ve ses sanki hala havada asılı olarak kalıyor. Araştırmacıya göre bu yöntem erken koloratür yorumcularından Totti del Monte veya Amelita Galli-Curci gibi sanatçılara mahsustur.Birkaç kelime de Lauri Volpi’nin “Vokal Paralellikler" kitabından alıntıları dikkate sunuyoruz: “Şan eğitimi o zaman görevini yerine getirmiş oluyor ki, yorumcu kendi sesine hâkim olup, kendi sesini biçimlendirmeği başarabilsin. Aynı zamanda insan sesinin üç registerini kapsayan iki oktav diyapazonunu elde edebilsin. Hatırladığımız gibi, Lauri Volpi Callas’ın sesi hakkında; “üç ses bir arada” demiştir. Verdi ve Wagner operalarının ortaya çıkmasıyla bu görüş gelişimini buluyor. Yeni repertuarlarla sanatçılar kendi becerilerini sergilemeye daha çok fırsat buluyorlar. Bunlar resitatiflere daha dakik ve sıcaklık getiren yöntemlerin oluşturulmasıydı. Lakin zaman içinde zevkler değişiyor ve şan eğitimcileri artık geniş, ihtiraslı yorum yerine, daha aşırı sözlü anlatımcılık aramak mecburiyetinde kalıyorlar. “Konuşarak söyleme” yöntemi öğle bir duruma geliyor ki, sanatçılar artık operanın temel kurallarını bile unutuyorlar. Bununla ilgili Berlioz’un söylediklerini hatırlayalım; besteci ünlü "Les Huguenots" operasının beşinci perdesinde Devereux’un kendi tarzıyla yaptığı konuşma eklerini dinlemekten vazgeçerek, arkadaşlarına “Operada konuşmak – trajedide söylemekten bin kat daha kötüdür " demiştir.Tüm şan okulları formun büyüklüğü, tarzın saflığına can atıyor. Bunların tüm dönemlerde, eğitimin temellerinde yer alması gerekiyor. Ne yazık ki dramatik okuma kültürü, vokal söylemeyi yavaş yavaş orkestranın gürültüsü eşliğinde tamamen sözel egzersizine dönüştürmüştür. Orkestra enstrümanlarının agresif icrasına karşılık olarak vokal yorumcusu içgüdüsel olarak, sesinin gücünü artırmak istiyor. Bu zaman yorumcu göğüs resonatöre aşırı geliştirerek, birkaç yıl içerisinde tamamen solunum sistemini tahrip ediyor. Bu da gerek ses kalitesinde gerekse de sıhhatde felaket etkisini gösteriyor.Bir daha elbette, Maria Callas ve Di Stefano’nun belcanto ustaları olduğu belirtilmelidir. Bizim bu görüşe karşı çıkma hakkımız yoktur ve kesinlikle bu görüşe katılıyoruz, lakin onları özellikle Gencer ve Giancinto Prandelli düosu ile kıyasladığımız zaman bazı kusurların olduğunu da söylemeliyiz. Belki de Gencer ve Giancinto Prandelli düosu Callas ve Di Stefano gibi mükemmel değil, ama biz onların yorumunda asıl belcanto icrayı duyabiliyoruz.Günümüzde gerçekten de vokal ustalarının çok fazla olmadığı bir çağda, Leyla Gencer’in bir opera sanatçısı olarak, tüm yetenek ve parlak tekniği takdir edilmektedir.
KAYNAKÇA
1. C.Lauri-Volpi. "Вокальные параллели".
Leninqrad, "Музыка", 1972
2. “Leyla Gencer” Zeynep Oral – T.C.Kültür ve Turizm
Bakanlığı Yayınları 319 s
3. Leyla Gencer: romanzo vero di una primadonna Franca
Cella CGS Ed., 1986 – 546 sayfa 2009 1. Baskı
4. 100 Opera Faruk Yener Baskı Tarihi 1Ağustos 1992
İstanbul Bateş Yayınları
5. Zeynep Oral (2008) Leyla Gencer A- story of
passion’’İstanbul Foundation for cultere and Arts 304 sayfa
6. Junger Kesting "Mariya Callas" (Yayın
evi: Northeastern 1. Basım 15 Kasım 1993 Cilt 456 Sayfa Yazar: Jurgen Kesting
7. Aleksey Buligin "Принц в стране чудес: Франко
Корелли и оперное искусство его времени"
8. Франко Корелли и оперное искусство его времени.
Портрет мастера. Москва, 2003. ББК 85.31 Б908
9. Lauri-Volpi "Вокальные параллели" (Jakomo
Voci Parallele Garzanti 1955 ISBN 7093
10. http://www.operanews.ru/muti1.html 20:26
2010/06/06
11. "Biz rutin tahammül edemez- Giuseppe
Verdi Hakkında" makalesinden
12. Opera hakkında, hayat hakkında, kendiniz
hakkında Riccardo Muti
* Üzeyir Hacıbekov adına Musiki Konservatuvarı doktora öğrencisi. Bakü/AZERBAYCAN
CUMHURİYET MAGAZINE2015.03.09
TARİH MAGAZINE
2015 May
ZEYNEP ORAL
"DIVA TURCA" LEYLA GENCER
Türkiye'de doğdu
La Scala'da taht kurdu
Opera geleneği olmayan Türkiye'den
gitti, bu türün mabedinin kutsal sesi oldu. Genç bir soprano olarak geldiği La
Scala'da 50 yıl zirvede kaldı. Bundan yedi yıl önce yine bir mayıs günü
aramızdan ayrılan Leyla Gencer adını müzik ansiklopedilerine, "Diva
Turca" lakabını opera tarihine yazdırdı.
"Sahnede senin hissettiklerini seyirci de hissettiği an,
müthiş bir bütünlük, kimsenin koparamayacağı bir bağ oluşur. Buna artık zevk,
sevinç falan denmez. Bu bir ayindir."
10 Mayıs
2008... O akşam Milano'nun La Scala Tiyatrosu'nda Şef Lorin Maazel'in
yönetiminde "1984" adlı operanın temsili var... Temsil başlamadan
önce Maestro Lorin Maazel, ağır ağır sahneye çıktı ve acı haberi verdi:
"Bugün eşsiz Diva Leyla Gencer'i yitirdik". Yaşlı şef, konuşmasını,
"Burası, La Scala onun evi, yuvasıydı" diye bitirince, orkestra ve
tüm dinleyiciler ayağa kalktı. Başlar eğik, gözyaşları arasında, Leyla Gencer
için saygı duruşu yapıldı.
Sonra,
Maestro sahneden indi, orkestra çukurundaki yerini aldı. İşretiyle birlikte
müzik başladı ve temsil devam etti. Ertesi gün bir başka büyük Şef, Maestro
Claudio Abbado'nun şu sözleri dünya basınına yansıyacaktı: "Çağımızın son
Divası Leyla Gencer 'i yitirdik.
Bir
peri masalı mı desem? Bir mucize mi? Yoksa kendisinin her fırsatta vurguladığı
ve altını çizdiği gibi: Şans, kader, kısmet mi? Bunları soruyorum, çünkü Leyla
Gencer, Türkiye gibi opera geleneği hiç ama hiç olmayan bir ülkeden yola çıktı
ve opera geleneğinin, opera sanatının en derinlere kök saldığı, en popüler
olduğu ülkede, İtalya'da, üstelik dünyanın opera mabedi sayılan La Scala'da
taht kurdu! 50 Yıl boyunca bu mabette önce genç bir soprano, sonra Diva, sonra
da La Scala Akademisinde Hoca ve yönetici olarak hükümranlığını sürdürdü. Bununla
yetinmeyip bir "ekol", bir okul, bir referans oluşturdu. Kaybolmaya
yüz tutmuş, o olmasaydı, çoktan unutulmuş olacak, birçok opera eserini,
geçmişin tozlu karanlığından o bulup çıkardı ve opera repertuarına
kazandırdı...
Kitaplarda,
müzik ansiklopedilerinde "Donizetti Rönesansı", "Rossini
Rönesansı" maddelerinin yanına onun adı yazıldı...
Kimilerine
göre "güzel dahi olmayan" ancak lirik sopranodan dramatik koloratura
uzanan çok geniş bir yelpazeye yayılan sesiyle 73 rolün kahramanı, yıldızı oldu.
Dönemin Divaları arasında bunca geniş repertuarla adeta rekor kırdı.
Uzun
yıllar boyunca İtalyanlara Mozart operalarını sevdiren; Almanya'da İtalyan
operasını temsil eden oldu.
Uzmanların,
meraklıların elden ele dolaştırdığı, bir zamanlar çoğu kaçak ya da "korsan
kayıt" olan CD ve plaklardan dolayı ve ünlendiği kraliçe rolleri nedeniyle
"Korsanlar Kraliçesi" diye anıldı...
Kayıt
stüdyolarına neredeyse hiç girmedi ama bugün artık kaçak değil
"legal" sayılan ve plak endüstrisinde yer alan 200 kadar kaydıyla
hayatımızı zenginleştirmeyi sürdürüyor... Pek çok ülkeden sayısız ödüller,
nişanlar aldı... Birçok kent. Birçok sanat kurumu, kendisine "Altın
Anahtar" teslim etti... Kimi ülkeler, her seferinde geri çevireceği,
"vatandaşlık" teklifinde bulundu... Ama o yaşamı boyunca "Ben
Anadoluluyum" deyip, tek pasaporta, sadece Türk pasaportuna sahip oldu.
Temsillerden önce asabileşerek, öfkelenerek içindeki ateşi tutuşturuyordu.
O ateş bir kez tutuştu mu, sahnede volkan gibi patlıyor, fırtına gibi esiyordu.
İstanbul'dan
yola çıkıp, Milano'da ve dünyanın belli başlı müzik merkezlerinde taçlanan
eşsiz serüveniyle muhteşem bir örnek oluşturdu.
Opera
tarihine geçti... Peki nasıl oldu bütün bunlar?
"Nasıl
oldu bütün bunlar? "Bu sorunun yanıtını öğrenmek için yıllarca Leyla
Gencer'in peşinden koştum. Sonunda onu ikna ettim. Dört yıl süren bir
çalışmadan sonra ve Milano-İstanbul hattında, abla-kardeş, anne-kız, iki dost
ilişkilerinden geçerek, "Tutkunun Romanı” kitabımı yazdım. 300 Küsur
sayfada vermeye çalıştığım bu sorunun yanıtını, şimdi sizlere birkaç paragrafta
toparlayayım:
Leyla
Gencer'e bakacak olsaydık "Her şey kendiliğinden oldu. Hepsi şans, kader, kısmet”
... O hiçbir şey yapmadı!
Ondan
o kadar çok duydum ki bu sözleri: "Ben hiçbir şey yapmadım ki...Ben bir
tek ağzımı açıp şarkı söyledim... Öyle büyütecek bir şey yok... Kısmet, şans...
Beni sevdiler, hepsi bu." Elbet doğru değil.
Başlangıçta
sadece tutkusu vardı.
Tutkusu,
var olma nedeni, şarkı söylemek, opera ve müzik dünyasının bir parçası
olmaktı... İnatla, inançla, ama en çok, en çok, aşkla tutkusunun peşinden
koştu: Daha konservatuara girdiğinde kararını vermişti: "Günün birinde ya
Scala'da söylerim ya da bu işi bırakırım!" demişti.
Cesaretli
ve sonsuz azimliydi: Daha İstanbul Konservatuarındayken dönemin en ünlü
sopranosu tatil için İstanbul'a geldiğinde, onu görmeye gidecek ve sesini
dinletecekti. Aida rolüyle ünlenmiş Arangi Lombardi kendisine ne söyleyeceksin
diye sorduğunda hiç korkmadan "Aida'nın aryalarını" diyecek kadar
yürekliydi...
Akıllıydı
be akıllı bilinçli seçimler yaptı: Bu İtalyan hocadan çok şey öğrenebileceğini
anlayınca, gözünü kırpmadan İstanbul Konservatuarını terk edip onun peşinden
Ankara'ya gitti. Gerek Ankara’da gerek ondan sonra da hep en usta hocaları
seçecek, çalışmak istediği maestroları seçecek, söylemek istediği operaları,
rolleri seçecekti...
Pek çok ülkeden sayısız ödül, nişan ve vatandaşlık teklifi aldı.
Ama o yaşamı boyunca "Ben Anadoluluyum" deyip, Türk pasaportuyla
yaşadı.
Mükemmeliyetçiydi:
Sürekli kusursuzluğu aradı. Önce tekniğini geliştirdi. Sonra mükemmel olanın
peşinde koştu. Sahnede yalnız kendisinin değil her şeyin, herkesin mükemmel
olmasını istiyordu.
Çok
çalışkandı: Bu mükemmeliyet uğruna, çalışması, hep çok çalışması... Ses
çalışması, rol ezberlemenin ötesinde bir çalışma... Oynayacağı operanın
tarihteki, coğrafyadaki, edebiyattaki, müzik dünyasındaki yerinden, o dönemin
politikasından, bestecisinin geçirdiği tüm evrelere uzanan çok geniş bir
araştırma, analiz ve sentezden oluşan bir çalışma süreci...
Batı'nın
kültürel birikimiyle, Doğulu köklerini ve geleneklerini bir arada
harmanlaması... Her yoruma, engin kültür birikimini katması... Kolayı değil,
zoru seçmesi... Kimselerin söylemeye cesaret edemediği ya da çoktan unutulmuş,
hiç temsil edilmemiş eserlerin peşine düşmesi... Canlandırdığı karaktere
dramatik boyutlar katması... Oyunculuk yeteneği... Sahne karizması... Müzikle
söz, müzikle anlam arasında gerçekleştirdiği diyalektik ilişki...
Bunlar
başarıya giden yolun taşları... Ama bir de... Bir de ... Bir de... İşte birkaç
örnek: Bir kez sordum Leyla Gencer'e sahnedeyken ne hissediyor diye:
Şöyle
yanıtladı: "Sahneye çıktığın ilk anda, karanlıktan ışığa geçtiğinde,
gerideki her şeyi unutursun. O anda izleyiciyle aranda bir gerilim hissedersin.
Elektrikli bir hava... Seni sınıyorlardır. Senden beklentileri sonsuzdur.
Senden tanrıları yeryüzüne İndirmeni, sahneye getirmeni, her istediklerini
vermeni beklerler. Sen bunu bilirsin... O gerilimi iliklerinde
duyarsın..."
"Sonra
oyununu oynamaya, şarkını söylemeye başlarsın. Artık sesin, senin sesin
değildir. Sesin yalnızca bir araç, bir müzik aletidir. Sen o müzik aletini
eline almış, istediğin gibi kullanıyorsun. Ve o sana itaat etmek zorunda. Artık
sen, sen değil bir başkasısındır, canlandırdığın kişisindir. O başkası,
sensin..."
"Ve
sahnede senin hissettiklerini, seyirci de hissettiği an, senin her söylediğine
seyirci de inandığı an, işte o zaman aranızda müthiş bir bütünlük, kimsenin
koparamayacağı bir bağ oluşur. Ve sen sahnede bu bağı, bu bütünlüğü
hissedersin... İstediklerini vermişsindir. Tanrılar artık sahnededir. Buna
artık zevk, sevinç falan denmez, bu bir ayindir. Bu bir dindir."
Bir
süre durdu ve ekledi: "Sahnede tanrılaşıyordum."
Sahnede
tanrılaşan Leyla Gencer, başkalarıyla da ama en çok kendisiyle yarışmaktan ve
kendisini acımasızca eleştirmekten de hiç ama hiç geri kalmadı:
Mükemmeliyetçiydi, sürekli kusursuzluğu aradı. Sahnede yalnız
kendisinin değil, herkesin, her şeyin kusursuz olmasını istiyordu.
"Benim
en iyi zamanlarım 1957-65 arasındaydı. Bakma bu İtalyanlar 1965’ten sonra beni
yok 'Diva' yok 'Divina' ilan ettiler ve ne yapsam, ağzımı açsam mucize deyip
bayıldılar. Oysa ben biliyorum ki teknik açıdan, vokal açıdan, yorum açısından
1965'e dek en iyiydim. O tarihten sonra biraz abartmaya başladım, yorumlarımda
fazla vurgulamaya gittim. Nedense, İtalyanlar bunu çok sevdiler. Hani hep
söyledikleri 'Gencerate' var ya... Doğrusu ben onları çok doğru bulmuyorum."
Açıklayayım:
"Gencerate" opera terminolojisinde yerini almış olan bir sözcük:
Gencer adından türetilmiş:
"Gencerate"
sanki bir çağrıdır, bir haykırıştır...
Ses,
şarkı söylemeyi sürdürür ve bir an gelir öyle bir doruğa ulaşır ki, sanırsınız
ses haykırışa dönüşecek ama dönüşmez ve şarkı devam eder... Gencerate, çok
patetik bir vurgu, bir abartmadır... Gencerate sese gözyaşlarının
karışmasıdır...
Her
temsil öncesi büyük korku yaşıyordu. Bu korku, kimi kez öyle boyutlara
ulaşıyordu ki, Leyla Gencer'i yatıştırmak olanaksızlaşıyordu. Hasta olduğuna,
sesinin çıkmadığına gerçekten inanıyordu.
Kimi
kez bu sahneler doktorda bitiyordu. Başta Scala'nın yaşlı tonton doktoru olmak
üzere, dünyanın her yerinde opera çevrelerinin doktorları bu tür
"hastalıklara" alışıktılar. Bir buğu tedavisi, bir
"ocaliptol", bir vitamin hapıyla durumu "idare
ediyorlardı."
Ama
bir kez- Scala'da Aida temsilinden önceydi- sesim yok, sesimi kaybettim diye
öylesine kıyameti kopardı ki, doktor tam temsil öncesi yapılması gereken bir
iğne verdi... İğne yapıldı. Ve Harika! Sesi geri gelmişti! Doğrusu bu müthiş
bir ilaçtı! İğne mucizeler yaratmıştı!
Eşi
ve doktoru iğnenin içinde yalnızca saf su olduğunu uzun bir süre kendisine
söyleyemediler! Yalnız öfkesinden korktuklarından değil, yine bu işi çok
abartacak olursa, aynı yola başvurmak için!
Her
temsil günü bir kriz yaşanırdı: Üzerime aldığım pelerin bir rezalet! Nerde
görülmüş böyle pelerin! Ya da: Bu oda temizlenmemiş! Burası toz içinde!
Bilmiyor musunuz ki benim toza alerjim var!
Oysa
herkes, operaların, hele hele Scala'mn tüm çalışanları biliyor Leyla Gencer'in
toza alerjisi olduğunu (gerçekten var mı acaba?) ya da toz gördü mü müthiş
sinirlendiğini. Onun için herkes özel bir titizlik, bir dikkat, bir özen
gösteriyor.
Ya
da: Birinin beş yıl ya da beş gün önce söylediği ya da yaptığı bir şeyle,
havayla, suyla, herhangi bir şeye sinirleniyor. Böyle anlarda onunla
konuşulmuyor... Tam da temsil günü.
"Primadonna
kaprisi" mi? Hayır. Adrenalin gereksinmesi. Bir volkanı tutuşturmak için
gerekli bir ön hazırlık!
Aylar
süren seçimler, tartışmalar, çalışmalar sona ermiş. Biraz sonra perde açılacak!
Perde
açıldıktan sonra volkanın patlaması, fırtınanın kopması gerekiyor.
"Gencerate" opera terminolojisinde Gencer adından
türetilmiş bir sözcüktür. "Gencerate" sanki bir çağrıdır, bir
haykırıştır. "Gencerate" sese gözyaşlarının karışmasıdır.
Volkanın
patlaması için yangının başlaması, kıvılcımların tutuşması gerek. Fırtınanın
kopması için de rüzgârın şiddetlenmesi...
Leyla
Gencer, temsil öncesinde kendini şarj ediyordu.
Olmayacak
şeylerle tutturarak, öfkelenerek, kızarak, çevresindekilerin üzerine yürüyerek
ama en çok için için kendini yiyerek, tansiyonu yükseltiyordu. Buna gereksinimi
vardı:
Önce
kendi içindeki ateşi tutuşturuyordu.
O
ateş bir kez tutuştu mu, sahnede volkan gibi patlıyordu, fırtına gibi esiyordu.
Günün
birinde karar verdi ve sahnelere veda etti: Alkışları, sahneye atılan çiçekleri,
"Brava" haykırışlarını ve bunlarla birlikte bütün o şaşaayı özlemedi
mi?
Hayır,
hiç ama hiç özlemediğine beni inandırdı... Çünkü... "Çünkü: Benim inişe
tahammülüm yok. Mükemmel olmayacaksam sahneye çıkmam dedim... Hem her şeyin bir
zamanı var. Yıllarla ve bütün o stresle ses tellerinin yıpranmaması imkânsız.
Yalnız teknikle, yıllara, doğaya meydan okumak anlamsız... Kimileri bu işi
seksenine kadar sürdürüyor, bir gece iyi, bir gece kötü oluyor. Ama ben buna
izin veremezdim... Hem perde açılıncaya kadar çektiğim o büyük korkuyu, o
stresi, o işkenceyi artık çekemem. Bünye bunları bir yaşa kadar kaldırır. İnsan
durma zamanını da bilmeli..."
Sahnelere
veda ettikten sonra da misyonuna devam etti: "Misyon"...
"Misyonum"... Leyla Gencer'in en çok kullandığı sözcüklerden biri...
O
çok eskiden beri, ta en baştan beri, hayatta bir misyonu olduğuna inandı. Bu
misyon, içindeki müzik sevgisini, şan sevgisini, bu tutkuyu yaymaktı...
16 Mayıs 2008 sabahı bir tekne, Leyla Gencer'in deyişiyle
"Yeryüzünün en güzel şehri İstanbul" dan denize açıldı. Küpeşteden
bırakılan külleri, Boğaz'ın sularını arındırdı.
Ona
biçilmiş bu misyona boyun eğiyor sahneden sahneye, tiyatrodan tiyatroya bu
sevgiyi, bu tutkuyu yaymak için koşuyordu. İnanıyordu ki. Eğer mesleğinde çok
iyi olursa, onu dinleyen İnsanlara iyi duygular, güzellikler verebilir, onları
daha iyi bir insan olmaya yöneltebilir... Bunun için görevini yerine getirmeye
çalışıyor, bunun için kendiyle yarışıyor, bunun için yapabileceğinin hep en
iyisini yapmaya çalışıyordu...
Dünya
sahnelerini fethettiği günlerde bile, minicik bir sesle "Ama benim hep çok
sevilmeye, şımartılmaya ihtiyacım var" diyebilmesi...
"Emperyal",
"Tanrıça", "Diva" halleri ve bunların görkemiyle, sıradan
insan, ama sahici, gerçek bir insan olabilmeyi birleştirebilmesi... Her ortamda
kendine sonsuz güveni ve inancıyla gücünü ortaya koyan; söylediği her sözün
ağırlığını ve sorumluluğunu taşıyan otoriter sanatçı...
Her
temsil, her konser, resital öncesi heyecandan, korkudan yaprak gibi titreyen "çocuk"...
Her
yenilikle gençleşen, dünya politikasıyla ilgilenen, protesto mitinglerine
katılan, başkaldıran "asi genç"...
Tepeden
tırnağa kadınlığına bürünen bu “dişi” ...
Yeryüzünün
belki de en muhteşem ev sahibi... Dostlarına sürekli veren, onlar için
çırpınan, her an yardıma koşmaya hazır eşsiz bir dost...
Bunlar
birbirinden farklı insanlar değil, hepsi bir bütündü.
16
Mayıs 2008 sabahı, bir tekne, Leyla Gencer'in deyişiyle, "Yeryüzünün en
güzel şehri İstanbul'un" içinden Boğaz boyunca süzüldü. Çok değerli bir
emanetimiz vardı. Kendi istemiş, vasiyetini en küçük ayrıntısına dek
hazırlamıştı: Küllerimi Boğaz'ın sularına dökün denmişti.
Teknenin
küpeştesinden külleri, Boğaz'ın sularına bırakmak, Melahat Behlil ve bana
düştü...
Küller
hafif, küller çok ağır, küller tüm bir yaşam... Küller dramatik soprano bir ses
olup Kraliçe Elizabeth'in, Anna Bolena'nın, Maria Stuarda'nın, Aida'nın,
Violetta'nın, Leonora'nın, Tosca'nın, Norma'nın, Lucia'nın,
Alceste'in, Butterfly'ın, Leyla'nın aryasına, veda aryasına
dönüştü...... Küller Boğaz'ın sularına kapıldı... Küller rıhtımdaki kalabalıkla
tekne arasında binlerce gümüş yol oluşturdu. O gümüşi yollarla Boğaz'ın suları
arındı. Bizler arındık... Artık ne zaman Boğaz'ın sularında ışıklı yollar
görsem onun sesini duyacağım...
"DIVA TURCA" LEYLA GENCER
Opera geleneği olmayan Türkiye'den
gitti, bu türün mabedinin kutsal sesi oldu. Genç bir soprano olarak geldiği La
Scala'da 50 yıl zirvede kaldı. Bundan yedi yıl önce yine bir mayıs günü
aramızdan ayrılan Leyla Gencer adını müzik ansiklopedilerine, "Diva
Turca" lakabını opera tarihine yazdırdı.
"Sahnede senin hissettiklerini seyirci de hissettiği an, müthiş bir bütünlük, kimsenin koparamayacağı bir bağ oluşur. Buna artık zevk, sevinç falan denmez. Bu bir ayindir."
10 Mayıs
2008... O akşam Milano'nun La Scala Tiyatrosu'nda Şef Lorin Maazel'in
yönetiminde "1984" adlı operanın temsili var... Temsil başlamadan
önce Maestro Lorin Maazel, ağır ağır sahneye çıktı ve acı haberi verdi:
"Bugün eşsiz Diva Leyla Gencer'i yitirdik". Yaşlı şef, konuşmasını,
"Burası, La Scala onun evi, yuvasıydı" diye bitirince, orkestra ve
tüm dinleyiciler ayağa kalktı. Başlar eğik, gözyaşları arasında, Leyla Gencer
için saygı duruşu yapıldı.
Temsillerden önce asabileşerek, öfkelenerek içindeki ateşi tutuşturuyordu.
O ateş bir kez tutuştu mu, sahnede volkan gibi patlıyor, fırtına gibi esiyordu.
İstanbul'dan
yola çıkıp, Milano'da ve dünyanın belli başlı müzik merkezlerinde taçlanan
eşsiz serüveniyle muhteşem bir örnek oluşturdu.
Mükemmeliyetçiydi:
Sürekli kusursuzluğu aradı. Önce tekniğini geliştirdi. Sonra mükemmel olanın
peşinde koştu. Sahnede yalnız kendisinin değil her şeyin, herkesin mükemmel
olmasını istiyordu.
Ona
biçilmiş bu misyona boyun eğiyor sahneden sahneye, tiyatrodan tiyatroya bu
sevgiyi, bu tutkuyu yaymak için koşuyordu. İnanıyordu ki. Eğer mesleğinde çok
iyi olursa, onu dinleyen İnsanlara iyi duygular, güzellikler verebilir, onları
daha iyi bir insan olmaya yöneltebilir... Bunun için görevini yerine getirmeye
çalışıyor, bunun için kendiyle yarışıyor, bunun için yapabileceğinin hep en
iyisini yapmaya çalışıyordu...
AKOB MONTHLY MAGAZINE No.32 2015.09.17
LEYLA
GENCER'İN
OPERA DÜNYASI
Em.Prof.Dr. Ünal Öziş
Dokuz Eylül Üniversitesi
Aslen Safranbolulu olan Hasanzade İbrahim Çeyrekgilile aslen Polonyalı
Atiye'nin (Alexandra Angela Minakovska) kızı olan Leyla Gencer 10 Ekim 1928'de
İstanbul'da doğmuştur. İstanbul'un Boğaz Yeşilköy-Polonezköy üçgeninde geçen
çocukluğunda, evdeki bakıcısı Mme. Lejeune ile başlayıp, Dame de Sion ve
İtalyan Lisesi yıllarına uzanan çizgide, özellikle Fransız ve İtalyan
edebiyatına ve tiyatrosuna ilgi duymuştur.
İbrahim Gencer ile evlenen Leyla Gencer, önce İstanbul Belediye Konservatuarı'nda
Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey, Muhiddin Sadak gibi büyük müzik
öğretmenleriyle; sonra Ankara'da Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte
gibi büyük şancılarla, Muhsin Ertuğrul gibi büyük bir tiyatro adamıyla
çalışmıştır.
1950'de Ankara Devlet Operası korosunda kadrolu göreve başlayan Leyla
Gencer, Ankara'da aynı yıl "Cavalleria rusticana” operasında baş soprano
rolünü oynamış: 1953 de aynı rolle Napoli'de sahneye çıkmıştır.
LEYLA GENCER'İN SAHNEYE ÇIKTIĞI YERLER
Venedik'te 1983'teki son sahne temsiline kadar, Leyla Gencer otuz yıl
dünyanın en büyük operalarında 70 eserde "primadonna" (baş kadın
şarkıcı) olarak rol almıştır.
Leyla Gencer'in, San Francisco'dan San Petersburg'a, Buenos Aires'ten Edinburgh’a
uzanan bir coğrafyada, temsil verdiği Önemli opera sahneleri aşağıdadır.
Türkiye: Ankara, İstanbul
İtalya: Milano (La Scala), Roma, Napoli (San Carlo), Floransa, Verona (Arena),
Venedik (La Fenice), Trieste (T.Verdi), Palermo (T.Massimo), Torino, Reggio
Emilia, Genova, Spoleto, Bologna, Bergamo (T.Donizetti), Catania, Macerata,
Cagliari, Treviso, Mantova, Como, Modena, Livorno, Mestre.
Avrupa'nın diğer ülkeleri: Avusturya: Viyana, Salzburg- Rusya:
S.Petersburg-İsveç: Stockholm-Norveç: Oslo- Polonya: Varşova, Lodz, Poznan -
Almanya: Münih, Köln, Wiesbaden-Sırbistan: Belgrad İsviçre: Lozan, Vevey
İspanya: Barselona, Bilbao-Portekiz: Lizbon- İngiltere: Londra, Glyndbourne, Edinburgh-Monako:
Monte Carlo.
Kuzey Amerika: San Francisco, Los Angeles, Sacramento, San Diego, Pasadena, Dallas,
Philadelphia, New Orleans, Newark, New York (Carnegie Hall).
Güney Amerika: Arjantin: Buenos Aires- Brezilya: Rio de Janeiro.
LEYLA GENCER'İN OYNADIĞI OPERALAR VE ROLLER
Leyla Gencer'in bu sahnelerde 71 baş soprano rolünde (Don Giovanni'de bazen
Donna Anna, bazen Donna Elvira) oynadığı 70 opera ve roller şunlardır:
Giuseppe Verdi:
"Aida" (Aida), "Attila" (Odabella). "Un ballo in
maschera" (Amelia), "La battaglia di Legnano" (Lida), "Don
Carlo" (Elisabetta), "I due Foscari" (Lucrezia),
"Ernani" (Elvira), "La forza del destino" (Leonora),
"Gerusalemme" (Elena), "Macbeth" (Lady). "Otello"
(Desdemona), "Rigoletto" (Gilda), "Simon Boccanegra" (Maria),
"La traviata" (Violetta), "Il trovatore" (Leonora). "1
vespri siciliani" (Elena).
Gaetano Donizetti:
"Anna Bolena" (Anna). "Belisario" (Antonina),
"Caterina Cornaro (Caterina), "Lucia di Lammermoor" (Lucia).
"Lucrezia Borgia" (Lucrezia), "Maria Stuarda" (Maria).
"Les martyrs" (Pauline), "Poliuto" (Paolina), "Roberto
Devereux" (Elisabetta).
Vincenzo Bellini:
"Beatrice di Tenda" (Beatrice), "Norma" (Norma), "I
Puritani" (Elvira), "La sonnambula" (Amina).
Giacomo Puccini: "Madama
Butterfly" (Cio-Cio-San). "Suor Angelica" (Angelica), "Il
tabarro" (Giorgetta), "Tosca" (Tosca), "Turandot" (Liu).
Wolfgang Amadeus
Mozart: "Cosi fan tutte" (Fiordiligi). "Don
Giovanni" (Donna Anna; Donna Elvira), "Idomeneo" (Elettra),
"Le nozze di Figaro" (Kontes).
Claudio Monteverdi:
"L'incoronazione di Poppea (Ottavia).
Christoph Willibald
Gluck: "Alceste" (Alceste)
Luigi Cherubini:
"Medea" (Medea)
Francesco Gnecco:
"La prova d'un opera seria" (Corilla).
Gaspare Spontini:
"La Vestale" (Gran Vestale) ve "Agnese di Hohenstaufen"
(Agnese).
Simon Mayr:
"Medea in Corinto" (Medea).
Gioacchino Rossini:
"Elisabetta, Regina d'Inghilterra" (Elisabetta) ve "Guglielmo
Tell" (Mathilde).
Carl Maria von Weber:
"Der Freischütz" (Agathe).
Giovanni Pacini:
"Saffo" (Saffo).
Arrigo Boito:
"Mefistofele" (Margherita).
Amilcare Ponchielli:
"La Gioconda" (Gioconda).
Pyotr Ilyiç
Çaykovski: "Pikovaya dama" (Lisa) ve "Evgenyi
Onyegin" (Tatjana).
Jacques Offenbach:
"Les contes d'Hoffmann" (Antonia).
Jules Massenet: "Manon"
(Manon) ve "Werther" (Charlotte).
Pietro Mascagni:
"Cavalleria rusticana" (Santuzza).
Antonio Smareglia:
“La falena" (Falena).
Francesco Cilea:
"Adriana Lecouvreur" (Adriana).
Eugen d'Albert:
"Tiefland" (Martha).
Ricardo Zandonai:
"Francesca da Rimini (Francesca).
Sergei Prokofiev:
"L'angelo di fuoco" (Renata).
Jaromir Weinberger:
"Schwanda, der Dudelsackpfeifer" (Dorotea).
Lodovico Rocca:
"Monte Ivnor" (Edali).
Benjamin Britten:
"Albert Herring" (Lady Billows).
Gian-Carlo Menotti:
"The Consul (Magda).
Ahmed Adnan Saygun:
"Kerem ile Asli” (Ash).
Francis Poulenc:
"Les dialogues des Carmélites" (Madame Lidone).
Ildebrando Pizzetti:
"Assassinio nella cattedrale" (Birinci Korife) ve "Lo
straniero" (Maria)
Bu bağlamda, Milano'nun ünlü La Scala tiyatrosunda, Leyla Gencer 1957'de
Poulenc in "Les Dialogues des Carmélites" (Karmeliten Rahibelerin
Diyalogları), 1958'de Pizzetti'nin "Assassinio nella cattedrale"
(Katedralde Cinayet) operalarının dünyadaki ilk oynanışlarında baş soprano
rollerini üstlenmiştir. Leyla Gencer, başta Donizetti'nin bazı eserleri olmak
üzere, uzun yıllar unutulmuş birçok operanın sahnelere dönmesini sağlamıştır.
LEYLA GENCER'İN RESİTALLERİ
Leyla Gencer 1946-1989 süresinde, özellikle 1974'te İstanbul'da Aya İrini’deki
resitalinden sonra, 100'ü aşkın sayıda, orkestra eşliğinde konserler veya
piyano eşliğinde resitaller de vermiştir. Leyla Gencer Türklerle ilgili arya ve
şarkılar ile Chopin'in Polonya şarkılarına birçok şan resitalinde özel yer
ayırmıştır.
LEYLA GENCER'İN EĞİTİM ÇALIŞMALARI
Opera sahnesine veda ettiği 1983'ten sonra da Leyla Gencer, şan eğitimiyle
ilgili çeşitli seminerler vermiş, radyo ve televizyon programlarında yer almış,
bazı operaların sanat danışmanı olmuş, son olarak 1997'den beri sanat yönetmeni
olarak başında bulunduğu La Scala Şan Akademisi'ne 2007'de veda etmiştir.
Leyla Gencer pek çok önemli uluslararası şan yarışmasının jürilerinde
başkan veya üye olarak bulunmuş, kendi adını taşıyan uluslararası bir şan
yarışması da tesis edilmiştir. İlki 1995'te İstanbul'da düzenlenmiş olan Uluslararası
Leyla Gencer Şan Yarışmalarında ödüllendirilen pek çok sanatçı dünyanın önemli
opera sahnelerinde rol almaktadır.
LEYLA GENCER'İN SES VE GÖRÜNTÜ KAYITLARI
Leyla Gencer'in, hemen tamamı sahnelerden veya radyo konserlerinden canlı
olarak çekilmiş, 100'den fazla CD- eşdeğerinde (45’lik 7" plak ve
LP-uzunçalar olarak, sonradan çoğu CD-yoğunçalar olarak da yayınlanmıştır) ses
kayıtları bulunmaktadır. Bunların arasında elliye yakın operanın bütünü,
çeşitli seçmeler, aryalar, konserler ve resitaller yer almaktadır. Filme
çekilen temsillerinin bazıları sonradan video/DVD olarak da yayınlanmıştır.
Güzelliği kadar özelliği de algılanan sesi, şancılığı kadar oyunculuğu da
öne çıkan kişiliği ile, 1950'lerden 1980'lere dünya opera sahnelerinin en büyük
yıldızlarından biri olan Leyla Gencer'in bazı aryalarına "Divine"
(İlahi kadınlar / Tanrıçalar) başlığını taşıyan bir plakta, o dönemde dünyanın
en ünlü altı sopranosundan biri olarak yer verilmiştir.
LEYLA GENCER'E VERİLEN ÖDÜLLER
Leyla Gencer yaşamında elliyi aşkın uluslararası ödül ve devan almış,
yurtdışındaki çalışmalarının yoğunluğu sebebiyle Ankara Devlet Operası'ndan
1958'de ayrılmak zorunda kalmış, yerleştiği İtalya'da adını değiştirmeyi
kesinlikle reddetmiş. Opera çevrelerinde "La Diva Turca" olarak da
anılmıştır.
Leyla Gencer'e 1988'de Türkiye Cumhuriyeti "Devlet Sanatçısı" unvanını
vermiş: 1994'te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyasını almış:
1995'te Ankara Devlet Operası bahçesine heykeli dikilmiş; 2005'te İstanbul
Kültür ve Sanat Vakfı Yaşam Boya Başarı ödülünü almış: 10 Mayıs 2008'de
Milano'da hayata gözlerini kapamıştır.
Ölümünden sonra bazı sahnelere Leyla Gencer'in adı verilmiş, son olarak
İstanbul'da Bakırköy Belediyesi tarafından "Leyla Gencer Opera ve Sanat
Merkezi" inşa edilerek 2015'te hizmete girmiştir.
SON SÖZ
Leyla Gencer'in fani vücudunun külleri Boğaz'ın sularında kaybolsa da sesi
gök Kubbealtı’nda baki kalacaktır.
LEYLA GENCER HAKKINDA KİTAPLAR
Leyla Gencer hakkında, dergi ve gazetelerde yayınlanan çok sayıda makalenin
yanı sıra, birçok kitap da yazılmıştır:
Franca CELLA (1986): "Leyla Gencer: Romanzo vero di una primadonna (Collana
musicale)" Venedik, CGS Edizioni, 546 s. Zeynep ORAL (1992): "Leyla
Gencer, Tutkunun Roman", Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
N.318-13, 218 s.
Zeynep ORAL (1994): "Leyla Gencer'e Armağan". Ankara, Sevda-Cenap And Vakfı,
Onur Ödülü Altın Madalyası Sahipleri Dizisi N.6, 176 s.
Zeynep ORAL (1999): "Tutkunun Romans/Leyla Gencer", İstanbul, Doğan Kitap,
Genişletilmiş 8.baskı, 341 s. (10b: 2008, 280 $.
Ünal ÖZİŞ (2006): "Leyla Gencer ve Opera Dünyası", Ankara, Sevda-Cenap And
Müzik Vakfı, 171 s.
Franca CELLA (Ed.) (2007): "Leyla Gencer, 50 anni alla Scala", Milano, Teatro
alla Scala, 176 s. (+2 CD & 1 DVD).
Zeynep ORAL (2008): "A story of passion". Istanbul, İstanbul Foundation for
Culture and Arts, 304 s.
Franca CELLA (2008): "Per Leyla Gencer". Bergamo, Fondazione Donizetti, 24 s.
(+1 DVD: Lorenzo Arruga"nın Leyla Gencer ile 1997'deki söyleşisi).
Zeynep ORAL (Ed.) (2009): "Leyla Gencer". Ankara, T.C. Kültür ve
Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, N.3178-12, 320 s.
Zeynep ORAL (2011): "Leyla Gencer- Il canto e la passione". Milano, Mursia,
315 s.
Zeynep ORAL (2014): "Leyla Gencer". Paris, Bleu Nuit, 320 s (+1 CD)
LEYLA
GENCER'S
OPERA
WORLD
Em.Prof.Dr. Ünal
Özis
Dokuz Eylül
University Izmir, Turkey
Leyla Gencer was
born on 10 October 1928 in Istanbul, as daughter of Atiye (Alexandra Angela
Minakovskal from Polish origin and Hasanzade Ibrahim Çeyrekgil from Safranbolu.
From her childhood with her nurse Mme. Lejeune, spent at the locations of
Bosphorus-Yeşilköy- Polonezköy in Istanbul, to her high school years at the
Dame de Sion and the Italian Lyceum, she was especially interested in French
and Italian literature and theater.
She married
Ibrahim Gencer, studied at the Istanbul Municipal Conservatory with great music
teachers like Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey, Muhiddin Sadak; then in Ankara
with great singers like Giannina Arangi-Lombardi and Apollo Granforte, with a
great theater personality like Muhsin Ertuğrul.
In 1950 Leyla
Gencer began to work in the chorus of the Ankara State Opera, where she sang
the same year the leading soprano role in "Cavalleria Rusticana". She
debuted in 1953 in Napoli with the same role.
LOCATIONS OF LEYLA
GENCER'S APPEARANCES
She sang thirty-three
years the "Primadonna" roles of 70 operas on the most famous theater
stages of the world, until her last appearance in 1983 in Venice.
Among the places
where Leyla Gencer made her appearances, covering a space from San Francisco to
St. Petersburg, from Buenos Aires to Edinburgh, are:
Turkey: Ankara, Istanbul:
Italy: Milano [La Scala), Roma, Napoli [San Carlo], Palermo [T.Massimol,
Florence, Verona [Arena], Venice, [La Fenice], Trieste [T.Verdi], Torino,
Reggio Emilia, Genova, Spoleto, Bologna, Bergamo [T.Donizetti], Catania,
Macerata, Cagliari, Treviso, Mantova, Como, Modena, Livorno, Mestre.
Other European
Countries: Austria: Vienna, Salzburg-
Russia: St. Petersburg-Sweeden: Stockholm- Norway: Oslo- Poland: Warshaw, Lodz,
Poznan - Germany: Munich, Cologne, Wiesbaden-Serbia: Belgrade - Switzerland: Lausanne,
Vevey - Spain: Barcelona, Bilbao - Portugal: Lisbon - England: London, Glyndebourne,
Edinburgh- Monaco: Monte Carlo.
North America: San Francisco, Los Angeles, Sacramento, San Diego,
Pasadena, Dallas, Philadelphia, New Orleans, Newark, New York (Carnegie Hall).
South America: Argentina: Buenos Aires - Brazil: Rio de Janeiro
OPERAS AND ROLES
SUNG BY LEYLA GENCER
Leyla Gencer
appeared in 71 Primadonna roles of 70 operas (sometimes as Donna Anna,
sometimes as Donna Elvira in Don Giovanni on these locations. These operas and
roles were:
Giuseppe Verdi:
"Aida" (Aida), "Attila" (Odabella). "Un ballo in
maschera" (Amelia), "La battaglia di Legnano" (Lida), "Don
Carlo" (Elisabetta), "I due Foscari" (Lucrezia),
"Ernani" (Elvira), "La forza del destino" (Leonora),
"Gerusalemme" (Elena), "Macbeth" (Lady). "Otello"
(Desdemona), "Rigoletto" (Gilda), "Simon Boccanegra" (Maria),
"La traviata" (Violetta), "Il trovatore" (Leonora). "1
vespri siciliani" (Elena).
Gaetano Donizetti:
"Anna Bolena" (Anna). "Belisario" (Antonina),
"Caterina Cornaro (Caterina), "Lucia di Lammermoor" (Lucia).
"Lucrezia Borgia" (Lucrezia), "Maria Stuarda" (Maria).
"Les martyrs" (Pauline), "Poliuto" (Paolina), "Roberto
Devereux" (Elisabetta).
Vincenzo Bellini:
"Beatrice di Tenda" (Beatrice), "Norma" (Norma), "I
Puritani" (Elvira), "La sonnambula" (Amina).
Giacomo Puccini: "Madama
Butterfly" (Cio-Cio-San). "Suor Angelica" (Angelica), "Il
tabarro" (Giorgetta), "Tosca" (Tosca), "Turandot" (Liu).
Wolfgang Amadeus
Mozart: "Cosi fan tutte" (Fiordiligi). "Don
Giovanni" (Donna Anna; Donna Elvira), "Idomeneo" (Elettra),
"Le nozze di Figaro" (Contessa).
Claudio Monteverdi:
"L'incoronazione di Poppea (Ottavia).
Christoph Willibald
Gluck: "Alceste" (Alceste)
Luigi Cherubini:
"Medea" (Medea)
Francesco Gnecco:
"La prova d'un opera seria" (Corilla).
Gaspare Spontini:
"La Vestale" (Gran Vestale) ve "Agnese di Hohenstaufen"
(Agnese).
Simon Mayr:
"Medea in Corinto" (Medea).
Gioacchino Rossini:
"Elisabetta, Regina d'Inghilterra" (Elisabetta) ve "Guglielmo
Tell" (Mathilde).
Carl Maria von Weber:
"Der Freischütz" (Agathe).
Giovanni Pacini:
"Saffo" (Saffo).
Arrigo Boito:
"Mefistofele" (Margherita).
Amilcare Ponchielli:
"La Gioconda" (Gioconda).
Pyotr Ilyiç
Çaykovski: "Pikovaya dama" (Lisa) ve "Evgenyi
Onyegin" (Tatjana).
Jacques Offenbach:
"Les contes d'Hoffmann" (Antonia).
Jules Massenet: "Manon"
(Manon) ve "Werther" (Charlotte).
Pietro Mascagni:
"Cavalleria rusticana" (Santuzza).
Antonio Smareglia:
“La falena" (Falena).
Francesco Cilea:
"Adriana Lecouvreur" (Adriana).
Eugen d'Albert:
"Tiefland" (Martha).
Ricardo Zandonai:
"Francesca da Rimini (Francesca).
Sergei Prokofiev:
"L'angelo di fuoco" (Renata).
Jaromir Weinberger:
"Schwanda, der Dudelsackpfeifer" (Dorotea).
Lodovico Rocca:
"Monte Ivnor" (Edali).
Benjamin Britten:
"Albert Herring" (Lady Billows).
Gian-Carlo Menotti:
"The Consul (Magda).
Ahmed Adnan Saygun:
"Kerem ile Asli” (Aslı).
Francis Poulenc:
"Les dialogues des Carmélites" (Madame Lidone).
Ildebrando Pizzetti:
"Assassinio nella cattedrale" (First Croffe) ve "Lo
straniero" (Maria)
Leyla Gencer performed in the
world premieres of two operas at Milano's La Scala: in 1957 Francis Poulenc's
"Les Dialogues des Carmélites" (Dialogues of Carmelitan nuns), in
1958 Ildebrando Pizzetti's "Assassinio nella cattedrale" (Murder in
the cathedrall. She revived many
long-forgotten operas of Donizetti and other composers back to the stages.
RECITALS BY LEYLA
GENCER
Leyla Gencer gave
in the period 1946-1989, especially after her 1974 recital at Aya Irini in
Istanbul, more than 100 concerts with orchestras or recitals accompanied by
piano. She favored arias and songs related to Turks and Chopin's Polish Songs
in many of her recitals.
EDUCATIONAL
ACTIVITIES OF LEYLA GENCER
After retiring
from the opera stages in 1983, Leyla Gencer continued to present various
education and perfection seminars, appeared in radio and television programs,
acted as consultant to some opera houses, and made her farewell in 2007 to La
Scala's Vocal Academy, where she acted as artistic director since 1997.
Leyla Gencer was
president or member in the juries of several important international voice
competitions: such a competition bearing her name has also been established.
Many laureates of the "International Leyla Gencer Voice
Competitions", the first being held in 1995 at Istanbul, appear since then
in leading roles on important international stages.
RECORDINGS AND
FILMS OF LEYLA GENCER
The discography of
Leyla Gencer largely exceeds the equivalent of 100 CD's extended-play,
long-play records, later transferred to compact-discs), being mostly live
performances registered directly from the stage or broadcast concerts; they
include about fifty complete operas, several selections, arias, concerts and
recitals. Some of her filmed performances were later released in video/DVD
form.
With her beautiful
as well as special voice, her personality as singer as well as actress, Leyla
Gencer was one of the greatest stars on the stages of the opera world from
1950's to 1980's. She featured in a long-play record album, entitled
"Divine", as one of the top six sopranos of that time.
AWARDS AND
HONORIFIC TITLES PRESENTED TO LEYLA GENCER
Leyla Gencer received more than fifty international awards and honorific
titles. She had to resign in 1958 from the Ankara State Opera because of her
intense activities abroad. She refused to change her name in Italy where she
later resided. She was called as "La Diva Turca" in the world of
opera.
The Republic of
Turkey presented her in 1988 the title of "State Artist"; she
received in 1994 the Honour Award Golden Medal of the Sevda-Cenap And Music
Foundation; her statue was erected in 1995 in front of the Ankara State Opera
House; she received in 2005 the Lifetime Success Award of the Istanbul Culture
and Art Foundation.
Leyla Gencer
passed away on 10 May 2008 in Milano. After her death, the name of Leyla Gencer
was given to some stages; and the "Leyla Gencer Opera and Culture
Center", constructed by the Municipality of Bakırköy in Istanbul, entered
into service in 2015.
LAST WORDS
The ashes of Leyla
Gencer's mortal body may vanish in the waters of Bosphorus, but her voice will
remain forever under the firmament.
BOOKS ON LEYLA
GENCER
Besides a large
number of articles in journals and newspapers, several books were written on
Leyla Gencer:
Franca CELLA (1986): "Leyla Gencer, romanzo vero di una
primadonna", Venice, C.G.S. Edizioni, 546 p.
Zeynep ORAL (1992): "Tutkunun Romani: Leyla Gencer",
Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, N.318-13, 218 p.
Zeynep ORAL [1994]: "Leyla Gencer'e Armağan”. Ankara,
Sevda-Cenap And Vakfı, Onur Ödülü Altın Madalyası Sahipleri Dizisi N6, 176 p
Zeynep ORAL (1999): "Tutkunun Romani/Leyla Gencer".
Istanbul, Doğan Kitap, Enlarged 8. printing, 341 p. [10.pr.: 2008, 280 p.l.
Ünal ÖZİŞ (2006): "Leyla Gencer ve Opera Dünyası",
Ankara, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, 171 p.
Franca CELLA (Ed.) (2007): "Leyla Gencer, 50 anni alla
Scala", Milano, Teatro alla Scala, 176 p. (+ 2 CD & 1 DVD).
Zeynep ORAL (2008): "A story of passion". Istanbul,
Istanbul Foundation for Culture and Arts, 304 p. Franca CELLA (2008): "Per
Leyla Gencer". Bergamo Fondazione Donizetti, 24 p. (+ 1 DVD: Lorenzo
Arruga's television program with Leyla Gencer in 1997).
Zeynep ORAL (Ed.) (2009): "Leyla Gencer". Ankara, TC.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü,
N.3178-12, 320 p.
Zeynep ORAL
(2011): "Leyla Gencer - Il canto e la passione". Milano, Mursia, 315 p.
Zeynep ORAL (2014): "Leyla Gencer". Paris, Bleu Nuit,
320 p.+ 1 CDI
HÜMANİTAS
2015.11.02
TANJU İNAL
Sahnede bir tanrıça – Çırpınan bir yürek Leyla Gencer
Tanju İNAL (Prof. Dr., Bilkent Üniversitesi, Uygulamalı Yabancı Diller Yüksek Okulu. inal@bilkent.edu.tr) Sayı-Number: 6 (Özel Sayı/Special Issue)Güz/Autumn 2015ISSN: 2147-088XDOI: http://dx.doi.org/10.20304/husbd.31827 Sayfa/Page:167-172Geliş/Submitted: 21.10.2015 / Yayın/Published: 02.11.2015 167 Öz: Bir “Çılgın Türk” ün, bir “Prima Donna”nın, ünlü sopranomuz Leyla Gencer'in yaşamı, sanat dünyasındaki olağanüstü başarısı, otuz üç yıllık sanat yaşamı keyifle okunan yaşam öyküsel bir romana konu olmuş. Kitabın yazarı, gazeteci Zeynep Oral romanına çok emek vermiş, satırlarına renk ve ses katmış nerdeyse. Anlatının dokusunu, sanatçılarla, Türk ve İtalyan sanat dünyasından ünlü kişilerle yapılan söyleşiler, sanatçının hakkında özellikle yurt dışında yayımlanan dergi ve gazete makalelerinde yeralan övgüler, sanatçıya gelen sayısız mektup ve fotoğraflar oluşturuyor. Yazımız gerçek bir tutkunun, başarının ve azmin öyküsünü irdeliyor. Leyla Gencer çok değişik ve zengin opera, arya repertuvarı ile Türk kadınının “Ben Anadolu’yum, ben Türk’üm” diye dünyaya seslenişini biz okurlara bir kez daha anımsatıyor.Anadolu’dan, Safranbolu’dan çıkan bir tanrıça, çok özel bir insan, ülkemizin kültür temsilcisi, eşsiz yorumcu, “Bel Canto’nun dünyadaki eşsiz sefiresi”, efsane soprano Leyla Gencer’i 2008 yılının 10 Mayıs’ında kaybettik. Vasiyeti üzerine yıllarını geçirdiği Milano’da yakılan cesedinin külleri, Boğaz’ın mavi sularına Yunus Emre Oratoryası eşliğinde serpildiğinde, 1950’de Ankara’da Cavalleria Rusticano ile başlayan, 1983’te Milano’da La Prova d’un Opera Seria (Ciddi Bir Operanın Provası) ile son bulan otuz üç yıllık bir sanat yaşamı noktalanıyordu. Ne var ki sanat yaşamına son nokta hiçbir zaman konulmayacaktı. Çünkü ardında çok kutsal, anlamlı bir yaşam, başarı öyküsü dolu dolu bir repertuvar, dağ gibi bir ödül listesi, pek çoğu İstanbul’da Borusan Müzik Kütüphanesine kayıtlı olan doksanı aşkın CD/DVD’yi, sayısız sahne başarıları ve dünyanın dört bir köşesine yayılan başarı öyküleri bırakacaktı.Bu öyküleri iki kitaba borçluyuz. Kültür ve Turizm Bakanlığının hazırlattığı, gazeteci Zeynep Oral’ın editörlüğünü yaptığı, onun ve kimi müzik otoritelerinin değerlendirmelerini kapsayan anı ve tanıtım kitabı niteliğindeki Leyla Gencer, bir de yine Zeynep Oral’ın kurguladığı bir roman, Tutkunun Romanı. İki kitap da Leyla Gencer’in opera tutkusuna, Diva’yı tanıtma tutkusuna eşdeğer bir tutku ile yazılmış. İki tutkunun harmanlanmasıyla, biz okurlara şiirsel bir yaşam öyküsü hazırlanıp sunulmuş.Tutkunun Romanı, Milliyet yayınlarında 1992 Mayıs’ında yayımlanmış. İtalyanlar çok sevdikleri, her zaman coşkuyla dinledikleri Leyla Gencer’in yaşam-sanat öyküsüne, anlatısına bizden önce ulaşmış. Franka Cella, müzik eleştirmeni olarak Leyla Gencer’i yazmış, yer aldığı yetmiş operadan övgüyle söz etmiş.Çalışmamdaki bilgileri sanatçımızın başarılarını, korkularını, heyecanlarını, savaşımını, düş kırıklıklarını, çalışma azminin öyküsünü, yüz bölümlük opera gibi yazılmış bu kitaba, Zeynep Oral’a borçlu olduğumu öncelikle belirtmeliyim.Anlatı, Leyla Gencer’in İstanbul’da Belediye Konservatuarı’nda aldığı şan eğitimi ile 1950’de Ankara Operası’nda başlayan opera serüvenini, İtalya’da, dünyanın çeşitli kentlerinde devam eden sanat yaşamını kurguluyor. Kurgu 1985 yılına dek sürüyor. Ama yanılmayalım; 1985 yılı Leyla Gencer’in sahne yaşamının bittiği yıldır. Zeynep Oral, eşsiz sopranonun başarılarını, müzik dünyasına katkılarının öyküsünü ölüm tarihi olan 2008 Mayıs’ına dek sürdürür. Sanatçı ölene dek gerek Türkiye’de gerek İtalya’da hep sanatın, şanın, operanın içinde kalmıştır.Zeynep Oral, Leyla Gencer’in başarı dolu yaldızlı yaşam öyküsünü kaleme alırken sanatçı ile dört yıl süren bir söyleşi ve sohbete girişmiş. Bu söyleşileri, çeşitli Türk, İtalyan, Fransız gazetelerinden, örneğin, Ulus, Cumhuriyet, Vatan gazetelerinden, Ses, Yarın Pazar, Akis, Milliyet Sanat gibi dergilerden, İtalya’da Il Mattino, Il Gazzetina, La Stampa gazetelerinden, Discoteca Alla Fedelta dergisinden, Fransa’da Le Monde, Le Monde Diplomatique, Figaro, Le Point, L’Express, Le monde de la Musique dergilerinde çıkan övgü dolu yazıları da eklemiş yazılı belge olarak. Ünlü sanatçıya gelen mektuplar, kartlar; dünyanın ünlü opera sahnelerinde çekilmiş fotoğraflar, sanatçının kendini anlattığı pasajlar, kitabın yazıldığı süreç içinde bazen İstanbul’da bazen Milano’da yapılan (1988-92) sohbetler, ünlü Maestro’ların sözleri, övgüleri, sanatçının çok zengin opera repertuvarı kitabın dokusunu oluşturuyor. Kitap İngilizceye, İtalyancaya çevrildi. Zeynep Oral emek ve tutkuyla yazdığı romanla yetinilmemesi gerektiğini İtalyancaya Il Canto et la Passione (Şan ve Tutku) adıyla çevrilen kitabın Roma’daki tanıtım gününde de anımsattı. Çünkü iyi bir arşivci olan Leyla Gencer’le ilgili daha çok belgeler olabileceğine inanıyordu. Yüz bölümlük Tutkunun Romanı şimdi sahnede. Sıra dışı bir sanatçıyı tanıyacağız, sıra dışı bir başarı öyküsü izleyeceğiz.Perdeler İstanbul-Çubuklu tepelerinde açılıyor. Uçurumun kıyısında, yükseklere fırlatılmaktan hoşlanan küçük bir kız sahnede. Yükseklik tutkusu, uçurumun kıyısından dönmenin hazzı, mutluluğu küçük Leyla’nın “Çılgın Türk”, “Napolili Türk”, “Diva”, “Regina”, “Prima Donna”, “Tanrıça Leyla” adları, tanımları, küçük büyük Leyla Gencer’in sanat yaşamını temellendiren, belirleyen duygular ve olgular.Yükseklerde olmak, uçurumlardan, labirentlerden sıyrılmak. Sahneye çıkmaktan, sesinin çıkmayacağından, düşünde, yüreğinde her an canlı tuttuğu, temsil sırasında başarılı olamamaktan, kostümlerini beğendirememekten kaynaklanan korkular, endişeler. Korkuyu güçlü bir istekle, azimle yenmek, başarıyı soluya soluya hedefe ulaşmak. Çocukluğunda kurduğu düşlerde olduğu gibi büyük bir yazar, tıpkı başucundan ayırmadığı yazarlar gibi olmak, Goethe, Dante, Balzac gibi yazmak, ya da opera sahnelerinde büyük bir opera sanatçısı olmak ve sahnede, Prima kalmak. Opera sahneleri onu yüceltti. Bu duygular yumağı içinde Leyla Gencer bitip tükenmeyen sınavlardan, sınamalardan geçti. Yüzyılın Divası olarak yüreklerde yerini aldı. Olağanüstü başarılar kazandı. Korkularını arya söylemenin hazzı ve tutkusu ile yendi. Önce İstanbul’da sonra Ankara’da Arangi Lombardi ile çalıştı; yorulma nedir bilmeden, inatla, istekle, tutkuyla çalıştı. Pek çok temsilde rol aldı. Kimi zaman bir köylü kadın rolünde müthiş yorumlar yaptı. Örneğin: İtalya’daki ilk temsili Cavalleria Rusticana’da Sicilyalı köylü Santuzza oldu. Santuzza, XIX. yüzyıl Sicilya’sında aşk ihanetine uğramış köylü kız; aşk kırgınlığı, suçluluk duygusu yaşamış bir kız.Leyla Gencer, ilk kez İtalya’da sahne alıyor. On bin kişilik Napoli San Carlo Operasında. Çok başarılı bir başlangıç. Alkışlar, alkışlar tüm korkularını silen alkışlar. Titiz İtalyan opera izleyicileri ve maestrolar artık onun izindedir. Bir dolu temsil, bir dolu yorum. Bir daha başarı. Başarı üstüne başarı.Çaykovski’nin Yevgeni Onegin operasında Tatiana rolünde. Hayal dünyasında yaşayan romantik bir kız; aşk serüvenlerine, oyunlarına karşın kocasına sadık kalmayı isteyen bir Rus kızını yorumluyor. Aynı yılın şubat ayında daha önce Napoli seyircisini büyülemiş. Nasıl ve hangi rolde? Mme Butterfly rolü ile Leyla Gencer sahnede. Bu kez Napoli San Carlo Operasında on dört yaşında bu Japon geyşasını canlandırıyor. Cio-Cio Sen’in Amerikalı subay Pinkerton’la olan beraberliği, evliliği, anne oluşu ve subay tarafından terk edilişi Puccini’nin bestesi ile sahneleniyor. Onurunu korumak için babasının samuray kılıcı ile sonlandıran Mme Butterfly. Onu yorumlayan bu üstün yetenekli Türk sanatçı olağanüstü bir performans gösteriyor. Perde kapanırken yoğun alkışları, övgü dolu sesleri duyarken yine sahne korkusunu yenmiş olmaktan mutlu. İtalya’da artık daha da umutlu ve mutlu.Çok değişik roller, Leyla Gencer’in çalışmalarını daha da arttırmasına neden oluyor. Çünkü o her şeyden önce seyircisine saygılı, sanatına saygılı. Dört ayrı dilde aryalarını söylüyor. Repertuvarını zenginleştiriyor. Artık o İtalyan eleştirmenlerine göre lirik tiyatronun “sıra dışı sesi”, “özgün bir kimliğidir” (Oral, 2009, s. 75).Sıra onun Regina – Kraliçe olarak anılmasına neden olacak kraliçe rollerinde. Onlarda da çok başarılı bulunacaktır. Anna Bolena, Caterina Cornaro, Alceste, Mary Stuart, İngiltere kraliçesi Elizabeth, Donizetti ve Rossini’den operalarda. Glyderbourne opera festivali. Leyla Gencer VIII. Henri’nin kafası vurulan bahtsız kraliçesi mavi pelerinli Anna Bolena’yı, Aida’da aşkı için sevgilisi Rademis’in kollarında ölen Habeş prensesini ya da aşkı için kendini Tanrılara kurban eden Alceste’i, Macbeth’te eli kanlı prensesi yorumluyor. Sanatçının yorumladığı rahibe rolleri de var. Bellini’nin operası Norma’da aşkı uğruna bakirelik yeminini bozan Keltli rahibe Norma’yı, Poulenc’in Carmeletlerın Diyaloğu’nda başrahibe Lidoine rolünde. La Traviata’da aşk ve tutku dolu Violetta rolünde. Scala dergisi sayfalarını ona, “çok ender rastlanan ifade yoğunluğu” (Oral, 1992, s. 48) ile seyirciyi şaşırtan, alkış tufanına tutulan Leyla Gencer’e ayırıyor. Bu rollerin dışında Türklerden izler taşıyan operalarda Mozart ve Türklerde mehter marşından izler taşıyan rondoyu söylüyor. Monteverdi’den La Mia Turca’da, Donizetti’nin La Sultana Operası’nda rol alıyor. Bu gösterilerin, operaların bir başka anlamı var. Türk atmosferi ve sahnede bir Türk sanatçı. Sanki bu üstün başarının Türk’e ait olduğuna inanmakta zorlanan tüm İtalya’ya “Ben Anadolu’yum, ben Türk’üm” (Oral, 2009, s. 125) diye haykırıyor.Leyla Gencer kimi rollerde de büyücü. Haendel’in Medeas’ı, Spontini, Pacini ve Donizetti’den dinsel şarkılarda kutsal soprano, Vivaldi’den, Beethoven ve Rossini’den aşk şarkıları söylerken âşık Leyla Gencer oluyor. Bizet’den Verdi’den ustalıkla yorumladığı aryalarda bir çingene bohem kadın oluyor.“Türk Divası” Leyla Gencer opera sahnelerinin değişmez “Prima Donnası” oluyor. Otuz bir bestecinin operalarını söyleyecek, yetmişi aşkın kentte sahneye çıkacaktır. Yüzyılın iki Divası olan Maria Callas’ı, Renata Tebaldi’yi bile gölgede bırakacaktır. Roma’da, Milano’da, San Fransisco’da, Chicago’da, Buenos Aires’te, Bilbao’da, Viyana’da, Stocholm’de dünyanın dört köşesinde başarılarıyla artık tanınmıştır. Maestro Tullio Serafi “yeryüzündeki tüm duygular(ın) onun sesinde olduğunu” (Oral, 2009, s. 75) söyleyecektir. O, olağandışı sesine yorumladığı kişileri canlandırmadaki başarısı, seslere gözyaşlarını katıp, sözcüklerin ruhuna girmesi, patetik vurgulamaları İtalyanların “Gencerate” sözcüğünü opera terminolojisine katmalarına neden olacaktır (Oral, 1992, s. 134). Bir başka tanımla: Maestro Giandrea Gavazze’nin söylediği gibi Leyla Gencer’i “yalnız vokalist (değil), sesini, kültürüyle, aklıyla besleyen bir virtüöz” (Oral, 2009, s. 118) dür artık o.Otuz üç yıllık sahne hayatında sahnelerde neredeyse “tanrıçalaşan” Leyla Gencer, (Oral, 2009, s. 138) sanat yaşamını zirvede bitirmek istemiştir. 1983 yılında çok çok kutsadığı sahnelere veda etmiş olmasına karşın ölüm yılına dek müzik, opera ve şan tutkusunu, sevgisini yayma misyonunu bırakmamıştır. Uluslararası şan yarışmalarında jüri üyelikleri yapmış, opera üzerine konferanslar vermiş, seminerlere katılmış, Türkiye üstün hizmet madalyasını almıştır.Zeynep Oral, çok keyifle okuduğum yaşam öyküsünü, Leyla Gencer’in ölüm haberi ile sonlandırıyor. O artık hem anılarda hem Safranbolu’da babasının köyünde büstüyle, İstanbul’da Kültür ve Sanat Vakfında adına verilen salondadır. 2004 yılında adına basılan gümüş paralarda genç seyircilerine, dinleyicilerine kendini tanıtmaktadır.Milano’da yakılan cesedinin külleri boğazın mavi sularına Yunus Emre Oratoryosu eşliğinde savrulurken, Zeynep Oral Yahya Kemal’in Deniz Türküsü ile anlatısını bir kat daha şiirleştiriyor. Biz de onu bu şiir eşliğinde son yolculuğuna uğurlayalım: ... Etraf ağarırSom gümüşten sular üstünde giderken ileriTa uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri...Musikiye bir alem kesilir çalkantı!Ve nihayet görünür gök ve deniz saltanatı… (Oral, 1992, s. 212) Bu güzel şiir eşliğinde, bu çalışmayı yaşam öyküsel anlatıya katkıda bulunanları anarak sonlandırmak istiyorum: Oral ‘ın yazısına İtalyancadan çevirileri ile katkıda bulunan Serra Yılmaz’ın, Ayça Atikoğlu’nun, Opera danışmanı Yekta Kopan‘ın kitabın hazırlanmasındaki her türlü emekleri övgüyü hak ediyor.Zeynep Oral’in güzel sözlerinden, yazarımızın içtenlikle ifade ettiği, hepsi birbirinden anlamlı cümlelerden bir seçki yapacağım. Son bir alıntı Leyla Gencer’e şükran ve takdir cümlesi olsun:Sonsuz bir inançla, inatla, hırsla ve aşkla tutkunuzun peşinden koştuğunuz için (...). Divanlığın görkemiyle alçakgönüllülüğü birbirinden ayıramadığınız ve sıradan insan olmanın, ama gerçek insan olmanın değerlerine sımsıkı sarıldığınız için. (...)Yeryüzünün harikalığına, insanoğlunun müthişliğine. (Bizi) bir kez daha inandırdığınız için (Oral, 1992, ss. 190-191).
KAYNAKÇAOral, Z. (1992). Tutkunun Romanı (6. Bs.). İstanbul:
Milliyet Yayınları.Oral, Z. (Ed.). (2009). Leyla Gencer. Ankara: Kültür
ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
A GODDESS ON STAGE – LEYLA GENCER, A FLUTTERING HEART Abstract: The life of Leyla Gencer, our well-known soprano, a “Crazy Turk”, a “Prima Donna”, her great success in the world of art, and her thirty-three years of artistic experience have been the subject of a biographical novel. Zeynep Oral, the author of the novel, has given a colourful touch to the work with her own style. She has built up her narrative with the interviews of famous artists, tributes from various journals and articles from Italy and Turkey, and numerous letters and photographs received by the artist. Our paper explores the real story of passion, achievement, and ambition. With her rich repertory of opera and aria, Leyla Gencer reminds of Turkish woman’s strength once again by crying out “I am Anatolia, I am Turk!”.
LEYLA
Em.Prof.Dr. Ünal Öziş
Aslen Safranbolulu olan Hasanzade İbrahim Çeyrekgilile aslen Polonyalı Atiye'nin (Alexandra Angela Minakovska) kızı olan Leyla Gencer 10 Ekim 1928'de İstanbul'da doğmuştur. İstanbul'un Boğaz Yeşilköy-Polonezköy üçgeninde geçen çocukluğunda, evdeki bakıcısı Mme. Lejeune ile başlayıp, Dame de Sion ve İtalyan Lisesi yıllarına uzanan çizgide, özellikle Fransız ve İtalyan edebiyatına ve tiyatrosuna ilgi duymuştur.
İbrahim Gencer ile evlenen Leyla Gencer, önce İstanbul Belediye Konservatuarı'nda Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey, Muhiddin Sadak gibi büyük müzik öğretmenleriyle; sonra Ankara'da Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte gibi büyük şancılarla, Muhsin Ertuğrul gibi büyük bir tiyatro adamıyla çalışmıştır.
1950'de Ankara Devlet Operası korosunda kadrolu göreve başlayan Leyla Gencer, Ankara'da aynı yıl "Cavalleria rusticana” operasında baş soprano rolünü oynamış: 1953 de aynı rolle Napoli'de sahneye çıkmıştır.
LEYLA GENCER'İN SAHNEYE ÇIKTIĞI YERLER
Venedik'te 1983'teki son sahne temsiline kadar, Leyla Gencer otuz yıl dünyanın en büyük operalarında 70 eserde "primadonna" (baş kadın şarkıcı) olarak rol almıştır.
Leyla Gencer'in, San Francisco'dan San Petersburg'a, Buenos Aires'ten Edinburgh’a uzanan bir coğrafyada, temsil verdiği Önemli opera sahneleri aşağıdadır.
Türkiye: Ankara, İstanbul
LEYLA GENCER'İN OYNADIĞI OPERALAR VE ROLLER
Leyla Gencer'in bu sahnelerde 71 baş soprano rolünde (Don Giovanni'de bazen Donna Anna, bazen Donna Elvira) oynadığı 70 opera ve roller şunlardır:
Giuseppe Verdi: "Aida" (Aida), "Attila" (Odabella). "Un ballo in maschera" (Amelia), "La battaglia di Legnano" (Lida), "Don Carlo" (Elisabetta), "I due Foscari" (Lucrezia), "Ernani" (Elvira), "La forza del destino" (Leonora), "Gerusalemme" (Elena), "Macbeth" (Lady). "Otello" (Desdemona), "Rigoletto" (Gilda), "Simon Boccanegra" (Maria), "La traviata" (Violetta), "Il trovatore" (Leonora). "1 vespri siciliani" (Elena).
Bu bağlamda, Milano'nun ünlü La Scala tiyatrosunda, Leyla Gencer 1957'de Poulenc in "Les Dialogues des Carmélites" (Karmeliten Rahibelerin Diyalogları), 1958'de Pizzetti'nin "Assassinio nella cattedrale" (Katedralde Cinayet) operalarının dünyadaki ilk oynanışlarında baş soprano rollerini üstlenmiştir. Leyla Gencer, başta Donizetti'nin bazı eserleri olmak üzere, uzun yıllar unutulmuş birçok operanın sahnelere dönmesini sağlamıştır.
LEYLA GENCER'İN RESİTALLERİ
Leyla Gencer 1946-1989 süresinde, özellikle 1974'te İstanbul'da Aya İrini’deki resitalinden sonra, 100'ü aşkın sayıda, orkestra eşliğinde konserler veya piyano eşliğinde resitaller de vermiştir. Leyla Gencer Türklerle ilgili arya ve şarkılar ile Chopin'in Polonya şarkılarına birçok şan resitalinde özel yer ayırmıştır.
LEYLA GENCER'İN EĞİTİM ÇALIŞMALARI
Opera sahnesine veda ettiği 1983'ten sonra da Leyla Gencer, şan eğitimiyle ilgili çeşitli seminerler vermiş, radyo ve televizyon programlarında yer almış, bazı operaların sanat danışmanı olmuş, son olarak 1997'den beri sanat yönetmeni olarak başında bulunduğu La Scala Şan Akademisi'ne 2007'de veda etmiştir.
Leyla Gencer pek çok önemli uluslararası şan yarışmasının jürilerinde başkan veya üye olarak bulunmuş, kendi adını taşıyan uluslararası bir şan yarışması da tesis edilmiştir. İlki 1995'te İstanbul'da düzenlenmiş olan Uluslararası Leyla Gencer Şan Yarışmalarında ödüllendirilen pek çok sanatçı dünyanın önemli opera sahnelerinde rol almaktadır.
LEYLA GENCER'İN SES VE GÖRÜNTÜ KAYITLARI
Leyla Gencer'in, hemen tamamı sahnelerden veya radyo konserlerinden canlı olarak çekilmiş, 100'den fazla CD- eşdeğerinde (45’lik 7" plak ve LP-uzunçalar olarak, sonradan çoğu CD-yoğunçalar olarak da yayınlanmıştır) ses kayıtları bulunmaktadır. Bunların arasında elliye yakın operanın bütünü, çeşitli seçmeler, aryalar, konserler ve resitaller yer almaktadır. Filme çekilen temsillerinin bazıları sonradan video/DVD olarak da yayınlanmıştır.
Güzelliği kadar özelliği de algılanan sesi, şancılığı kadar oyunculuğu da öne çıkan kişiliği ile, 1950'lerden 1980'lere dünya opera sahnelerinin en büyük yıldızlarından biri olan Leyla Gencer'in bazı aryalarına "Divine" (İlahi kadınlar / Tanrıçalar) başlığını taşıyan bir plakta, o dönemde dünyanın en ünlü altı sopranosundan biri olarak yer verilmiştir.
LEYLA GENCER'E VERİLEN ÖDÜLLER
Leyla Gencer yaşamında elliyi aşkın uluslararası ödül ve devan almış, yurtdışındaki çalışmalarının yoğunluğu sebebiyle Ankara Devlet Operası'ndan 1958'de ayrılmak zorunda kalmış, yerleştiği İtalya'da adını değiştirmeyi kesinlikle reddetmiş. Opera çevrelerinde "La Diva Turca" olarak da anılmıştır.
Leyla Gencer'e 1988'de Türkiye Cumhuriyeti "Devlet Sanatçısı" unvanını vermiş: 1994'te Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Onur Ödülü Altın Madalyasını almış: 1995'te Ankara Devlet Operası bahçesine heykeli dikilmiş; 2005'te İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Yaşam Boya Başarı ödülünü almış: 10 Mayıs 2008'de Milano'da hayata gözlerini kapamıştır.
Ölümünden sonra bazı sahnelere Leyla Gencer'in adı verilmiş, son olarak İstanbul'da Bakırköy Belediyesi tarafından "Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi" inşa edilerek 2015'te hizmete girmiştir.
SON SÖZ
Leyla Gencer'in fani vücudunun külleri Boğaz'ın sularında kaybolsa da sesi gök Kubbealtı’nda baki kalacaktır.
LEYLA GENCER HAKKINDA KİTAPLAR
Leyla Gencer hakkında, dergi ve gazetelerde yayınlanan çok sayıda makalenin yanı sıra, birçok kitap da yazılmıştır:
Franca CELLA (1986): "Leyla Gencer: Romanzo vero di una primadonna (Collana musicale)" Venedik, CGS Edizioni, 546 s. Zeynep ORAL (1992): "Leyla Gencer, Tutkunun Roman", Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları N.318-13, 218 s.
Zeynep ORAL (2011): "Leyla Gencer- Il canto e la passione". Milano, Mursia, 315 s.
LEYLA
GENCER'S
OPERA
WORLD
Dokuz Eylül University Izmir, Turkey
Leyla Gencer was born on 10 October 1928 in Istanbul, as daughter of Atiye (Alexandra Angela Minakovskal from Polish origin and Hasanzade Ibrahim Çeyrekgil from Safranbolu. From her childhood with her nurse Mme. Lejeune, spent at the locations of Bosphorus-Yeşilköy- Polonezköy in Istanbul, to her high school years at the Dame de Sion and the Italian Lyceum, she was especially interested in French and Italian literature and theater.
She married Ibrahim Gencer, studied at the Istanbul Municipal Conservatory with great music teachers like Reine Gelenbevi, Cemal Reşit Rey, Muhiddin Sadak; then in Ankara with great singers like Giannina Arangi-Lombardi and Apollo Granforte, with a great theater personality like Muhsin Ertuğrul.
In 1950 Leyla Gencer began to work in the chorus of the Ankara State Opera, where she sang the same year the leading soprano role in "Cavalleria Rusticana". She debuted in 1953 in Napoli with the same role.
LOCATIONS OF LEYLA GENCER'S APPEARANCES
She sang thirty-three years the "Primadonna" roles of 70 operas on the most famous theater stages of the world, until her last appearance in 1983 in Venice.
Among the places where Leyla Gencer made her appearances, covering a space from San Francisco to St. Petersburg, from Buenos Aires to Edinburgh, are:
Turkey: Ankara, Istanbul:
OPERAS AND ROLES SUNG BY LEYLA GENCER
Leyla Gencer appeared in 71 Primadonna roles of 70 operas (sometimes as Donna Anna, sometimes as Donna Elvira in Don Giovanni on these locations. These operas and roles were:
Giuseppe Verdi: "Aida" (Aida), "Attila" (Odabella). "Un ballo in maschera" (Amelia), "La battaglia di Legnano" (Lida), "Don Carlo" (Elisabetta), "I due Foscari" (Lucrezia), "Ernani" (Elvira), "La forza del destino" (Leonora), "Gerusalemme" (Elena), "Macbeth" (Lady). "Otello" (Desdemona), "Rigoletto" (Gilda), "Simon Boccanegra" (Maria), "La traviata" (Violetta), "Il trovatore" (Leonora). "1 vespri siciliani" (Elena).
Leyla Gencer performed in the world premieres of two operas at Milano's La Scala: in 1957 Francis Poulenc's "Les Dialogues des Carmélites" (Dialogues of Carmelitan nuns), in 1958 Ildebrando Pizzetti's "Assassinio nella cattedrale" (Murder in the cathedrall. She revived many long-forgotten operas of Donizetti and other composers back to the stages.
RECITALS BY LEYLA GENCER
Leyla Gencer gave in the period 1946-1989, especially after her 1974 recital at Aya Irini in Istanbul, more than 100 concerts with orchestras or recitals accompanied by piano. She favored arias and songs related to Turks and Chopin's Polish Songs in many of her recitals.
EDUCATIONAL ACTIVITIES OF LEYLA GENCER
After retiring from the opera stages in 1983, Leyla Gencer continued to present various education and perfection seminars, appeared in radio and television programs, acted as consultant to some opera houses, and made her farewell in 2007 to La Scala's Vocal Academy, where she acted as artistic director since 1997.
Leyla Gencer was president or member in the juries of several important international voice competitions: such a competition bearing her name has also been established. Many laureates of the "International Leyla Gencer Voice Competitions", the first being held in 1995 at Istanbul, appear since then in leading roles on important international stages.
RECORDINGS AND FILMS OF LEYLA GENCER
The discography of Leyla Gencer largely exceeds the equivalent of 100 CD's extended-play, long-play records, later transferred to compact-discs), being mostly live performances registered directly from the stage or broadcast concerts; they include about fifty complete operas, several selections, arias, concerts and recitals. Some of her filmed performances were later released in video/DVD form.
With her beautiful as well as special voice, her personality as singer as well as actress, Leyla Gencer was one of the greatest stars on the stages of the opera world from 1950's to 1980's. She featured in a long-play record album, entitled "Divine", as one of the top six sopranos of that time.
AWARDS AND HONORIFIC TITLES PRESENTED TO LEYLA GENCER
Leyla Gencer received more than fifty international awards and honorific titles. She had to resign in 1958 from the Ankara State Opera because of her intense activities abroad. She refused to change her name in Italy where she later resided. She was called as "La Diva Turca" in the world of opera.
The Republic of Turkey presented her in 1988 the title of "State Artist"; she received in 1994 the Honour Award Golden Medal of the Sevda-Cenap And Music Foundation; her statue was erected in 1995 in front of the Ankara State Opera House; she received in 2005 the Lifetime Success Award of the Istanbul Culture and Art Foundation.
Leyla Gencer passed away on 10 May 2008 in Milano. After her death, the name of Leyla Gencer was given to some stages; and the "Leyla Gencer Opera and Culture Center", constructed by the Municipality of Bakırköy in Istanbul, entered into service in 2015.
LAST WORDS
The ashes of Leyla Gencer's mortal body may vanish in the waters of Bosphorus, but her voice will remain forever under the firmament.
BOOKS ON LEYLA GENCER
Besides a large number of articles in journals and newspapers, several books were written on Leyla Gencer:
Franca CELLA (1986): "Leyla Gencer, romanzo vero di una primadonna", Venice, C.G.S. Edizioni, 546 p.
HÜMANİTAS
2 0 1 6
2 0 1 7
LEYLA GENCER VE
Em. Prof. Dr. Ünal Öziş
Bel canto
Bu dört beste, simgesel olarak bir köşesi üstünde dik duran bir eşkenar dörtgenin köşelerine konulabilir. Üst köşede, 1810-1830 süresinde bestelenen operalarıyla Rossini, sol kõşede 1825-1835 süresindeki operalarıyla Bellini, sağ köşede 1825-1845 süresindeki operallarıyla Donizetti, alt köşede 1840-1856 süresindeki operalarıyla Verdi (sonraki operalar kendilerine özgü nitelikleriyle ayrı tutularak) yerleştirilebilir.
Leyla Gencer'in baş soprano rolünde yer aldığı Verdi'nin 16 ve Donizeti’nin 9 operası önceki yazılarımızda (Verdi: AKOR, Eylül 2013, n19-20, s.62-67, Donizetti: AKOB, Eylül 2014, n.26, s.6-86 Mart 2015, n28, 5.34-37) konu edilmişti. Leyla Gencer, Bellini'nin 4, Rossini'nin 2 operasında da baş soprano rolünde sahneye çıkmış bu iki bestecinin diğer birkaç eserine de bazı resitallerinde yer vermiştir.
Rossini: "Elisabetta, Regina d'Inghilterra"
Leyla Gencer Kraliçe Elisabeth rolü ile önce Donizetti'nin "Roberto Devereux operasında sahneye çıkmıştır. Rossini'nin ilk kez 1815’te Napoli'de Teatro San Carlo'da oynanmış olan "Elisabetta, Regina d'Inghilterra ingiene Kraliçesi Elizabeth) operasındaki Kraliçe Elisabeth rollünü ise, 1971'de Palermo'da Teatro Massimo'da, 1972'de Edinburgh Festivali'nde oynamıştır.
Palermo'da 1970’te sahneye konulacak iken, som anda grev yüzünden ertesi yıla ertelenen temsilin genel provasından, eserin bütününün can kaydı yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmış.
Bu operanın, Sophie Lee'nin "The recess" (1785) romanına dayanan, Carlo Federicinin "Paggio di Leicester (1813) piyesinden esinlendiği ifade edilmektedir. Librettosu Giovanni Schmidt tarafından hazırlanmıştır. İki perdelik operanın ilk perdesinde iki sahne, ikinci perdesinde üç sahne yer almaktadır.
On altıncı yüzyılın efsanevi İngiltere Kraliçesi Elizabethin komutanlarından, gözdesi Leicester Kontu'nun, sabık İskoçya Kraliçesi Mary Stuart'in kızı Matilde ile gizlice evlenmiş olmasını, Leicesterin başarısını kıskanan Norfolk Dükünün Elizabeth'e bildirmesi üzerine gelişen durumlar operanın konusunu oluşturmaktadır.
Operada, Elisabetta'nın (soprano) yanında, komutanlardan Leicester (tenor) de öne çıkmakta; Matilde (soprano) ve Norfolk (tenor) ise nispeten önemli katkıda bulunmaktadır. Bu operada Matilde'nin erkek kardeşi Enricoyu kontralto sesin temsil etmesi, bariton ve bas sesli rol bulunmaması dikkat çekmektedir.
İskoçya'ya karşı savaştan zaferle dönen Leicester, getirdikleri arasında gizlice evlendiği Matilde ve kardeşinin bulunduğunu fark eder, bunu sadece Norfolk'a söyler, o ise kraliçeye bildirir. Elisabetta Matilde'yi tutuklatıp, mahkûm eder, eğer Leicester’dan ayrılırsa onu affedeceğini belirtir. Leicester de bunu kabul etmeyince, onu da tutuklatır.
Hapishane hücresine gelen Norfolk, Leicester'e ihanet etmediğini, aksine onları kraliçe nezdinde savunduğunu söyler, Leicester görmeye gelen Elisabetta'ya Norfolk kılıcını çekip saldırırken Matilde araya girip kraliçeyi kurtar. Elisabetta Norfolk'u ölüme mahkûm eder, Leicester ve İskoç esirleri serbest bırakır.
Rossini bazı operalarında, başka bir eserinden kısımlarda kullanmıştır. "Elisabeta, Regina d'Inghilterra"nin uvertürü, "Aureliano in Palmira" (1813) için yazılmış, daha sonra "Il barbiere di Siviglia" (1816) uvertürü olarak ün kazanmış açılış müziğidir. Birinci perdedeki "Questo cor benlo comprende" aryasının ezgiler ise "Barbiere di Siviglia'nin "Una voce poco fa" aryasında kullanılmıştır.
Rossini: "Guglielmo Tell"
Friedrich von Schiller'in "Wilhelm Tell"ine (1804) dayanan, Rossini'nin "Guillaume Tell" operasının librettosu Etienne de Jouy ve Hippolyte Bis tarafından Fransızca olarak hazırlanmış: "Guglielmo Tell" olarak italyancaya çevirisiyle ilk kez 1833’te Napoli'de Teatro San Carlo'da temsil edilmiştir.
Schiller in beş eseri Verdi (AKOB, Aralık 2013, n.22, s.30-35), bir eseri Donizetti (AKOB, Eylül 2014, n.26, s.6-9) tarafından operalarına esas alınmıştır.
Operanın on iki dakika kadar süren uvertürü, orkestra konserlerinde de seslendirilen, dört temalı bir eserdir. İsviçreli askerlerin marşı olarak tanınan, uvertürün sonunda da bulunan opera finalinin ritmik ana temasının, yaklaşık bir buçuk asır sonra Dimitri Şostakoviç’in 15.senfonisinin birinci bölümünde de yer yer seslendirilmesi dikkat çekicidir.
Dört perdelik operanın ilk iki perdesi birer sahne, son iki perdesi ikişer sahnedir. Tam uzunluğu dört saat mertebesinde olan bu opera, çoğu kez kısaltmalar yapılarak sahnelemektedir.
Avusturya egemenliğinde bulunan İsviçre'nin bağımsızlığına giden süreçte, halk kahraman Wilhelm Tellin Vali Gessler'e karşı öyküsü, İsviçre Amold Meichtal ile Habsburg Prensesi Mathilde arasındaki aşk öyküsüyle bezenerek, operanın konusunu oluşturmaktadır.
Operada Wilhelm Tell’in (bariton) yanında, Amoldo (tenor) ve Mathide (soprano) başlıca rollerde olup, Gessler (bas), Arnold'un babası Melchtal (bas), Tellin eşi Edwige (mezzosoprano) ve oğlu Jemmy (soprano) nisbeten önemli rollerdir.
On üçüncü yüzyıl sonlarında Luzern (Dört Kanton) Gölü çevresinde geçen operada, iç çiftin düğününde köylüler eğlenirken, Uri ve Schwyz kantonlarına Avusturya'nın atamış olduğu Vali Gessler'in gelmekte olduğu duyulur. Çatından kurtardığı, âşık olduğu Habsburg Prensesi Mathilde’yi görmek isteyen Arnoldo'ya, Tell hürriyet için hareket etme gereğini hatırlatarak, onu aşkı ile ülkesi arasında tercih yapmaya zorlar.
Usta okçuluğu ile ünlü Tellin, yapılan okçuluk yarışmasını kazanan oğlu Jemmy, kızına tecavüz etmek isteyen bir askeri öldürüp kaçmaya çalışan köylülerden Leutoido'yu fark eder, Tell de Leutoldo'yu Gessler’in yakalamaması için onu tekneyle kaçın.
Bir av partisi dağılırken, Matilde, Amoldo'ya rastlamak ümidiyle ormanda kalır. Buluşan iki genç ümitsiz aşklarını dile getirirler, Matilde onun Avusturya ordusunda görev almasını, hürriyet yerine şan ve şöhret kazanarak, evlenebilmelerini ister.
Matide ayrıdiktan sonra, onları gizlice dinlemiş olan Tell ve bir arkadaşı, bu arada babası Melchtal Gessler'in idam ettirmiş olduğunu da söyleyerek, Amoldo'yu kendilerine katılmaya ikna eder. Unterwaldara Un ve Schwyz kantonlarından gelenlerin katılımıyla, yakılacak bir ateşle işaret verildiğinde Gesslere karşı ayaklanma kararı alırlar.
Arnoldo babasını Gessle’rin idam ettirdiğini söylediğinde, Mathide bu cinayet lanetler, ancak aşklarının hiçbir ümidi kalmadığını anlar ve vedalaşırlar.
İsviçre'de Avusturya egemenliğinin yüzüncü yılı bağlamında düzenlenen zoraki şenliklerde, Gessler şapkasını bir direğin üstüne yerleştirerek herkesin buna selam vermesini ister. Tell bunu yapmayınca yakalanır, Leutoido'yu kaçıran kişi olduğu anlaşılınca tutuklanır.
Jemmy'nin başının üstüne bir elma koyan Gessler, Tell'in bu elmaya ok atmasını, bunu yapmazsa baba ve oğlunu idam ettireceğini söyler. Tell yanına iki ok air, birini atarak elmayı vurur. İkinci oku ne amaçla aldığını soran Gessler'e Tell ilk ok hedefine ulaşmazsa, onu vurmak amacıyla aldığını söyleyince, baba ve oğul idam edilmek üzere tutuklanır.
Mathilde bir çocuğun öldürülmesine karşı çıkarak, imparator adına Jemmy'nin hayatını kurtarır. Gessler ise iyi bir denizci olan Telli Luzern Gölü karşı sahilindeki Küssnacht kalesinde sürüngenlere atarak öldürmek amacıyla tekneye bindirir.
Öldürülen babasının evine gelen Arnoldo, gizlenen silahlan bulur ve harekete geçmek amacıyla arkadaşlarına dağıtır.
Edwige, Jemmy ve Tell'e karşılık kendisinin rehine gibi kullanılmasını öneren Mathilde, göl kıyısında Tell için büyük endişe içindeyken, Leutoldo teknenin şiddetli bir fırtınaya yakalanarak kayalıklara doğru sürüklenmekte olduğunu, ancak tekneyi kullanması için eller çözülmüş olan usta denizci Tellin kurtulabileceğini söyler.
Tekneden kayalığa adayan Tell kaçarken, onun yay ve oklarını getiren Jemmy, ayaklanma işareti için kendi evlerini ateşe verdiğini açıklar. Tell kendisini yakalamak isteyen Gessleri tek ok atşiyla vurur, üç kantonun halkı sevinç içinde bağımsızlık başkaldırısını başlatır.
Rossini'nin Diğer Eserleri
Rossini'nin 1832'de bestelediği ve 1842'de yeniden düzenlediği "Stabat Mater" oratoryosunun 1967'de Münih’te Bavyera Radyosunda seslendirmesinde Leyla Gencer solist soprano olarak yer almıştır. Bu konserin canlı kaydı yoğunçalar olarak yayınlanmıştır.
Rossini'nin 12 şarkılık "Les soirées musicales" dizisinden (1830-1835) küçük aryalara (arette) (La promessa rimprovero"; "La partenza" L'orgia, L'invito, La pastorella delle Alpi; "La gita in gondola "La danza) Leyla Gencer birçok resitalinde yer vermiştir. Bu küçük aryalann 1980'de Paris'te verdiği resitalindeki canlı kayıtlan yoğunçalar olarak yayınlanmıştır.
Bellini: "La sonnambula"
Otuz dört yaşında ölen Bellini'nin Catania'daki mezarında da bu aryanın ikinci satırı yazılıdır. 'Ah, non credea mirarti / Si preso estinto, o fiore (Ah, inanmıyordum göreceğime / bu kadar çabuk solduğunu, ey çiçek).
Bu opera Eugène Scribe'in "La somnanbule ou l'anivée d'un nouveau seigneur" adlı piyesinin (1815), Jean-Pierre Aumer'in pantomim balesi (1827) için hazırlamış olduğu metinden esinlenmiş olup, librettosu Felice Romani tarafından hazırlanmıştır. İki perdelik operanın her iki perdesi de ikişer sahneden oluşmaktadır.
İsviçre'de bir köyde geçen opera, uyurgezer olduğu bilinmeyen bir kızın (Amina), evleneceği gece kocasını (Elvino), düğün günü köye gelen ve yakındaki şatonun varisi olduğunu henüz bilmedikleri bir adamla (Rodolfo) aldattığının sanılması bağlamındaki tepkileri ve kızın suçsuzluğunun anlaşılmasını konu yapmaktadır.
Operada Amina'nın (soprano) yanında, Elvino (tenor) ve Kont Rodolfo (bas) başlıca rollerdir. Elvino’nun eski sözlüsü Lisa (soprano) da nispeten önemli roldedir.
Amina ile Elvino'nun evlendiği gün köye bir yabancı (Rodolfo) gelir, şatoya nasıl gidebileceğini sorar. Hancı Lisa'nın ona, karanlık basmadan oraya varamayacağını, gece handa konaklamasını tavsiye etmesi üzerine köyde kalır. Sohbette yabancının yöreyi oldukça iyi tanıdığı ortaya çıkınca, sahibi olan kontun dört yıl önce ölmüş olduğu şatoda bir zamanlar kalmış bulunduğunu açıklar Yabancının Amina'ya yakınlık göstermesi, Elvino’yu kıskançlık krizine sürükler
Hava karardığında, geceleri ortaya çıkan hayaletten korkan köylüler evlerine giderler, her şeyin yoluna gireceğini söyleyen yabancı odasına çekilir. Şatonun varisi olan yabancının kimliğini keşfetmiş olan Lisa, Kont Rodolfo'nun odasına gelerek, köylülerin kendisine bir karşılama töreni hazırlamakta olduklarını söyler, aralarında duygusal bir yakınlaşma başlar, ancak köylülerin dışandan gelen sesler üzerine odadan çıkarken eldivenini unutur
Uykuda gezinerek Elvino'yu aramakta olan Amina Kontun kaldığı odaya gelir, uyuyakalır, hayalet denilen varken uyurgezer Amina olduğunu anlayan Kont ise, ona dokunmadan pencereden çıkar.
Elvino ve köylülerle odaya gelen Lisa, Amina'yı ihanetle suçlar ve herkes ona inanır, yalnızca Amina'yı büyütmüş, evlat edinmiş olan Teresa buna asla inanmaz.
Şatoya giden köylülere Rodolfo Amina'nın suçsuz olduğunu açıklarsa da Amina'yı kalbinden çıkaramasa bile Elvino evliliğin bittiğini söyler.
Elvino eski sözlüsü Lisa ile evlenmeğe kalkarken, Rodolfo Amina'nın masumiyetinde ısrar eder. Hiçbir erkeğin odasına yalnız girmemiş olduğunu iddia eden Lisa'ya, Teresa Rodolfo'nun odasında bulduğu tek eldivenini gösterir, Rodolfo da durumu açıklayamaz.
Ancak, Elvino'ya Amina'nın masumiyetini ispat etmek için uyurgezer ve hayalet diye adlandırdıklarının da uykusunda gezen Amina olduğunu açıklar ve herkes o sırada uykusunda gezmekte olan Amina'yı fark edince, konu mutlu son le biter.
Vincenzo Bellini (1801-1835) kısa ömründe, bazıları çok ilgi görmüş, bazıları çok ender ve uzun aralıklarla sahnelenen, bir dizine kadar opera bestelemiştir.
Bellini'nin ilk kez 1831'de Milano'da Teatro alla Scala'da oynanmış olan "Norma" operasına Leyla Gencer repertuvarında 1962-1967 süresinde yer vermiş: 1962 de Barcelona'da Gran Teatro Liceu'da, 1964’te Buenos Aires'te Teatro Colon'da, 1965’te Milano'da Teatro alla Scala'da, Napoli’de San Carlo'da, Verona'da Arena'da, 1968'de Lozan'da Théâtre de Beaulieu'de, 1967'de Bologna'da Teatro Communale'de ve Torino'da Teatro Nuovo da oynamıştır.
1960 yıllarda Maria Callas’ın efsaneleşmiş Norma’sının La Scala'da 1955 teki son temsilinden on yıl sonra, 1965’te aynı sahnede Leyla Gencer tarafından oynanması üzerine Callas hayranları "Normalar savaşı" olarak anılan bir gerilim yaratmışlarsa da Gencer sonraki yıllarda da büyük başarısını sürdürmüştür.
1965'te Milano'daki temsilin tamamının canlı kaydı önce uzunçalar (LP) ve sonra yoğunçalar olarak yayınlanmıştır. Aynı kayıtan gerek seçmeler gerekse iki arya, "Sediziose voci. Casta diva' ile 'Dehl Non volerli vittime" ayrıca da yayınlanmıştır. 1964'te Buenos Aires'teki temsilden de ki bölümün Oh rimembranza' ile Deh, con te prend... Mira, Normal, canlı kaydı yayınlanmış bulunmaktadır.
Bu opera Alexandre Soumenin "Norma ou l'infanticide" adlı piyesinden (1831) esinlenmiş, librettosu Felice Romani tarafından hazırlanmıştır. Opera iki perde olup, birinci perdede iki sahne, ikinci perdede üç sahne yer almaktadır.
MÖ.1.yüzyılda Britanya'nın güneybatısında, Romalıların işgalindeki Galler'de geçen operanın konusu, Druid rahibesi Norma, Druid tapınağı genç kızlarından Adalgisa ve Romalı Prokonsil Pollione arasındaki bir aşk üçgeninin hazin öyküsüdür.
Operada Norma'nın (soprano) yanında, Adalgisa (soprano, günümüzde genellikle mezzosoprano) ve Pollione (tenor) başlıca rollerdir. Oroveso (bas) da nispeten önemli roldedir.
Başrahip Oroveso, işgalci Romalılara karşı savaşı kazanabilmek için Druid'leri tapınağa kutsal bir yürüyüşe götürür. Tapınağa gizlice yaklaşan Pollione arkadaşı Flavio'ya, Norma'dan sikildiğini ve tapınağın rahibe adayı genç kız Adalgisa’ya âşık olduğunu söyler.
Onlar uzaklaştıktan sonra, tapınakta Norma isyan zamanının henüz gelmediğini Druidlere bildirir, ay tanrıasının kendilerine bans getirmesini diler, isyan günü gelene kadar sakin olmalarını söyler. Tapınakta Adalgisa iç huzura kavuşmak için dua ederken Pollione gelir, birlikte Roma'ya dönmeye onu ikna eder. Öte yandan, grice doğurduğu iki çocuğunun babası olan Pollione'nin yakında Roma'ya döneceğini öğrenmiş olan Norma ise, Pollione'nin çocuklarını ve kendisini de Roma'ya götüreceğinden emin değildir.
Adalgisa gelirken, Norma yardımcısı Clotilde'den çocuklan saklamasın ister. Adalgisa, Norma’ya, bir erkeğin kendisiyle yakınlaştığını, rahibelik andından cayarak onunla gitmeyi istediğini açıklar. Ayni duygulan kendisinin de hissetmiş olduğunu düşünen Norma, ona yardımcı olmak ister. Adalgisa'nın sevgilisinin Pollione olduğunu öğrendiğinde ise Norma'nın aşkı nefrete dönüşür; Norma'yı tapınağa çağıran kutsal gong sesi tartışmayı keser.
Norma önce çocuklarını öldürüp, intihar etmeyi düşünürse de Adalgisa'yı çağırıp çocuklarını ona emanet eder ve Roma'ya götürüp onlara annelik yapmasını ister. Adalgisa ise Pollione ile konuşup, Norma'ya dönmesini sağlamayı düşünür.
Oroveso Druid'lere Pollione'nin yerine daha zalim birisinin beklendiğini, ancak henüz isyan zamanının gelmediğini, nefretlerini belli etmemelerini söyler.
Norma Adalgisa’nın Pollione'yi ikna edeceğini ümit ederken, Clotilde onun Adalgisa'yı tapınaktan zorla kaçırmaya dair kararı olduğunu belirtir. Tanrı imminsulun isyan zamanının geldiğini bildirdiğini açıklayan Norma, ancak önce bir kurbanın verilmesi gerektiğini hatırlatır. Bu sırada tapınağa giren bir Romalı (Pollione) yakalanır. Oroveso, Norma’ya onu öldürmesini emreder, Norma ise önce sorgulamak için yalnız kalmalarını ister.
1950'li yıllarda Maria Callas’ın efsaneleşmiş Norma'sının La Scala'da 1955'teki son temsilinden on yıl sonra, 1965'te aynı sahnede Leyla Gencer tarafından oynanması üzerine Callas hayranları 'Normalar savaşı” olarak anılan bir gerilim yaratmışlarsa da Gencer sonraki yıllarda da büyük başarısını sürdürmüştür.
Norma Pollione’yi Adalgisa'dan vazgeçmeye zorlar, iki çocuğunu öldüreceği tehdidi de Pollone'yi vazgeçiremez; intihar etmeye kalkışırken Norma Druid'leri çağırır.
Verilecek kurbanın andını bozan bir rahibe olduğunu bildiren Norma, Adalgisa'nın adını vermez, bunun kendisi olduğunu, Pollone'ye ölümün dahi son veremeyeceği aşkını açıklar
Pollione, Norma'dan af diler, Norma çocuklarını Oroveso ya emanet eder, Druidler, Pollione ile birlikte ölüme giden Norma'yı lanetler.
Bellini: "Beatrice di Tenda"
Bu opera Carlo Tedald Foresin "Beatrice di Tenda" adlı piyesinden (1825) esinlenmiş olup, librettosu Felice Romani tarafından hazırlanmıştır ki perdelik operanın ilk perdesi dört, ikinci perdesi iki sahneden oluşmaktadır
On beşinci yayılın ilk yansında geçen operanın konusu Kont Facino Cane'nin dul eşi Beatrice, evlendiği Milano Dükü Filippo Visconti, Ventimiglia Beyi Orombello ve ona aşık Agnese di Maino'nun arasında geçen, hazin bir sona giden aşk ve kudret işlerdir.
Operada Beatrice'nin (soprano) yanında, Orombello (tenor) ve Agnese (mezzosoprano) başlıca rollerdir. Filippo (bariton) da nispeten önemli roldedir
Evliliğinden sıkılan Filippo'ya yakınındakiler ayrılmasını tavsiye ederlerken, Agnese ile dolaylı bir duygusal yakınlaşma oluşur.
Agnese âşık olduğu Orombello'yu bir mektupla davet eder, mektubun Beatrice'den geldiğini sanan Orombello geldiğinde durum ortaya çıkar, Agnese kıskançlık krizi geçirir.
Öte yandan, Beatrice Filippo ile evlenmiş olmanın düşkırıklığını nedimelerinin yanında dile getirir. Oraya gelen Filippo, Beatrice'nin kudretini kıskandığı, kendisine sadakat göstermediğini, halk kışkırtarak kendisine karşı gelmelerine yol açtığını söyler. Beatrice ise buna karşı çıkar, halen şikayetlerini dinlemeye devam edeceğini vurgular. Orombello'yu arayan Filippo'nun askerler, er veya geç aşk veya korku yüzünden onun ortaya çıkacağını söyleyerek aramayı sürdürürler.
Beatrice eski eşinin bir portresini taşıyarak yalnız ve korumasız kaldığını, berkesin onu terk ettiğini söylerken, Orombello ortaya çıkar ve onun yanında olduğunu, askerlerini toplayarak harekete geçip, kendisini kurtaracağını söyler. Beatrice ona güvenmediğini belirtir, Orombello onun karşında diz çökerek yanlış anlaşıldığını söylerken, Filippo Agnese gelir, iki hain arasında bir ilişki olduğunu iddia ederek, onları tutuklar. Beatrice ise böyle biriyle evlenip, onu kendisiyle eşit konuma getirdiğin pişmanlık gösterir.
Kurulan mahkemede, korkunç işkenceler atında Orombello'nun suçluluğu kabul ettiği ve Beatrice'yi de suçlu duruma düşürdüğü belirtilir. Beatrice ise suçlamaları kesinlikle reddeder; Crombello ondan af diler.
Mütereddit kalan Filippo, pişman olan Agnese'nin ısrarıyla, duruşma ertelenmesini emreder, ancak mahkeme devam eder ve Crombello ile Beatrice'yi ölüme mahkûm eder. Beatrice ile güzel günlerini hatırlayan Filippo tereddüt etse de Beatrice taraftarlarının şatoya saldırı başlatacağını duyunca, idam emrini imzalar.
Agnese olayı kıskançlıktan kendisinin başlattığını itiraf etiğinde, Orombell ve Beatrice onu başlar. Beatrice ölümünün bir yenilgi değil bir zafer olduğunu söyleyerek ölüme gider.
Bellini: "I Puritani"
Bellini'nin bu son operası, Jacques François Ancelot ve Xavier Boniface Saintine in "Têtes rondes et cavaliers (1833) adli piyesinden esinlenmiş librettosu Carlo Pepoli tarafından hazırlanmıştır. Opera konusunu Walter Scott'un "Old mortality (1816) romanından da esinlenmiş olduğu ise tartışmalıdır. Opera üç perde olup, birinci perdede üç sahne, diğer iki perdede birer sahne yer almaktadır.
On yedinci yüzyılda, Cromwell dönemi İngiltere’sinde, Plymouth yakınında bir kalede geçen operanın konusu, Sir Giorgio Valton'un yeğeni Elvira, onun sevdiği ve evleneceği) Arturo, ona âşık olan Püriten Riccardo üçgenindeki gelişmeler olup, Arturo'nun öldürülen kral I.Charles'ın dul eşi Henriet’in esaretten kaçmasına yardımcı oluşu esere ayrı bir gerilim katmaktadır. Operada Elvira'nın (soprano) yanında, Arturo (tenor), Riccardo (bariton) ve Giorgio (bas) başlıca rollerdir. Yalnızca birinci perdede sahnede olan Enrichetta (mezzosoprano) da önemli sanılabilecek bir roldedir.
Elvira'nın babası Sir Gualtiero Valton'un komutan olduğu kalede, Püriten askerler kralcılara karşı savaşı kazanmak beklentisiyle toplanırken, kale halkı coşku içinde Elvira ile Lord Arture Talbo'nun evleneceklerini haykırırlar Savaştan dönen Sir Riccardo Farth, Valton'un kendisine Elvira ile evlenmesi için daha önce söz verdiğini açıklayarak, arkadaşı Sir Bruno Robertson'a içini döker.
Amcası Sir Giorgio Valton, sevdiği Arturo ile evlenebilmesi için babasını ikna ettiğini söyleyince Elvira sevinçten uçar. Arturo geldikten sonra, baba Valton Kralcıların casusu olduğundan şüphelenilen bir kadını Londra'ya götürmek üzere ayrılacağını söyler. Kadının öldürülen kral I.Charles'in eşi Henriet (Enrichetta) olduğunu anlayan Arturo onu kaçırmaya söz verir. Elvira'nın eşarbıyla başını örttürerek, nöbetçilerin kontrolundan geçirir, ancak Riccardo önlerini keser, düelloya davet ederken Evira olmadığını anlar, kaçmalarrına izin verir.
Düğün davetlileri geldiğinde, Riccardo Arturo'nun Enrichetta ile kaçtığını açıklar. Elvira kendini kaybeder, Arturo'nun hayalini görür.
Akli dengesini kaybeden ve sürekli Arturo'yu sayıklayan Elvira’nın sağlığının düzelmesi için, aniden çok sevineceği bir durumla karşılaşmasının olacağını savunan Giorgio, gıyaben idama mahkûm edilmiş olan Arturo’yu affettirmesini ve bularak getirmesini Riccardo'dan ister, o da ertesi günkü çatışmada karşılaşırlarsa onu öldürmek hakkı saklı kalmak koşuluyla kabul eder.
Üç ay sonra, ağaçlar arasında saklanarak Elvira'ya ulaşmaya çalışan Arturo, uzaktan Elvira'nın söylediği bir gezginci şarkısını işitir. O da aynı şarkıyı söyler, birbirlerini bulurlar, Arturo kaçırdığı kadının sabık kraliçe olduğunu, sadece Elvira'yı sevdiğini ve evleneceklerini açıklar.
Arturo'yu arayan askerlerle birlikte Giorgio, Riccardo ve kale halkı da gelir. Herkes Elvira, Arturo’ya ve sağlığına kavuşmasına sevinirken, askerler onu yakalayıp, idama götürmek ister. Gelen bir haberinin kralcıların tamamen yenildiğini, bunun şerefine Cromwell’in de herkesi affettiğini bildirmesi üzerine opera mutlu sona erer.
Bellini'nin Diğer Eserleri
Leyla Gencer resitallerinde, Bellini'nin bazı şan eserlerine de "I fervido desiderio", "Dolente immagine, Vaga luna", "Ma rendi pur contento) birçok kez yer vermiştir. İlk üç eserin 1980'de Paris'e verdiği resitalindeki canlı kaydı yoğunçalar olarak yayınlanmıştır.
Sonuç
Yazarın Leyla Gence ve 'bel canto' Restecileriyle ilgili Bazı Yayınları
Özş. Ü. (2006) "Leyla Gencer opera dünyası. Ankara, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, 171
Özş. Ü. (2009) Leyla Gencer kültür mirası, Ankara, T.C. Kültür ve Turizm Bakan Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, N.3178-12, "Leyla Gencer (Ed.: Z. Oral, 249-259.
Oziş. Ü. (2013): Leyla Gencer ve Giuseppe Verdi. Mersin, "AKOB-Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat Dergisi, 1920, 8.40-47.
Oziş. Ü. (2013) Ve Friedrich vanille Mersin, "AKOB Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat Dergi, n.22, 30-35.
Oziş. Ü. (2014) Layla Geneve Donden üç kraliça. Mersin, "AKOB- Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat Dergis", n.26, s.6-8.
Özş. Ü. (2015) Leyla Gencer ve Donizetti'nin diğer operaları Mersin, "AKOB- Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat Dergi, n.29.34-37.
Özş. Ü. (2015): Leyla Gencer'in opera dünyası- Leyla Gencer's opera World Mersin, "AKOB-Akdeniz Opera ve Bale Kulübü Kültür-Sanat Dergisi, n31,
8.36-41
İLKNUR ÖZTULUM
Bir Anka Kuşu namı diğer Zümrüdüanka küllerinden doğuyor, haberlerde onu söylüyor herkes o gün. Leyla Gencer öldü diyor, boğazdan geçenler de yas mendilini sallıyor masum dökülüşüne. Bir rüzgâr çıkıyor, elinden tutuyor Leyla'nın. Savuruyor küllerini. Bu sefer bir opera sahnesinden değil, Dolmabahçe'den çıkıyor La Diva Leyla Gencer. Orkestra eksik ölçü çalıyor o gün. Vuruyor davullar kemanın tellerine, ağlatıyor şef tüm melodileri. Piyano bile teselli edemiyor orkestrayı. Birçok mitoloji de farklı anlatılır Anka Kuşu'nun efsanesi. Bu benim ruhumda bıraktığı efsaneydi. Gelelim mitolojideki efsaneye. Yedi aşamadan geçen ve pes etmeyen otuz kuşun peşine takılarak oluşturduğu bir kuştur Anka Kuşu (Simurg). Efsaneye göre kuru dallardan yaptığı yuva güneş ışınlarıyla tutuşarak yanar ve Simurg'u küle çevirir. Fakat küllerden yavru Simurglar doğar. Tıpkı La Gencer'in açtığı yol, bıraktığı birikimle doldurduğu eğitim yuvasındaki yetenekler gibi... Kararlılığı, doğruluktan ayrılmadan egoyla yapılan savaşı, teslimiyeti, nefsi ve daha birçok aşamayı temsil eder bu 7 aşama. Cennet kuşu olarak da anılır Anka Kuşu.
Leyla Gencer'in sesi de adeta cennetten bir şarkı gibidir Sıra sıra dizilir notalar ruhumuzun en eskimiş köşelerine. Leyla Gencer efsane olarak anlatılır kulaktan kulağa. Tozunu alır adeta, parlak bir ayna gibi candan yorumları. Geçerken çıktığı pencerenin sokağından baktırır tülleri uçuruşu.
Leyla Gencer 16 Mayıs günü Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Camii arasında yapılan bir törenden sonra boğazın sularına 20. yüzyılın son divası olarak külleriyle dökülürken, yeniden doğuyordu Türkiye için. Çünkü Leyla Gencer batı ülkelerinde "La Diva Turca", "La Gencer", "La Regina" olarak ün yapmışken Türkiye'de kıymeti ancak 10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde vefat edip yeniden doğuşu simgeleyen Anka Kuşu misali küllerinin boğaza dökülmesinin ardından anlaşılacaktı. Köklü bir ailenin kızıydı. Tam bir kültür elçisiydi. Babası Safranbolulu köklü Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi ise Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska'dır. Leyla Gencer kendi deyimiyle Müslüman, oryantal bir altyapıdan geliyordu. Öyle ki zengin bir kültürel birikimi olan La Diva'nın opera repertuarı 23 bestecinin 72 yapıtını kapsamaktaydı. Neredeyse dünya çapında en geniş repertuara sahip opera sanatçılarındandı. Babasını erken yaşta kaybeden Leyla Gencer, 1946 yılında varlıklı bir aileye mensup bankacı İbrahim Gencer'in kalbine merdiven dayayarak sevgisini 'Gencer' soyadını alarak duyurdu. İbrahim Bey hem bir baba hem eş oldu, kırık kanatlarını yamadı La Gencer'in. Ünlü soprano evliliği sırasında eğitim hayatına da devam etti. İtalyan Lisesini bitirdi, ardından
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarında şan eğitimi aldı. Fransa'nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey'in öğrencisi olma zevkini tattı. Türkiye'ye gelen ünlü İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi, La Gencer'in sesindeki işlenesi elması fark etmiş ve özel öğrencisi olarak yetiştirmek üzere İstanbul'daki eğitimini yarıda bıraktırarak görev yaptığı Ankara Devlet Konservatuarına aldırmıştı. Ankara, Gencer'i pamuklara saracaktı. 1950 ile 1958 yılları arasında devlet konuklarına verilen resitallerde en çok görev alan sanatçılardan oldu. Ülkemizi bir güneş gibi temsil etti. İlk defa 1953 yılında sesi Roma'ya süzüldü. Türkiye ile İtalya arasında imzalanan kültür anlaşmasıyla, artık Roma'nın aşk kokusuna Leyla Gencer'in aryaları karışmıştı. Ünlü San Carlo Operası'nda, Eugenio Onegin ve Madam Butterfly operalarında başrol oynama teklifi aldı. Leyla Gencer'in uluslararası platformdaki opera kariyeri güzel bir yola girdi. Dünyaca ünlü başka bir soprano olan Maria Callas'ın gelememesi üzerine, Lucia rolünü de Gencer üstlendi. Neden Türkiye'de kıymeti geç anlaşıldı dedim çünkü sevgili Diva, 1958'de Ankara Devlet Operasındaki kontratı feshedilince, kuş misali eşsiz başarılara uçtu. ABD'de sayısız opera temsili, resital, konser gerçekleştirdi. Verdi'nin Requiem'ini seslendirdi. Verdi'nin 'Kaderin Gücü' adlı eserinde başrol oynadı. Bu inci gibi dizilen başarıları Verdi'nin "Macbeth" operasi, Roma'da Mozart'ın "Don Giovanni", Donizetti'nin hiç bilinmeyen operası "Robert Devereux"daki Kraliçe Elizabeth rolü ve Bellini'nin 130 yıldır sahnelenmeyen "Beatrice di Tanda" operası takip etti. 1985 yılında bu incileri adeta bir mücevher gibi boynuna takip sahne hayatına veda eden Leyla Gencer, kendi oluşturduğu ekolle öğrenciler yetiştirmeye başlamış ve kendi gibi işlenmeyi bekleyen cevherlere de el vermişti. Sanat yönetmenliği yaparak büyülü sahne tecrübesini perde arkasına aktardı. Uluslararası şan yarışmasının kurucusu oldu. 1995'ten beri bu yarışma devam etmektedir. Ne yazık ki geç verilmiş de olsa ünlü soprano, 1988 yılında 'Devlet Sanatçısı' unvanını almıştır. 2004 yılında ise Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından "1000 Yılın Türkleri" özel koleksiyonunda, adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basılarak Leyla Gencer koca bir vefasızlığın özrünü almıştır. 2008 yılında ise vasiyeti üzerine, boğazın sularına küllerinin dökülmesiyle belki de her geçen martıda, her çıkan fırtınada, denize yansıyan her parıltıda yaşarken duyuramadığı sesini duyurmuştur. O yüzdendir ki boğaza yolunuz düşerse Leyla Gencer'in sesine kulak verin.
Leyla Gencer...
ÖZLEM ÖZDEMİR
info@ozlemozdemir.net
twitter @ozlemozdemir
Bu ay başarısı ülke sınırlanını aşmış, tüm müzik eleştirmenlerince sesinin güzelliği ve özgünlüğü kabul edilmiş ve yirminci yüzyılın en önemli sopranolarından biri olarak kabul edilen Leyla Gencer'i analım istedim. Çünkü 10 Ekim onun yaş günü. Hayallerin çalışılırsa gerçek olacağının en önemli örneklerinden biri o. Batı'da "La Diva Turka" olarak anılan Gencer, lisedeyken hayalini kurduğu La Scala Operası'nda sahneye çıkmakla kalmayıp, aranın tarihinin de parçası oldu... Bu özel kadını saygıyla anıyorum ve bu yazıyı onun sesiyle okumanızı öneriyorum...
Leyla Gencer, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de doğar. Babası Safranbolulu köklü Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey, annesi Polonyalı Katolik bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska'dır. Babası İbrahim Bey, ağabeyi Hüseyin Çeyrekgil ile çiftçilik, balıkçılık, taşımacılık ve Çubuklu suyunun işletmesini yapar. Ayrıca Lale Sineması'nın işletmesini üstlenmiştir ve Karaköy'de hanları vardır. Annesi, İbrahim Bey'le evlendikten sonra Müslüman olup Atiye adını alır. Ne yazık ki Leyla, babasını genç yaşta kaybeder...
Leyla Gencer, İstanbul İtalyan Lisesi'ni bitirir. Ardından İstanbul Devlet Konservatuvarında şan eğitimi alır. Konservatuvarda, Fransa'nın önde gelen hocalarından Reine Gelenbevi, ünlü orkestra şefi Muhittin Sadak ve besteci Cemal Reşit Rey'in öğrencisi olur. Ankara Devlet Konservatuvarında ders vermek üzere Türkiye'ye gelen ünlü İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ile tanıştıktan sonra onun isteğiyle İstanbul'daki konservatuvar eğitimini yarıda bırakarak çalışmalarını Ankara'da onun özel öğrencisi olarak sürdürür. Ankara Devlet Tiyatrosu'nun korosuna girer. Hocası Arangi-Lombardi, bir yıl sonra kızını ziyaret için gittiği İtalya'da hastalanarak hayatını yitirince çalışmalarını İtalyan bariton Apollo Granforte ile sürdürür.
"Napolili Türk"
Leyla Gencer, 1946'da varlıklı bir bankacı olan İbrahim Gencer ile evlenir ve Gencer soyadını alır. 1950'de Devlet Tiyatroları Ankara Operası'nda sahnelenmeye başlayan Cavalleria Rusticana operasındaki "Santuazza" rolü ile opera kariyeri başlar. Ankara Devlet Operası'nda görev yaptığı 1950- 1958 yılları arasında devlet konuklarına verilen resitallerde en çok görev alan sanatçılardan olur. ABD devlet başkanlarından Harry S. Truman, Dwight Eisenhower, Yugoslavya'nın kurucusu Mareşal Tito, İran Şahı Rıza Pehlevi ve eşi Prenses Süreyya, Ürdün Kralı Hüseyin huzurunda resitaller verdiği devlet konuklarındandır bazılarıdır...
1953 yılında, Türkiye ile İtalya arasında imzalanan Kültür Anlaşması çerçevesinde bir radyo konseri vermek için Roma'ya gider. Bu konserin başarısı üzerine Napoli Yaz Festivali'nde sahnelenen Cavalleria Rusticana operasında başrol fırsatı elde eder. Bir sonraki sezon Napoli'nin ünlü San Carlo Operası'nda Eugenio Onegin ve Madam Butterfly operalarında başrol teklifi alır. Madam Butterfly operasındaki başarısı ile Napolili Türk olarak anılmaya başlar. Bu başarı bir sonraki sezon San Carlo Operası'nda sahnelenen La Traviata'daki "Violetta" rolünü getirir.
1957 sezonunda San Francisco Operası'nda sahnelenen La Traviata operasında başrolü Leyla Gencer, Lucia di Lammermoor operasında ise dünyaca ünlü soprano Maria Callas üstlenmiştir. Ancak Callas'ın gelmemesi üzerine Lucia rolünü de Gencer üstlenince, büyük bir başarı kazanır. O günden başlayarak ABD'de sayısız opera temsili, resital, konser gerçekleştirir...
"La Scala" ve Görkemli Yıllar
Her zaman hayali ünlü La Scala Operası'nda sahneye çıkmaktır. Ve 26 Ocak 1957'de bu hayali gerçekleşir! Fransız besteci Francis Poulenc'in "Carmelit'lerin Diyaloğu" eserinin dünyadaki ilk temsilinde başrolü (Lidoine-başrahibe) oynar. Gencer, 1958 yılında görevine son verilinceye kadar yurt dışındaki operalarda Ankara Devlet Operasi Sanatçısı sıfatıyla rol alır. O da Milano'ya yerleşir. Gencer 1959 Floransa Festivali'nin açılışında Verdi'nin 1849'dan beri hiç sahnelenmemiş "Legnano Savaşı" adı eserinde başrolü oynar. Gencer, 1960'larda artık mesleğinin doruğundadır. Ve en önemlisi hiç bilinmeyen operaları seslendirmeyi sürdürür. 1983-1988 yılları arasında As. Li. Co'nun genel sanat yönetmenliğini yürütür. 1997-1998 arasında La Scala korosunun genç sanatçılar okulunda yöneticilik yapar. Vefatına kadar La Scala'da opera sanatçıları için kurulan akademinin sanat yönetmenliğini sürdürür. Uluslararası yarışmalarda seçiciler kurulu üyelikleri yapan, festivallere, seminer ve konferanslara katılan Leyla Gencer, İstanbul'da kendi adını taşıyan Uluslararası Şan Yarışması’nın kurucusudur. Leyla Gencer, 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırılır. 2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından ise 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda, adına 15.000.000 TL değerinde 0.999 ayar gümüş hatıra para basılır.
Tüm Zamanların En Duygulu Sesi
10 Mayıs 2008'de Milano'daki evinde kalp ve solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybeder. Leyla Gencer'in cenazesi 12 Mayıs günü Milano'da La Scala Operası'nın Santa Babila Kilisesi'nde düzenlenen kalabalık bir törenden sonra vasiyeti doğrultusunda krematoryuma götürülerek yakılır. Külleri daha sonra İstanbul'a getirilerek vasiyeti gereği, 16 Mayıs günü Dolmabahçe Sarayı ile Dolmabahçe Camii arasındaki yapılan bir törenden sonra Dolmabahçe açıklarında Boğaz sularına dökülür... Törende, Mozart'in Requiem'inden "Lacrimosa" ile Ahmed Adnan Saygun'un "Yunus Emre Oratoryosu"nun 5, 12 ve 13. bölümleri İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu tarafından seslendirilir.
La Scala, Gencer'in ölümünün ardından onun tüm zamanların en duygulu seslerinden biri olduğunu söyleyerek, onun Scala'daki yıllarının "Bir daha tekrarı yaşanmayacak görkemli yıllar" olduğunu açıklar. La Scala'da onun için hazırlanan kitap. "Leyla Gencer- 50 Anni alla Scala" (Leyla Gencer Scala'da Elli Yıl) adını taşır. Leyla Gencer her zaman bir Türk sanatçısı olduğunu vurgulamıştır. Bir konuşmasında da şöyle der: "İnsan köklerini hiçbir zaman inkâr etmemek. Ben Avrupa'ya gidip Avrupalılaşmadım, Türklüğümü her zaman muhafaza ettim. Türk olduğumu her yerde söyledim. İsmimi de değiştirmedim.
LEYLA GENCER
Em.Prof.Dr. Ünal Öziş
MOZART VE OPERA
İlk oynanış tarihleri sırasıyla, söz konusu operalar şunlardır. 1- Apollo et Hyacinthus (1767); 2- Die Schuldigkeit des ersten Gebots (1767); 3- La finta semplice (1767); 4- Bastien und Bastienne (1768); 5- Ascanio in Alba (1771); 6- Il sogno di Scipione (1772); 7- Lucio Silla (1772); 8- Il re pastore (1775); 9- La finta giardiniera (1775); 10- Mitridate, Re di Ponto (1778); 11- Idomeneo, Re di
Creta (1781); 12- Die Entführung aus dem Serail (1782); 13- Der Schauspieldirektor (1786); 14- Le nozze di Figaro (1786); 15- Don Giovanni (1787); 16- Così fan tutte, ossia la scuola degli amanti (1780); 17- La clemenza di Tito (1791); 18- Die Zauberflöte (1791).
Dört opera ise, ölümünden 15-20 yıl önce Mozart'ın yazmaya başlayıp, yarım bıraktığı, ölümünden sonra kısmen tamamlanıp, sahnelenmiş eserlerdir: 19- La Bethulia liberata; 20- L'oca del Cairo; 21- Lo sposo deluso, ossia la rivalità di tre donne; 22- Zaide.
Mozart'ın operalarının çoğunun özgün dili İtalyanca, bazılarının Almancadır; İtalyanca olanların hemen tamamı sonradan Almancaya da çevrilmiştir.
LEYLA GENCER VE MOZART'IN OPERALARI
Baş soprano rolünde yer aldığı Verdi'nin 18, Donizetti'nin 9, Bellini'nin 4 ve Rossini'nin 2 operası önceki yazılarımızda (Verdi: AKOB, n.19-20; Donizetti: AKOB, n.28 & Mart 2015, n.28; Bellini ve Rossini: AKOB, n.39) konu edilmiş olan Leyla Gencer, "bel canto'nun (güzel şarkı), 18.yüzyılın sonlarında kendisiyle başlamış olduğu da düşünülen Wolfgang Amadeus Mozart'ın 4 operasıında 5 Baş soprano (Don Giovanni de bazı yıllar Donna Elvira, bazı yıllar Donna Anna) rolünde oynamıştır.
Photo: Leyla Gencer'in, "Die Entführung aus dem Serail" (Il ratto del Seraglio) operasından, "Marterm aller Arten" (Tutte le torture) aryasını da söylediği karma konserin uzunçalarlarının arka kapağı.
Photo: Leyla Gencer'in "Donna Elvira" rolünde olduğu "Don Giovanni" operasının bütünün yoğunlaşmalar kapağı.
Photo: Leyla Gencer'in 'Donna Elvira rolünde olduğu "Don Giovanni operasının bütünün DVD kapağı.
Photo: Leyla Gencer'in 'Donna Anna' rolünde olduğu "Don Giovanni operasının bütünün yoğunçalar kapağı.
Photo: Leyla Gencer 1962'de Glyndebourne Festivalinde, Le nozze di Figaro"da Kontes' rolünde. (Kaynak: Zeynep Oral-Leyla Ganced Tutkunun Romani, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990)
"COSI FAN TUTTE"
Mozart'ın, tam adı "Cosi fan tutte, ossia la scuola degli amanti"
olan, ancak kısaltılmış biçimiyle "COSI FAN TUTTE olarak anılan
operasında, Fiordiligi rolünü Leyla Gencer 1953’te Ankara Devlet Operası'nda
oynamıştır. Leyla Gencer'in bu eserle ilgili bir ses kaydı bilinmemektedir.
Müzik açısından kız kardeşler ve nişanlıları daha öne çıkmakla birlikte,
Don Alfonso ve Despina da önemli rollerdir.
"DON GIOVANNI "
Mozart’ın "DON GIOVANNI" operasında, Leyla Gencer hem Donna
Elvira, hem de Donna Anna rollerini aynı yıllardaki temsillerde oynamıştır.
Leyla Gencer, Wolfgang Amadeus Mozart'ın 4 operasında 5 baş soprano (Don
Giovanni'de bazı yıllar Donna Elvira, bazı yıllar Donna Anna) rolünde
oynamıştır.
Kilise avlusunda, kontun anıt mezarıının önünde, Don Giovanni Leporello'ya
son macerasını anlatırken, arkasından tehditkâr bir ses gelir, dönüp baktığında
Kont'un heykeliyle karşılaşır, onu akşam yemeğine davet eder.
Konaklarında Don Ottavio Donna Anna'yı acımasızlıkla itham edip, bir an
önce evlenmelerinde ısrar eder; Donna Anna ise onu çok sevdiğini, ancak
babasının öcü alınana kadar sabretmesi gerektiğini söyler.
Photo: Leyla Gencer 1968'de Milano La Scala'da, "Idomeneo"da 'Elettra' rolünde (Kaynak: Zeynep Oral-Leyla Gencer/Tutkunun Romani, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1990)
Photo: Leyla Gencer'in ailesinden kalan, Leyla Gencer Evinde sergilenen, Turquerie niteliğindeki şan eserlerini seslendirdiği bazı resitallerinde giydiği Osmanlı dönemi elbisesi.
"LE NOZZE DI FIGARO"
Mozart’ın "LE NOZZE DI FIGARO" operasında, Kontes rolünde Leyla
Gencer 1982 ve 1983'te Glyndebourne Opera Festivalinde, 1963’te Londra'da Royal
Albert Hall BBC konserinde sahneye çıkmıştır. Kontes'in "Porgi, amor"
aryasını, Leyla Gencer 1955 teki iki resitalinde söylemiştir.
Karanlık bastırırken bahçede birşeyler arayan Barbarina, ne aradığını soran
Figaro ve Marcellina'ya Kont'un Susanna'ya götürülmek üzere verdiği ve
düşürdüğü bir iğneyi aradığını söyler. Susanna'nın kendisini hakikaten
aldattığını düşünen Figaro, kadınların hafifmeşrepliğini dile getirir, bunu
duyan Susanna onu daha da kızdırmak için bir aşk şarkısı söyler.
"IDOMENEO"
Mozart’ın "IDOMENEO" operasında, Elettra rolünü Leyla Gencer
1988'de Milano'da La Scala'da oynamıştır.
MO.12.yüzyılda yapıldığı sanılan Truva savaşlarından sonra, Girit adasında
geçen eser üç perdedir. Truva Kralı Priam'in Girit'te tutsak bulunan kızı Illia'nın
(lirik soprano) ve Miken Krali Agamemnon'un Girit'te bulunan kızı Elettra'nın
(dramatik soprano), Girit Kralı Idomeneo'nun oğlu Idamante'ye (soprano, bazen
kastrato veya contralto) olan aşklarının dokusunda, ülkesine dönerken
yakalandığı şiddetli fırtınada, Idomeneo'nun (tenor) deniz tanrısı Neptün’e
(Poseidon'a), kurtulursa karaya çıktığında ilk karşılaştığı kişiyi ona kurban
edeceğine söz vermesi, bu kişi oğlu Idamante olduğunda, adağını yerine
getirmemek için çareler araması, sonu mutlu biten bu gergin operanın konusunu
oluşturmaktadır. Bu kişiler operanın öne çıkan rolleridir.
MOZART'IN DİĞER ESERLERİ
Mozart’ın "Die Entführung aus dem Serail" (Saraydan kız kaçırma) operası ilk kez 1782'de Viyana'da sahnelenmiştir. Eserin librettosu, Gottlieb Stephanie tarafından, Johann Andre'nin Entführung operası için Christoph Friedrich Bretzner in 1781'de yazdığı librettoya dayanarak hazırlanmıştır. Eserin konusu 18.yüzyılda, İstanbul’da bir paşanın konağında geçmektedir.
1850'li yıllarda Noel için hazırlanmış karma bir uzunçalarda, Mozart'in "Exultate, Jubilate (KV 188) motetinden 'Alleluja' kısmını Leyla Gencer söylemiştir.
Leyla Gencer, özellikle 1980 yıllardaki resitallerinde Türklerle, Osmanlı İmparatorluğu kapsamındaki yörelerle ilgili, çoğu 18.yüzyılda bestelenmiş, Turquerie" olarak da adlandırılan, eserlere yer vermiştir [Oziş 2017b), 1982'de Venedik'te La Fenice karnavalı çerçevesindeki "Mozart e le Turcherie" başlıklı resitaline, Mozart’ın 'Lied guerriero' olarak anılan ('Beim Auszug in das Feld') küçük aryasıyla başlamıştır. Bu resitalin tamamının ses kaydı (CD) yayınlanmıştır.
SONUÇ
Leyla Gencer, özellikle 1980 yıllarda, Wolfgang Amadeus Mozart'in 4
operasında ("Cosi fan tutte", "Don Giovanni", "Le
nozze di Figaro", "Idomeneo") 5 baş soprano (Don Giovanni'de
bazı yıllar Donna Elvira, bazı yıllar Donna Anna) rolünde oynamış bazı konserve
resitallerinde diğer birkaç eserine de yer vermiştir.
Yazarın, Leyla Gencer'in oynadığı, bel canto dönemi eserleriyle ilgili bazı yayınları
LEYLA GENCER
"N'ooolur
Hasan Çavuş uçurumun kenarına, uçurumun kenarına!" Siyah saçlı, kara gözlü
4 yaşındaki kız çocuğu korucu Hasan'ın kucağına tırmanmış eliyle uçurumu
gösteriyordu. En çok bu oyunu seviyordu Leyla; yemyeşil tepeli Çubuklu'daki o
uçurumun kıyısına gelip kendini Hasan'ın kollarına atmak. Hasan onu havaya
fırlattığında sanki bütün dünya onun olmuş gibi kahkahalarla uçmak, sonra bir
an korkup o sonsuz güvene tekrar kavuşmak.O kız Leyla
Gencer'di, büyüyünce dünyanın en büyük sahnelerinde kendini o uçurumun
kenarındaki gibi her şeye hâkim hissedecekti, kalbi en çok sahnede hızla
çarpacak, sesinin gücüyle kalbini dökerken, arenalarda binlerce seyirciyi
etkisi altına alacaktı.Müslüman babası ve
Katolik Polonyalı annesi koymuştu adını. Feodalizmin ve modernliğin iç içe
geçtiği bir ailedeydi. Beyoğlu'ndaki Lale Sineması'nın, Karaköy börekçisinin de
sahibi olan Safranbolulu babası, "Çocuklarımız 18 yaşına geldiklerinde
dinlerini kendileri seçerler," diyecek kadar açık görüşlüydü.Yazar, tiyatrocu,
balerin, müzisyen, tarihçi, arkeolog olmak istiyordu. Evdeki kontesten
Fransızca ders aldığı, dünya klasiklerini okuduğu çocukluk günleri rüya gibi
geçti. Doğu ve Batı'nın karışımı gibiydi Leyla. İtalyan Lisesini bitirdikten
sonra Beyazıt Kütüphanesinde çalışmaya başlamıştı. Konservatuvara gitmek
istediği zaman kendisine "Eyvah, kız kantocu olacak," diyenleri
susturacaktı.
Gencecik yaşında
sesi ve müzik bilgisiyle tanınmaya başladı. Hem sesi güzeldi hem kulağı keskin.
Öyle derin, öyle hissederek söylüyordu ki operaları. Onu dinleyenler aynı anda
yaşıyordu sanki acıyı, öfkeyi, neşeyi, coşkuyu, hüznü... Şarkı söylemek en
başından beri tutkusuydu. Ona ülkesi yetmiyordu, bütün dünyaya açılmak
istiyordu. Beklentileri de sonsuzdu, kendine inancı da. Kararlıydı, operanın
kraliçelerinden biri olacaktı; "La Diva Turca" olacaktı. Devlet
tiyatrosundan baskılar nedeniyle ayrılmak zorunda kaldığında Muhsin Ertuğrul
ona "Unutma kızım, altın çamurda bile ışıldar," diyecekti.Kariyerinin
basamaklarını tırmanırken operanın mabedi sayılan Milano La Scala'ya gelecek,
iki hafta otele kapanıp, çalışıp yeterlilik sınavını kazanacaktı. Gün gelecek
hayranı olduğu Maria Callas'ın yerine Norma rolünü canlandıracaktı. Scala'daki
galada Leyla, Leyla, Kraliçe, La Regina çığlıkları yükselecekti. Artık
alkışlar, çiçekler, ödüller ve hayran mektupları onun içindi. Hayatına
İtalya'da devam etti Leyla, öğrenciler yetiştirdi, yöneticilik yaptı.
Öğrenmeyi, çalışmayı hep sevdi, kendisiyle yarıştı. Engellere, baskılara
yılmadan meydan okudu. Yaşamı boyunca divalığın görkemiyle, alçakgönüllülüğü
birbirinden ayırmadı. Evinde bile arya söylemeyi hiç bırakmadı.2008 yılında
hayata veda ettiğinde vasiyeti aynen uygulandı. İtalya'daki törenden sonra
külleri İstanbul'a getirildi, çok sevdiği şehrine... Dolmabahçe önünden mavi
sulara bırakılırken fonda Yunus Emre Oratoryosu çalıyordu. Tıpkı “Küllerimi Ege
Denizine bırakın," diyen Yunan asıllı Maria Callas gibi onun da ruhu
denize karışıyordu. Yaşarken ve sanatlarını sergilerken yolları kesişen
Akdeniz'in iki divası 30 yıl arayla çırpıntılı dalgalarda buluşmuştu şimdi.
Gencer ve Callas'in ruhları hangi aryada düet yapıyordu kim bilir?Tosca'nın
"Ben sanatım için yaşamışım," aryasında mı yoksa Puccini'nin "Bu
kız buradan mutlu ayrılıyor," aryasında mı?
1928-2008
►►inceleme
Çağımızın
Son Divası
Üyelerimizden Zeynep Tarlan, İtalya'nın Milano şehrine yaptığı yolculuk sırasında ziyaret ettiği La Scala Operası'ndan ünlü sanatçımız Leyla Gencer ile ilgili izlenimlerini bizlerle paylaştı.
Yazı: Zeynep Tarlan
İstanbul'da
doğan Gencer, İtalyan Lisesi'nden sonra İstanbul Belediye Konservatuarı'nda
başladığı şan eğitimini Ankara Devlet Operası'nda Giannina Arangi-Lombardi ve
Apollo Granforte ile sürdürür. 950 yılında Mascagni'nin "Cavalleria
Rusticana'sında Santuzza rolüyle sanat yaşamına başlar...
(10 Ekim 1928 – 10 Mayıs 2008)
Opera Sanatçısı
İstanbul Polonezköy'de, Safranbolulu Müslüman bir babanın ve Polonyalı Katolik bir annenin kızı olarak doğdu. İtalyan Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı'nda Cemal Reşit Rey'den, İtalyan ve Fransız hocalardan ders aldı. Ankara Devlet Operası'nda ise İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ile çalıştı. Babasını genç yaşta kaybetti ve henüz 18 yaşındayken, bankacı İbrahim Gencer'le evlendi.
Türkiye'ye ziyarete gelen devlet adamlarının huzurunda verdiği konserler sayesinde yıldızı parladı ve daha 20'li yaşlarının başında, batıdan teklif üzerine teklif almaya başladı. Gittiği ülkelerde, afişte kendi isminin önüne mutlaka "Ankara Devlet Operası Sanatçısı" yazdırıyordu; ancak uzun yıllar boyunca yurt dışında daha fazla zaman geçirdiği için Ankara Devlet Operası onun kontratını feshedince, 30 yaşında İtalya'ya yerleşti ve La Diva Turca olarak, istediği hemen her yerde konserler verdi. Ölümüne dek yaşadığı Milano'daki La Scala Tiyatrosu'na mistik ve değişik bir mizaç getirmiş, kurumun demirbaşı olmuştu. Yalnızca sesiyle değil, sahneye hâkimiyeti ve rahat, kontrollü duruşuyla büyüleyen çok iyi bir oyuncuydu. Gittiği birçok ülkede kendisine neredeyse yalvarırcasına vatandaşlık teklif edilmesine rağmen, hiçbirini kabul etmedi.
Türkiye'de sanatın bürokratik engellere takılması sonucu yaşanan pek çok benzer durumda olduğu gibi, Türkiye, yurt içinde de sayısız ödül almasına, adına para bile basılmasına rağmen dünyaca ünlü bir sopranoyu ölümünden sonra tanımaya başladı. Gencer'in, vasiyeti gereği yakılan bedeninin külleri İstanbul Boğazı'na serpildi.
LA DIVA TURCA:
LEYLA
GENCER
20. yüz yılın önde gelen sopranolarından biri olan Leyla Gencer, 10 Ekim 1928'de İstanbul'da doğdu. İstanbul Belediye Konservatuarı'nda başladığı şan eğitimine İtalyan soprano Giannina Arangi-Lombardi ve Apollo Granforte ile devam etti.
1950 yılında Ankara Devlet Operası sahnesinde Mascagni'nin Cavalleria Rusticana eserinde Santuzza rolünü yorumlayana dek Ankara Devlet Opera ve Balesi Korosu'nda görev aldı. Kısa sürede dünyaca La Diva Turca olarak tanınan ünlü bir opera sanatçısı oldu.
1988 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanıyla onurlandırıldı.
2004 yılında Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından 1000 yılın Türkleri özel koleksiyonunda adına 15.000.000 TL değerinde para basıldı.
1982 yılından başlayarak, seminer ve yorum kurslarıyla kendini genç opera sanatçılarına adayan: 1995 yılından bu yana İstanbul'da iki yılda bir yapılan "Leyla Gencer Uluslararası Şan Yarışması"nın kurucusu olan "20. yüzyılın son divası" 10 Mayıs 2008 Cumartesi günü Milano'daki evinde yaşama veda etti..
1- Soprano, vokal tanul müzikse en tiz kalın veya genç
erkek çocuk sesine verilen teknik bir is zaman kadın vokalini tanımlamak için
kulla rağmen aynı zamanda bir çalgı topluluğunda en w sesleri veren müzik
araçları için de kullaulabili
Leyla Gencer Anılacak
Ayrıntılı bilgi için:
HÜRRİYET DAILY NEWSPAPER
PUCCINI
Em. Prof. Dr. Ünal Öziş
GIACOMO PUCCINI
Giacomo Puccini 1858'de Pisa yakınındaki Lucca'da doğmuş, 1880-1883 süresinde Milano Konservatuarı’nda Antonio Bazzini ve Amilcare Ponchielli'nin öğrencisi olmuştur.
1891-1921 süresinde Torre del Lago'da, 1924'e kadar Viareggio'da yaşayan ve orada hayata veda eden Puccini'nin bazı şan eserleri, oda müziği ve orkestra besteleri olmakla birlikte, esas ününü operalarıyla kazanmış, dünyanın en tanınmış opera bestecilerinden biri olmuştur.
Giacomo Puccini 1884-1924 süresinde, yansı günümüzde de dünya sahnelerinde yaygın yer alan, on iki opera bestelemiştir:
1-Le Willi/Le Villi (Periler) (1884)
2-Edgar (1889)
3-Manon Lescaut (1883)
4-La Bohème (1887)
5-Tosca (1900)
6-Madama Butterfly (1904)
7-La fanciulla del West (Batı'nın kızı) (1910)
8-La rondine (Kırlangıç) (1917)
9-Il tabarro (Palto) (1818)
10-Suor Angelica (1818)
11-Gianni Schicchi (1818)
12-Turandot (1926).
Photo: Leyla Gencer in Floria Tosca rolünde olduğu Tosca operasının bütününün yoğunçular kapağı
Bu isimlerden görüleceği üzere, Puccini operalarının büyük bölümü, özellikle günümüze kadar yaygın temsil edilenleri, baş soprano rolündeki kadının ismini taşımaktadır.
LEYLA GENCER
VE PUCCINI'NİN
OPERALARI
Leyla Gencer Puccini’nin beş operasında baş soprano olarak sahneye çıkmıştır. 1951/52 opera mevsiminden 1962/63 opera mevsimine kadar, Leyla Gencer on iki yıllık sürede hemen her mevsim Puccini'nin bir ila üç operasında oynanır.
Bu temsillerde Napoli’nin operası San Carlo Tiyatrosu'nun özel ağırlığı bulunmaktadır. 1962-1963 süresindeki bu temsillerin yankılan, yarım yüzyıl kadar sonra 2002'de, meslektaşı Licia Albanese adına kurulmuş olan Puccini Vakfı'nın Özel Ödülü'nün Leyla Gencer'e verilmesiyle de değerlendirilmiştir.
Leyla Gencer in baş soprano olarak sahneye çıktığı, Puccini’nin beş operası, kendisinin ilk kez oynama sırasıyla şunlardır:
(a) 1952'de Tosca,
(b) 1954’te Madama Butterfly.
(c) 1957'de Turandot,
(d) 1968'de Il tabarro,
(e) aynı yıl Suor Angelica.
TOSCA
Tosca'da (1900) başrol Floria Tosca'yı Leyla Gencer 1962'de Ankara Devlet Operasında; 1964’te Lozan'da Théâtre de Beaulieu'de; 1955’te Napoli'de San Carlo ve Münih'te Bavyera Devlet Operalarında; 1960’ta İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda; 1981'de Viyana'da Devlet Operasında; 1983'te Ankara Devlet Operasında oynamıştır.
San Carlo'da 1955teki Tosca temsilinin bütünün kaydı yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmıştır. Aynı temsilden "Vissi d'arte aryası ayrıca da yayınlanmıştır.
Tosca'nın librettosu, Victorien Sardo'nun La Tosca (1877) adlı eserine dayalı olarak, Giuseppe Giacosa ve Luigi Ilica tarafından hazırlanmıştır. İlk kez 1900'de Roma'da Teatro Costanz'de oynanmıştır. Konu yüzyıl öncesinde, 1800 yılının Haziran'ında Roma'da geçmektedir
Photo: Leyla Gencer’in Floria Tosca rolünde olduğu Tosca operasının bütününün yoğunçalar kapağı (kapaktaki resim Ankara operasından)
Photo: Leyla Gencer in Floria Tosca rolünde olduğu Tosca operasının bütününün yoğunçalar kapağı.
Operanın başlıca rollerinde ünlü şarkıcı Floria Tosca (soprano). Ressam sevgilisi Mario Cavaradossi (tenor), Roma polis şefi Baron Scarpia (bariton) bulunmaktadır. Kaçak mahkûm Cesare Angelo (bas), Sakristan (kilisenin eşya muhafız) (bariton), polis memuru Spoletta (tenor), jandarma Sciarrone (bas), bir gardiyan (bas), bir çoban (çocuk) diğer rollerdedir.
Birinci perde Sant'Andrea della Valle kilisesinde geçer. Kaçak Angelott kiliseye sığınır, Attavant şapeline saklanır. Tanımadığı, birkaç ayinde gördüğü bir kadını hayalinde model alarak yapmakta olduğu, sarışın, mavi gözlü Meryem tablosu üzerinde çalışmak için Mario gelir, dostu Angeloti'yi fark eder. Esmer, ela gözlü Floria geldiğinde tablodaki kadını kıskanır, renklerini değiştirmesini ister. O gidince, Mario daha güvenli olması için anahtarını verip Angelotti kendi villasına gönderir.
Mahkûmun kiliseye saklandığı ihbarını alan polis şefi Scarpia yardımcılarıyla gelir, doğrudan şapele girer ve işaretinden Attavanti Markiz’ine ait olduğu anlaşılan bir yelpaze ile çıkar. Bu kadın Angelotti'nin kız kardeşi ve Mario'nun tablosuna esas aldığı kişidir. Floria tekrar kiliseye geldiğinde, Scarpia ona iltifatlar yağdın, yelpazeyi gösterip, kıskançlığı körükler.
İkinci perde Scarpia'nin makamı Farnese Sarayında geçer. Yardımcısı Spoletta gelir, Mario Cavaradossi’nin evini aradıklarını, ancak kaçak Angelotti'yi bulamadıklarını, Cavaradossi’nin kendisini getirdiklerini bildirir.
Photo: Leyla Gencer'in Tosca, Madama Butterfly Suor Angelica ve başka operalardan aralan İçeren yoğunçular kapağı
Scarpia Mario'yu söylemek için yapılan işkenceleri Floria Tosca'ya dinletir, Mario'nun daha fazla acı çekmemesi için Floria kaçağın yerini söyler. Kaçağı yakalamak için giden Spoletta, Angeloti'yi bulduklarını, ancak intihar ettiğini, Cavaradossinin idamı için hazırlıkların tamamlandığını Scarpia'ya arz eder.
Mario'yu kurtarmak için Scarpia'ya ne istediğini soran Floria'nın aldığı cevap kendisinin olmasını istediğidir. Ancak Mario yu doğrudan affedemeyeceği için, sahte bir kurşuna dizme sahnesinden sonra, ölmüş gibi yapıp kaçabilecektir. Scarpia, ülkeyi terk etmeleri için gerekli izin belgesini de imzaladıktan sonra, "Ak benimsin diye Flora'yı kucaklamak istediğinde, masadaki bıçağı kapan Floria bunu Scarpia'nın göğsüne saplar, öldürür.
Üçüncü perde Roma'da Castel Sant'Angelo'da geçer. Mario Cavaradossi veda mektubunu bitirdiğinde Floria Tosca gelir, Scarpia ile olanları anlar, sahte kurşuna dizme sahnesinde ölmüş gibi yapmasını tembih eder. Askerler ateş ettikten bir süre sonra, Mario kalkamayınca Floria gerçek mermi kullanıldığını anlar.
Bu arada Scarpia'nın öldürüldüğü haberi gelir, Spoletta Floria'ya "Bunun için daha çok şey ödeyeceksin," dediğinde, "Hayatımı," diyen Floria Tosca onu iterek kuleden aşağıya kendini atar.
MADAMA BUTTERFLY
Madama Butterfly'da (1904) başrol Cio-cio-san (Butterfly Leyla Gencer 1954'te Napoli'de San Carlo ve Belgrad'da Devlet Operalından; 1955’te Tonno'da Teatro Nuovo'da; 1955 ve 1956'da tekrar Napoli'de San Carlo'da; 1956'da Poznan'da Moniuszko Tiyatrosu'nda; 1959'da Lizbon'da São Carlos Tiyatrosu'nda 1960’ta İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda ve Dallas'ta Civic Operada 1962'de tekrar Napoli'de San Carlo'da ve Stockholm’de Kraliyet Operası'nda temsil etmiştir.
San Carlo'da 19541eki Madama Butterfly temsilinin bütününün kaydı yoğun çalar (CD) olarak yayınlanmıştı. "Un bel di vedremo" aryasının, biri 1964'te San Carlo'dan canlı, diğeri 1956'da Torino RAI’de stüdyodan, iki kaydı ayrıca yayınlanmış bulunmaktadır.
Operanın librettosu, Pierre Loti'nin Madame Chrysantème (1887) romanının izlerini taşıyan, John Luther Long'un öyküsünden (1898) esinlenen David Belasco'nun Madam Butterfly (1900) eserine dayanarak, Giuseppe Giacosa ve Luigi Ilica tarafından hazırlanmıştır. İlk kez 1904'te, önce iki perdeli biçimi Milano'da La Scala'da, üç ay kadar sonra günümüzde oynana gelen üç perdel biçimi Brescia'da Teatro Grande'de sahnelenmiştir.
Yirminci yüzyılın başlarında Nagasaki'de geçen Madama Butterfly da başrol Madama Butterfly (Cio-cio-san)'dır (soprano). A.B.D. deniz kuvvetlerinden teğmen FB.Pinkerton (tenor), Nagasaki konsolosu Sharpless (bariton), Co-cio-san'ın yardımcısı Suzuki (mezzosoprano) nispeten önemli rollerdedir. Nakodo (çöpçatan), Goro (tenor), Prens Yamadori (tenor), Bonzo amca (bas), Yakuside dayı (bas), imparatorluk komiser (bas), nikah memuru (bas), Cio-cio-san'ın annesi (mezzosoprano), teyzesi (soprano), kuzini (soprano), küçük oğlu Dolore (sessiz rol), ve son sahnede Pinkerton'un A.B.D.li eşi Kate (mezzosoprano) Japonya'nın büyülü ortamında yer alırlar.
Çöpçatan Goro'nun aracılığıyla, konsolos Sharpless ve gelinin yakınları huzurunda, Teğmen Pinkerton ile Cio-cio-san Japon usulü evlenirler. Sadece Bonzo amca buna şiddetle karşı çıkar. Görev süresi bittiğinde Pinkerton A.B.D.ye döner. Bu birleşmeden doğan çocuğunu büyüten Cio-cio-san, Pinkerton'un döneceği inancıyla yolunu gözler
Üç yıl sonra gemisi Nagasaki limanına gelen Pinkerton, Amerika'da evlendiği eşi Kate ve konsolos Sharpless ile Cio-cio-san’ın evine gelirler. Kate çocuğu alacaklarını ve çok iyi bakacaklarını söyleyince Cio-cio-san durumun ümitsizliğini anlar, harakiri yapar, ölüm döşeğinde çocuğunu Pinkerton'a uzatır.
IL TABARRO
Puccini'nin üçlü oluşturan, çoğunlukla ikisi veya üçü aynı temsilde sunulan, birer perdelik operalarından Tabarro’da (1918) Giorgetta rolünü Leyla Gencer 1958'de Napoli'de San Carlo'da oynamıştır. Bu temsilin bir bölümünün ("E ben altro il mio sogno) cani ses kaydı yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmıştır.
Tabarro operasının konusu Didier Gold'un "La houppelande" piyesinden esinlenmiştir. Konu 20 yüzyıl başlarında, Paris yakınında Seine (Sen) Nehri üstünde bir yük teknesinde geçmektedir. Başlıca rollerinde tekne sahibi Michele (bariton), genç eşi Giorgetta (soprano), delikanlı hamal Luigi (tenor) bulunmaktadır. Operanın gündelik hayatı yansıtan baş kısmında, genç hamal II "Tinca" (piroz) (tenor), yaşlı hamal "Talpa" (köstebek) (bas) ve eşi La frugola (açıkgöz) (mezzosoprano) oyunu renklendirmektedir.
Photo: Roma'da Castel Sant'Angelo kalesi ve köprüsü (Pons aelius) Foto: Ü.Öziş
Luigi ile kırıştıran Giorgetta, ona gece Michele uyuduktan sonra bir kibrit alevi gördüğünde tekneye gelmesini söyler. Giorgetta'nın kendisini aldattığından şüphelenen Michele, ölmüş olan çocuklarıyla birlikte üçünün kendi paltosuna sarıldıkları günleri hatırlayıp, karısından yakınlık beklerse de bunu göremez. Giorgetta kamaraya indiğinde Michele piposunu yaktığı zaman, Luigi bunun beklediği işaret olduğunu sanıp, tekneye gelir. Karısının sevgilisinin Luigi olduğunu anlayan Michele onu öldürür, paltosuna sarar. Güverteye gelen Giorgetta'ya paltosunu açarak Luigi'nin cesedini yuvarlayan Michele, onu da öldürür.
SUOR ANGELICA
Puccini'nin birer perdelik üç operasından Suor Angelica’da (1918) baş soprano rolü Rahibe Angelica'yı Leyla Gencer 1958'de Napoli'de San Carlo'da oynamıştır.
Leyla Gencer "Senza mamma" aryasını 1958'de Milano RAI konserinde, 1976'da Lido di Camaiore'de Puccini'ye saygı konserinde de seslendirmiştir.
Suor Angelica'dan "Senza mamma" aryasının 1958 Milano RAI konserindeki ve 1958'de San Carlo temsilindeki kayılan uzunçalar (LP) ve yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmıştır. San Carlo temsilinden, arya ve devamındaki bölüm de ("Sorella, o buona sorella") yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmıştır.
Suor Angelica operasının başrolü, operaya da adını veren rahibedir (soprano). Eserin ortalarında, Angelica ile uzun bir sahnesi olan prenses teyzesi de (alto) önemli bir kişiliktir. Operanın diğer rahibeleri ve görevlileri (on kişi, soprano ve mezzosoprano) manastır gündelik hayatını yansıtan başlangıç kısmında yaralamaktadır.
17.yüzyıl başlarında İtalya'da bir manastırda geçen operada, evlilik dışı bir çocuk doğurmuş ve manastıra kapanmış olan rahibe Angelica'yı, prenses teyzesi yedi yıl aradan sonra ziyaret eder.
Photo: Pekin'de "Yasak kentin girişi (Foto: Ü.Öziş).
Kız kardeşi yakında evleneceği için, Angelica'dan miras payını ona devretmesini ister, oğlunun iki yıl önce öldüğünü de söyler. Angelica yıkılır, oğlunun annesi yanında olmadan ölümüne yakınır. Otlar konusunda ihtisaslaşmış olan Angelica kendisine bir zehir hazırlayarak içer, Tanrı'dan af dileyerek, çocuğunu kendisinden ayırmamasını ister, öbür dünyada oğlunun kendisine doğru geldiğini hayal ederek, hayata veda eder.
TURANDOT
Farsçada "Turan-duter (Turan'ın kızı) sözünden adını alan, 1001 gece masallarına dayalı bir öyküye sahip olan Turandot, Carlo Gozzi'nin "Dramatik masallarının dördüncüsü olarak 1762 de yazdığı eserine büyük ölçüde sadık kalacak biçimde, Puccini’den önce, 1867'de onun Milano Konservatuvarda öğretmeni de olan Antonio Bazzini, 1917 de Ferruccio Busoni tarafından opera olarak bestelenmiştir.
Puccini ise konuyu Friedrich von Schiller in 1803’te işlediği, Carl Maria von Weber'in 1809'da ona sahne müziği bestelediği, daha insancıllaşmış biçimini esas alarak, kıskanç ve hain Adelma yerine duygusal ve özveri Lu'yu koymuş, Çin konusunda uzman Renato Simon'nin de librettoya katkısını sağlayarak, Turandot’u bestelemeye 1921'de başlamıştır. Ancak, üçüncü perdesi Liu'nun ölümüne kadar bestelenmiş olan opera Puccini'nin 24 Kasım 1924te ölümü üzerine yarım kalmış, öğrencisi Franco Alfano tarafından, üçüncü perdenin birinci sahnesindeki son düet ve kısa ikinci sahnesinin bestelenmesiyle tamamlanmıştır.
Photo: Leyla Gencer’in Il Tabarro, Suor Angelica ve başka operalarından aryaları içeren yoğunçaların kapağı.
Photo: Leyla Gencer’in Liu rolünde olduğu Turandot operasının bütününün yoğunçalar kapağı.
Turandot ilk kez 25 Nisan 1928'da Milano La Scala operasında, Arturo Toscanini yönetiminde sahneye konulmuştur. Bu temsilde Toscanini, Puccini'nin ölümüne kadar bestelediği noktada, "qui finisce l'opera, perché a questo punto il Maestro è morto" (opera burada sona erer, çünkü Üstat bu noktada ölmüştü) diye belirterek ilk temsili sona erdirmiştir.
Turandot’un iki büyük soprano rolünden (Turandot ve Li), Liù rolünü Leyla Gencer 1957 de Los Angeles'te Shrine Auditorium'da 1962'de Napoli'de San Carlo'da temsil etmiştir.
San Carlo'da 1962'deki temsilin bütününün canlı kaydı yoğunçalar (CD) olarak yayınlanmıştır. Lü'nun "Signore ascolta aryası ile "Tu che di gel sei cinta" aryasından ölümüne kadar olan kısmının 1962'de San Carlo'dan canlı kaydı da yoğunçalar (CD) üzerinde bulunmaktadır.
Turandot operasının başlıca üç rolü iki farklı soprano (Turandot ve Liù) ile bir tenordur (Kalaf). Eski Çin'de, masası bir dekor ve efsanevi bir ortamda, bir mandarinin (bariton) halka bildirisiyle başlayan operada, yaşlı Çin imparatoru Altum'un (tenor) kızı Turandot (soprano), yönettiği üç bilmece soruyu doğru cevaplayamadıklarından, kendisine talip olan bütün damat adaylarını ölüme gönderir. Devrik Tatar Han’ı Timur'un (bas) oğlu Kalaf (tenor) ilk görüşte Turandot'a âşık olur, Çinli baş vezir Ping (bariton), baş haznedar Pang (tenor), baş ahçı Pong (tenor) adını bilmedikleri bu meçhul prensi vazgeçirmeye çok çalışsalar da başaramazlar.
Kalan üç soruyu da doğru cevaplaması üzerine, Turandot çılgına döner, Kalat kendisinin adını gün doğana kadar bulması halinde talebinden vazgeçeceğini ve idamına razı olacağını belirtir ("Nessun donna").
Her yeri tarayan askerler Timur'un bu adı bileceğinden şüphelenip, zorladıklarında, onun hizmetindeki esir kız Liù (soprano) atılır ve ismi yalnız kendisinin bildiğini söyler. Kalaf’ı yıllar öncesinden gizlice sevmiş olan Liù işkencelere dayanamayacağını anladığında, askerlerden birinin kamasını kapıp, kendisini öldürür, cenazesi hüzünlü bir biçimde uzaklaştırılır (Puccini'nin bizzat bestelediği kısım burada sona erer).
Turandot'un aşık gibi yaklaşması üzerine meçhul prens ona ismini söyler, aniden değişen Turandot kendisinin muzaffer olduğunu ve sabah bu ismi açıklayacağını haykırır. Ancak, sabah herkes toplandığında Turandot prensin adının aşk olduğunu söyler ve evlenirler.
PUCCINI'NIN DİĞER ESERLERİ
Bazı yayınlarda yer aldığının aksine, Manon Lescout’nun (1893) tamamını Leyla Gencer sahnede hiç temsil etmemiş: yalnızca final sahnesini 1958 de Milano'da Circolo della Stampa'da, Puccini’nin doğumunun yüzüncü yıl için verilen bir konserde, ünlü tenor Giuseppe di Stefano ile beraber seslendirmiştir.
SONUÇ
Leyla Gencer Puccini'nin beş operasında (Tosca, Madama Butterfly, Tabarro, Suor Angelica, Turandot) 1952-1963 süresinde baş soprano olarak sahneye çıkmıştır. Bu temsillerde Napoli'nin operası San Carlo Tiyatrosu'nun özel ağırlığı bulunmaktadır. Yankılan günümüzde de süren bu temsiler, meslektaşı Licia Albanese adına kurulmuş olan Puccini Vakfı'nın Özel Ödülünün 2002'de Leyla Gencer'e verilmesiyle de değerlendirilmiştir.
KAYNAKÇA
Franca Calla ve Zeynep Oral'ın çeşitli yayınlarının
yanı sıra, aşağıdaki bazı yayınlara da başvurulabilir.
T.C. ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
MÜZİK VE SAHNE SANATLARI ANABİLİM DALI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
TÜRK OPERASINDA ÜÇ ÖNCÜ KADIN:
SEMİHA BERKSOY, SAADET İKESUS ALTAN, LEYLA
GENCER
Rıza Utku MADAK
Danışman Doç. Dr. Barış TOPTAŞ
ADIYAMAN-2019
Gencer'e 100. yaş armağanı
Serhan Yedig
Evin İlyasoğlu, ölümünün 10. yılında Leyla Gencer'in biyografisini yazmak üzere yola çıkmıştı. Bulduğu 90 yıllık belgeyle Gencer'in gerçek yaşını belirledi ve kitabı "La Diva Turca'ya 100. yaş armağanı oldu. İlyasoğlu "Biz onu dünya sahnelerinde verdiği mücadeleyle, zekasıyla, sert görünümüyle tanıyorduk. Biyografisini yazarken Leyla Gencer'in kadın yönünü keşfettim" diyor.
Kendime meydan okudum
Evin İlyasoğlu'nun bunca yıllık müzisyen biyografisi yazarlığından çıkardığı sonuç: "Türkiye'de bireylerin ve kurumların arşiv tutma alışkanlığı yok." Bestecilerle daha rahat çalıştığını, hatta özel evraklarını incelerken unutulmuş eserleri keşfettiğini söylüyor. Bir başka tespiti: Besteciler kitapta "şık görünme" konusunda özel çaba göstermezken yorumcular bu açıdan daha talepkâr...
Dosyadaki 90 yıllık belge
Bir yıl boyunca Türkiye ve İtalya'da arşivlerde yardımcısı Seren Akyoldaş'la çalışan, Gencer'i tanıyan ya da hakkında değerlendirme yapabilecek kişilerle görüşen İlyasoğlu, sıra yazmaya gelince kararsızlık yaşadı.
Koleksiyonerin gözünden
Prof. Dr. Ünal Öziş, ilk operasını anne karnında La Scala'da dinleyen bir müziksever. Mesleği inşaat mühendisliği, uzmanlık alanı su yapıları, hidroloji, karst su kaynakları. Uzun yıllar 9 Eylül Üniversitesi İnşaat Fakültesi Hidrolik Anabilim Dalı'nın başkanlığını yaptı. Farklı dillerde 350 civarında yayını var. Öziş, Leyla Gencer kaydı koleksiyoneri. Korsanlar dahil, dünyada yayımlanmış kayıtların yüzde 90'ı arşivinde. Öziş, 2006'da notlarını Leyla Gencer ve Opera Dünyası adıyla kitaplaştırdı (SCA Vakfı Yayınları). 171 sayfalık kitabın sadece altı sayfası san- atçının yaşam öyküsüne ve öğretmenlerine ayrılmış. Geri kalan bölüm sanatçının repertuvarına odaklanmış.
Dört yılda yazıldı, 20 baskı yaptı
Cella'nın kitabından iki yıl sonra Zeynep Oral, Türkçedeki ilk kapsamlı biyografiyi yazmak üzere harekete geçti. Dört yıl boyunca Gencer'le uzun görüşmeler yaptı. Milano ve Arenzano'daki evine misafir oldu. Arşivini inceledi, dostlarıyla tanıştı, bazı önemli olaylarda sanatçıya eşlik edip gözlem yaptı.
Bürünmek başlıklı bölümde, tanıkların, uzmanların da görüşleriyle sesinin özelliğini, diğer divaların arasından sıyrılmasını sağlayan role hazırlık sürecini, fark yaratma becerisini detaylarıyla anlatıyor.
Kitabın hazırlık sürecinde İlyasoğlu'nu en heyecanlandıran bulgular, Gencer'in İtalyan Lisesi'ndeki öğrenci dosyasından çıkan nüfus belgesi ve 1973'te dokuz ay ortadan kaybolma nedeni. Nüfus sureti sayesinde Grove Sözlüğünden Britannica Ansiklopedisi'ne pek çok temel kaynakta soru işaretiyle yazılan 1928 tarihi hükmünü kaybediyor. 23 Mart 1929 tarihli nüfus cüzdanının 20 Eylül 1932'de Beyoğlu Noteri M. Selaheddin tarafından verilmiş suretine göre, gerçek doğum tarihi Rumi takvimle 10 Teşrinievvel 1335, yani Miladi 10 Ekim 1919. Bu arada kitap sayesinde Gencer'in İstanbul Belediye Konservatuvarı ve İtalyan Lisesi'ndeki eğitimini tamamlamadığı da ortaya çıkıyor.
Son biyografi
Kitapta Gencer'in geriye bıraktığı müzik mirası da bağımsız bir bölümde ele alınıyor. Çoğu korsan kayıtlardan oluşan diskografi listelenmemekle birlikte bu durumun nedeni anlatılıyor. La Scala Akademisi'ne ve ismini taşıyan şan yarışmasına değiniliyor.
Leyla Gencer'in dünya sahnelerindeki deneyimi, genç şancılarımız açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.
İlyasoğlu'na göre "Yılmadan çalışması, farklı kaynaklardan okuyarak eserleri ve kahramanlarını analiz edip yeni yorumlar ortaya çıkarması, unutulmuş eserleri gün ışığına taşıması, sesini zekasıyla güçlendirmesi gelecek kuşaklara örnek olacak özellikleri".
Peki bir yılını alan Leyla Gencer kitabının hazırlık süreci Evin İlyasoğlu'na gelecek çalışmalarıyla ilgili ne gibi bir ilham vermiş olabilir?
Bu soruyu bezgin bir ifadeyle yanıtlıyor yazar. "Bu benim kişiye odaklı son kitabım olacak muhtemelen. Artık bu alanda çalışmak istemiyorum" diyor.
Corriere della Sera gibi saygın gazetelere müzik eleştirileri yazan, yaklaşık 20 yıl boyunca Leyla Gencer'in dostları arasında yer alan İtalyan müzikolog Franca Cella, 1985'te sanatçının ilk kapsamlı biyografisini hazırlamaya başlamış, bir yılda tamamlamıştı. Leyla Gencer: Primadonnanın Öyküsü, 1986'da Bolis Edizioni'den İtalyanca yayımlandı.
İtalyanca baskısının mevcudu kalmayan bu kitap geçen yıl Borusan Sanat'ın desteğiyle Kathryn Lake tarafından İngilizceye tercüme edildi. 2008 Eylül ayında yine Bolis Edizioni tarafından Bergamo'da yayımlandı. Cella, kitabını 26 sayfalık "Epilog, Kadans Sanatı, Son Konuşma" bölümüyle güncelledi. Eklerdeki listeleri gözden geçirdi. İngilizce edisyonun elektronik kopyası da Amazon'da satışa sunuldu.
Müzik eleştirmeni ve tarihçisi Evin İlyasoğlu’nun, ‘Ben Leyla Gencer/La Diva Turca’ kitabı, büyük sanatçının yaşamını bütün ayrıntısıyla veriyor.
(Beş üzerinden dört yıldız)
Ben Leyla Gencer
Evin İlyasoğlu
Yapı Kredi Yayınları
As a matter of fact, she did not make any professional commercial recordings, despite of her wide-ranging repertoire exceeding 70 parts, composed of Gluck, Mozart, Monteverdi, Tchaikovsky, Puccini, Prokofiev, Britten, Weber, Weinberger’s works. Leyla Gencer invigorated rarely performed operas, such as “Elizabeth, Queen of England” by Rossini or «The Moth-woman» by Antonio Smareglia. She interpreted Gaetano Donizetti’s works, in that music she felt herself especially comfortably.
Thanks to Leyla Gencer’s wide vocal range, she both beautifully rendered, as lyric, so dramatic parts, in due course number of latter ones increased. Her lyric voice became deeper and lower after some time. She experimented with many singing styles and repertoires and concluded, that the XIX century’s repertoire was ideal for her. She performed Bellini, Rossini, Donizetti in piano and pianissimo in the same way they were composed, though all were performed in forte. She mentioned: «If you sing piano, then the voice should stick to the same overtones, like singing forte. You shouldn’t change tone of your voice, even when you sing in the open air, like in Arena di Verona. If overtones are of the same frequency, then your soft singing will block an orchestra and it will sound in space. If you sing piano properly, then your voice will be audible even in Arena di Verona. The note, performed in pianissimo, may be more audible, than forte note. I am aware of this, based on my own experience. As you see, I was ahead of time, I sang, like they sang in XIX century».
She often performed really dramatic parts, such as "Lady Macbeth". At times she forced her voice, by performing repertoire, which was too "strong" for her and gradually she changed tone of her voice. However, Leyla Gencer told during her interview, one shouldn’t force her voice by any means. And namely, that was a major difference between her and young singers who, in hastily pursued their career, undertook all and any material and eventually after several years lost their voice. Leyla Gencer sang 40 years long. "Not spoilt" by western performance clichés, she relied just on her own feeling of music. So that's where she got this most gentle piano, this closeness to the score, not understood by her colleagues.
In 1983 - 1988 «the Turkish opera princess» was the head of the Academy of opera singers in the legendary La Scala theatre, where she dreamed to sing at one time. She went down in history of opera music, as a researcher and a teacher, who rediscovered many classical works. She went into the other world 10 years ago, in 2008. According to Leyla Gencer’s last will her ashes were scattered over the waters of Bosphorus.
Em. Prof. Dr. Ünal Öziş
GİRİŞ
Leyla Gencer hakkında önceki yazılanımızda ele alınmış olan Verdi, Donizetti, Bellini, Rossini ve Puccini dışındaki diğer on üç İtalyan bestecinin on beş operasında Leyla Gencer baş soprano rolünde sahneye çıkmıştır. Bu eserler, ilk oynadığı yıl sırasıyla şunlardır:
•1960-Mascagni: Cavalleria Rusticana,
•1966-Zandonai: Francesca da Rimini,
•1966-Rocca: Monte Ivnor,
•1968-Pizzetti: Assassinio nella Cattedrale,
•1968-Boito: Mefistofele,
•1966-Cilea: Adriana Lecouvreur,
•1967-Ponchielli: La Gioconda,
•1967-Pacini: Saffo,
•1967- Monteverdi: L'incoronazione di Poppea,
•1968- Cherubini: Medea,
•1969-Spontini: La Vestale,
•1969- Pizzetti: Lo straniero,
•1974-Spontini: Agnese di Hohenstaufen,
•1975-Smarega: La Falena,
•1983-Gnecco La prova d'un opera seria.
Photo: Leyla Gencer'in 1968'de Venedikte La Fenice'de oynadığı Medea operasının yoğuna kapağı.
Bu bağlamda, Cavalleria Rusticana Leyla Gencerin ilk oynadığı La prova d'un opera seria son oynadığı opera olmuştur.
Monteverdi'nin L'incoronazione di Popper'sının 1967'de, Pizzetinin Assassinio nella Cattedrale'sinin 1958'de ilk kez oynandığı düşünüldüğünde, söz konusu on beş eser, İtalyan operasının üç küsur asırlık tarihini de bir ölçüde yansıtmaktadır.
MONTEVERDI: L'INCORONAZIONE DI POPPEA
Claudio Monteverdi'nin (1567-1643) ilk kez 1642'de Venedik’te sahnelermiş olan L'incoronazione di Poppea (Poppea'nın Taç Giymesi) operasında, Roma İmparatoru Nero'nun ölüme gönderdiği eşi Ottavia rolünü Leyla Gencer, 1967 de Milano'da La Scala'da oynamıştır. Bu temsilin tamamının canlı kaydı yayınlanmıştır. Addio Roma aryası bir kitap ekindeki yoğunçalar üzerinde de vardır. Librettosu Giovanni Francesco Busenello tarafından hazırlanmış olan eserin müziğine Francesco Cavallo'nun katkıda bulunduğu ifade edilmektedir. Opera daha sonra Francesco Sacrative Benedetto Farrar tarafından revize edilmiştir.
Operada başlıca roller İmparator Neron (tenor), İmparator’un sevgilisi ve Ottone'nin eşi Poppea (soprano), İmparator’un eşi Ottavia (soprano), Filozof Seneca'dır (bas). Poppea'nin yaşlı yardımcısı Amata (alto), Poppea'nın kocası Ottone (tenor), ona âşık olan soylu Drusilla (soprano) nispeten önemli sayılacak rollerdir.
M.S. 1. yüzyıl ortalarında Roma'da geçen operanın konusu. İmparator’un sevgilisi olan Poppea'nın entrikalar içinde imparatoriçe tacını giymek için başvurduğu yollar ve onu eşi yapmak ve taç giydirmek amacıyla Nero'nun, eşi Ottavia'yı ve düşünce ve öğütleri kendisine ters gelen Seneca'yı ölüme götürerek, amacına ulaşmasıdır.
CHERUBINI: MEDEA
Luigi Cherubini'nin (1780-1842) ilk kez 1797 de Fransızca Médée adıyla sahnelenmiş olan, 1854’tee Lachner tarafından yeniden düzenlenen, İtalya'da ilk kez 1910'da sahnelenen Medea operasında, başrol Medea'yı Leyla Gencer 1968'de Venedik’te La Fenice, 1989 da Cenova'da Teatro Margherita'da oynamıştır. 1968'deki temsilin tamamının canlı kaydı yayınlanmıştır, bu temsilin TV arşivinde görüntü kaydı da bulunmaktadır. Aynı kayıttan E che? lo sono Medea aryası ayrıca da yayınlanmıştır.
Euripides M.Ö. 431'de Medea trajedisini yazmış, Lucius Seneca M.S. 50'de aynı adı, biraz farklı bir eser yazmış, Pierre Comeille 1835’te (son biçimi 1682) aynı adı, Seneca'ya daha yakın bir eser yazmıştır. Euripides in trajedisini esas alan operanın librettosu François-Benoit Hoffmann tarafından hazırlanmış
Operaya adını veren Medea (soprano) başrol olup, kocası Giasone (tenor), Korint Kral Creonte (bas), kızı Glauce (soprano), Medea'nin yardımcısı Neris (mezzosoprano) nispeten önemli rollerdir.
Eğriboz Adası'ndaki Halkisli büyücü Medea'nın kocası Gasone'nin, iki çocuğunu da alarak Korint'e kaçması, Kral Creonte'nin kız Glauce'ye Aşık olarak evlenmeye karar vermeleri, Medea'nın gelip bu evliliğin olmaması için Giasone'ye, Kralla ve kızına karşı çıkması, Glauce'ye zehirli taç ve şal hediye etmesi, öz çocuklarını ölüme sürüklemesi Antik dönemde geçen operanın konusunu oluşturmaktadır.
Photo: Leyla Gencer'in 1969'da Palermo'da Teatro Massimo'da oynadığı La Vestalee operasının yoğuncalar kapağı.
Photo: Leyla Gencer’in 1967 de Napoli'de San Carlo'da oynadığı Saffo operasının uzunçalar kapağı.
GNECCO: LA PROVA D'UN OPERA SERIA
Francesco Gnecco'nun (1769-1810) ilk kez 1805'te sahnelenen La Prova d'un Opera Seria (Ciddi Bir Operanin Provası) Leyla Gencer'in en son oynadığı opera olmuş: Corilla rolünü Şubat 1983'te Venedik’te La Fenice'de ve Mestre'de Teatro Toniolo'da oynamıştır.
Keşiş Giulio Artusinin güldürüsüne dayanan operada, baş soprano Corilla Tortorini tarafından, Dominico Cimarosa'nın Gli Orazie iCurieri, Antonio Vivaldi'nin Bajazet, Giovanni Paisiello'nun La Molinara, Jean-Philippe Rameau'nun Hyppolite et Aricie operalarından aryalarının provasının sergilendiği bu eser, opera sahnelerinin en büyük sopranolarından birinin temsillere vedası yönünden çok ilgi çekici bir seçim niteliğindedir.
Bajazet operasından Sposa, son disprezzata aryasına, Leyla Gener pek çok konser ve resital programında da yer vermiş olup, canlı görüntü kaydı da vardır.
SPONTINI: LA VESTALE
Gaspare Spontini'nin (1774-1851) ilk kez 1807'de Paris’te Fransızca sahnelenmiş olan La Vestale (Vesta Rahibesi) operasında, başrol Vesta rahibesi Giulia'yı Leyla Gencer 1969 da Palermo'da Teatro Massimo'da, 1973’te Roma operasında oynamıştır. 1969'daki temsilin tamamının canlı kaydı bulunmaktadır. Leyla Gencer'in bazı resitallerinde de söyledi Caro oggetto aryası, 1981 Paris resital kapsamında yayınlanmıştır.
Operanın librettosu Étienne de Jouy tarafından Fransızca olarak yazmış; İtalyancası 1811'de Giovanni Schmidt tarafından hazırlanmıştır. Vesta rahibesi Giulia (soprano) başrolde olup, sevgilisi Romalı savaşçı Licinio (tenor), komutanı Cinna (tenor), başrahibe (mezzosoprano), başrahip (bas) nispeten önemlerdir.
M.S.270’te Roma'da geçen operada, Giulia ile Licinio tapınakta buluştuklarında sürekli yanması gereken ateş söner, aşkı yüzünden görevini ihmal etmiş olan Giulia ölüme mahkûm edilir. Licinio'nun yakarmaları ve itirafları da Giulia'nın affını sağlamaz. Giulia idam edilecekken büyük bir fırtına patlar, şimşekler tapınağın ışığını yakar, bunu ilahi bir uyan kabul edip, Giulia’yı bağışlar.
SPONTINI: AGNESE DI HOHENSTAUFEN
Gaspare Spontini'nin (1774-1851) ilk kez 1829'da Berlin'de Almanca sahnelenmiş, 1837'de yeniden düzenlenmiş olan Agnese di Hohenstaufen operasında, başrol Agnese'yi Leyla Gencer 1974 Floransa'da Teatro Comunale'de Mayıs Müzik Festivalinin açılış temsilinde oynamıştır. Leyla Gencer'in bu operayla ilgili bir kaydı bilinmemektedir.
Operanın librettosu Ernst Benjamin Salomo Raupach tarafından Agnes von Hohenstaufen başlıyla Almanca olarak yazılmış. İtalyancasının son biçimi Filippo Caffarelli ve Vito Frazzi tarafından 1954’te hazırlanmıştır.
Başrolde imparatoru kuzini Agnese (soprano) ve dükün oğlu Heinrich Palatinus (Enrico) (tenor) olup, Agnese'nin annesi Irmengarda (soprano), ilk biçiminde Fransa Elçisi, sonraki biçiminde Burgonya Dükü kisvesindeki Fransa Kralı II. Philippe Auguste (bariton), İmparator (Enrico VI) (bariton), Saksonya Dükü (Enrico Il Leone) (bas) nispeten önemli rollerdir.
12. yüzyıl sonlarında Mainz ve yakınlarında geçen, genellikle yeniden düzenlenmiş biçiminin İtalyancası sahnelenen opera, Germen İmparatoru V.Heinrich ile Saksonya ve Bavyera Dükü Heinrich der Löwe arasındaki iktidar çekişmelerinin bağlamında, İmparatorunun kuzini Agnese çevresinde gelişmektedir. Agnese ile Enrico evlenecekken Fransa Kralıyla evlenmesi gündeme geldiğinde Enrico, Kral düelloda öldürür, İmparatorun kızgınlığına rağmen gerek Enrico gerekse Mainz'i ele geçiren babası Enrico Il Leone, İmparatorun safhında yer alırlar.
PACINI: SAFFO
Giovanni Pacin'nin (1796-1867) ilk kez 1840’ta sahnelenmiş olan Soffo operasında, başrol Saffo'yu Leyla Gencer 1967'de Napoli'de San Carlo'da oynamıştır. Bu temsilin tamamının canlı kaydı bulunmaktadır. Ayrıca, Ai mortal, o crudo, ai numi aryasını Leyla Gencer birçok resitalinde de söylemiş olup, 1981 Paris resital kapsamındaki yayınlanmıştır.
Franz Grillparzer in Sappho (1818) adlı eserinden de esinlenen operanin librettosunu Salvatore Cammarano yazmıştır. Operanın başrolünde Midilliozan Saffo (soprano) olup, sevgilisi Faone (tenor), Apollo Tapına başrahibi Alcandro (bariton), kızı Climene (mezzosoprano) önemli rollerdir.
M.Ö. 6 yayın başlarında, Preveze yakınındaki Lefkada Adasında geçen operada, Saffo'nun ateşli konuşmalarıyla görevinden ayrılmak zorunda kalan Apollo Tapınağı başrahibi Alcandro, Facne'yi kızı Climene ile evlendirerek öç almak ister. Damadın kim olduğunu henüz bilmeyen Saffo, evlilik hazırlıklarını yapmakta olan Climene'den yardım ister ve arkadaş olurlar, fakat, Saffo damadın Faone olduğunu öğrenince kıyamet kopar.
Tapınakta kederine derman arayan Saffo, kendisinin aslında Alcandro'nun kızı ve Climene'nin kardeşi, asıl adının da Aspasia olduğunu öğrenir. Kendini çaresiz hisseden Saffo, herkesin karşı koymasına rağmen, adanın yüksek kayalıklarından aşağıya atlayarak yaşamına son verir.
BOITO: MEFISTOFELE
Arrigo Boito'nun (1842-1918) ilk kez 1888'de sahnelermiş olan, 1875’te değişikliğe uğramış bulunan Mefistofele operasında Margherita rolünü Leyla Gencer 1958'de Milano'da La Scala'da oynamıştır. Bu temsilden Leyla Gencer’in bir kaydı bilinmemektedir. Yazılı metin olarak ilk kez 16. yüzyılda rastlanılan öykü, Wolfgang Goethe'nin Faust adlı eseriyle (1808; II: 1831) edebiyat ortamında büyük yankı uyandırmış; Hector Berlioz'un La damnation de Faust (1846), Charles Gounod'nun Faust (1856) operalarına da konu olmuştur.
Leyla Gencer, Gounod'nun Faust'undan, "Mücevherler aryası" olarak da tanımlanan, Marguerite in O Dieu! Que de bijoux aryasını, 1963 Fransa Meclis Başkanı'nın Ankara'yı ziyaret bağlamında Fransa Sefaretinde verilen bir davette söylemiştir.
Şeytan Mefistofele (bas) operaya adını verdiği üzere başrolde olup, Faust (tenor), sevgilisi Margarete (soprano) ve 1875 biçiminde Elena (soprano) başlıca rollerdir
Ruhbilimle de uğraşan Dr. Faust’un, güç ve zevk uğruna ruhunu şeytan Mefisto'ya satması, Margarete ile olan ve terk etmekle biten aşk ve trajik sonlan operanın konusunu oluşturmaktadır.
PONCHIELLI: LA GIOCONDA
Amilcare Ponchill'nin (1834-1886) ilk kez 1876'da sahnelenmiş olan La Gioconda operasında başrol La Gioconda'yı Leyla Gencer 1967'de San Francisco War Memorial operasında ve Sacramento'da Memorial Auditorium'da, 1970’te Palermo'da Teatro Massimo'da, 1971'de Venedik’te La Fenice'de ve Roma Operasında, 1972'de Macerata'da Arena Steristerio'da oynamışhr. 1971'de Roma'daki temsilin tamamının canlı kaydı yayınlanmıştır.
Operanın, Victor Hugo'nun Angelo, Tyran de Padoue eserini esas alan librettosu, Tobia Gomo müstear adı altında Amigo Boito tarafından hazırlanmıştır.
Photo: Leyla Gencer'in 1967 de Napoli’de San Carlo'da oynadığı Adriana Lecouvreur operasının yoğunçular kapağı.
Photo: Leyla Gencer'in 1971'de Roma'da... T.dell’Opera'da oynadığı La Gioconda operasının yogunçalar kapağı.
Başrolde şarkıcı La Gioconda (soprano) olup, sevdiği adam Genovalı Prens Enzo Grimaldo (tenor), onun sevgilisi Laura Adomo (mezzosoprano), kocası ve devlet engizisyonunun başlarından Alvise Badoero (bas), gezgin şarkıcı ve muhbir Barnaba (barton), Gioconda'nın annesi La Cieca (kör kadın) (kontralto) önemli rollerdir.
La Gioconda'yı elde etmek isteyen Barnaba'nın entrikaları, Gioconda'nın Laura'yı ölümlerden kurtarışı ve Enzo'ya terk edişi zehir içerek intihar etmeyi düşünen Gioconda'nın, annesini öldüren Barnaba’ya canlı teslim olmamak için, hançerle intihar etmesi, 17. yüzyılda Venedikte geçen eserin konusunu oluşturmaktadır.
Photo: Leyla Gencer’le 1958'de Milano'da La Scala da Assassinio nella cattedrale'nin dünyada ilk oynanışının yoğunçalar kapağı.
MASCAGNI: CAVALLERIA RUSTICANA
Pietro Mascagninin (1883-1945) ilk kez 1890'da sahnelenmiş olan Cavalleria Rusticana operasındaki Santuzza rolüyle Leyla Gencer ilk kez sahneye 1950'de Ankara Devlet Operasında çıkmış yurt dışında sahneye çıktığı ilk opera olarak da 1953’te Napoli'de Arena Flegrea'da, uzun aradan sonra 1971'de Napoli'de San Carlo'da oynamıştır. Bu temsiden bir düetin, Tu qui, Santuzzo, canlı kaydı bulunmaktadır.
Giovanni Verganin Vita dei campi kitabında (1880) öyküsü yer alan, köylü onurunu öne çıkaran aynı adlı piyesine dayanan Cavalleria Rusticana'nin librettosu Giuseppe Targoni-Terzetti ve Guido Menasci tarafından hazırlanmıştır.
Muhtemelen 1880 yılının Paskalyasında. Sicilya'nın bir köyünde geçen operada köylülerden Turiddu (tenor) öne çıkmakta, sözlüsü Santuzza (soprano) da önemli bir rol olup, sevgilisi Lola (mezzosoprano), onun kocası arabacı Alfio (bariton), Santuzza'nın annesi Lucia (kontralto) nispeten önemli rollerde bulunmaktadır.
Köylü Onuru olarak çevirisi yapılan, ancak dünyanın hemen her sahnesinde özgün adi Cavalleria Rusticana ile anılan bu eserde, askerden döndüğünde, nişanlısı Lola'nın Alfo'yla evlenmiş olduğunu öğrenen Turiddu'nun, Sartuzza'yı baştan çıkarması, ancak onu bırakıp tekrar Lola'ya dönmesi, yakınan Santuzza'dan bu ihaneti öğrenen Alfio’nun, Turiddu'yu düelloya davet etmesi, annesine veda ederek düelloya giden Turiddu'nun bu çatışmada ölmesi, operanın konusunu oluşturmaktadır.
SMAREGLIA: LA FALENA
Antonio Smarega'nın (1854-1929) ilk kez 1897 de Venedik’te sahnelenmiş olan La Falena operasında, La Falena (Güve-kadın) rolünü Leyla Gencer 1975’te Trieste'de Teatro Verdi'de oynamıştır. Bu temsilin tamamının canlı kaydı bulunmaktadır.
Eserin librettosunu Silvio Benco hazırlamıştır. Antik dönemde Avrupa'da, Atlas Okyanusu sahilinde bir krallıkta geçen operada baş rollerde La Falena (mezzosoprano) ve Kral Stello (tenor) olup, yaşlı bilge Uberto (bariton), kızı Albina (soprano), balıkçı Morio (bas) nispeten önemli rollerdir.
Avdan dönen Kral Stellico, Albina ile yalnız kaldıklarında karşılıklı sevgilerini dile getirirken, ormandan çıkagelen gizemli bir kadın Stello'yu uyutur, kendine esir eder, ormanda ona Umberto'yu öldürür. Stello ve Falena ormandan çıktığında Morio kadından kuşkulanır, gün doğduğunda öleceğinden korkan Falena ormana kaçar, gözden Kaybolur. Umberto'yu öldürdüğünü itiraf eden Stello tahttan feragat eder, Albina onu affetse de Kral kahrından ölür.
CILEA: ADRIANA LECOUVREUR
Francesco Cilea'nin (1856-1950) ilk kez 1902'de sahnelermiş olan Adriana Lecouvreur operasında, başrol Adriana'yı Leyla Gencer 1966'da Napoli'de San Carlo'da oynamıştır. Bu temsilin tamamının canlı kaydı yayınlanmıştır.
Eugène Scribe ve Emest Legouve'nin Adrienne Lecouvreur adi eserini konu alan operanın librettosu Arturo Colaut tarafından hazırlanmıştır. Daha önce, Comédie Française'in ünlü aktrisi Adrienne Lecouvreur'ün (1892-1730) adını taşıyan üç operanin, 1857'de Tommaso Benvenuti, 1858'de Eduardo Vera, 1889'da Ettore Perosio tarafından bestelermiş olması dikkat çekicidir.
Paris'te 1730'da geçen operanın başrolünde Adriana (soprano) olup, tiyatro yönetmeni Michonnet (bariton), başlangıçta kontun görevlisi kisvesinde olan Saksonya Kontu Maurizio (tenor) ve Prenses de Bouillon (mezzosoprano) önemli rollerdir. Prens Bouillon, Chazell keşişi (tenor), Comédie Française oyunculan Jouvenot (soprano), Dangeville (mezzosoprano), Quinault (bas), Poisson (tenor), ilginç rollerdir.
Michonnet'nin Adriana'ya sevgisini açıklaması, fakat karşılık görmeyişi Adriana ile Maurizio'nun birbirlerine aşık olmaları ve Adriana'nın ona bir demet menekşe vermesi, Maurizio’nun önceki sevgilisi Prenses de Bouillon'a bu menekşeleri vererek veda etmesi, Prenses’in sevgisinin Maurizio olduğunu Prens'in anlaması, Maurizio'nun yeni sevgilisinin Adriana olduğunu Prensesin öğrenmesi, Prensesin Maurizio’nun adını kullanarak Adriana'ya zehirli menekşeler gönderip, ölümüne sebep olması, operanın ana çizgilerini oluşturmaktadır.
ZANDONAI: FRANCESCA DA RIMINI
Ricardo Zandonai’nin (1883-1944) ilk kez 1914'te Torino'da sahnelenmiş olan Francesca da Rimini operasında, başrol Francesca'yı Leyla Gencer 1956'da San Francisco Operasında, 1961'de Trieste de Teatro Verdi'de oynamıştır. 1961 tarihindeki temsilin tamamının canlı kaydı bulunmaktadır.
Dante Alighieri'nin L'inferno adi eserinden (13. yüzyıl) esinlenen, Gabriele d'Annunzio'nun Francesca da Rimini (1901) trajedisine dayanan operanın librettosunu Tito Ricordi hazırlamıştır. Pyotr Ilyic Çaykovski'nin de Francesca da Rimini adlı, orkestra için senfonik fantezi türünde bir eseri (1876) vardır.
Papalık taraftarı Guelferie, Germen İmparatorluğu taraftan Ghibellinler çatışmasının gölgesinde, 13. yüzyılda Ravenna ve Rimini'de geçen opera, Guido da Polerte'nin iki kızı ve oğlu ile Malatesta da Verucchio'nun üç oğlunun öne çıktı bir trajedidir. Başrolde Francesca (soprano) olup, Paolo il bello (tenor) ve Giovanni lo sciancato (Giancioto olarak anılır) (bariton) önemli rollerdir. Ganciotto'nun en küçük kardeşi Malatestino dall'occhio (tenor). Francesca'nın nedimesi Biancofiore (soprano), kardeşleri Samaritana (mezzosoprano) ve Ostasio (bas) öne çıkan diğer rollerdir.
Doğuştan engelli Gancio'nun Francesca ile evlendirilmesi istenir Francesca ise onun yakışıklı kardeşi Paolo'yu sevmektedir ve onunla birlikte olmaya başlar. En küçük erkek kardeş Malatesto'nun da Francesca'da gözü vardır. Francesca ona izin vermeyince, Paolo ile olan ilişkiyi Malatest ağabey Gianciotto'ya bildirir. Çifti sabaha karşı birlikte yakalayan Gianciotto ikisini de öldürür.
ROCCA: MONTE IVNOR
Lodovico Rocca'nın ilk kez 1939'da Roma'da sahnelenmiş olan Monte Ivnor (Ivnor Dağı) operasında Edali rolünü Leyla Gencer 1956'da Napoli de San Carlo'da, 1967 de Milano'da RAI'de söylemiştir. 1967 temsilinin canlı kaydı vardır. Aynı kayıttan Non so, non so aryası ayrıca da yayınlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni tehcirini gerçeğinden farklı yansıtan yayınlara, özellikle Franz Werfelin Die vierzig Tage des Musa Dağı kitabına dayanan libretto Cesare Meano tarafından hazırlanmıştır.
Taragadağ Köyünde ve yakınındaki Ivnor dağında geçen operanın başrollerinde, Ermenilerin oturduğu köyün önde gelen isimlerinden Vladimir Kirtatos (bariton), genç kız Edali (soprano), ölürken babasının onu emanet ettiği delikanlı İmar (tenor) bulunmakta, ihtiyar Naike (kontralto), köyün muhtarı Tepurfov (bariton), Vladimir'in çok genç oğlu Danilo (tenor) nispeten önemli rollerde yer almaktadır.
Jandarmanın köyü iki gün içinde boşaltma emri üzerine, köy halkınin Ivnor Dağı’na kaçışı, Imar’ın Edali'ye karşılıksız kalan aşkı, Edali’nin Vladimiri gizlice sevmesi, denizden gelen gemiye Ivnor Dağından kaçıp gitmeyen tek kişi Vladimir'e aşkını son anda açıklaması, Vladimir'in genç kızı Imar'a emanet edip, vuruşarak ölmeyi tercih etmesi operanın konusunu oluşturmaktadır.
Photo: Leyla Gencer in 1975’te Trieste de Teatro Verdi'de oynadığı La Falena operası yoğunçalar kapağı.
PIZZETTI: LO STRANIERO
Ildebrando Pizzetinin (1880-1968) ilk kez 1930'da Roma'da sahnelermiş olan Lo Straniero (Yabano) operasında, Maria rolünü Leyla Gencer 1969'da Napoli’de San Carlo'da oynamış. Bu temsiden bir ses kaydı bilinmemektedir.
Librettosunu da Pizzetti'nin yazdığı operada adsız yabancı (tenor) ve kralın kızı Maria (soprano) başrollerde olup, Patriark Kral (bas) ve Sedeur (barton) nisbeten önemli rollerdir.
Kral, ülkesini kıtlıktan kurtaran yabancıyı ödüllendirmek, kızı Maria ile evlendirmek ister, eşini kaybetmiş olan Sedeur da Maria ile evlenmek istediğinden buna karşı çıkar. Birbirlerini seven Maria ile yabancı ise sonunda Tanrı sevgisinde birleşirler.
PIZZETTI: ASSASINIO NELLA CATTEDRALE
Ildebrando Pizzetinin Assassinio Nella Cattedrale (Katedrale Cinayet) operasının 1 Mart 1968 de Milano'da La Scala'da dünyadaki ilk temsilinde, Leyla Gencer Birinci Korife rolünü oynamıştır. Bu temsilin tamamının canlı kaydı bulunmaktadır. Aynı kayıttan, korolu Neppure oggi, a Natale aryası ayrıca da yayınlanmıştır.
Thomas Steams Eliot'un Murder in the cathedral adlı eserine dayanan operada, Canterbury Başpiskoposu Thomas Becket (basbariton) başrolü oynamakta, Birinci Korife (soprano) önemli bir rolde bulunmaktadır.
12. yüzyılda İngiltere'de geçen operada, sert davranışlarıyla tepki çeken ve birçok düşman edinen Başpiskoposun, daha hoşgörülü davranması, hatta bazı hususlara göz yuması için kendisine dört kişinin ayrı ayrı teklif ve telkinde bulunması, bunları reddeden Başpiskoposun dört şövalye tarafından katedralde öldürülmesi operanın konusunu oluşturmaktadır.
1981'de San Remo'daki Pizzetti'yi anma konserinde, Leyla Gencer Pizzetti'nin Fedra operasından iki arya, S'ode il latrato ve Ah, m'hai udito dea, söylemiştir.
Photo: Leyla Gencer'in 1971'de Roma'da T.dell'Opera'da La Gioconda rolünde.
BAŞKA İTALYAN BESTECİLERİN ESERLERİ
Antonio Vivaldi'nin (1678-1741) Orlando Finto Pazzo (1727) operasından Anderò, volerò aryasını, Vivaldi'nin L'olimpiade (1734) operasından Se cerca, se dice aryasını Leyla Gencer resitallerinde çok kez söylemiş; 1981 Paris resitali kapsamındaki yayınlanmıştır.
Vivaldi'nin Bajazet (1735) operasından, Idaspe'nin Sposa, son disprezzata aryasını, Leyla Gencer 1984'te Bologna ve Napoli'deki konserlerinde, 1985’te Paris radyosunda ve İstanbul'da Aya İrini'deki resitalinde de söylemiştir. France-TV arşivinde programın ses ve görüntü kaydı bulunmaktadır.
Giovanni Battista Pergolesi'nin (1710-1736) L'olimpiade (1735) operasından Se cercă, se dice aryasını Leyla Gencer 1979'da Floransa'daki resitalinde seslendirmiştir,
Leyla Gencer 1982'de Venedik'te La Fenice Karnavalı çerçevesindeki Mozart e le turcherie başlıklı resitalinde, Türkler ve Doğu ülkeleriyle ilgili, sahnelerde hemen hiç oynanmayan birçok operadan; Niccolo Jomelli'nin (1714-1774) La Schiava Liberata (1768) operasından Sfortunato non ritrovo, Antonio Salieri'nin (1750-1825) Axur, re D'ormus (1788) operasından Quest'è bellissima, quest'è novissima, Domenico Cimarosa'nın (1749-1801) I Traci Amanti (1793) operasından La moglie infelice ve Asmulac sclabu, gibi aryaları seslendimiştir. Bu konserin RAI-TV arşivinde görüntü kaydı vardır.
Giovanni Paisiello'nun (1740-1816) La Molinara (1788) operasından Nel cor più non mi sento, Saverio Mercadante'nin (1795-1870) Didone Abbandonato (1823) operasından Addio felici spondi aryalarını 1985'te Paris'teki resitalinde seslendirmiştir, bu resitalin kaydı yayınlanmıştır.
Alfredo Catalani'nin (1854-1893) ilk kez 1892'de sahnelenmiş olan, Ebben ne andrò lontana aryasıyla ün kazanmış bulunan La Wally operasından Wally'nin bu aryası, 1956'da Leyla Gencer'in stüdyoda doldurduğu ilk plakları arasında yer almaktadır. Aynı aryayı 1957'de Milano RAI'deki konserinde de söylemiştir.
SONUÇ
Leyla Gencer, daha önceki yazılarda ele alınmış olan Verdi, Donizetti, Bellini, Rossini ve Puccini dışındaki, diğer on üç İtalyan bestecinin on beş operasında baş soprano rolünde sahneye çıkmıştır. Bunlardan üçünün herhangi bir ses kaydı bilinmemekte, dokuzunun bütününün, üçünün birer aryasının ses kayıtları bulunmaktadır.
KAYNAKÇA
Zeynep ORAL (1992): Tutkunun Romanı: Leyla Gencer, Ankara, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan N.318-13, s. 218
Zeynep ORAL (1994): Leyla Gencer'e Armağan. Ankara, Sevda- Cenap And Vakfı, Onur Ödülü Altın Madalyası Sahipleri Dizisi N.6, s. 176
Ünal ŌZİŞ (2006): Leyla Gencer ve Opera Dünyası, Ankara, Sevda- Cenap And Müzik Vakfı, s. 171
Franca CELLA (ed.) (2007): Leyla Gencer, 50 anni alla Scala, Milano, Teatro alla Scala, s. 176 (+ 2 CD & 1 DVD).
Zeynep ORAL (2008): A Story of Passion. İstanbul, İstanbul Foundation for Culture and Arts, s. 304
Franca CELLA (2008): Per Leyla Gencer. Bergamo, Fondazione Donizetti, s. 24 (+ 1 DVD: Lorenzo Arruga'nın Leyla Gencer ile 1997'deki söyleşisi).
Zeynep ORAL (2008): Tutkunun Romani/Leyla Gencer, İstanbul, Doğan Kitap, Genişletilmiş 10.baskı, s. 280
Zeynep ORAL (ed.) (2009): Leyla Gencer. Ankara, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, N.3178-12, s. 320
Zeynep ORAL (2011): Leyla Gencer-Il canto e la passione. Milano, Mursia, s. 315
Zeynep ORAL (2014): Leyla Gencer. Paris, Bleu Nuit, 320 s. (+1 CD).
Franca CELLA (2018): Leyla Gencer-The Story of a Primadonna. Azzano Sanpaolo, Bolis, s. 522
Evin İLYASOĞLU (2018): Ben Leyla Gencer- La Diva Turca. İstanbul, Borusan & Yapı Kredi, s. 351

