RECITAL 

Hagia Eirene Museum, İstanbul
06 July 1984 

12. ISTANBUL INTERNATIONAL FESTIVAL 

Leyla Gencer soprano
Vincenzo Scalera piano

SELF PORTRAITS

I - La Turca
Monteverdi La mia Turca che d’Amor non ha fè (for solo voice)

II – L’Amorosa
Vivaldi Se cerca, se dice L’Olimpiade
Beethoven La partenza (WoO 124)
Rossini 8 ariette "Soirées musicales" 3. La partenza

III – La Sacardotessa
Spontini Caro oggetto La Vestale
Donizetti Foan, Foan! Ahi misera Cantata Saffo for solo voice and piano

IV – La Regina
Carissimi Caterina Cornaro’s recitativo and aria
Carissimi Ferma, lascia ch’io parli Lamento e morte di Maria Stuarda

V - La Maga
Mayr O furie, che un giorno Medea in Corinto
Handel Tornami a vagheggiar Alcina

VI – La Zingara
Bizet Le matin L’Arlesienne
Verdi La Zingara from six romances

Recording date

Photos © YURDAER ACAR, Istanbul

Note: The recital broadcast by TRT

Festival Poster Design by Feridun Sayıklı































SOMUT MAGAZINE
1984.01.20

YARIN MAGAZINE
1984 June

CUMHURİYET DAILY NEWSPAPER                               

1984.07.11
FİLİZ ALİ
 
Bir büyük piyanist, aceleci bir keman ve Leyla Gencer
 
Konser mevsimi boyunca dinlediğim konserlerin yarısından çoğunda sık sık dikkatimin dağıldığını, aklımın dinlediğim konserle ilgisi olmayan düşüncelere kaydığını itiraf etmeliyim. Müzisyenlere musallat olan bir hastalıktır bu, "deformation professionelle" diye tanımlanabilir. Yani bizim ilgimizi çekmek zordur. Çok değişik, yeni şeyler duymalıyız ki kulaklarımız dikilsin.
Piyanist Michele Campanella'nın resitalinde ise dikkatimin bir an bile dağılmamasını neye yorabilirdim? Resitali başından sonuna neredeyse nefes almaktan korkarak dinledim. Nasıl bir piyanistle karşı karşıyaydık? Çağdaş bir piyanist, yani piyanoda fırtınalar koparan, gök gürültülerini andıran patlamalarla çalgının ses yoğunluğu olanaklarını alabildiğine, ama zorlamadan kullanan çağdaş bir piyanist. Martha Argerich, Maurizio Pollini, İdil Biret gibi bir çeşit sihirbaz... Virtüözler katına ulaşmış pek çok piyanist, pianissimo (çok hafif) ile fortissimo (çok kuvvetli) arasında kestirmeden dört beş yol bulup az renkle idare ederken, Campanella'nın parmakları, kolları, bedeni ve kafası elli çeşit değişik renk, gölge, nüans yaratabiliyor. İstediğinde suyun dibini net gösteren bir berraklıkta, istediğindeyse olağanüstü pedal hâkimiyetiyle sisli, puslu ve bulanık renklerle piyanodan çıkmasını ummadığımız sesler buluyor. Üstelik bunun bu bin bir çeşit renk ayrımını, üzerinde hiç prova yapma olanağı bulamadığı bir Bösendorfer'den elde ediyor.
 
Piyano peşinde yaşanan serüven
Avrupalı piyanistler, ülkemizin koşulları karşısında afallıyorlar genellikle. Konserlerinde daima kendi seçtiği Steinway'lere alışmış olan Campanella, İstanbul’a geldiğinde kendisine gösterilen emektar Steinway karşısında öyle umutsuzluğa düşüyor ki, bir ara konseri iptal etmek bile geçiyor aklından. Tuşesini Steinway'e göre ayarladığını, Bösendorfer'e alışkın olmadığını söyleyen piyanist, yine de hiç olmazsa üzerinde çalınabilir bir piyano bulduğuna tam sevinecekken, Bösendorfer'in yukarı salondan aşağı salona indirilemeyeceği kendisine münasip bir dille bildiriliyor. Konser öncesi odasında dinlenip konsantre olacağına piyano peşinde koşmaya başlayan sevimli ve inatçı İtalyan piyanist, sonunda kurnazlık ve tatlı dille konserden birkaç saat önce Bösendorfer'ine kavuşuyor. AKM'nin akordörlerinin de yardımıyla piyanoyu istediğine yakın bir duruma getiriyor ve hiç prova yapmadan soluk kesen resitaline başlıyor
 
Uto Ughi ve aceleciliği
Çalgısını, kemancılar gibi koltuğunun altında taşıyamayan piyanistlerin korkulu kaderi bu işte. Campanella'nın büyüklüğü ise her koşula uyabilen beceri, ustalık ve yetenekle donanmış olması. (Program: R. Schuman; "Gece Parçaları"; F. Liszt: "Si Minör Sonat", Mussorgski; "Bir Sergiden Tablolar.")
Uto Ughi, tartışmasız günümüzün önde gelen keman virtüözlerinden biri. Ne var ki, teknik üstünlüğü, sel sularına kapılmış gibi sürüklenen coşkusu ve aceleciliği insanı nefes nefese bırakıyor. Dünyayı verseler, böyle başını alıp giden bir kemancının peşinde nal toplayan piyanist durumuna düşmek istemem. Fakat piyanist Eugenio Bagnoli, kaçın kurası... Uto Ughi gibi dur durak bilmeden devamlı koşan bir sanatçının soluğunu sürekli ensesinde duysa da hiç renk vermiyor. Uto Ughi'nin, Paganini şeytanlığında tekniği, elindeki Stradivarius'tan çıkan enfes ses tonu insanı büyülemiyor değil aslında. Ah, biraz aceleci olmasa. Bir de stil anlayışı açısından, Haendel Sonat'ın ve Beethoven "Kreutzer” Sonat’ın yorumlarına katılmadığımı söylemek zorundayım. Resitalin bence en doğru ve güzel yorumu Dvorak'ın Dört Romantik Parçasıydı. Alkışlar üzerine çaldığı Paganini Keman Konçertosu’nun son bölümünde ise kemancı artık tümüyle kendi sahasında oynuyordu.
 
Renata Holm ile Margareta Hintermeier
Soprano Renata Holm ile mezzo soprano Margareta Hintermeier, lied (şarkı) müziğine gönül verenleri mutlu eden konserlerinde, Schubert, Schumann, Mendelssohn, Brahms, Wolf, Reger, Richard Strauss ve Alban Berg'in lied ve ikililerini seslendirdiler. Programda bu bestecilerin dört mevsimi konu alan eserleri yer anıyordu. Renata Holm'un yumuşak, rahatça akıp giden, legatosu insanı hayran bırakan bir sesi var. Hintermeier ise sahne sevimliliği olan, müzikal ve renkli sesli bir mezzo-soprano. Söyledikleri liedlerin tümü, lied sanatının incelikleri yansıtılarak yorumlandı. Yalnız bu konserlerle ilgili iki şey beni rahatsız etti. Birincisi programda yapılan değişiklik, öteki de sanatçıların zaman zaman notaya gömülmeleriydi. Sahnede, şarkı söyleyen sanatçı ile dinleyici arasında göz göze bağ kurulmalıdır kanımca. Özellikle, dinleyicinin anlamadığı bir dilde söylenen şarkılar, ancak bu göz göze iletişim ile hedefe ulaşabilir. Ana dillerinde ve şan repertuvarının en tanınmış liedlerinden oluşan bir programı, hele bir festival programının bir bölümünü ezbere söylememekle, bence her iki sanatçıdan önce kendilerine haksızlık ettiler. Nota bir can simidi, güvenlik kemeri gibi yanlarında durabilirdi, ama notanın esiri olunca dinleyici ile kurulması gereken bağ büyük ölçüde zedelendi.
 
Leyla Gencer
Leyla Gencer'i sahnede son kez (operada) 1962 yılinda Verona'daki Arena'da, Verdi'nin "Maskeli Balo" operasında izlemiş, sahneye adımını attığı anda binlerce kişilik Arena'da herkesin soluğunu tuttuğuna tanık olmuştum. Kişiliği, oyun gücü ve sesini kullanmadaki ustalığı ile gelmiş geçmiş büyük sopranolar arasında yerini almış olan Leyla Gencer'i yarattığı Donizetti rollerinde görmemiş olmak içimde hep ukde olarak kalacak. Bu yıl Aya İrini'de verdiği resitali yine çok az bilinen ve söylenen eserlerden oluşuyordu. Monteverdi, Vivaldi, Beethoven, Rossini, Spontini, Donizetti, Carissimi, Mary, Haendel, Bizet ve Verdi'nin “Kadını” konu alan şarkılarını yorumladı Leyla Gencer.
Klasik, bel canto ve lirik yapıtların tümünde bilgisi ve ustalığıyla insanı şaşırtan Leyla Gencer'i asıl büyük yapan, istediği zaman istediği etkiyi anında elde etmesini bilmesiydi. Konser boyunca hep bizlerden bir şeyler sakladı sanki. Zaman zaman kendini tümüyle açığa çıkardığında, diyaframını hâlâ ne denli ustaca kullandığını, "floritura" pasajlarda nasıl uçup gittiğini, dramatik anlarda nasıl etkileyici olabileceğini bir kez daha kanıtladı. Ona ve müzisyenliğine doymadan konserin bittiğini anlayarak, içimizde yarım kalmış bir coşkuyla, Aya İrini'den ayrıldık.

MİLLİYET ART MAGAZINE
1984.07.15
FARUK YENER
 
Leyla Gencer, piyanist Vincenzo Scalera eşliğindeki şarkı akşamı boyunca zekice, akıllıca hazırlanmış bir program dinletti. Batı evreninde gölgelenmeyen onurlu bir ünü başarıyla koruyan, son yıllarda Paris’teki konserleriyle Fransız müzik çevrelerini daha önce tanımamış olmanın pişmanlığına götüren sanatçımız, ulaştığı olgunluk sürecinde gene büyüktü, uzun süre öyle de kalacağa benziyordu.
Değerli şarkıcı, kadın kavramına adadığı Aya İrini akşamında altı bölüm dizeledi: Türk Kadını, Aşk Kadını, Din Kadını, Kraliçe Kadın, Sihirbaz Kadın, Çingene Kadın ve onları saklandıkları arşivlerden alıp uyandırarak tekrar yaşam sunan Şarkıcı Kadın… Leyla Gencer’in hayran kaldığım yönlerinden bir şarkı söyleme sanatını kendine özgü bir tür “müzikli söyleşi” üslubuna dönüştürüp aslında çok güç olan bir işlev çerçevesinde kolaymış kanısını uyandırırken, şarkıyı en güzel biçimde sesleyebilmesi. Ses yeğinliği her ölçüde “melek” benzeri pp’lerde olsun, sihirbaz haykırışı ff’lerde olsun müzik niteliğini yitirmiyor onda. Fiziksel koşullandırma sonucu sağlanmış olağanüstü kas denetimi soluğu düzenlerken, hançere de üretilen titreşimler çalışmaların getirdiği esneklik sonucu istediği notu tutup, gerekirse “legato”yu, ya da karşıtı “staccato”yu gerçekleştiriyor kolayca.  
Bunların yanı sıra uzun deneyim ve derin “şarkı kültürü” öylesine bir güven sağlamış ki, en güç parçalar çözülüveriyor arka arkaya ve soylu bir kişilik oluşuyor, hani bütün İtalya ve bazı Avrupa ülkelerinde meraklıları hayran bırakan soyluluk…
Festival konseri Leyla Gencer’in bütün yönlerini kolayca gözleyecek eserlerle düzenlenmişti; özellikle Spontini, Carrisimi ve Bizet’den seçilenler. Sanatçı alkışları Chopin’in şarkılaştırılmış iki mazurkası ile yanıtladı: şiirli ezgiler, şiirli sözcükler, şiirli seslendiriş…
Aya İrini’den ayrılanlar mutluydu o akşam; mutluluğu çoğaltmaksa, biliriz büyük sanatçıların harcıdır ancak.