2019 IFCA [Documentary]

LA DIVA TURCA

A SPECIAL DOCUMENTARY FOR LEYLA GENCER   
Istanbul Foundation for Culture and Arts [2019] 

The sole safeguard to the Leyla Gencer archives, the Istanbul Foundation for Culture and Arts (İKSV), is producing a Leyla Gencer documentary with a view to giving more insight to the life and art of the great diva on the 10th anniversary of her death. The documentary, benefiting from the archives in the İKSV as well as from interviews with people who knew her in person, has Zeynep Oral as the scriptwriter, Ahmet Erenli and Yekta Kara as consultants, and it is directed by Selçuk Metin.

Shot in Milan and Istanbul and planned to be shown in December, the documentary includes exclusive interviews with public figures who found an opportunity to work with Leyla Gencer. The names to be involved in the documentary include musicologist and critic Lorenzo Arruga, author Franca Cella, founder of Accademia Teatro alla Scala Carlo Fontana, general manager of Teatro di San Carlo Rossana Purcha, director Ferzan Özpetek, the art director of Sferisto Opera and decorator who worked with Leyla Gencer in her operas for many years Pier Luigi Pizzi, president of this year’s competition jury Renato Bruson, participants of Leyla Gencer Voice Competitions Simge Büyükedes and Asude Karayavuz, winner of the 2006 Leyla Gencer Voice Competition, soprano Nino Machaidze, General Director of Borusan Sanat Ahmet Erenli, General Director of İKSV Görgün Taner, curator of Leyla Gencer: Primadonna and Solitude exhibition Yekta Kara, and Manager of Music Department of Accademia Teatro alla Scala Daniele Borniquez.

SELCUK METIN director
ZEYNEP ORAL text

Première: 23 January 2019, Wednesday with English Subtitles

Halit Ergenç narrator
Gökhan Turnalı cinematographer

Selçuk Yöntem voice actor
Mehmet Günsur voice actor
Bergüzar Korel voice actor
Senan Kara voice actor
Ümit Belen voice actor
Secan Yener voice actor
Berk Avcı voice actor
Mehmet Zorlu voice actor

Leyla Gencer Interview Records are from Rüzgara Karşı Yürüyenler documentary

Sercan Öztürk colorist

Tuncar Paksoy visual effects
Erdem Kayhan visual effects

Sedar Öngören supervising sound mixer
Serkan Köseoğlu dubbing mixer
Berdan Deveci sound mix assistant

Mert Özer voice recording
Kerem Aksoy voice recording
Serkan Köseoğlu voice recording

Kail Kulaksız directory assistant
Ebru Gümrükçüoğlu directory assistant

Ful Duran coordination
Bengisu Çağlayan coordination
Esra Çankara coordination

Nermin Saatçioğlu subtitles

Production
Istanbul Foundation for Culture and Arts
2019

Selçuk Metin, Director






DOCUMENTERY WITH ENGLISH SUBTITLES


Documentary Excerpt                     

İSTANBUL FOUNDATION FOR CULTURE ARTS

2018.09.03

UNKNOWN NEWSPAPER
2019 January  

UNKNOWN NEWSPAPER
2019 January

WOMEN TV
2019 January

EVRENSEL DAILY NEWSPAPER
2019.01.25
ÖZLEM ERTAN

Operaya adanmış bir hayatın belgeseli: 'Leyla Gencer: La Diva Turca'
 
Özlem Ertan, 20. yüzyılın en büyük opera sanatçılarından Leyla Gencer’i anlatan ‘Leyla Gencer: La Diva Turca’ belgeselini yazdı.
 
Bazı insanlar unutulmazdır. Bunlar öyle özel, farklı insanlardır ki bu dünyaya ait olmadıklarını düşünürsünüz. Sıradan değillerdir her şeyden evvel. Hayatın rutin akışına baş kaldıran tutkuları, amaçları, özlemleri vardır. Büyük düşünürler, duyguları yüreklerine sığmayacak kadar yoğundur. Hayatlarına dokundukları herkeste silinmesi imkânsız izler bırakırlar. Yirminci yüzyılın en önemli sopranolarından Leyla Gencer de böyleydi. Geniş, renkli, envaiçeşit duyguyu içinde barındıran, hayatın anlamını devasa bir sözlük gibi ortaya koyan sesiyle herkesi büyülerdi.
 
ETKİLEYİCİ BİR FİNAL
 
2018, Leyla Gencer’in onuncu ölüm yıl dönümüydü. Bu vesile ile İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen etkinliklerin sonuncusu ise 2019’a uzanan Leyla Gencer belgeseli oldu. Selçuk Metin’in yönettiği, metin ve senaryosunu Zeynep Oral’ın kaleme aldığı, Usta Aktör Halit Ergenç’in seslendirdiği ‘Leyla Gencer: La Diva Turca’ belgeselinin galası 23 Ocak Çarşamba akşamı yapıldı.
 
Belgeselde onu yakından tanıyan, hayatında rol oynamış insanların ve yetiştirdiği sanatçıların görüşlerine yer verilmişti. Leyla Gencer ile yapılmış bazı röportajlar da eklenmişti filme. Bazıları daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflar kullanılmıştı. Başta Milano’daki La Scala olmak üzere sanatçının yaşamında etkili olan sahnelerde çekimler yapılmıştı. Müziğin, Leyla Gencer’in o unutulmaz sesinin eşlik ettiği belgeselin finali ise tüm salonu duygulandıracak, hatta ağlatacak kadar vurucuydu.
 
İTALYA’DA BİR TÜRK
 
1928’de Polonyalı bir anneyle Bektaşi bir babanın kızı olarak İstanbul’da doğan Leyla Gencer gerçekten de çok özel bir sanatçıydı. Onu dünyanın en önemli opera sahnelerine taşıyan ise azmi, yeteneği, mesleğine duyduğu aşk ve durmak bilmeden çalışmasıydı. 1950’li yılların başında, Ankara Operasında Pietro Mascagni’nin ‘Cavalleria Rusticana’ ve Giacomo Puccini’nin ‘Tosca’ operalarında başrol oynayan sanatçının 1953 yılında, İtalya ile Türkiye arasındaki kültür anlaşmasına dayanarak RAI radyosunda verdiği konser, İtalya’daki sanatseverlerin onunla ilk karşılaşmasıydı. Sonrası, kentler hatta ülkeler aşan bir nehrin, karşısına dikilen en güç engelleri aşarak yatağında akması gibiydi. Leyla Gencer 1950’li, 60’lı yılların Avrupası’nda üstelik de karşısında Maria Callas ve Joan Sutherland gibi rakipler varken, La Scala, La Fenice gibi en önemli sahnelerde başrol oynadı ve 20’nci yüzyılın en önemli primadonnalarından biri olarak hafızalara kazındı.
 
UNUTULMUŞ OPERALARIN KâŞİFİ
 
Leyla Gencer’in opera sanatına en önemli katkılarından biri de bestelendikleri dönemde oynanan, ancak sonra unutulan operaları, tozlu raflardan çekip alarak repertuvara kazandırması olmuştu. Gaetano Donizetti’nin ‘Roberto Devereux’, Giuseppe Verdi’nin ‘Jerusalem’ ve ‘La Battaglia di Legnano’, Gioacchino Rossini’nin ‘Elisabetta Regina d’Inghilterra’ adlı eserleri yüzlerce yıl süren bir unutuluş döneminin ardından Leyla Gencer’in yorumuyla yeniden doğdu.

Oynadığı karakterlere sadece sesiyle değil, yorumu ve oyun gücüyle de hayat veren Leyla Gencer, yetmişten fazla operada başrol oynadı.  
 
Bu başarıların bir bedeli olacaktı elbette. Leyla Gencer de bedeller ödedi, fedakarlıkta bulundu. Uzun süreler çok sevdiği eşinden ayrı kaldı, onu müzikten uzaklaştırır düşüncesiyle çocuk sahibi olmadı. Sürekli araştırdı, okudu, çalıştı, söyledi. Solistlik kariyerini sonlandırdıktan sonra genç opera sanatçılarını eğitti, onlara bilgilerini, tecrübelerini aktardı.
 
Onunki operaya, sanata adanmış bir ömürdü. ‘Leyla Gencer: La Diva Turca’ belgeseli bu ömrün güzel bir özeti. Umarım bu belgesel gösterime girer ve DVD olarak yayımlanır. Çünkü Leyla Gencer’in yaşam öyküsü sadece opera sanatçıları için değil, herkes için ilham verici.
 
https://www.evrensel.net/haber/371918/operaya-adanmis-bir-hayatin-belgeseli-leyla-gencer-la-diva-turca

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2019.01.25

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER

2019.01.26
EMRAH KOLUKISA

Leyla Gencer’in yaşam öyküsü bir belgesele konu oldu: ‘Korkularından sahnede kurtuldu’

Dünya opera sahnelerinin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden Leyla Gencer’in yaşam öyküsü bir belgesele konu oldu.

↑ Zeynep Oral, 1991’de Leyla Gencer’le bir arada.

‘Leyla Gencer: La Diva Turca’ başlıklı belgeselin metnini ve senaryosunu kaleme alan Zeynep Oral ile hem belgeselin yapım sürecini hem de Leyla Gencer’i konuştuk. Oral, ‘Onun en büyük korkusu perde açılmadan önce uçurumun kıyısında durduğu andı’ diyor.

-Metnini ve senaryosunu kaleme aldığınız “Leyla Gencer: La Diva Turca” adlı belgeselin oluşum sürecinden bahsedelim biraz. Nasıl başladı, hangi aşamada dahil oldunuz, kaç yıl sürdü...?

Bir yıl önceydi... 2018 Leyla Gencer’in onuncu ölüm yıldönümüydü. İKSV Genel Md. Görgün Taner aradı. Leyla Gencer için bir belgesel hazırlamak istediklerini söyledi. Senaryosunu yazar mıydım diye soruyordu. Hiç düşünmeden evet dedim. Yönetmeni yıllardır İKSV’nin filmlerini hazırlayan Metin Selçuk olacaktı. Saygı duyduğum, çok beğendiğim bir yönetmen.

-Daha önce kitabını yazmıştınız...

Evet 1988’de karar vermiştim. Dört yıl boyunca Milano-İstanbul arası gide gele Leyla Hanım’la çalıştım. Anne kız, iki kardeş gibi olmuştuk. 1992’de “Leyla Gencer- Tutkunun Romanı” kitabım ilk kez İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Sonra başka yayınevlerinden sayısız baskı yaptı. Şimdi ALFA Yayınları’nda. Üstelik o sırada yanımda arkamda hiçbir kurum yoktu. Belgesele dönelim: Görgün Taner’in telefonundan bir iki gün sonra (2018 Şubat ayıydı) Görgün Taner, Yeşim Gürer Oymak, Yekta Kara, Ahmet Erenli, Selçuk Metin ve ben buluştuk. Bir iki saat konuştuk. Zaten kitabımın müzik danışmanlığını da Yekta Kara yapmıştı. İlk günden işin içindeydim. O andan sonra Selçuk’la çalışmaya başladık. Selçuk’un titizliği, azmi, özeni olmasaydı, bu belgesel böyle gerçekleşemezdi.

Belgeselin oluşumu

-Elbette yine sizin kaleme aldığınız “Leyla Gencer: Bir Tutkunun Romanı” adlı kitabınız en önemli kaynak olarak yanı başınızdaydı. Senaryoyu yazarken başka hangi kaynaklar vardı elinizin altında?

Selçuk Metin benim kitabı neredeyse benden daha iyi biliyordu. Ayrıca benim Leyla Gencer üzerine bir değil 3-4 farklı kitabım var. Hepsinden yararlandım. Kendi yazdıklarım dışında en büyük kaynak İKSV, Borusan Sanat ve Yapı Kredi Kültür’ün arşivinde olan fotoğraflardı. İçlerinde ilk kez gün ışığına çıkan fotoğraflar vardı. Çok önemli bir başka kaynak: Yine senaryosunu ve metnini benim yazdığım Nebil Özgentürk’ün “Rüzgâra Karşı Yürüyenler” belgeseliydi. Nebil’in belgeseli için Gencer ile çok geniş kapsamlı, çok ayrıntılı bir röportaj yapmıştım. Nebil o röportajın bir bölümünü kullanmış, büyük bir bölümünü ise hiç kullanmamıştı. Ve kullanmadığı o bölümleri saklamış olması bir mucizeydi. Bu yüzden ona müteşekkiriz. O bölümler bu yeni belgeselde gün ışığına çıktı. Selçuk’la Napoli, Roma ve Milano’da, 3 kentin sokaklarında ve operalarında geçen yıl gerçekleştirdiğimiz çekimler, röportajlar da önemli kaynak oluşturdu. 

-Genç kuşaklar adını bilir bilmesine ama onu tam manasıyla tanımazlar diye düşünüyorum. Sizin kitaptan sonra Leyla Gencer sık sık “Ülkem beni hatırladı” diyecekti. Belki bir kıyaslama yaparsak, kime benzetebiliriz onu, onun yıldızlığını, ününü?

Kıyaslama yapamayız. Eşsizdi. Öncüydü. Örnek oluşturdu. Bir okul oluşturdu. Gençlere yol açtı. “Ülkem beni hatırladı” sözünü gülerek, ironiyle karışık söylerdi. Sanki intikam almak ister gibi. Ankara Devlet Operası’ndan kovuluşunun intikamı, yıllar boyu devletin onu yok saymasının intikamı. Bu sözü söylediğinde içim acırdı. Gerçek müzikseverler, çağdaş evrensel değerleri benimseyenler onu hiç unutmamışlardı ki. Bir de şu var: Leyla Gencer zirvedeyken sahneleri bıraktı ama öğrenci yetiştirmeyi misyon edindi. Hem yurtdışında hem Türkiye’de. Aydın Gün’le Yapı Kredi öncülüğünde başlayan Leyla Gencer Şan Yarışmaları; önce İKSV ve şimdi Borusan aracılığıyla sürmekte ve dünya operalarına genç solistler kazandırmakta.  

-Müthiş bir azim ve tutku öyküsü tabii onun ki. Ayrıca inanılmaz disiplinli, mükemmeliyetçi ve çalışkan. Onu başarıya ulaştıran etkenler arasında bunlar var elbette ama Leyla Gencer’i başka hangi özellikleriyle tanımlayabiliriz sizce?

Yazdığım kitapta da bu belgesel filmde de onu farklı kılan özelliklerini anlatmaya çalıştık. Sadece büyük sanatçıyı, divayı değil, insan olarak kişiliğiyle anlatmaya çalıştık. Zekiydi. Çok akıllıydı. Azimliydi. Dik başlıydı. Risk almayı seviyordu. Cömertti. Sevdiklerine, çevresine, öğrencilere, dostlarına, seyircisine, dinleyicisine hep verdi. Kendini hiç sakınmadı. Çok bilgili ve kültürlüydü... Farklı kültürleri özümsemişti. Doğu ve Batı’nın senteziydi. Komikti. Gülmeyi, eğlenmeyi seviyordu. Zor bir insandı da inatçıydı, kaprisliydi çünkü mükemmeliyetçiydi. Hep her şeyin en mükemmelini isterdi. Yanlışı kolay affetmezdi. Pespayelikten hoşlanmazdı.

↑ Ekibin Napoli’de San Carlo Operası’nda çekimleri.

↓ Zeynep Oral Mayıs 2018’de Milano’da La Scala Operası’nın 
dışında Leyla Gencer sergisinin afişi önünde.

‘Türk olmak onun için çok önemliydi’

-Polonya asıllı bir anneyle Türk bir babanın kızı olarak İtalya’da büyük bir ün kazanıyor ama Türklüğünden hiç vazgeçmiyor. Onun bu vatan sevgisini neye bağlıyorsunuz? İstediği ülkenin vatandaşlığına geçebilir ve belki çok da rahat ederdi, değil mi?

Aklının ucundan bile geçmedi farklı bir vatandaşlık almak. Köklerine çok bağlıydı. ‘Memleketim der’ başka şey demezdi. İtalya da dikensiz gül bahçesi değildi. Önceleri çok baskı gördü. Gelin, sizin adınızı değiştirelim. Size bir İtalyan ad verelim. Önünüzde uzun bir yol var; İtalyan vatandaşı olursanız, önünüzde kapılar açılır, vb... Bütün bunlar dendi. O hep “Hayır” dedi. Benim adım Leyla, Leyla Gencer. Hep hayır dedi. Benim ailem Safranbolulu. Benim köklerim Anadolu’da. Ben Türküm. Her zaman, son gününe dek tek pasaportu oldu. Türk pasaportu.

Sahnede yaşamak

-La Diva Turca gibi görkemli bir isimle anılmak kolay olmasa gerek. Bu ismi kazanmak için hangi zorluklara göğüs germişti Leyla Hanım?

Bir rolden ötekine, ünü arttıkça, cenneti ve cehennemi yaşıyordu. Cenneti, aryalarda dostluklarda, hayranlarının yüreklerinde yaşadı. Cehennemi, kıskançlıklarda, önüne çıkan engellerde ve tehditlerde. İmzasız mektuplar alıyordu. Gazetelerden kesilmiş harflerle: “Norma’yı oynarsan öldürüleceksin” yazılı mektuplar. Hepsine güldü geçti. Onun asıl cehennemi büyük korkusuydu. Perde açılmadan önce, uçurumun tam kıyısında durduğu an. Yapamayacağım. Olmayacak. Bu kez mahvoldum. Bu son. İşte her şey bitti. Zaten sesim de çıkmıyor. O büyük korkudan stresten kurtulmanın tek yolu, kendini uçuruma bırakmak, sahneye çıkıp şarkı söylemekti.

 

 Gencer’in adı zorlukları aşmamıza yetti

-İtalya çekimleri nasıldı? O süreçte karşılaştığınız güçlükler? Olumlu olumsuz koşullar nelerdi?

İtalya’da 3 kentte çok kısa sürede çok çekim yapmak zorundaydık. En büyük zorluk, opera yapılarının hep çok dolu olmasıydı. San Carlo’da çekim yaparken bir yandan Aida provaları sürüyordu. Scala’da çekim yaparken turistler opera turu yapıyordu. Bebek ağlamaları, çekiç sesleri arasında çekim yapmak durumundaydık. Gencer’in ilk sahneye çıktığı Napoli’deki Arena Flagrea artık özel sektöre verilmiş ve kapalıydı. Açtıramadık. Orayı “drone” ile çekti Selçuk. Bize tek yardımcı olan Leyla Gencer adıydı. Büyülü, tılsımlı bir değnek gibi. Kimden görüş istesek, hemen elbet diyordu. Bütün o maestrolar, ünlü opera yönetmenleriyle o sayede röportaj yapabildik. Üstelik yaptığımız röportajların büyük bölümünü de kullanamadık. Belgeseli Halit Ergenç’in seslendirmesi bence çok etkileyici oldu. Ayrıca sesleriyle katılan Selçuk Yöntem, Bergüzar Korel, Mehmet Günsür’ün de katkılarını da unutmamak gerek.


 


SABAH DAILY NEWSPAPER
2019.01.26

Leyla Gencer anısına belgesel


İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 20'nci yüzyılın en önemli opera sanatçılarından biri olan Leyla Gencer'in anısını yaşatmak için 'Leyla Gencer: La Diva Turca' belgeselinin yapımcılığını üstendi. Yönetmenliğini Metin Selçuk'un yaptığı belgeselin, metni ve senaryosunda Zeynep Oral'ın imzası bulunuyor. Halit Ergenç'in sesiyle güçlenen yapıma katkıda bulunan diğer sanatçılar ise Selçuk Yöntem, Bergüzar Korel ve Mehmet Günsür. 

SABAH DAILY NEWSPAPER
2019.01.27
ŞELALE KADAK

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2019.06.16

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2019.06.23
ZEYNEP ORAL

Dün – Bugün – Yarın

İzmir Festivalinde Leyla Gencer

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'nın   Uluslararası İzmir Festivali bu yıl 33 yaşında. Gülsin Onay'ın Chopin Akşamıyla açıldı ve o da tıpkı İstanbul festivali gibi Şanghay Filarmoni Orkestrası ve Fazıl Say konseriyle 1 temmuzda sona erecek.

Başlangıçla bitiş arasında, geçen hafta içinde bir akşam, yönetmenliğini Selçuk Metin'in yaptığı   metinlerini benim yazdığım Leyla Gencer Belgeseli gösterildi.

Selçuk Metin'le birlikte katıldık, gösterim öncesi kısa birer konuşma yaptık, gösterimden sonra da izleyicilerin sorularını yanıtladık. 

Çocukluğumda Elhambra Sineması olan o tarihi bina şimdi Elhambra Operası'ydı. Hem salon hem balkon doluydu. Ve gençler, bu film neden bütün kentlerimizde, bütün konservatuarlarda gösterilmez diye adeta hesap soruyordu.

Dayanamayıp içlerinden birine "Neden her yerde gösterilsin istiyorsun ki?" diye sordum (Elbet sahneden indikten sonraydı...)

Ne yanıt verdi biliyor musunuz: "Aydınlık, karanlığı yensin diye!"

Gece ne denli karanlık olsana, sabah mutlak güneş doğar yavrum.

 

HÜRRİYET BURSA
2019 October

CEMİYET BURSA
2019.10.30                                         

Bursa'dan "La Diva Turca" Geçti

Dünyanın önde gelen sopranolarından ve 20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Leyla Gencer’ in anısına hazırlanan “Leyla Gencer: La Diva Turca” belgeselinin Bursa gösterimi yapıldı.

Büyük yıldızla tanışma ve çalışma fırsatı bulmuş sanatçılarla yapılan söyleşiler aracılığıyla onu daha yakından tanıma fırsatı sunan “Leyla Gencer:La Diva Turca” belgeselinin yapımcılığını, Leyla Gencer Arşivi’ni de bünyesinde bulunduran İKSV, yönetmenliğini ise Selçuk Metin üstleniyor. Belgeselin metni ve senaryosunda gazeteci ve yazar Zeynep Oral’ın imzası bulunuyor. Türkiye Devlet Hastaneleri ve Hastalara Yardım Vakfı (HASVAK) Bursa Şubesi’nin ev sahipliğindeki belgesel gösterimi Podyum Sanat Mahal’de yapıldı.
 
Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun açılışı için Bursa’ya gelmişti.
 
Yönetmen Selçuk Metin ve senarist Zeynep Oral’ın da katıldığı gösterim öncesinde HASVAK Bursa Şubesi Başkanı Emire Eren her iki isme teşekkür plaketi verdi. Halit Ergenç’in sesiyle güçlenen belgeselin çekimleri 2018 yılı boyunca Milano, Roma, Napoli ve İstanbul’da yapıldı.  Uzun yıllar İtalya’da yaşayan Gencer, 1957 yılında hocası Muhsin Ertuğrul’un daveti üzerine Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nun açılış için Bursa’ya gelmişti. Üstelik o gece anlaşması gereği Viyana’da olmasına rağmen. “La Diva Turca”, 2008 yılında Milano’da ölen ve vasiyeti üzerine yakılarak külleri İstanbul Boğazı’nın sularına dökülen Leyla Gencer’in hayatını merak edenler için önemli bir kaynak. Geceden elde edilen gelir HASVAK’ın Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan öğrenciler için oluşturduğu burs fonuna aktarılacak.

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2019.11.30

ACADEMIE DE STRASBOURG

2019.12.11

Cinéma de Turquie à Strasbourg

20 décembre 2019 20 :15 – 22 :15

11 décembre 2019 au 14 janvier 2020, le cinéma Odyssée Strasbourg propose de (re)découvrir quelques œuvres majeures…

Projection-débat : “Leyla Gencer : La Diva Turc” – Cinéma Turc

Leyla Gencer : La Diva Turca
De Selçuk Metin
Turquie – 2019 – 1h25 – VOST

La fondation stambouliote pour la culture et les arts a commémoré en 2018 l’une des plus grandes chanteuses d’opéra du 20ème siècle, Leyla Gencer, à l’occasion 10ème anniversaire de sa mort, avec la 9ème édition de la compétition vocale Layla Gencer et une exposition intitulée « Primadonna et Solitude ». Cette année, sa mémoire sera perpétuée par un documentaire produit par IKSV, qui détient les archives Leyla Gencer. Leyla Gencer : La Diva Turca présente des interviews avec des connaissances de la chanteuse, de même qu’avec son cercle d’amis les plus intimes. Les interviews ont été conduites durant toute l’année 2018 à Milan, Rome, Naples et Istanbul.

Du 11 décembre 2019 au 14 janvier 2020, le Cinéma Odyssée Strasbourg propose de (re)découvrir quelques œuvres majeures du cinéma turc avec, entre autres, la projection de "Miracle dans la cellule" et de "Sibel". 

Le Cinéma Odyssée Strasbourg vous propose de (re)découvrir quelques œuvres majeures du cinéma turc.




CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER
2019.12.22
ZEYNEP ORAL

Strasbourg'da bir akşam

Odyseé sineması

Türkiye’den bir isteğiniz var mı, gelirken ne getireyim diye sordum telefonda...

Karşımdaki ses ciddi ciddi: “Türkiye’den tek isteğim var, laik ve demokratik bir devrim...” diye yanıtladı. Böylelikle Strasburg’da nasıl bir insanla karşılaşacağımı biraz anlamış oldum.

Faruk Günaltay’dan söz ediyorum... Avrupa’nın göbeğinde, “Avrupa’nın Başkenti” sayılan bir kentte, kültür bakanlarının yapması gerekenleri, kendi ekibiyle yapmayı yıllardır sürdüren insandan!

Ne zamandır duyardım, Nilgün Cerrahoğlu’nun güzelim yazılarından izlerdim, dünyadaki ilk “Türk Sinema Günleri”nin Strasburg’da Faruk Günaltay tarafından düzenlendiğini...

Bu yıl 31. kez gerçekleşiyor. Yapımını İKSV’nin üstlendiği, Leyla Gencer belgeselimiz bu yılki “Türk Sinema Günleri”ne davet edilince, yönetmen Selçuk Metin’le birlikte soluğu Strasburg’da aldık. Önce kısa bir kısa bir anımsatma: Sinema tutkunu, büyüdüğü Strasburg’da sinema eğitimi alan, sinema dergileri çıkaran, uzun yıllar Avrupa Konseyi Sinema Fonu Eurimages’ın Türkiye temsilcisi olarak sinemamıza katkıda bulunan ve en önemlisi “Amerikan sinemasına değil; Amerikan Sineması hegemonyasına karşı olan” Günaltay, sadece Türk filmleri günleri düzenlemiyor. Avrupa filmlerine öncelik tanımakla başlayan etkinliklere Uzak Asya ülkelerinden, Latin Amerika’ya, dünyadaki farklı kültürleri buluşturuyor. Bir değil birkaç kültür bakanının işlevini görüyor demem boşuna değil.

Asırlık mucize

Filmimizin gösterileceği Odyssée Sineması bir mücevher. Mimari ve tarihi mücevher. Dünyadaki en eski ve hâlâ ayakta duran 6 sinemadan biri. (Ötekiler: Londra ve Brighton; Madrid, Saraybosna ve St. Petersburg’da) 1913’te inşa edilmiş, ilk film gösterimi 1914’te. Bu tarihten önce (1907’den beri) filmler birahanelerde, sirklerde ve randevuevlerinde gösteriliyor.

Tarih boyunca Almanlarla Fransızlar arasında gidip gelen Alsace bölgesinde bu mücevher sinema binası Almanlar tarafından Berlin Alexanderplatz’daki tiyatronun eşi olarak yapılmış. Adı da UT, yani Union Theater. 1. Dünya Savaşı bitince yeniden açılıyor. 2. Dünya Savaşı’nda kapanıyor. Nazi işgalinde “Soldaten Kino” SS’lerin sineması oluyor. Savaş sonunda, yalnız sinema değil, tüm yapılar yine Fransızların... Sinemayı belediye sahipleniyor. Çok perdeli sinemalar yaygınlaşınca, kapitalist düzene yenik düşüp 1986’da kapatılıyor. Ve işte Faruk Günaltay sahneye giriyor. Sosyalist belediye, kültürleri buluşturacak, ırkçılığa, ayırımcılığa son verecek projeyi destekliyor.

O gün bugün bir kültür merkezi işlevi gören sinemanın direktörü Faruk Günaltay. İlk iş sinemanın adını değiştiriyor. Jean Luc Godard’ın “Nefret” filminde Fritz Lang, “Odysée” adlı hayali bir film çevirir... İşte bu iki ustaya saygı olarak sinemanın adı “Odysée” oluyor.

Seyircinin çoğu Fransız

Asırlık mucize diye de adlandırılan sinemadan içeri girince salona hayran olmamak imkânsız. Sırma süslemeli sütunları, pırıl pırıl sahne ağzı, kırmızı kadife perdesi, kırmızı kadife koltukları, görkemli balkonu ve merdivenleri, kubbeli süslü püslü tavanıyla göz alıcı...

Leyla Gencer belgeselini izlemeye gelenlerin çoğunluğu Fransızlardı. Oysa Strasburg Türklerin Fransa’da en yoğun olduğu kentlerinden biri. Ama onlar ya Noel alışverişinde ya tatilde ya da resmi temsilciler bu sinemanın muhalif tutumundan rahatsız. Çünkü bu sinemanın bir özelliği de insan haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne öncelik vermesi!

Seyircinin çoğunun Fransız olmasına şaşmıyorum. Çünkü burası, sadece Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, İnsan Hakları Mahkemesi ve daha nice uluslararası kuruluşun merkezi değil, sanat ve kültür kenti aynı zamanda.

Strasburg bir masal kent. Harika korunmuş. Zavallıların (!) bir gökdeleni, bir AVM’si yok. 450 bin nüfusluk kentte devlet opera ve balesi, devlet tiyatrosu, iki şehir tiyatrosu var. Yıllık bütçesinin yüzde 27’si kültür ve sanata ayrılıyor. Guttenberg, matbaayı burada keşfetmiş... 50 bin öğrencilik üniversitesiyle, 1945’ten bu yana tıp, kimya, fen ve ekonomi dallarında 5 Nobel kazanmış.

Gösterimden sonra Selçuk Metin’le birlikte soruları yanıtlıyoruz. Ve Türkiye’nin aydınlık, çağdaş, evrensel yüzünü paylaşabildiğimiz için bir kez daha Leyla Gencer’e, minnet duygularımızı iletiyoruz. Teşekkürler Faruk Günaltay! İyi ki varsın!



GAZETE KADIKÖY
2020.04.03           

SABAH DAILY NEWS PAPER
2020.04.02

Leyla Gencer'in Hayatı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), yapımcılığını üstlendiği Leyla Gencer La Diva Turca belgeselini dijital platformlar üzerinden ücretsiz olarak erişime açıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), yapımcılığını üstlendiği Leyla Gencer: La Diva Turca belgeselini dijital platformlar üzerinden ücretsiz olarak erişime açıyor. Sanatseverler, 20'nci yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında gösterilen Gencer'in yaşam öyküsünü anlatan belgeseli bugünden itibaren İKSV'nin YouTube kanalı üzerinden izleyebilecek. Çekimleri 2018 boyunca Milano, Roma, Napoli ve İstanbul'da gerçekleştirilen belgeselde; Gencer'le tanışma ve çalışma fırsatı bulmuş sanatçılarla yapılan söyleşiler de var.

ITALIAN HIGHSCHOOL
2020.04.08

SCREENING / QUESTION & ANSWER INNIS COLLEGE [Toronto]
2022.12.11




Q&A ON DOCUMENTARY

REVISTA DE MUSICA VOCAL

2023.09.20
REVISTA DE MÚSICA VOCAL ERUDITA BRASILEIRA
ESCOLA DE MÚSICA DA UFMG

Vozes, memória e esquecimento:

Sobre cantoras de ópera no Rio de Janeiro do século XIX

Paulo M. Kühl

Universidade Estadual de Campinas – U NICAMP

pmkuhl@unicamp.br

ENSAIO

Editor-Chefe: Mauro Chantal
Layout: Mauro Chantal e Edinaldo Medina
License: "CC by 4.0"

Enviado: 20.09.2023

Aceito: 29.10.2023 Publicado: 01.12.2023

RESUMO: O presente ensaio aborda dados sobre a representatividade de cantoras de óperas que atuaram no Rio de Janeiro do século XIX a partir de informações fornecidas pela imprensa carioca. A divulgação de informações do período supracitado contribuiu para fixar nomes de artistas estrangeiros que se apresentaram no Brasil de modo a favorecer, inclusive, o comércio local, com a venda de cartes de visites e partituras. Historicamente, nota-se, após a chegada desses artistas, uma sequência bifurcada: ou um desapontamento, seguido por lamúrias e debates nos jornais; ou o sucesso, às vezes gigantesco, levando a atitudes exacerbadas que não deixavam de chamar a atenção da imprensa.

PALAVRAS-CHAVE: Cantoras de ópera no Rio de Janeiro do séc. XIX. Ópera no Brasil. Imprensa no Brasil do séc. XIX.

Voices, memory and oblivion: About opera singers in 19th century Rio de Janeiro

ABSTRACT: This essay addresses data on the representation of opera singers who performed in Rio de Janeiro in the 19th century based on information provided by the Rio press. The dissemination of information from the aforementioned period contributed to establishing the names of foreign artists who performed in Brazil in order to also favor local commerce, with the sale of cartes de visites and sheet music. Historically, after the arrival of these artists, there was a bifurcated sequence: either disappointment, followed by complaints and debates in the newspapers; or the success, sometimes gigantic, leading to exacerbated attitudes that never failed to attract the attention of the press. KEYWORDS: Opera divas in Rio de Janeiro in the 19th century. Opera in Brazil. Brazilian press in the 19th century.


Revista de Música Vocal Erudita Brasileira - Escola de Música da UFMG. Belo Horizonte, v. 1, n. 1, dezembro 2023. Seção: Ensaio. ISSN: 2965-629X.

XIX no Rio de Janeiro conhecida até o momento, é uma exceção18. Além dos retratos, é constante a publicação de anúncios de trechos das óperas, adaptados para instrumentos (canto e piano, piano, piano com algum outro instrumento), de modo a permitir que as pessoas levassem para casa um pouco do que era  apresentado nos teatros. Claro que podemos entender o uso do nome de cantoras nas partituras como um chamariz, uma tentativa de associar a venda da partitura a uma experiência específico, sendo assim um recurso comercial. Ao mesmo tempo deve-se entender que o recurso só existe porque, de algum modo, as pessoas se interessavam pelas cantoras. Publicações como Ó mio Fernando, grande e linda cavatina da ópera A Favorita, em que tem de estrear a célebre Mme Stolz [sic] no Teatro Provisório, para piano e canto, tal qual se acha na partitura [...] A mesma cavatina, arranjada para piano só pelo maestro Truzzi, ou Rosina Stoltz: quadrilha de contradanças da Favorita, ou O trovador: 2a. quadrilha para piano...: dedicada à eximia. cantora Mme. Charton, ou ainda, Os encantos da Charton: Valsa para piano (1854) são exemplos de como o mundo editorial de música se mobilizava com a vinda de determinadas pessoas. Se o objetivo era vender partituras, neste caso, a associação a determinados nomes só acontecia porque de fato existia algum apelo.

Lembro aqui um exemplo que nos ajudará a pensar a questão da efemeridade

das vozes. O filme Leyla Gencer: La diva turca é um documentário sobre a grande cantora, de autoria de Selçuk Metin e lançado em 2019. O filme mostra vários episódios da vida e da carreira da cantora, mas o que me interessa destacar aqui são dois momentos em particular. Logo no início, ouvimos a conhecida ária Addio, del passato, do terceiro ato da Traviata de Verdi, na voz da cantora, com uma paisagem da costa da Turquia. O efeito esperado é de certo saudosismo, já que o filme foi realizado para celebrar os dez anos do falecimento de Gencer, ocorrido em 2008. De certo modo, os significados da ária, sobretudo da despedida, são transpostos para a vida da cantora, para suas realizações e, é claro, para sua voz. A narração inicial do filme pede um minuto de silêncio para a grande diva que se foi, conferindo um tom sentimental para tudo o que virá a seguir. O filme é um grande tributo à cantora, assim como o eram os poemas escritos em homenagem no século XIX, só que desta vez disfarçado na forma de documentário. Mas o que mais me interessa é aquilo mostrado na apresentação dos ...


18 Para detalhes, veja-se DIAS (2019).
 
Revista de Música Vocal Erudita Brasileira | UFMG | v. 1 - n. 1 - 2023 | Seção Ensaio | e01230109 14

 ... créditos (METIN, 1:19:38): do lado esquerdo da tela, a cantora sentada em um palco, diante da plateia de um seminário em Istambul em 1999, ouvindo a gravação do final da Norma, de 1965. Ao ouvir, mais de trinta anos depois, sua própria voz gravada, nota-se claramente em Gencer uma sequência de emoções, sobretudo através de seu rosto, que se vai transformando, das lágrimas que vão escorrendo e de alguns movimentos corporais, indicando o grande turbilhão por que estava passando. A súplica de Norma, pedindo que seus filhos sejam poupados, no momento da apoteose da ópera, ganha talvez novos significados no filme, já que o diretor cria, na combinação da cantora ouvindo sua própria voz do passado, mais um momento em que se torna clara a efemeridade das grandes realizações e o caráter passageiro das vozes, mesmo quando registradas.

Com isso, percebe-se o esforço gigantesco para guardar certas memórias relativas às vozes e às experiências dos espetáculos, tanto no domínio mais propriamente sonoro e musical, como também no aspecto visual. Esse esforço parece acompanhar o próprio passado da ópera e, talvez, da música em geral, e talvez ainda seja cedo para dizer se no Rio de Janeiro do século XIX haveria especificidades com relação a outros lugares. No fundo, nas viagens do repertório e das pessoas envolvidas com as produções de ópera, vários outros elementos também circulavam, como os modos de percepção e de apreciação, assim como o culto de certas personalidades. Mas desde cedo havia a sensação de que as vozes, mesmo as melhores, passariam, junto com a certeza de que outras viriam, cada qual para seu tempo, como um eco constante do aforisma de Hipócrates, citado posteriormente por Sêneca, e que tanta fortuna teve na cultura ocidental: breve é a vida, longa é a arte.


Referências
- Livros
MACEDO, Joaquim Manoel de. O moço loiro. Rio de Janeiro: Carlos Haring, 1845.
MACEDO, Joaquim Manoel de. A nebulosa. Rio de Janeiro: J. Villeneuve, 1857.
MACHADO DE ASSIS. Obras Completas. Rio de Janeiro: Nova Aguilar, 1985.
SIMONI, LUÍS VICENTE DE. Dicionário Histórico-Biográfico das Ciências da Saúde no
Brasil (1832-1970). Capturado em 20 out. 2023. Online. Disponível na internet
https://dichistoriasaude.coc.fiocruz.br/dicionario.
- Artigos em Periódicos
ALMEIDA, Anita. C. Lima de. Medicina em versos no Rio de Janeiro oitocentista: os escritos de Luís Vicente de Simoni. In: Revista Brasileira de História da Ciência, Rio de Janeiro, v. 6, n. 2, p. 267-282 jul | p. 267-282, 2013.
ARAÚJO PORTO-ALEGRE, M. de. Ideias sobre a Música. In: Nitheroy, Revista Brasiliense.
Paris: Dauvin et Fontaine, t. 1, p. 160-183, 1836.
DIAS, Elaine. O retrato de Anna de La Grange como Norma, de Louis-Auguste Moreaux a retratística teatral e a circulação de modelos no Brasil do século XIX. In: Revista do Instituto de Estudos Brasileiros, (73), p. 170-193, 2019.
https://doi.org/10.11606/issn.2316-901X.v0i73p170-193
GLIXON, Beth L. More on the Life and Death of Barbara Strozzi. In: The Musical Quarterly, Vol. 83, No. 1, p. 134-141, 1999.
GLIXON, Beth L. New Light on the Life and Career of Barbara Strozzi. In: The Musical Quarterly, Vol. 81, No. 2, p. 311-335, 1997.
JACKSON, K. D. Machado musical. Notas sobre música e escrita. In: Machado de Assis em Linha 12 (26), Abril 2019.
https://doi.org/10.1590/1983-6821201912267
KÜHL, Paulo M. Construindo a ópera nacional: A Marília de Itamaracá de L. V. De-Simoni.
In: Resonancias, vol. 20, n°39, julio-noviembre 2016, p. 113-135. DOI:
10.7764/res.2016.39.6
PENA, Martins. Folhetins A Semana lírica. Rio de Janeiro: Ministério da Educação e Cultura, Instituto Nacional do Livro, 1965.
RUTHERFORD, Susan. The prima donna and opera, 1815-1930. Cambridge [Inglaterra]: Cambridge University Press, 2006.
 
- Dissertação
HEISE, Pedro F. A introdução de Dante no Brasil: o Ramalhete poético do parnaso italiano de Luiz Vicente De Simoni. 2007. 102 f. Dissertação (Mestrado) - Faculdade de Filosofia, Letras e Ciências Humanas, Universidade de São Paulo, São Paulo, 2007
 
- Libreto
SACRATI, Francesco; STROZZI, Giulio. La Finta Pazza. Veneza: Per Gio. Battista Surian, 1641. Disponível: https://www.loc.gov/item/2010666182/ Último acesso: 18 de
outubro de 2023
 
- Vídeo
METIN, Selçuk. Leyla Gencer: La Diva Turca, 2019. Disponível em:
https://www.youtube.com/watch?v=AHZRICOZM-8 Último acesso: 18 de outubro de 2023.

Esasio-Voices-Memory-ve-Unvion-Opera-Şarkıcıları-Rio-de-Janeiro-do-Século-xix_paulo-Mugayar-Kuhl