LA DIVA TURCA
DOCUMENTERY WITH ENGLISH SUBTITLES
Operaya adanmış bir hayatın belgeseli: 'Leyla Gencer: La Diva Turca'
ETKİLEYİCİ BİR FİNAL
İTALYA’DA BİR TÜRK
UNUTULMUŞ OPERALARIN KâŞİFİ
CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
Dünya opera sahnelerinin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden Leyla Gencer’in yaşam öyküsü bir belgesele konu oldu.
‘Leyla
Gencer: La Diva Turca’ başlıklı belgeselin metnini ve senaryosunu kaleme alan
Zeynep Oral ile hem belgeselin yapım sürecini hem de Leyla Gencer’i konuştuk.
Oral, ‘Onun en büyük korkusu perde açılmadan önce uçurumun kıyısında durduğu
andı’ diyor.
-Metnini
ve senaryosunu kaleme aldığınız “Leyla Gencer: La Diva Turca” adlı belgeselin
oluşum sürecinden bahsedelim biraz. Nasıl başladı, hangi aşamada dahil oldunuz,
kaç yıl sürdü...?
Bir
yıl önceydi... 2018 Leyla Gencer’in onuncu ölüm yıldönümüydü. İKSV Genel Md.
Görgün Taner aradı. Leyla Gencer için bir belgesel hazırlamak istediklerini
söyledi. Senaryosunu yazar mıydım diye soruyordu. Hiç düşünmeden evet dedim.
Yönetmeni yıllardır İKSV’nin filmlerini hazırlayan Metin Selçuk olacaktı. Saygı
duyduğum, çok beğendiğim bir yönetmen.
-Daha
önce kitabını yazmıştınız...
Evet 1988’de karar vermiştim. Dört yıl boyunca Milano-İstanbul arası gide gele Leyla Hanım’la çalıştım. Anne kız, iki kardeş gibi olmuştuk. 1992’de “Leyla Gencer- Tutkunun Romanı” kitabım ilk kez İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Sonra başka yayınevlerinden sayısız baskı yaptı. Şimdi ALFA Yayınları’nda. Üstelik o sırada yanımda arkamda hiçbir kurum yoktu. Belgesele dönelim: Görgün Taner’in telefonundan bir iki gün sonra (2018 Şubat ayıydı) Görgün Taner, Yeşim Gürer Oymak, Yekta Kara, Ahmet Erenli, Selçuk Metin ve ben buluştuk. Bir iki saat konuştuk. Zaten kitabımın müzik danışmanlığını da Yekta Kara yapmıştı. İlk günden işin içindeydim. O andan sonra Selçuk’la çalışmaya başladık. Selçuk’un titizliği, azmi, özeni olmasaydı, bu belgesel böyle gerçekleşemezdi.
Belgeselin oluşumu
-Elbette
yine sizin kaleme aldığınız “Leyla Gencer: Bir Tutkunun Romanı” adlı kitabınız
en önemli kaynak olarak yanı başınızdaydı. Senaryoyu yazarken başka hangi
kaynaklar vardı elinizin altında?
Selçuk
Metin benim kitabı neredeyse benden daha iyi biliyordu. Ayrıca benim Leyla
Gencer üzerine bir değil 3-4 farklı kitabım var. Hepsinden yararlandım. Kendi
yazdıklarım dışında en büyük kaynak İKSV, Borusan Sanat ve Yapı Kredi Kültür’ün
arşivinde olan fotoğraflardı. İçlerinde ilk kez gün ışığına çıkan fotoğraflar
vardı. Çok önemli bir başka kaynak: Yine senaryosunu ve metnini benim yazdığım
Nebil Özgentürk’ün “Rüzgâra Karşı Yürüyenler” belgeseliydi. Nebil’in belgeseli
için Gencer ile çok geniş kapsamlı, çok ayrıntılı bir röportaj yapmıştım. Nebil
o röportajın bir bölümünü kullanmış, büyük bir bölümünü ise hiç kullanmamıştı.
Ve kullanmadığı o bölümleri saklamış olması bir mucizeydi. Bu yüzden ona
müteşekkiriz. O bölümler bu yeni belgeselde gün ışığına çıktı. Selçuk’la
Napoli, Roma ve Milano’da, 3 kentin sokaklarında ve operalarında geçen yıl
gerçekleştirdiğimiz çekimler, röportajlar da önemli kaynak oluşturdu.
-Genç
kuşaklar adını bilir bilmesine ama onu tam manasıyla tanımazlar diye
düşünüyorum. Sizin kitaptan sonra Leyla Gencer sık sık “Ülkem beni hatırladı”
diyecekti. Belki bir kıyaslama yaparsak, kime benzetebiliriz onu, onun
yıldızlığını, ününü?
Kıyaslama
yapamayız. Eşsizdi. Öncüydü. Örnek oluşturdu. Bir okul oluşturdu. Gençlere yol
açtı. “Ülkem beni hatırladı” sözünü gülerek, ironiyle karışık söylerdi. Sanki
intikam almak ister gibi. Ankara Devlet Operası’ndan kovuluşunun intikamı,
yıllar boyu devletin onu yok saymasının intikamı. Bu sözü söylediğinde içim
acırdı. Gerçek müzikseverler, çağdaş evrensel değerleri benimseyenler onu hiç
unutmamışlardı ki. Bir de şu var: Leyla Gencer zirvedeyken sahneleri bıraktı
ama öğrenci yetiştirmeyi misyon edindi. Hem yurtdışında hem Türkiye’de. Aydın
Gün’le Yapı Kredi öncülüğünde başlayan Leyla Gencer Şan Yarışmaları; önce İKSV
ve şimdi Borusan aracılığıyla sürmekte ve dünya operalarına genç solistler
kazandırmakta.
-Müthiş
bir azim ve tutku öyküsü tabii onun ki. Ayrıca inanılmaz disiplinli,
mükemmeliyetçi ve çalışkan. Onu başarıya ulaştıran etkenler arasında bunlar var
elbette ama Leyla Gencer’i başka hangi özellikleriyle tanımlayabiliriz sizce?
Yazdığım kitapta da bu belgesel filmde de onu farklı kılan özelliklerini anlatmaya çalıştık. Sadece büyük sanatçıyı, divayı değil, insan olarak kişiliğiyle anlatmaya çalıştık. Zekiydi. Çok akıllıydı. Azimliydi. Dik başlıydı. Risk almayı seviyordu. Cömertti. Sevdiklerine, çevresine, öğrencilere, dostlarına, seyircisine, dinleyicisine hep verdi. Kendini hiç sakınmadı. Çok bilgili ve kültürlüydü... Farklı kültürleri özümsemişti. Doğu ve Batı’nın senteziydi. Komikti. Gülmeyi, eğlenmeyi seviyordu. Zor bir insandı da inatçıydı, kaprisliydi çünkü mükemmeliyetçiydi. Hep her şeyin en mükemmelini isterdi. Yanlışı kolay affetmezdi. Pespayelikten hoşlanmazdı.
‘Türk olmak onun için çok önemliydi’
-Polonya
asıllı bir anneyle Türk bir babanın kızı olarak İtalya’da büyük bir ün
kazanıyor ama Türklüğünden hiç vazgeçmiyor. Onun bu vatan sevgisini neye
bağlıyorsunuz? İstediği ülkenin vatandaşlığına geçebilir ve belki çok da rahat
ederdi, değil mi?
Aklının ucundan bile geçmedi farklı bir vatandaşlık almak. Köklerine çok bağlıydı. ‘Memleketim der’ başka şey demezdi. İtalya da dikensiz gül bahçesi değildi. Önceleri çok baskı gördü. Gelin, sizin adınızı değiştirelim. Size bir İtalyan ad verelim. Önünüzde uzun bir yol var; İtalyan vatandaşı olursanız, önünüzde kapılar açılır, vb... Bütün bunlar dendi. O hep “Hayır” dedi. Benim adım Leyla, Leyla Gencer. Hep hayır dedi. Benim ailem Safranbolulu. Benim köklerim Anadolu’da. Ben Türküm. Her zaman, son gününe dek tek pasaportu oldu. Türk pasaportu.
Sahnede yaşamak
-La
Diva Turca gibi görkemli bir isimle anılmak kolay olmasa gerek. Bu ismi
kazanmak için hangi zorluklara göğüs germişti Leyla Hanım?
Bir
rolden ötekine, ünü arttıkça, cenneti ve cehennemi yaşıyordu. Cenneti,
aryalarda dostluklarda, hayranlarının yüreklerinde yaşadı. Cehennemi,
kıskançlıklarda, önüne çıkan engellerde ve tehditlerde. İmzasız mektuplar
alıyordu. Gazetelerden kesilmiş harflerle: “Norma’yı oynarsan öldürüleceksin”
yazılı mektuplar. Hepsine güldü geçti. Onun asıl cehennemi büyük korkusuydu.
Perde açılmadan önce, uçurumun tam kıyısında durduğu an. Yapamayacağım.
Olmayacak. Bu kez mahvoldum. Bu son. İşte her şey bitti. Zaten sesim de
çıkmıyor. O büyük korkudan stresten kurtulmanın tek yolu, kendini uçuruma
bırakmak, sahneye çıkıp şarkı söylemekti.
Gencer’in adı zorlukları aşmamıza yetti
-İtalya çekimleri nasıldı? O süreçte
karşılaştığınız güçlükler? Olumlu olumsuz koşullar nelerdi?
İtalya’da 3 kentte çok kısa sürede çok
çekim yapmak zorundaydık. En büyük zorluk, opera yapılarının hep çok dolu
olmasıydı. San Carlo’da çekim yaparken bir yandan Aida provaları sürüyordu.
Scala’da çekim yaparken turistler opera turu yapıyordu. Bebek ağlamaları, çekiç
sesleri arasında çekim yapmak durumundaydık. Gencer’in ilk sahneye çıktığı
Napoli’deki Arena Flagrea artık özel sektöre verilmiş ve kapalıydı.
Açtıramadık. Orayı “drone” ile çekti Selçuk. Bize tek yardımcı olan Leyla
Gencer adıydı. Büyülü, tılsımlı bir değnek gibi. Kimden görüş istesek, hemen
elbet diyordu. Bütün o maestrolar, ünlü opera yönetmenleriyle o sayede röportaj
yapabildik. Üstelik yaptığımız röportajların büyük bölümünü de kullanamadık.
Belgeseli Halit Ergenç’in seslendirmesi bence çok etkileyici oldu. Ayrıca
sesleriyle katılan Selçuk Yöntem, Bergüzar Korel, Mehmet Günsür’ün de
katkılarını da unutmamak gerek.
Leyla Gencer anısına belgesel
Dün – Bugün – Yarın
İzmir
Festivalinde Leyla Gencer
İzmir
Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'nın Uluslararası İzmir Festivali
bu yıl 33 yaşında. Gülsin Onay'ın Chopin Akşamıyla açıldı ve o da tıpkı
İstanbul festivali gibi Şanghay Filarmoni Orkestrası ve Fazıl Say konseriyle 1
temmuzda sona erecek.
Başlangıçla
bitiş arasında, geçen hafta içinde bir akşam, yönetmenliğini Selçuk
Metin'in yaptığı metinlerini benim yazdığım Leyla Gencer
Belgeseli gösterildi.
Selçuk
Metin'le birlikte katıldık, gösterim öncesi kısa birer konuşma yaptık,
gösterimden sonra da izleyicilerin sorularını yanıtladık.
Çocukluğumda
Elhambra Sineması olan o tarihi bina şimdi Elhambra Operası'ydı. Hem salon hem
balkon doluydu. Ve gençler, bu film neden bütün kentlerimizde, bütün
konservatuarlarda gösterilmez diye adeta hesap soruyordu.
Dayanamayıp
içlerinden birine "Neden her yerde gösterilsin istiyorsun ki?" diye
sordum (Elbet sahneden indikten sonraydı...)
Ne
yanıt verdi biliyor musunuz: "Aydınlık, karanlığı yensin diye!"
Gece
ne denli karanlık olsana, sabah mutlak güneş doğar yavrum.
Büyük yıldızla tanışma ve çalışma fırsatı bulmuş sanatçılarla yapılan söyleşiler aracılığıyla onu daha yakından tanıma fırsatı sunan “Leyla Gencer:La Diva Turca” belgeselinin yapımcılığını, Leyla Gencer Arşivi’ni de bünyesinde bulunduran İKSV, yönetmenliğini ise Selçuk Metin üstleniyor. Belgeselin metni ve senaryosunda gazeteci ve yazar Zeynep Oral’ın imzası bulunuyor. Türkiye Devlet Hastaneleri ve Hastalara Yardım Vakfı (HASVAK) Bursa Şubesi’nin ev sahipliğindeki belgesel gösterimi Podyum Sanat Mahal’de yapıldı.
ACADEMIE DE STRASBOURG
Cinéma de Turquie à Strasbourg
11 décembre 2019 au 14 janvier 2020, le cinéma Odyssée Strasbourg propose de (re)découvrir quelques œuvres majeures…
Projection-débat : “Leyla Gencer : La Diva Turc” – Cinéma Turc
Leyla Gencer : La Diva Turca
De Selçuk Metin
Turquie – 2019 – 1h25 – VOST
La fondation stambouliote pour la culture et les arts a commémoré en 2018 l’une des plus grandes chanteuses d’opéra du 20ème siècle, Leyla Gencer, à l’occasion 10ème anniversaire de sa mort, avec la 9ème édition de la compétition vocale Layla Gencer et une exposition intitulée « Primadonna et Solitude ». Cette année, sa mémoire sera perpétuée par un documentaire produit par IKSV, qui détient les archives Leyla Gencer. Leyla Gencer : La Diva Turca présente des interviews avec des connaissances de la chanteuse, de même qu’avec son cercle d’amis les plus intimes. Les interviews ont été conduites durant toute l’année 2018 à Milan, Rome, Naples et Istanbul.
Du 11 décembre 2019 au 14 janvier 2020, le
Cinéma Odyssée Strasbourg propose de (re)découvrir quelques
œuvres majeures du cinéma turc avec, entre autres, la projection de
"Miracle dans la cellule" et de "Sibel".
Le Cinéma Odyssée Strasbourg vous propose de (re)découvrir quelques œuvres majeures du cinéma turc.
Strasbourg'da bir akşam
Odyseé
sineması
Türkiye’den
bir isteğiniz var mı, gelirken ne getireyim diye sordum telefonda...
Karşımdaki
ses ciddi ciddi: “Türkiye’den tek isteğim var, laik ve demokratik bir
devrim...” diye yanıtladı. Böylelikle Strasburg’da nasıl bir insanla
karşılaşacağımı biraz anlamış oldum.
Faruk
Günaltay’dan söz ediyorum... Avrupa’nın göbeğinde, “Avrupa’nın Başkenti”
sayılan bir kentte, kültür bakanlarının yapması gerekenleri, kendi ekibiyle
yapmayı yıllardır sürdüren insandan!
Ne
zamandır duyardım, Nilgün Cerrahoğlu’nun güzelim yazılarından izlerdim,
dünyadaki ilk “Türk Sinema Günleri”nin Strasburg’da Faruk Günaltay tarafından
düzenlendiğini...
Bu
yıl 31. kez gerçekleşiyor. Yapımını İKSV’nin üstlendiği, Leyla
Gencer belgeselimiz bu yılki “Türk Sinema Günleri”ne davet edilince,
yönetmen Selçuk Metin’le birlikte soluğu Strasburg’da aldık. Önce kısa bir
kısa bir anımsatma: Sinema tutkunu, büyüdüğü Strasburg’da sinema eğitimi alan,
sinema dergileri çıkaran, uzun yıllar Avrupa Konseyi Sinema Fonu Eurimages’ın
Türkiye temsilcisi olarak sinemamıza katkıda bulunan ve en önemlisi “Amerikan
sinemasına değil; Amerikan Sineması hegemonyasına karşı olan” Günaltay, sadece
Türk filmleri günleri düzenlemiyor. Avrupa filmlerine öncelik tanımakla
başlayan etkinliklere Uzak Asya ülkelerinden, Latin Amerika’ya, dünyadaki
farklı kültürleri buluşturuyor. Bir değil birkaç kültür bakanının işlevini
görüyor demem boşuna değil.
Asırlık
mucize
Filmimizin
gösterileceği Odyssée Sineması bir mücevher. Mimari ve tarihi mücevher.
Dünyadaki en eski ve hâlâ ayakta duran 6 sinemadan biri. (Ötekiler: Londra ve
Brighton; Madrid, Saraybosna ve St. Petersburg’da) 1913’te inşa edilmiş, ilk
film gösterimi 1914’te. Bu tarihten önce (1907’den beri) filmler birahanelerde,
sirklerde ve randevuevlerinde gösteriliyor.
Tarih
boyunca Almanlarla Fransızlar arasında gidip gelen Alsace bölgesinde bu
mücevher sinema binası Almanlar tarafından Berlin Alexanderplatz’daki
tiyatronun eşi olarak yapılmış. Adı da UT, yani Union Theater. 1. Dünya Savaşı
bitince yeniden açılıyor. 2. Dünya Savaşı’nda kapanıyor. Nazi işgalinde
“Soldaten Kino” SS’lerin sineması oluyor. Savaş sonunda, yalnız sinema değil,
tüm yapılar yine Fransızların... Sinemayı belediye sahipleniyor. Çok perdeli
sinemalar yaygınlaşınca, kapitalist düzene yenik düşüp 1986’da kapatılıyor. Ve
işte Faruk Günaltay sahneye giriyor. Sosyalist belediye, kültürleri
buluşturacak, ırkçılığa, ayırımcılığa son verecek projeyi destekliyor.
O
gün bugün bir kültür merkezi işlevi gören sinemanın direktörü Faruk Günaltay.
İlk iş sinemanın adını değiştiriyor. Jean Luc Godard’ın “Nefret”
filminde Fritz Lang, “Odysée” adlı hayali bir film çevirir... İşte bu iki
ustaya saygı olarak sinemanın adı “Odysée” oluyor.
Seyircinin
çoğu Fransız
Asırlık
mucize diye de adlandırılan sinemadan içeri girince salona hayran olmamak
imkânsız. Sırma süslemeli sütunları, pırıl pırıl sahne ağzı, kırmızı kadife
perdesi, kırmızı kadife koltukları, görkemli balkonu ve merdivenleri, kubbeli
süslü püslü tavanıyla göz alıcı...
Leyla
Gencer belgeselini izlemeye gelenlerin çoğunluğu Fransızlardı. Oysa Strasburg
Türklerin Fransa’da en yoğun olduğu kentlerinden biri. Ama onlar ya Noel alışverişinde
ya tatilde ya da resmi temsilciler bu sinemanın muhalif tutumundan rahatsız.
Çünkü bu sinemanın bir özelliği de insan haklarına, düşünce ve ifade
özgürlüğüne öncelik vermesi!
Seyircinin
çoğunun Fransız olmasına şaşmıyorum. Çünkü burası, sadece Avrupa Konseyi,
Avrupa Parlamentosu, İnsan Hakları Mahkemesi ve daha nice uluslararası
kuruluşun merkezi değil, sanat ve kültür kenti aynı zamanda.
Strasburg
bir masal kent. Harika korunmuş. Zavallıların (!) bir gökdeleni, bir AVM’si
yok. 450 bin nüfusluk kentte devlet opera ve balesi, devlet tiyatrosu, iki
şehir tiyatrosu var. Yıllık bütçesinin yüzde 27’si kültür ve sanata
ayrılıyor. Guttenberg, matbaayı burada keşfetmiş... 50 bin öğrencilik
üniversitesiyle, 1945’ten bu yana tıp, kimya, fen ve ekonomi dallarında 5 Nobel
kazanmış.
Gösterimden sonra Selçuk Metin’le birlikte soruları yanıtlıyoruz. Ve Türkiye’nin aydınlık, çağdaş, evrensel yüzünü paylaşabildiğimiz için bir kez daha Leyla Gencer’e, minnet duygularımızı iletiyoruz. Teşekkürler Faruk Günaltay! İyi ki varsın!
REVISTA DE MUSICA VOCAL
Vozes, memória e esquecimento:
Paulo M. Kühl
ENSAIO
Enviado: 20.09.2023
RESUMO: O
presente ensaio aborda dados sobre a representatividade de cantoras de óperas
que atuaram no Rio de Janeiro do século XIX a partir de informações fornecidas
pela imprensa carioca. A divulgação de informações do período supracitado
contribuiu para fixar nomes de artistas estrangeiros que se apresentaram no
Brasil de modo a favorecer, inclusive, o comércio local, com a venda de cartes
de visites e partituras. Historicamente, nota-se, após a chegada desses
artistas, uma sequência bifurcada: ou um desapontamento, seguido por lamúrias e
debates nos jornais; ou o sucesso, às vezes gigantesco, levando a atitudes
exacerbadas que não deixavam de chamar a atenção da imprensa.
PALAVRAS-CHAVE: Cantoras de ópera no Rio de Janeiro do séc. XIX. Ópera no Brasil. Imprensa no Brasil do séc. XIX.
Voices, memory and oblivion: About opera singers in 19th century Rio de Janeiro
ABSTRACT: This
essay addresses data on the representation of opera singers who performed in
Rio de Janeiro in the 19th century based on information provided by the Rio
press. The dissemination of information from the aforementioned period
contributed to establishing the names of foreign artists who performed in
Brazil in order to also favor local commerce, with the sale of cartes de
visites and sheet music. Historically, after the arrival of these artists,
there was a bifurcated sequence: either disappointment, followed by complaints
and debates in the newspapers; or the success, sometimes gigantic, leading to
exacerbated attitudes that never failed to attract the attention of the press. KEYWORDS:
Opera divas in Rio de Janeiro in the 19th century. Opera in Brazil. Brazilian
press in the 19th century.
XIX no Rio de Janeiro conhecida até o momento, é uma
exceção18. Além dos retratos, é constante a publicação de anúncios de trechos
das óperas, adaptados para instrumentos (canto e piano, piano, piano com algum
outro instrumento), de modo a permitir que as pessoas levassem para casa um
pouco do que era apresentado nos
teatros. Claro que podemos entender o uso do nome de cantoras nas partituras
como um chamariz, uma tentativa de associar a venda da partitura a uma
experiência específico, sendo assim um recurso comercial. Ao mesmo tempo
deve-se entender que o recurso só existe porque, de algum modo, as pessoas se
interessavam pelas cantoras. Publicações como Ó mio Fernando, grande e linda
cavatina da ópera A Favorita, em que tem de estrear a célebre Mme Stolz [sic]
no Teatro Provisório, para piano e canto, tal qual se acha na partitura [...] A
mesma cavatina, arranjada para piano só pelo maestro Truzzi, ou Rosina Stoltz: quadrilha
de contradanças da Favorita, ou O trovador: 2a. quadrilha para piano...: dedicada
à eximia. cantora Mme. Charton, ou ainda, Os encantos da Charton: Valsa para piano
(1854) são exemplos de como o mundo editorial de música se mobilizava com a vinda
de determinadas pessoas. Se o objetivo era vender partituras, neste caso, a associação
a determinados nomes só acontecia porque de fato existia algum apelo.
Lembro aqui um exemplo que nos ajudará a pensar a
questão da efemeridade
das vozes. O filme Leyla Gencer: La diva turca é um documentário sobre a grande cantora, de autoria de Selçuk Metin e lançado em 2019. O filme mostra vários episódios da vida e da carreira da cantora, mas o que me interessa destacar aqui são dois momentos em particular. Logo no início, ouvimos a conhecida ária Addio, del passato, do terceiro ato da Traviata de Verdi, na voz da cantora, com uma paisagem da costa da Turquia. O efeito esperado é de certo saudosismo, já que o filme foi realizado para celebrar os dez anos do falecimento de Gencer, ocorrido em 2008. De certo modo, os significados da ária, sobretudo da despedida, são transpostos para a vida da cantora, para suas realizações e, é claro, para sua voz. A narração inicial do filme pede um minuto de silêncio para a grande diva que se foi, conferindo um tom sentimental para tudo o que virá a seguir. O filme é um grande tributo à cantora, assim como o eram os poemas escritos em homenagem no século XIX, só que desta vez disfarçado na forma de documentário. Mas o que mais me interessa é aquilo mostrado na apresentação dos ...
... créditos (METIN, 1:19:38): do lado esquerdo da tela, a cantora sentada em um palco, diante da plateia de um seminário em Istambul em 1999, ouvindo a gravação do final da Norma, de 1965. Ao ouvir, mais de trinta anos depois, sua própria voz gravada, nota-se claramente em Gencer uma sequência de emoções, sobretudo através de seu rosto, que se vai transformando, das lágrimas que vão escorrendo e de alguns movimentos corporais, indicando o grande turbilhão por que estava passando. A súplica de Norma, pedindo que seus filhos sejam poupados, no momento da apoteose da ópera, ganha talvez novos significados no filme, já que o diretor cria, na combinação da cantora ouvindo sua própria voz do passado, mais um momento em que se torna clara a efemeridade das grandes realizações e o caráter passageiro das vozes, mesmo quando registradas.
Com isso, percebe-se o esforço gigantesco para guardar certas memórias relativas às vozes e às experiências dos espetáculos, tanto no domínio mais propriamente sonoro e musical, como também no aspecto visual. Esse esforço parece acompanhar o próprio passado da ópera e, talvez, da música em geral, e talvez ainda seja cedo para dizer se no Rio de Janeiro do século XIX haveria especificidades com relação a outros lugares. No fundo, nas viagens do repertório e das pessoas envolvidas com as produções de ópera, vários outros elementos também circulavam, como os modos de percepção e de apreciação, assim como o culto de certas personalidades. Mas desde cedo havia a sensação de que as vozes, mesmo as melhores, passariam, junto com a certeza de que outras viriam, cada qual para seu tempo, como um eco constante do aforisma de Hipócrates, citado posteriormente por Sêneca, e que tanta fortuna teve na cultura ocidental: breve é a vida, longa é a arte.
- Livros
MACEDO, Joaquim Manoel de. O moço loiro. Rio de Janeiro: Carlos Haring, 1845.
MACEDO, Joaquim Manoel de. A nebulosa. Rio de Janeiro: J. Villeneuve, 1857.
MACHADO DE ASSIS. Obras Completas. Rio de Janeiro: Nova Aguilar, 1985.
SIMONI, LUÍS VICENTE DE. Dicionário Histórico-Biográfico das Ciências da Saúde no
Brasil (1832-1970). Capturado em 20 out. 2023. Online. Disponível na internet
https://dichistoriasaude.coc.fiocruz.br/dicionario.
- Artigos em Periódicos
ALMEIDA, Anita. C. Lima de. Medicina em versos no Rio de Janeiro oitocentista: os escritos de Luís Vicente de Simoni. In: Revista Brasileira de História da Ciência, Rio de Janeiro, v. 6, n. 2, p. 267-282 jul | p. 267-282, 2013.
ARAÚJO PORTO-ALEGRE, M. de. Ideias sobre a Música. In: Nitheroy, Revista Brasiliense.
Paris: Dauvin et Fontaine, t. 1, p. 160-183, 1836.
DIAS, Elaine. O retrato de Anna de La Grange como Norma, de Louis-Auguste Moreaux a retratística teatral e a circulação de modelos no Brasil do século XIX. In: Revista do Instituto de Estudos Brasileiros, (73), p. 170-193, 2019.
https://doi.org/10.11606/issn.2316-901X.v0i73p170-193
GLIXON, Beth L. More on the Life and Death of Barbara Strozzi. In: The Musical Quarterly, Vol. 83, No. 1, p. 134-141, 1999.
GLIXON, Beth L. New Light on the Life and Career of Barbara Strozzi. In: The Musical Quarterly, Vol. 81, No. 2, p. 311-335, 1997.
JACKSON, K. D. Machado musical. Notas sobre música e escrita. In: Machado de Assis em Linha 12 (26), Abril 2019.
KÜHL, Paulo M. Construindo a ópera nacional: A Marília de Itamaracá de L. V. De-Simoni.
In: Resonancias, vol. 20, n°39, julio-noviembre 2016, p. 113-135. DOI:
10.7764/res.2016.39.6
PENA, Martins. Folhetins A Semana lírica. Rio de Janeiro: Ministério da Educação e Cultura, Instituto Nacional do Livro, 1965.
RUTHERFORD, Susan. The prima donna and opera, 1815-1930. Cambridge [Inglaterra]: Cambridge University Press, 2006.
- Dissertação
HEISE, Pedro F. A introdução de Dante no Brasil: o Ramalhete poético do parnaso italiano de Luiz Vicente De Simoni. 2007. 102 f. Dissertação (Mestrado) - Faculdade de Filosofia, Letras e Ciências Humanas, Universidade de São Paulo, São Paulo, 2007
- Libreto
SACRATI, Francesco; STROZZI, Giulio. La Finta Pazza. Veneza: Per Gio. Battista Surian, 1641. Disponível: https://www.loc.gov/item/2010666182/ Último acesso: 18 de
- Vídeo
METIN, Selçuk. Leyla Gencer: La Diva Turca, 2019. Disponível em:









